beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
KURABİYE
Tarih: 27-04-2026 11:00:00 Güncelleme: 27-04-2026 11:00:00


​80’li yıllarda ilkokula giderken, Fen Bilgisi dersinin ödevleri bazen heyecan verici deneylerden oluşurdu. 

Bir gün, doğal kuyuların nasıl oluştuğuna dair bir ödev verilmişti. Bahçede taş ve kum kullanarak küçük bir kuyu maketi yapacaktık. Bir arkadaşım, "Gel, bizim bahçede yapalım," dedi. Annemden izin alıp gittim. O zamanlar dünya bu kadar tekinsiz değildi; sanki her kadın anne, her erkek babaydı. Ya da çocuk kalbimize öyle denk gelmişti, bilemiyorum.

​Kitaptaki tarifleri izleyerek kuyu yapmaya başladık. Bir ara yorulunca arkadaşım mutfaktan beyaz, iştah açıcı kurabiyeler getirdi. O dönem bildiğimiz tek lüks, "anne keki" ya da onun hamuruna biraz fazla un katılarak yapılan "anne kurabiyesi"ydi. 

Arkadaşımın ablaları gezmeye gitmeden önce tepsilerce yapmışlardı. O kurabiyenin damağımda bıraktığı tadı tarif etmem imkânsızdı; sanki dünyanın en lezzetli yiyeceğiydi.

​Seneler geçti, o tat hafızamdan hiç silinmedi. 

Dün, bir nostalji rüzgarıyla mutfağa girdim ve o kurabiyeyi yaptım. 

Malzemesi o kadar basitti ki: Sıvı yağ, pudra şekeri ve un. Çayı demledim, ilk lokmayı aldım... Koku aynıydı, doku aynıydı. Ama o "lezzet" orada değildi.

​Artık envaiçeşit tatlıyı tatmış, sağlık sebebiyle şekerden uzaklaşmış olan "bugünkü ben", senelerdir hasretini çektiği o tadı bulmuş ama aynı heyecanı duyamamıştı. Evdekiler şaşkınlıkla, "Öve öve bitiremediğin, özlediğin kurabiye bu muydu?" diye sordular.

İçimde bir şeyler kırıldı sanki. Ve bu kırılmayla açığa çıkan duygular beni derinden etkiledi. 

​O an anladım ki; her şey kendi zamanında güzelmiş,

Her şeyin tadı, o zamanın damağında saklıymış. 

Kurabiye aynı olsa da onu tadan dil değişmiş, o duyguları yöneten zihin değişmiş. 

Zaman, giderken sadece yılları götürmemiş; ilklerin verdiği o eşsiz heyecanı da yanında sürüklemiş. İlk bayramlığın, ilk fırfırlı eteğin, ilk topuklu ayakkabının ya da bir gelinin düğünde takılan ilk altın bileziğinin sebep olduğu o tarifsiz mutluluğu sonrakiler veremiyor.

​Aklıma, bilezikleri "bozdurulmak" üzere ellerinden alınan ve senelerce o kaybın telafisini bekleyen kadınlar geldi. Bazıları o hevesle ölür, bazıları ise seneler sonra o bileziklere kavuşur. Ama o gün gelip çattığında, artık ne o eski sevinç kalmıştır ne de o eski heyecan. Çünkü zaman, kadının umutlarını ve beklentilerini de beraberinde götürmüştür. Zaman içinde kadın, vaz geçmeyi öğreniyor, başka  şeyleri tadıyor, kendi de değişiyor, alışkanlıkları ve duyguları da değişiyor...

Vaz geçmeyi, onsuz yaşamayı öğrenmiştir. 

​Asıl mesele kurabiye ya da bilezik değil. Bir şeyin tadı, tam vaktinde elinden alındıysa, yıllar sonra iade edilmesinin bir anlamı kalmıyor. Telafisi mümkün olmayan en büyük kayıp, bir duygunun "zaman aşımına" uğramasıdır.



Bu yazı 2 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI