İnsanoğlu, var olduğu günden beri ilim ile cehalet, edep ile sefahat, nizam ile fesat arasında gidip gelen bir imtihanın içindedir. Her asır, kendi buhranlarını doğurmasına rağmen; bazı devirler vardır ki, çözülüş yalnızca bir sahada kalmayıp bütün bir cemiyet dokusuna sirayet eder. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi de maatteessüf böyle bir çözülüşün emarelerini taşımaktadır.
Bugün eğitim sahasında zuhûr eden hadiseler, yalnızca bir eğitim problemi değil; aynı zamanda ahlâkî ve manevî bir buhranın tezahürüdür. Talebenin muallimine karşı hürmetini kaybetmesi, şiddetin sıradanlaşması ve aile müessesesinin sarsılması, bu buhranın en bariz göstergeleridir.
Hâlbuki ilim ve edep, bizim medeniyetimizin iki mühim sütunudur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
Evvelce muallim, cemiyetin en mümtaz şahsiyeti addedilir; talebe ise edep, hürmet ve itaatle onun huzurunda bulunurdu. Bugün ise malesef, bazı menfur hâdiseler göstermektedir ki, talebenin muallimine karşı hürmetsizliği artık sadece sözde kalmayıp fiile dökülmüş; şiddet ve hatta cinayet gibi elim vakalarla tezahür etmiştir.
Hâlbuki tarih sahnesine nazar ettiğimizde, muallim ile talebe arasındaki münasebetin ne derece ulvî ve muhterem bir zemine oturduğunu müşahede ederiz. Bu bakımdan, geçmişin ibret levhaları bugünün karanlığını aydınlatacak en mühim meşalelerdendir.
Evvela, İslam medeniyetinin altın çağlarına baktığımızda ilim ve edep mefhumlarının ayrılmaz bir bütün teşkil ettiğini görürüz. İlmi yalnızca bilgi yığını olarak değil, aynı zamanda bir ahlâk terbiyesi olarak telakki etmiştir. Bu medeniyette talebeler, hocasına karşı derin bir hürmet içinde bulunur; huzurunda seslerini dahi yükseltmekten imtina ederlerdi. Rivayet olunur ki talebeler, hocasının evine doğru ayaklarını uzatmaktan bile haya ederlerdi. Bu hâl, ilme duyulan saygının muallime olan hürmetle nasıl birleştiğinin en müşahhas misalidir.
Osmanlı Devleti’ne geldiğimizde ise mekteplerin yalnızca bilgi aktarılan yerler değil, aynı zamanda birer “irfan mektebi” olduğunu müşahede ederiz. Enderun Mektebi’nde yetişen talebeler, sadece devlet idaresi değil; aynı zamanda edep, ahlâk ve disiplin hususunda da en yüksek seviyeye ulaştırılırdı. Bu sistem sayesinde devlet, asırlar boyunca nizamını muhafaza edebilmiştir.
Padişahların, cihana hükmetmesine rağmen hocasının huzurunda edeple durması, bugünün gençlerine ibret olacak mahiyettedir. Sefer esnasında hocasının atının ayağından sıçrayan çamurun kaftanına bulaşmasını bir şeref nişanesi olarak gören, o kaftanın öldüğünde sandukasına örtülmesini vasiyet eden bir padişah, bu davranışıyla muallimin kıymetini talim etmektedir.
Eğitimde vuku bulan bu çözülüşü yalnızca talebenin suçu olarak görmek, hakikatin bir kısmını görmezden gelmek olur. Zira bu mesele, çok cepheli ve derin kökleri olan bir içtimaî marazdır.
Evvela, aile müessesesinin zayıflaması meselenin temelini teşkil eder. Aile, ferdin ilk mektebidir. Burada alınan terbiye, hayat boyu sürecek bir ahlâkî istikamet çizer. Lakin günümüzde ebeveynler, ya maddî meşguliyetlerin girdabında evlatlarına vakit ayıramamakta ya da terbiyeyi tamamen okula havale etmektedir. Bu hâl, çocuğun hem sevgiden hem de disiplin ve mesuliyet duygusundan mahrum kalmasına sebebiyet vermektedir.
Saniyen, muallimin cemiyetteki itibarı zedelenmiştir. Bir zamanlar “eti senin kemiği benim” anlayışıyla teslim edilen talebe, artık muallimi sorgulayan, hatta yer yer tahkir eden bir tavır geliştirmiştir. Bunun temelinde ise hem medya tesirleri hem de yanlış eğitim politikaları yatmaktadır.
Salisen, teknolojinin kontrolsüz istifadeye açılması genç zihinleri derinden etkilemiştir. Sosyal medya, şiddeti sıradanlaştırmakta; empati ve merhamet gibi ulvî duyguları zayıflatmaktadır.
Bu noktada, bu elim hâlin bertaraf edilmesi için alınması icap eden tedbirleri maddeler hâlinde arz etmek istiyorum:
1- Kur’ân ve Sünnet Merkezli Değer Eğitimi:
Eğitim sistemi, yalnızca bilgi değil; aynı zamanda ahlâk ve iman terbiyesi de vermelidir. Mekteplerde sadece akademik başarıya odaklanan sistem terk edilmeli; ahlâk, edep, merhamet ve hürmet gibi değerler müfredatın merkezine alınmalıdır.
2- Ayet ve Hadislerle Desteklenen Müfredat:
Talebelere ilmin ve edebin önemi doğrudan ilahî ve nebevî kaynaklarla öğretilmelidir.
3- Ailelerin Manevî Eğitimi:
Ebeveynler çocuklarına sadece dünya değil, ahiret bilinci de kazandırmalıdır.
4- Edep ve Hürmet Kültürünün İhyâsı:
Talebelere muallime karşı davranış adabı küçük yaşlardan itibaren öğretilmelidir.
5- Manevî Rehberlik Sistemleri:
Okullarda yalnızca akademik değil, manevî danışmanlık da yapılmalıdır.
6- Aile Terbiyesinin İhyâsı:
Ebeveynlere yönelik ciddi eğitim programları tertip edilmelidir. Aileler, evlat terbiyesinin ehemmiyetini idrak etmeli ve bu mesuliyeti başkasına devretmemelidir. Ayrıca Ebeveynler çocuklarına geçmişin değerlerini aktarmalıdır.
7- Tarih Şuurunun Kazandırılması:
Talebelere geçmişteki ilim ve irfan geleneği öğretilerek kimlik bilinci oluşturulmalıdır.
8- Medrese–Mektep Ruhunun İhyâsı:
Eğitim kurumları yalnızca diploma veren yerler olmaktan çıkarılıp şahsiyet inşa eden mekânlar hâline getirilmelidir.
9- Öğretmenin İtibarının İadesi:
Öğretmenlik mesleği yalnızca bir iş değil, bir irşad vazifesi olarak yeniden konumlandırılmalıdır. Öğretmenlerin rehberlik vazifesi güçlendirilmeli, sadece ders anlatan değil, aynı zamanda ahlâkî rehber olan şahsiyetler olması sağlanmalıdır. Öğretmenlerin maaş, statü ve sosyal hakları iyileştirilmelidir.
10- Teknoloji Kullanımının Tenzimi:
Sosyal medya ve dijital içerikler denetim altına alınmalı; gençlerin bilinçli kullanımına yönelik rehberlik yapılmalıdır.
11- Aile–Mektep İş Birliğinin Tesis Edilmesi:
Veliler ile öğretmenler arasında sıkı bir irtibat kurulmalı; talebenin gelişimi müştereken takip edilmelidir.
12- Şiddete Karşı Caydırıcı Tedbirler:
Mektep içinde şiddete karşı sıfır tolerans politikası uygulanmalı; gerekli hukuki müeyyideler kararlılıkla tatbik edilmelidir.
13- Rol Model Şahsiyetlerin Öne Çıkarılması:
Gençlerin örnek alacağı müspet şahsiyetler medya ve eğitim yoluyla tanıtılmalıdır.
14- Değer Odaklı Medya İçerikleri:
Diziler, filmler ve dijital içerikler gençlerin ruh dünyasını besleyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
15- Toplumsal Farkındalık Kampanyaları:
Eğitimdeki bu buhran, yalnızca bir kesimin değil, tüm cemiyetin meselesidir. Bu sebeple geniş çaplı bilinçlendirme faaliyetleri yapılmalıdır.
Netice itibarıyla, günümüzde yaşanan eğitim buhranı yalnızca bir sistem arızası değil; aynı zamanda bir değerler krizidir. Bu krizin aşılması ise ancak ilim ile ahlâkın, akıl ile kalbin, dünya ile ahiretin birlikte ele alınmasıyla mümkündür.
Kur’ân’ın rehberliği ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti ışığında yeniden inşa edilecek bir eğitim anlayışı, yalnızca bilgili değil; aynı zamanda faziletli nesiller yetiştirecektir.
Unutulmamalıdır ki, bir milletin asıl gücü ne silahında ne de servetindedir; onun asıl kudreti, yetiştirdiği ahlâklı ve şuurlu nesillerdedir.
Eğer bizler yeniden ilmi edep ile, terbiyeyi iman ile yoğurabilirsek, bugünün karanlık manzarası yarının nurlu istikbaline inkılâp edecektir. O vakit, mektepler yeniden birer hikmet ocağı olacak; muallim ile talebe arasındaki bağ, hürmet, muhabbet ve rahmet üzerine bina edilecektir.