Herkes kendisine yakışanı yapar, söyler ve düşünür. Yapılanların da söylenenlerin de sahip olunan düşüncelerin de hiçbiri, kişinin mensup olduğu dininden hali değildir. Hepsinin de dinin dışa yansıyan kısımları olduğunu söylemek durumundayım.
Din dediğimiz olgu sadece İslam dinini çağrıştırması gereken bir olgu değildir. Evet, İslam dini son dindir. İslam’ın dışında yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca din vardır. O yüzden icra edilen her iş, ifade edilen her söz, sahip olunan her düşünce kişinin mensup olduğu dinin dışa yansıyan kısımlarıdır. Dışa yansıyan davranışlar doğru dinin doğru davranışları olabileceği gibi yanlış dinin yanlış davranışları da olabilir. Doğrular İslam’ındır, yanlışlar da kim dillendiriyorsa onundur.
Hemen belirtmek istiyorum ki “dinci” tabirini Müslümanların Müslümanları kötülemek adına kullanabilecekleri sıradan bir tabir değildir. Türkiye’de tedavüle sokulan “dinci” kelimesi ile kast edilen kesim Müslümanlardan başkası değildir.
Her Müslümanın, dilediği kelimeyi dilediği şekilde kullanmasının mümkün olduğunu söylemek çok zordur. Çünkü Yüce Allah Yahudiler üzerinden seçtiğimiz kelimelere dikkat etmemiz gerektiğini şu örnek üzerinden dile getirmektedir: “Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.” (Bakara/104)
Müslümanım diyen insanların kullanmaları gereken kelimeleri özenle seçmeleri gerektiğini görüyoruz ve okuyoruz. Kullanılan her kelimenin bir kapsamı vardır bir de hedef kitlesi vardır. Buna dikkat etmek durumundayız. Yoksa Yahudilerden bir farkımız kalmayacak ortada.
Her insanın mensup olduğu dinin gereklerini yerine getirmekle mükellef olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz ve inanıyoruz. Dinin karışmadığı, etrafını çizmediği, neme lazım diyerek savsakladığı herhangi bir konunun mevcut olduğunu söylemek de çok zordur. O halde dinsiz bir davranış olmadığı gibi dinin tarif etmediği, karışmadığı bir davranış da mevcut değildir.
Hem kendi arzularını tatmin etmek hem de Müslümanları aşağılamak adına “dinci” tabirini pervasızca kullanan, bu söylemleri ile mensubu olmakla zaman zaman övündüğü dinini de kötülemekten geri kalmayan bir kesim var Türkiye’de. Bu kesime “Siz dinsiz misiniz?” diye sormadan geçemiyorum.
Sahi siz “dinsiz misiniz?” ki kötülemek istediğiniz kişileri aşağılamak, onları çağ dışı ve medeniyet görmemiş yaftası ile yaftalamak istiyorsunuz da o yüzden “dinci” tabirini kullanmaktan çekinmiyorsunuz? Sizin Allah’tan korkmaz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den çekinmez, Kur’an’dan habersiz olduğunuzu bu vesileyle öğrenmiş olduk.
Evet, din kalpte saklıdır. Ancak dile ile dışarı çıkan her kelime kalpte saklı olan inancın dışa yansımasıdır. O yüzden siz, insanlardan da mı utanmıyorsunuz?
Açıklar mısınız dilinize doladığınız “dinci?” ne demektir? Kimleri içine almaktadır? Kimleri saf dışı bırakmaktadır? Bu kelimeyi dillendirdiğiniz her platformda kimleri hedef tahtasına oturtmaktasınız?
Safı belli olmalı insanın. Hangi tarafta yer aldığını net olarak ortaya koymalı. Kimlere yardakçılık yaptığını veya yapmak istediğini net bir şekilde ortaya koymalı. Oraya buraya yabanmaktan ve yaranmaktan da uzak durmalı.
Demokrat mı laik mi Müslüman mı? Dinsiz mi dindar mı? Ateist mi putperest mi şehvetperest mi? Yahudi mi Hristiyan mı Hindu mu? Allah’ın mı yoksa arzu ve heveslerinin kulu ve kölesi mi? Cenneti mi istiyor yoksa cehenneme mi talipli? Kur’an’ın emirlerine mi bağlı yoksa beşerin icat ettiği kurallara göre mi iş ve işlemlerini yürütüyor?
A’raf’ta yürümek ne Müslümanların şiarıdır ne de kâfirlerin hasletlerinden biridir. Müslümanlar net oldukları gibi kâfirler de nettirler. Müslümanların İslam dinine tabi oldukları gibi kâfirler de İslam dinine karşıdırlar. İşte netlik, olması gereken de budur. Kimseye niçin inanmıyorsun diye hakaret edecek değiliz?
Yok öyle yağma hem dini kimliğinden vazgeçmeyerek her fırsatta ve her ortamda “dindarım” diyecek hem İslam’ı tespih olarak elinde taşımaya çalışacak hem de bilumum kafirlerin yaptıklarını yapacak, söylediklerini ve düşündüklerini ulu orta dillendirecek…
Olacak şey mi bu?
Safını belli etse ve çıkıp ben inanmıyorum, inkâr ediyorum veya ben şu dinin müntesibiyim, Müslümanlara da kinliyim. O yüzden Mü’minleri sevmiyorum ve onları “dinci” diye yaftalıyorum derse yerden göğe kadar haklı olduğunu söyleyerek kendisini ayakta alkışlayacağım. Ancak öyle demiyor adam.
Bir taraftan insanların akıllarını bulandırmak üzere dini en iyi kendilerinin bildiklerini, sahip oldukları düşüncelerinin, dile getirdikleri söylemlerinin İslam’ın ta kendisi olduğunu deklare edecek diğer taraftan da kötü iş ve işlemlerden Allah’a sığınan kişilere “dindar” yaftası ile yaftalayacak? Bu kabul edilecek bir durum değildir.
Unutmayın! Dinimiz, balığın sırtının iki tarafından da yürümeye çalışan, kaypak, nereye yamanmaya ve yaranmaya henüz karar verememiş kişileri münafık diye tanımlamaktadır. Başka bir ifade ile Müslüman olduğunu söyleyen fakat kâfirlerin istek ve arzularına tabi olan kişilere de münafık denmektedir.
Ahireti yok sayamazsınız, yokmuş ve gelmeyecekmiş gibi davranamazsınız! Ahiretin varlığını iliklerine kadar hissetmek zorundasınız! Ölüm var, hesap var, kitap var, mizan var... “Dindar” diyerek küçümsediğiniz, saf dışı bırakmak istediğiniz veya bu nitelendirme ile hakaret etmek istediğiniz insanların sizden alacakları da var…
Ölüm ve ahiret konusunu; konuşmalarına karıştırmanız gerektiği gibi davranışlarınıza da sahip olduğunuz düşüncelerinize de okuduğunuz kitaplarınıza da yazdığınız yazılarınıza da gördüğünüz manzaraya da duyduğunuz sözlere de kazandıklarınıza da her gün gitmek zorunda olduğunuz işinize de karıştırmak zorundasınız! Ahiretten kaçışınız olmayacak! O halde her hal ve hareketinizle hazırlanın orada sizi bekleyen hesaba, kitaba ve akıbete!
Ahiret, belki yarın belki de yarından da daha yakın bir zamanda gelecek ve yapışacak yakanıza.
“Dindar” derken neyi kast ettiğiniz güneşin berraklığı gibi ortaya çıkacak ve mahcup olacaksınız!
Benden hatırlatması…