beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Ahmet Yoldaş

facebook-paylas
TÜRKİYE YÜZYILI’NDA GÜÇLÜ TÜRKİYE: ÖNCE KENDİMİZLE YÜZLEŞELİM
Tarih: 02-10-2026 20:06:00 Güncelleme: 02-10-2026 20:09:00


Türkiye Yüzyılı… Güçlü Türkiye… Küresel arenada söz sahibi, ekonomisi güçlü, teknolojide öncü, savunma sanayisi gelişmiş, bölgesinde ve dünyada ağırlığı hissedilen bir Türkiye…

Bunlar elbette büyük hedeflerdir. Fakat büyük hedeflerin arkasında büyük bir sorumluluk vardır.

Şu soruyu cesaretle sormamız gerekiyor:

Biz gerçekten güçlü bir Türkiye istiyorsak, önce kendimizle yüzleşmeye hazır mıyız?

Çünkü güçlü devlet yalnızca güçlü ekonomi, güçlü ordu, yüksek ihracat veya ileri teknoloji demek değildir. Güçlü devlet; adaleti güçlü, ahlâkı güçlü, eğitimi güçlü, liyakati güçlü, hukuku güven veren, insanı değerli ve toplumsal dayanışması sağlam devlet demektir.

GÜÇ, ÖNCE AHLAKLA BAŞLAR

Kur’an-ı Kerim bize devlet yönetiminden aile hayatına, ticaretten sosyal ilişkilere kadar temel bir ölçü verir:

“Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Nisâ, 4/58)

Bu ayet sadece hâkimlere veya yöneticilere hitap eden dar bir hüküm değildir. Diyanet’in tefsirinde de belirtildiği üzere devlet makamları ve hizmet görevleri birer emanettir.

Öyleyse Türkiye’nin gerçek anlamda güçlenmesi için şu soruları kendimize sormalıyız:

Emaneti ehline veriyor muyuz?
Liyakati gerçekten esas alıyor muyuz?
İşi bilen ile işi isteyen arasında ayrım yapabiliyor muyuz?
Kamu imkânlarını milletin emaneti olarak görüyor muyuz?
Adaleti dostumuza da düşmanımıza da aynı ölçüde uygulayabiliyor muyuz?

Bunlar sadece siyasi sorular değildir. Bunlar aynı zamanda iman, ahlâk ve vicdan sorularıdır.

ÖNCE KENDİ EKSİKLERİMİZİ GÖRELİM

Bir milletin geleceğini sadece dış güçler, küresel aktörler veya uluslararası gelişmeler belirlemez.

Kendi içimizdeki zaaflarımız da geleceğimizi belirler.

İsraf varsa…

Rüşvet ve kayırmacılık varsa…

Liyakat yerine yakınlık tercih ediliyorsa…

Eğitimde kalite yeterince yükseltilemiyorsa…

Gençler umutsuzluğa sürükleniyorsa…

Üretmek yerine tüketmek öne çıkıyorsa…

Toplumda güven duygusu zayıflıyorsa…

Hukuka güven konusunda problemler yaşanıyorsa…

Ekonomide vatandaşın alım gücü zorlanıyorsa…

Bunları konuşmak Türkiye’ye düşmanlık değil; Türkiye’yi daha güçlü görme arzusudur.

Nitekim TÜİK’in Ağustos 2026 verisinde tüketici fiyatları yıllık %31,51 artmış durumda. Bu rakamın arkasında sadece ekonomik bir istatistik değil, pazara giden, evinin kirasını ödeyen, çocuğunun eğitim masrafını düşünen milyonlarca insanın günlük hayatı vardır.

Güçlü Türkiye hedefi, vatandaşın sofrasındaki huzurdan bağımsız düşünülemez.

ADALET: GÜCÜN DEĞİL, HAKKIN YANINDA DURMAK

Kur’an başka bir yerde daha sarsıcı bir ölçü koyar:

“Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur.” (Mâide, 5/8)

Bu ayet bize çok önemli bir medeniyet dersi verir:

Adalet, sadece sevdiğimiz insanlara karşı gösterilecek bir erdem değildir.

Asıl adalet, kendi tarafımızın hatasını da görebilmektir. Bizim düşüncemizden olmayan insanın hakkını da savunabilmektir.

Yanlış yapan yakınımız olduğunda “ama…” diyebilmek yerine, “yanlış yanlıştır” diyebilmektir.

İşte Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük ahlâk devrimi budur.

EKONOMİDE HEDEF: SADECE BÜYÜMEK DEĞİL, ADİL BÜYÜMEK

Güçlü ekonomi elbette gereklidir.

Üreten Türkiye, teknolojisini geliştiren Türkiye, ihracatını artıran Türkiye, enerjide ve savunmada bağımsızlığını güçlendiren Türkiye; küresel dünyada daha dirençli olacaktır.

Fakat ekonomik büyümenin toplumun bütün kesimlerine güven ve refah olarak yansıması da önemlidir.

Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi; emeklinin pazarı, işçinin maaşı, esnafın dükkânı, çiftçinin tarlası, gençlerin geleceğe dair umududur.

Kur’an, insanların mallarının haksız yollarla yenilmesini açıkça yasaklar.

Bu nedenle güçlü Türkiye’nin ekonomik programının yanında güçlü bir ahlâk ekonomisine de ihtiyacımız vardır:

Az israf… Dürüst ticaret… Şeffaflık… Kul hakkından sakınma… Üretim… Tasarruf… Liyakat… Ve kamu malını kendi malından daha dikkatli koruma şuuru…

EĞİTİMİ GÜÇLENDİRMEDEN TÜRKİYE GÜÇLENEMEZ

Bir ülkenin en büyük hazinesi petrolü, doğalgazı veya madenleri değildir.

İyi yetişmiş insanıdır.

Çünkü teknoloji yapan da insan, adalet sağlayan da insan, fabrika kuran da insan, bilim üreten de insan, ülkeyi yöneten de insandır.

O hâlde Türkiye Yüzyılı’nın merkezine sadece “meslek sahibi insanı” değil, ahlâklı, düşünen, araştıran, üreten, sorumluluk sahibi insanı koymalıyız.

Gençlerimize sadece sınav kazanmayı değil; hak yememeyi, emanete sahip çıkmayı, farklı düşünene saygı duymayı, çalışmayı ve üretmeyi de öğretmeliyiz.

“BİZ” DEMEDEN GÜÇLÜ TÜRKİYE OLMAZ

Toplumsal kutuplaşma, Türkiye’nin enerjisini tüketen en büyük meselelerden biridir.

Oysa farklı düşünmek düşman olmak değildir.

Siyasi tercihlerimiz farklı olabilir.

Dünya görüşlerimiz farklı olabilir.

Mezhep, meşrep, anlayış ve hayat tarzlarımız farklı olabilir.

Ama vatan ortak, bayrak ortak, tarih ortak, gelecek ortaktır.

Peygamber Efendimiz’in “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumluluğunuz altındakilerden sorumlusunuz” anlamındaki hadisi, sorumluluğun yalnızca yöneticilere değil, toplumun her ferdine ait olduğunu hatırlatır.

Dolayısıyla mesele yalnızca “yönetenler ne yapmalı?” değildir.

Biz ne yapmalıyız?

Esnaf dürüst olacak.

İşçi işini hakkıyla yapacak.

İşveren hakkı gözeterek kazanacak.

Memur emanete sahip çıkacak.

Öğretmen öğrencisine insanlık kazandıracak.

Anne-baba çocuklarını sadece dünyaya değil, ahirete de hazırlayacak.

Gençler üretecek, okuyacak, araştıracak.

Ve siyaset yapan herkes, makamı bir nimet değil emanet olarak görecek.

DEĞİŞİMİN İLK ADRESİ: KENDİMİZ

Kur’an’ın şu mesajı, bugün Türkiye için de üzerinde düşünülmesi gereken evrensel bir ilkedir:

“Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” (Ra‘d, 13/11)

Öyleyse Türkiye Yüzyılı’nı gerçekten inşa etmek istiyorsak, sadece dışarıya bakmayalım.

Aynaya da bakalım.

Eksiklerimizi kabul edelim.

Başarılarımızı koruyalım.

Hatalarımızı düzeltelim.

İyiyi daha iyi yapalım.

Kötüyü terk edelim.

Adaleti güçlendirelim.

Liyakati esas alalım.

Eğitimi yeniden düşünelim.

Üretimi artırırken israfı azaltalım.

Gençlerimize güvenelim.

Toplumsal kardeşliği büyütelim. Ve en önemlisi, gücü haklı olmanın değil, hakkı korumanın aracı hâline getirelim.

Çünkü gerçek güç; başkasını ezebilmek değil, elindeki gücü adaletle kullanabilmektir.

Gerçek büyüklük; dünyaya meydan okumaktan önce nefsimize, israfımıza, haksızlığımıza, tembelliğimize ve birbirimize karşı taşıdığımız öfkeye meydan okuyabilmektir.

Türkiye Yüzyılı, sadece takvimde yeni bir dönem değildir.

Eğer istersek bu dönem;

Adaletin, ahlâkın, ilmin, üretimin, liyakatin, kardeşliğin ve güvenin yüzyılı olabilir.

Bunun yolu da bellidir:

Önce kendimizle yüzleşmek…
Sonra kurumlarımızı düzeltmek…
Ardından geleceğimizi birlikte inşa etmek.

Rabbimiz Türkiye’mize huzur, birlik, dirlik ve adalet nasip eylesin.

Devletimize ve milletimize emanet bilinci versin.

Gücü hakka, imkânı hayra, ilmi hikmete, serveti berekete dönüştürmeyi bizlere nasip eylesin. Amin

Güçlü Türkiye; güçlü ahlâk, güçlü adalet ve güçlü insanla mümkündür. Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

“Türkiye’yi değiştirmeden önce, Türkiye’nin bir parçası olan kendimizi değiştirmeye hazır mıyız?”



Bu yazı 422 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI