"Kim kalbine gelen düşünceler hususunda Allah Teâlâ ile murakabe hâlinde bulunursa, Allah organları ile ilgili hareketler konusunda o kimseyi korur."
İbn Mesrûk'a ait bu ifade, derin bir tasavvufî ve ahlâkî hakikati işaret etmektedir. "Sen niyetine sahip çıkarsan, Allah da amellerine sahip çıkar" prensibi vurgulanmaktadır. İnsan, kontrolü en zor olan yer olan "düşünce dünyasında" Allah'ı unutmazsa, dış dünyadaki hareketlerinde ilâhî bir destek ve koruma altında olur.
Bu hikmetli sözü birkaç açıdan ele almakta fayda var:
Öncelikle, insanın zihninden geçen kötü düşüncelerin günah olup olmama noktasına değinelim.
İslâm âlimlerine göre, bir planın başlangıcı veya hareket noktası olmadığı sürece kötü düşünceler günah değildir.
İbn Mesrûk ise, niyet-amel sürecini, en temel noktadan yani "kalbe gelen düşünceler" (havâtır) seviyesinden başlatır. Eylem henüz bir davranışa dönüşmeden, zihin ve kalp aşamasındayken Allah'ın rızasını gözetmek, niyeti tam ve ihlaslı yapmak takvanın en yüksek mertebelerinden biridir. Bunu sağlayan dinamik de murakabadır. Yâni kişinin Allah'ın kendisini her an gördüğünün, kalbinden geçenleri bildiğinin bilincinde olmasıdır.
İnsan düşüncesi ve ameli arasında, sebep sonuç ilişkisi vardır. Her amel, bilinçli veya bilinçsiz bir nedene dayanır.
Günah, sadece organların ameli değil aynı zamanda zihindeki tohumdur.
Eğer bir insan zihnini kötü niyetlerden, hasetten veya haram arzulardan temizlemek için çaba sarf ederse, sadece yaptıklarının değil, düşündüklerinin de Allah tarafından görüldüğünü veya bilindiğinn şuurunda olursa (murakabe), bu manevi uyanıklık bir kalkan görevi görür ve kişi niyetini saf tuttuğu sürece, Allah onun elini, dilini ve gözünü harama düşmekten veya yanlış bir iş yapmaktan muhafaza eder. Yâni kötülük yapmak şurada dursun, onu aklından bile geçmez.
Dolayısıyla, iç dünyanın (bâtın) ıslah edilmesinin, dış dünyanın (zâhir) korunmasına vesile olacağı açıktır.
"Organların korunması" kişinin günah işlemesine engel olunması kadar, yaptığı işlerde isabetli kararlar vermesi ve gücünü hayırlı işlerde kullanması anlamına da gelir. Kalbi Allah ile olanın, azaları da O'nun rızası dışındaki yollara sapmaya tevessül ve meyil etmez.
Anadolu'da bir deyim vardır: "Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek." Nefis terbiyesiyle ilgili mizahî de olsa bu gerçeğe göz kırpar. Zihin, çok hızlı hareket eder ve insanın aklına bir şey düştüğü anda nefsi de oraya yönelir. İşte bu fesata fırsat vermemek adına, beyin ve kalp arasındaki trafiği iyi yönetmek, organların olumsuz hareketine mâni olur.
Düşünce ne kadar berrak, niyet ne kadar hâlis olursa amel de o kadar sâlih olur. Bunun tam aksine, düşünce ne kadar bozuk veya fesat olsa, ameller güzel görünse bile farklı bir niyete hizmet ettiğinden, mundar suyla yapılmış yemek gibidir. Mide bulandırır.
Bu gerçeği, "Dervişin fikri neyse zikri de odur." uyarınca da görmek mümkün.
Hülâsa; zihin dünyasına vurulan gem, organları kontrol eden ilahî mekanizmaya dönüşme kudretini elde eder.
Rabbim cümlemizi, içi-dışı pürnur olanlar kullarından eklesin.