beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
HAYAT DENEN SINAV
Tarih: 30-06-2026 15:09:00 Güncelleme: 30-06-2026 15:09:00


​Allah selamet versin; anam bizi çocukken öyle bir atmosferde uyutmuş ki, o alışkanlık hâlâ peşimi bırakmıyor. İster istemez o eski iklimi arıyorum.

​Bizim zamanımızda tahta beşikler vardı; çocuklar neredeyse yürüyene kadar onlarda yatardı. Elimiz kolumuz bağlanır, beşiğin üstü güzelce örtülür, gündüz vakti bile loş bir ortamda uyutulurduk. 

Şimdilerde uzmanlar, sağlıklı bir uykunun mutlaka zifiri karanlıkta olması gerektiğini söylüyor. Oysa bizim diplomasız uzman analarımız, bu işin formülünü çoktan bulmuşlar bile.
​Bizleri kımıldamadan, sağdan sola dönmeden uyumaya alıştırmışlar. O hareketsizlik, iliklerimize kadar işlemiş. 

İnsan hareketsiz kaldığı için mi uykusu gelir, yoksa beden uyku moduna geçtiğini düşündüğü için mi göz kapakları ağırlaşır, hâlâ çözebilmiş değilim. Fakat ne zaman sakin, boş ve yapacak bir işimin olmadığı bir ortam bulsam; sanki elim kolum bağlanmış gibi tatlı bir uyku çöker üzerime.

Ve ne yazık ki, ​hâlâ ışıkta ve seste uyuyamam. 

Gözlerim kapalı olsa bile, kapakların altından sızan o aydınlık beni bir türlü uykuya bırakmaz. Ya çok yorgun olmalıyım ya da günlerce uykusuz... Bazen çareyi "uyku bandı" kullanmakta bulurum. Hele de özellikle yaz mevsimiyle beraber iki ötede kurulsa bile, dibimdeymiş gibi yüksek sesle yapılan ve geç vakte kadar devam eden düğünler kâbusum olur. Bu konuda da sağolsun milletimiz hiç duyarlı değil. Hasta mı var, yaşlı mı var (ki o müziği Sağır Sultan bile duyacak kadar yükseltirler), bebek mi uyuyacak ya da benim gibi ses hassasiyeti olanlar mı var, hiç düşünmezler. İsterler ki, karşı taraf empati yapsın...Onlar bir kere evleniyor da lâkin biz kaç kere böyle düğünlere maruz kalıyoruz?

Neyse...

​Bu uyku modunun tam tersi, her ortamda uyumaya alışmış çocuklar... 

Onlar büyüdüklerinde de dağınık, kafasını koyduğu yerde uyuyan, yatağını yastığını aramayan insanlara dönüşürler. Aslında hayat için ne büyük bir avantaj! Hele oturduğu yerde uyuyabilenleri görünce hem şaşırır hem özenirim; zira benim zihnim bu uyuma şeklini bir türlü algılayamaz.

​İnsanlar bazen bir şeylerin üstesinden gelebilmek için hep aynı ideal ortamı bekler, alışkanlıklarının konforunu ararlar. Şartlar aynı olmazsa başarı da gelmeyecekmiş gibi bir yanılgıya düşerler. 

Ders çalışan çocuklar için de genelde aynı aşırı hassasiyet gösterilir: "Aman ses çıkarmayın, ortam sakin olsun, çocuğun dikkati dağılmasın..." Uzun süreli ders çalışma dönemlerinde bu, bir yere kadar uygulanabilir bir hassasiyettir.

​Peki ya sınav günü ve o sınav ortamı? O an'ı ve şartları istediğiniz gibi ayarlama lüksünüz var mı?

​Allah korusun, o gün her şey insanın dikkatini dağıtabilir. Evinde, sessiz ve ferah odasında tek başına test çözmeye alışmış bir çocuk, sınav salonunda beklenmedik bir dış etkenden ötürü tamamen havlu atabilir. Elde olmayan nedenlerden dolayı her şey ters gidebilir.

​Nitekim benim için hayatî önem taşıyan KPSS’ye ilk gireceğim gün, tam da böyle oldu. İilçeden ile doğru yola çıkmak üzereyken arabamız bozuldu; apar topar emanet bir araba bulduk. Geç kalıyoruz telaşıyla eşim arabayı biraz hızlı sürünce, beni yol tuttu. Yol boyu temiz hava almak için birkaç kez durmak zorunda kaldık. Daha önce sınav merkezini görmediğimiz için adresi bulmak da ayrı bir işkenceye dönüştü. Yol sorduğumuz bir beyefendi bize caddenin karşı tarafını tarif edip, "Yürüyerek gidin, trafikte yetişemezsiniz" dedi. Tam yola koyulmuştuk ki arkamızdan seslendi: "Yanlış tarif etmişim, okul bu taraftaymış!" Sonunda bilmem kaç basamaklı merdivenle inilen bir sokağın başında okulu gördüm. Bizimkileri arkada bırakıp başladım koşmaya. 

Sınav sabahları okul bahçelerinde bu tür "kısa mesafe koşucularına" hep rastlarsınız zaten. Nefes nefese binaya girdim; üst araması ve kimlik kontrolünün ardından adımlarımı sınav salonuna zor attım. İçerideki herkes optik formda kimlik bilgilerini doldurmuş, sınavın başlaması için son saniyeleri sayıyordu.

​Yerime oturduğumda gözetmen hoca durumumu anlayıp yardımcı olmaya çalışıyordu ama ciğerlerim yanıyor, kalbim göğüs kafesimi yumrukluyor, beynim çatlayacak gibi ağrıyordu. Yol tutması ve telaş yüzünden tansiyonum tavan yapmıştı. 

İlk on beş dakikam sadece kendime gelmeye çalışmakla, âdeta havayla kavga etmekle geçti. ​Derken, tam sorulara odaklanacakken salondaki bir arkadaşı yoğun bir öksürük nöbeti tutmasın mı? Öyle bir öksürüyor ki, zavallının ciğerleri dışarı çıkacak sanki. Alışmışız ya çıt çıkmayan odalarda test çözmeye; hadi bakalım, odaklan odaklanabilirsen! Salondan "lâ havle" sesleri yükselmeye başladı. Benim de empati duygum devreye girdi: "Adamcağız kim bilir nasıl daralıyor, nasıl mahcup oluyordur" diye bu kez onun adına dertlenmeye başladım.

​Sonuç mu? İlk yarım saat boyunca o uzun paragraf cümlelerini nasıl okudum, ne anladım, şıkları neye göre işaretledim inanın hiç hatırlamıyorum. Arkadaşın öksürüğü kesilince biraz toparlandım ama sınav sonunda soruları tekrar gözden geçirmeye vaktim kalmadı.

​O sınavdan kendime yetecek kadar bir puan aldım almasına ama yaşadığım o stresi de hiç unutamadım. Şansım şuydu ki; geniş bir aileden geldiğim ve çok çocuklu bir anne olduğum için hayatım boyunca öyle çıt çıkmayan, izole edilmiş ders çalışma ortamlarım olmamıştı. Düdüklü tencerenin ıslığı altında, yemekle bulaşık arasındaki o daracık zamanlarda, yan odadan gelen çocuk sesleri arasında ders çalışmıştım. Hayatın doğal akışı neyse, ben tam da oradaydım.

​İşte bu yüzden diyorum ki: Çocukları hep aynı şartlar altında büyütmemek lazım.

​Dünyanın binbir türlü hâli var. 

Çocuklarımıza farklı ortamları tanıtmalı, sürpriz krizlerle baş edebilme reflekslerini geliştirmeliyiz. Bazen varlık içinde olsalar bile yokluğu tatmalılar. 

Eğer sorunları hep siz çözer, hayatın hep kolay tarafını gösterir ve onları bir cam fanus içinde korursanız; kendi başlarına kaldıklarında ilk rüzgarda kırılırlar.

​Güçlü bir biyolojik yapı için acı-tatlı, çiğ-pişmiş her gıda gerekliyse; güçlü bir psikoloji için de hayatın olumlu-olumsuz tüm hakikatleriyle kontrollü bir şekilde yüzleşmek gerekir. Anne-babanın hayattan izole ederek büyüttüğü çocuk, kriz yönetimini beceremez. Çocuklukta atılan tohumlar, geleceğin bahçesini oluşturur. Ete kemiğe bürünen alışkanlıklar, gün gelir bizi yöneten birer kişiliğe dönüşür; ya yoldaşımız olurlar ya da yoldaki taşımız...

​Hayat, ucu bucağı olmayan kocaman bir sınav salonu... Rabbim cümlemizi bu salonda dağılmaktan ve dağıtmaktan muhafaza buyursun. 

Soruları anlamayı, sorunları çözmeyi ve nihayetinde bu büyük sınavı kazananlardan olmayı nasip etsin.



Bu yazı 1 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI