beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Ayşeli Polat

facebook-paylas
GÖRGÜSÜZLÜĞÜN ALTIN ÇAĞI VE HAKSIZ YERE MAHKUM EDİLEN BİR NESİL
Tarih: 16-06-2026 22:38:00 Güncelleme: 16-06-2026 22:38:00


Yıllardır aynı nakaratı dinledik. “Z kuşağı saygısızdır...” “Bunlar hiçbir şeyin kıymetini bilmiyor...” “Bizim çektiğimiz çileleri çekmediler...” “Her şeyden şikâyet ediyorlar...”

Meydanlarda, kahvehanelerde, aile sofralarında, televizyon ekranlarında ve sosyal medyanın hengâmesinde aynı hüküm tekrar tekrar verildi. Sanki bir mahkeme kurulmuştu da sanık sandalyesine bir nesil oturtulmuştu. Müdafaa hakkı dahi tanınmadan suçlu ilan edilen bu nesil, yıllarca kendisinden evvel gelenlerin hıncını ve hayal kırıklığını sırtında taşıdı. Fakat zaman, en büyük muhakeme heyetidir. Aradan geçen yıllar bize gösterdi ki asıl mesele gençlerin doyumsuzluğu değilmiş. Asıl mesele, yokluğun içinden çıkıp varlığa kavuşan bazı kuşakların ölçüyü kaybetmesiymiş. Asıl mesele, mahrumiyet yıllarının ardından gelen imkân bolluğunun insanları vakar sahibi kılması gerekirken onları nümayiş meraklısına dönüştürmesiymiş.

Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda gördüğümüz manzara, bir neslin değil; bir zihniyetin iflasıdır. Ve bu iflasın enkazı altında kalanlar da ironik biçimde yine gençlerdir.

Bu memleket uzun yıllar yokluğu gördü. Bir ayakkabıyı yıllarca giyenler oldu. Bayramlıklarını senede bir kez alanlar oldu.
Çocukluğunu yarım ekmekle, eski kitaplarla, yamalı önlüklerle geçiren milyonlar vardı. O günlerin insanları bize hep kanaati, sabrı ve tevazuyu anlattılar. Ne var ki zaman değişti.
Maddi imkânlar arttı. Tüketim kültürü hayatın merkezine yerleşti. Ve ne hazindir ki yokluğun içinden gelen bazı insanlar, varlığın ahlâkını kurmak yerine varlığın sarhoşluğuna kapıldılar.
Bir zamanlar çocuklarına alamadıkları şeylerin acısını taşıyanlar, bugün çocukları üzerinden kendilerine sahne kurmaya başladılar. Evlat artık evlat olmaktan çıktı. Bir vitrin unsuruna dönüştü. Bir reklam panosuna dönüştü. Bir sosyal statü göstergesine dönüştü. Çocukların başarıları anne babaların gösteri malzemesi hâline geldi. Ve bu hâl, sessiz fakat korkunç bir çürümenin habercisidir. Çünkü insanın evladıyla gurur duyması başka şeydir; evladını kendi görünürlük arzusunun aparatı hâline getirmesi bambaşka şey. Birincisinde muhabbet vardır. İkincisinde nefs vardır.

Bir zamanlar düğünler vardı. Şimdi organizasyonlar var. Bir zamanlar kutlamalar vardı. Şimdi prodüksiyonlar var. Bir zamanlar hatıra vardı. Şimdi içerik var. İnsanlar artık yaşamıyor; yayın yapıyor. Hissedemiyor; sergiliyor. Hatırlamıyor; paylaşım hazırlıyor.
Bu yüzden bugün karşımıza garabet denecek manzaralar çıkıyor.

LGS anneleri... Çocuk sınava giriyor; anne zafer alayı düzenliyor. Sınav sonucu açıklanıyor; sosyal medyada adeta seçim kazanılmış gibi kutlamalar yapılıyor. Sanki çocuğun başarısı değil de annenin şahsi kariyer terfisi gerçekleşmiş gibi bir hava oluşturuluyor.

Ardından sünnet anneleri çıkıyor karşımıza.
Eskiden sünnet çocuğun erkekliğe ilk adımı sayılırdı. Şimdi annelerin kostüm yarışına dönüşmüş durumda. Çocuk ikinci planda. Sahne başka yerde. Işıklar başka yere çevrilmiş. 
Sonra baby shower denilen ithal merasimler...
Henüz dünyaya gelmemiş bir bebeğin bile reklam kampanyası hazırlanıyor. Doğmamış çocuk için dekorlar kuruluyor. Konseptler oluşturuluyor. Profesyonel çekimler yapılıyor.
Adeta yeni bir insan değil, küresel bir marka piyasaya sürülüyor.

Mezuniyet kınaları... Cinsiyet partileri... Doğum günü şovları... Fotoğraf köşeleri... Balon takları... Organizasyon orduları... İnsan bazen durup düşünmeden edemiyor: Biz çocuk mu büyütüyoruz, yoksa etkinlik şirketi mi yönetiyoruz?

Eskiden riyanın gizlisi makbuldü derlerdi. Şimdi riyanın gizlisi değil, görünmeyeni makbul değil.
Görülmeyen iyilik yapılmış sayılmıyor. Paylaşılmayan mutluluk yaşanmış kabul edilmiyor. Sergilenmeyen başarı değer görmüyor. İçinde bulunduğumuz çağ, teşhir çağının zirvesidir. Ve ne yazık ki bu çağın en sadık müritleri gençler değil, orta yaşlı yetişkinlerdir.

Yıllarca gençleri sosyal medya bağımlılığıyla suçlayanların önemli bir kısmı bugün sosyal medya üzerinden hayatını pazarlamaktadır.
Yıllarca “bizim zamanımızda böyle değildi” diyenler, bugün çocuklarının her adımını dijital vitrinlerde teşhir etmektedir. Bu yüzden gençlere yöneltilen birçok eleştirinin samimiyetinden şüphe duymak gerekir. Çünkü ortada büyük bir tenakuz vardır. Gençleri gösterişle suçlayanların bir kısmı, gösterişin baş aktörüne dönüşmüştür. Gençleri doyumsuzlukla itham edenlerin bir kısmı, tüketimin en iştahlı müşterisi olmuştur. Gençleri beğeni bağımlılığıyla eleştirenlerin bir kısmı, her paylaşımın altında gelen kalpleri ve yorumları saymaktadır.

Mesele nesil meselesi değil. Mesele insanın nefsine yenilmesi meselesidir. Belki de ilk defa itiraf etmemiz gereken bir hakikat var. Haksız yere suçladığımız gençlerin bazı konularda bizden daha sağlıklı düşündüğü gerçeği...

Evet, onlar daha sorgulayıcı. Evet, onlar daha itirazkâr. Evet, onlar kolay ikna olmuyor. Fakat belki de tam da bu yüzden birçok sahte gösteriye prim vermiyorlar. Birçok genç artık pahalı düğünlere özenmiyor. Birçok genç sırf el âlem görsün diye borca girmeyi mantıklı bulmuyor. Birçok genç hayatını başkalarının onayına göre şekillendirmek istemiyor.

Onların kusurları elbette var. Fakat hiç olmazsa sahicilik arayışları var. Hiç olmazsa yapmacıklığa karşı bir mesafeleri var. Belki de yıllarca eleştirdiğimiz bu nesil, bizim göremediğimiz bazı hakikatleri daha erken fark etti. Belki de onların itirazı hayata değil; hayatın sahneye dönüştürülmesineydi.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni organizasyonlar değildir. Yeni konseptler değildir. Daha büyük kutlamalar değildir.
İhtiyacımız olan şey kaybettiğimiz vakardır.
Çünkü vakar, insanın sahip olduklarını bağırmadan taşıyabilmesidir. Tevazu, mutluluğunu ilan etmeden yaşayabilmesidir.
Asalet, çocuğunu vitrine koymadan sevebilmesidir.

Ne yazık ki bugün birçok özel gün, ruhunu kaybetmiş bir gösteriye dönüşmüş durumdadır.
Çocukların başarıları çocuklardan çalınmakta; yetişkinlerin görünürlük ihtiyacına kurban edilmektedir. Ve bu hâl, yalnızca bir görgü meselesi değildir. Bu, aynı zamanda bir ahlâk meselesidir. Belki artık dönüp aynaya bakmanın vakti gelmiştir.

Yıllarca genç nesilleri muhakeme ettik. Belki şimdi biraz da kendimizi muhasebe etmeliyiz.
Çünkü ortada bir görgüsüzlük varsa, onun faili her zaman gençler değildir. Bazen fail, yokluğun terbiyesini unutup varlığın sarhoşluğuna kapılan bizleriz. Ve hakikat, bütün süslü organizasyonların, bütün ışıklı sahnelerin, bütün gösterişli kutlamaların arasından yükselip aynı cümleyi fısıldamaktadır: Bir toplumun çürümesi, çocukların şımarmasıyla değil; büyüklerin ölçüyü kaybetmesiyle başlar.

Yıllarca gençleri suçladık. Belki de ilk kez şu soruyu sormanın vakti geldi: Acaba doyumsuz olan onlar mıydı? Yoksa yokluktan gelip varlığın büyüsüne kapılarak ölçüyü kaybeden bizler miydik? Hakikat bazen insanın hoşuna gitmez.
Lakin hakikat, yine de hakikattir. Ve aynaya bakmayı reddedenler, gün gelir aynanın içinde kaybolurlar.



Bu yazı 21 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI