İran İslam Cumhuriyeti'nin İsrail'e yönelik füze saldırıları yeniden başladı. Merhum Necmettin Erbakan'ın ifadesiyle "Amerika ve İsrail ancak güçten anlar." Karşısında güçlü bir irade görmeyen Amerika dünyanın jandarmalıgına her zaman ve heryerde başvuruyor. Bu zalimlere karşı imkanları ve gücü nisbetince bunca ihanet ve işbirliğine rağmen DİRENİŞ sergileyen İran'a, Hizbullah'a, Hamas'a, Ensarullaha selâm olsun. Direnişleri izzete ve zafere vesile olsun. Bu onurlu ve soylu direnişi sahiplenmek her onurlu insanın görevi olmalıdır.
GAZZE ve LÜBNAN çağımızın Ashabı Uhdud'ları olarak yanmaya devam ediyor. Her gün yeni bir acı yaşıyoruz. Artık acılara tepki dahi vermiyoruz. Can kayıpları birer istatistiksel veri olarak kayıtlara bile geçmiyor. Kabullenmiş bir çaresizliğin içindeyiz. Hiçbir ateşkes, hiçbir antlaşma, hiçbir garantörlük, hiçbir uluslararası hukuk bu zalimleri durduramıyor.
Zalimlere karşı çözüm diplomasi değil DİRENİŞTİR. Emperyalist aktörlerlerin belirleyici olduğu bir denklemdeki diplomasi "oyalama, kandırma, tepkisizleştirme ve zulmü yönetilebilir hale getirmeden" öteye geçmemektir.
Direniş cephesinden yer alan İran İslam Cumhuriyeti ve onun destekçisi Lübnan Hizbullah'ı, Yemen Ensarullahı, Filistin'in Hamas ve İslâmî Cihadı tüm ihanet, işbirliği ve yalnızlığına rağmen direnişini sürdüyor. Artık ne dünyadan ne de bölge Müslümanlarından bir umutları kalmadı. Zira bölge ülkeleri en zor dönemde bile Amerika ve İsraille ilişkilerini kesmedi. Direnmesi beklenen yerde onurlu duruş sergilenmedi. Hatta krizi fırsata çevirerek "efendilerine daha nasıl iyi hizmet edebiliriz" diyerek işgale gönüllü lojistik destek verdiler. Onurlarını kaybedip para kazanmaya çalıştılar. "Herkese çabasının karşılığı vardır." emri ilahisi mucibince kiminin payına zelil paralar, kiminin payına izzetli şehitlikler düştü.
Zilleti kanıksayan ve karekter haline getirenler izzetli duruşu anlayamazlar. Bugün en kritik aşamada bile kendi zillet hallerini görmeden, direnenleri Amerika emperyalizmi adına ve ağzıyla yargılayan, karalayan, küçümseyenleri Allah, tarih ve mahşeri vicdan unutmayacaktır.
Kendi ülkelerini ve imkanlarını Amerika emperyalizmine sunan, ülkelerindeki Amerika askerlerine ve diplomatlarına kimlik dahi soramayan devletlere "Direnişin duruşunu" anlatamazsın. Bölgedeki Amerikan askerlerine kimlik dahi soramayanlar İran'a hesap soruyorlar. Bu hesabı da kendileri için değil kölelik yaptıkları efendileri için soruyorlar. Kendileri için sormuş olsalardı bir nebze de olsa anlaşılabilirdi.
Köleliğe alışmış ruhlar özgürlüğe düşmandır. Zillet üzerine inşa edilmiş yapılar asla izzeti kabul etmezler. Yezit ve Hz Hüseyin'in kıyamı hala tekrar etmektedir. Kişiler ölür fikirler ölmez. Tarihsel zamanlar değişir lakin tarihsel ruhlar değişmez.
Amerika'yı arkasına alanlar asla Amerika'yı karşısına alanları sevmez, kabul etmez. Amerika'nın gözüyle, aklıyla, ağzıyla direnişe bakanlar asla hakikati anlayamayacaklar.
Amerika güçlü iken sorgulamayalar zayıf iken de sorgulamıyorlar. Demek ki ihanet ve işbirliğinin asıl nedeni bölge ülkelerinin zayıflığı veya Amerika güçlüğü değilmiş. Mesele Amerika'nın güçlü veya zayıf olması değil "ülke karakterlerinin zayıf" olmasıdır.
Ortadoğu'da "Amerika üslerinin" İran İslam Cumhuriyeti tarafından vurulması "Amerika'nın bizzati" vurulmasıdır. Bu üslerin vurulması değil varolması problemdir, sorgulanmalıdır.
Vurulan her Amerika üssü;
1. Amerika'nın yenilmezlik ve süper güç olduğu algısına vurulmuş bir darbedir. Zira İran dışişleri bakanının daha önce ifade ettiği gibi "Bizim için tek süper güç Allah'tır. Allah'tan başka bir süper güç tanımıyoruz." Bu ruhun yayılması demek sihirbazlar önünde Firavun'un yenilmesi demektir. Çağın firavunu ve büyük şeytanı "Direniş cephesini tahkir ederek yenmeyi hayal ederken bugün hayal ettiği şeyi kendi üzerinde yaşıyor. İnşallah Firavun'un gücünü halkın cehaletinden aldığını anlayan toplum gibi bizlerde Amerika'nın gücünü Müslümanların cehaletinden aldığını anlarız.
2. Amerika üslerinin bölge devletlerini koruyamadığını hatta bölge devletlerinde Amerika'nın kendi üslerini dahi koruyamadığının göstergesidir. Zihinlerimize zerk edilen zehirli "Büyük Amerika, Yenilmez Amerika, Süper Güç Amerika" efsanesinden vazgeçmeliyiz.
Ortadoğu'da asıl tehdit İran değil Amerika ve İsraildir. Amerika, İran üzerinden tehdit algısı oluşturarak bölgeyi kendine bağlamaktadır. Emperyalizmini İran'ı düşmanlaştırarak yaymaktadır. İran'ı düşmanlaştırmak için "her türlü mezhebi, meşrebi, milli, tarihsel ve siyasal argümanı" çağın sihirbazı olan enformasyon ile yapmaktadır.
İran İslam Cumhuriyeti, Amerika emperyalizmine tüm yönleriyle ve tüm cepheleriyle direniyor. Düşmanlarda tüm yönleriyle kaybediyor. Sahada, masada, cephede, enformasyonda, manipülasyonda ve algıda... Mücadele devam ediyor. Bu mücadelede Direnişin aklıyla, ağzıyla, ruhuyla konuşmak yerine birileri ısrarla ya aleyhine konuşuyor ya da mücadeleyi suskunluğa mahkûm ederek görmemeye çalışıyor. Türkiye'de büyük bir kitle ve medya İran -İsrail-Amerika savaşı denkleminde İran'ın mücadelesini baskılayan ve basitleştiren yaklaşımını terk etmeyerek dolaylı olarak Amerika lehine tavır alıyor.
Bu mücadele büyük şeytanla oluyor. Büyük şeytanla yapılan mücadelenin bedeli de büyük olur. Bu mücadelede en büyük kayıp "Amerika'nın yenilmezlik, süper güç" algısında oluyor. Zira Trump "İran'ın en zayıf dönemi" dediği dönemde dâhi ne sahada ne masada ne enformasyonda hiçbir hedefine ulaşamamıştır. Hiçbir direniş cephesi birbirini yalnız bırakmayıp teslim olmamıştır. Binalar yıkılmış ruhlar yıkılmamıştır. Liderler, önderler, komutanlar hunharca şehit edilmiş lakin irade teslim alınamamıştır. Gazze'de, Beyrut'ta, Yemen'de ve İran'da evler, okullar, hastanaler, camiler yıkılmış fakat yıkılmayan tek şey irade ve ruh olmuştur. Bir toplumu ayakta tutan binalar değil bilincidir.
1979 İran Devriminden beri Batının İran'a yalan algı ve dayatmalarlarla yüklediği anlamlar "yıpratıcı savaş" ekseninde yürütülmüş. İran yalanlarla inşa edilen "yıpratıcı savaş" sonucu "yalnızlığa mahkûm" edilmiştir. Bu yalnızlık teslimiyet yerine direniş ruhunu daha da bilemiştir. Ambargolar halkı yıpratmıştır lakin devrime bağlılığı baltalamamıştır. Bakmayın siz her gün "İran şöyle İran böyle diyerek" lokal veya küresel hesaplarca tezgahlanan meseleler üzerinden kendi beklentilerini gerçekmiş gibi sunanlara.
İran; toplumun bilincini ve ruhu felç eden lükse, şatafata, batının yaşam biçimine yatırım yaparak teslimiyetçi bir devlet inşa etmek yerine toplumun bilincini ve ruhunu diri tutan "bilime, üretime, dine" yatırım yaparak Batı'nın sömürgeciliğine meydan okumuştur. Sömürgeci yaşam biçimini red ettiği için "gerici, molla, yobaz" yaftaları batının hegemonik argümanlarıdır.
Değerlerine ihanet etmeden varolabilme ve meydan okuyabilme iradesini göstermesi açısından "İran Devrimi" Batı'nın algı ve enformasyonundan azade bir şekilde yeniden okunmalıdır. Önyargılar, mezhebi kaygılar ile yapılan her okuma eksiktir.
İran'ı sorgulamak ve yargılamak için sarf edilen çaba İran'ı anlamak içinde sarfedilmelidir. İran'ı yargılamak yerine İran'ın direnişçi çizgisinde neden ülkelerimiz yer almıyor. Biz hangi pozisyonun içindeyiz sorularını kendimize sormalıyız.
Selâm olsun "yense de yenilse de" zillete, teslimiyete, köleliğe ve köpekliğe hayır diyenlere...