beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Muhammed Özkılınç

facebook-paylas
Alıştırılmış Çaresizliğin Kıskacındaki Afrika
Tarih: 02-07-2026 10:09:00 Güncelleme: 02-07-2026 10:09:00


Afrika denildiğinde birçok insanın zihninde açlık, yoksulluk, kuraklık ve yardıma muhtaç insanlar canlanır. Oysa bu tablo, meselenin görünen yüzünden ibarettir. Afrika'nın asıl trajedisi sadece ekonomik yoksulluk değildir; ondan daha derin ve daha tehlikeli olan, yıllar içinde zihinlere yerleştirilmiş olan “alıştırılmış çaresizlik” duygusudur.

Bugün Afrika'nın birçok bölgesinde hâkim olan psikoloji tam da budur. Ortada imkân vardır, kaynak vardır, potansiyel vardır; fakat bunları harekete geçirecek ufuk, irade, cesaret ve girişim ruhu yeterince ortaya çıkamamaktadır. Adeta un vardır, şeker vardır, yağ vardır; fakat helva yapmaya teşebbüs eden yoktur. Çünkü nesiller boyunca insanlara kendi ayakları üzerinde duramayacakları, kaderlerinin başkalarının elinde olduğu telkin edilmiş; çaresizlik duygusu bilinçlere ve hayat tarzlarına işlenmiştir.

Oysa Afrika, Allah'ın yeryüzünde en cömert davrandığı coğrafyalardan biridir. Dünyanın en geniş ve en bakir tarım arazilerinin önemli bir kısmı bu kıtadadır. Verimli toprakları, zengin maden yatakları, petrolü, altını, elması ve sayısız yer altı zenginliği vardır. Su kaynakları bakımından da birçok bölgesi sanıldığı kadar fakir değildir. Nehirler, göller ve yer altı suları büyük bir potansiyel taşımaktadır. Ancak bu potansiyeli harekete geçirecek bir el, irade yoktur. Arada bir teşebbüs eden eller de kesilmiş ve sakat bırakılmıştır.

Evet, kaynakların varlığı tek başına yeterli değildir. Su varsa onu kullanılabilir hale getirecek projeler gerekir. Toprak varsa onu işleyecek bilgi ve teknoloji gerekir. Maden varsa onu katma değere dönüştürecek sanayi gerekir. Bütün bunlar içinse özgüven, vizyon ve girişim ruhuna ihtiyaç vardır. Tabi tüm bunların başında da halklara bu konuda rehberlik yapacak cesur rehberlere ihtiyaç vardır.

Ne yazık ki Afrika, yüzyıllar boyunca sömürgeci güçlerin sistemli politikalarıyla sadece maddi olarak değil, zihnen de yoksullaştırılmıştır. İnsanlar kendi kaynaklarından uzaklaştırılmış, emeklerinin karşılığı ellerinden alınmış ve bir lokma ekmeğe, bir tas suya muhtaç hale getirilmiştir. Sömürgecilik yalnızca toprakları işgal etmemiş; zihinleri, umutları ve gelecek tasavvurlarını da kuşatmıştır.

Fakat bu tablo kader değildir.

Afrika'nın geleceği, yoksulluk raporlarında veya yardım kuruluşlarının istatistiklerinde yazılı değildir. Afrika'nın geleceği, yeniden ayağa kalkacak insanların iradesinde saklıdır. Bu nedenle Afrika insanının önce kendisine biçilen mağduriyet rolünü reddetmesi, sonra da kendi gücünü ve zenginliğini yeniden keşfetmesi gerekmektedir. Gaflet uykusundan uyanmak, alıştırılmış çaresizlik zincirlerini kırmak ve yeniden üretmenin, çalışmanın ve kalkınmanın yollarını aramak artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Bu mesele yalnızca Afrikalıların sorunu da değildir. Dünyada yaşayan ve vicdan sahibi olan her insanın bu tablo karşısında sorumluluğu vardır. Ancak söz konusu Müslümanlar olduğunda bu sorumluluk bir insanlık görevinin ötesine geçerek dinî ve ahlâkî bir vecibeye dönüşmektedir. Bu görev Kur'an ve Sünnetten birçok nas ile sabittir. İşte birkaç örnek, Resûlullah (sav) şöyle buyurur:  

·         “Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen onlardan değildir.” (Hâkim, IV, 352; Heysemî, I, 87)

·         “Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.”(6)

·         “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” (Hâkim, Müstedrek, 4/167.)

·         “Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir beden gibidir. Bedenin bir organı rahatsız olduğunda diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak ederler.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66)

Bugün Afrika'nın açlığı, yoksulluğu ve geri kalmışlığı yalnızca Afrika'nın meselesi değildir; insanlığın ve ümmetin ortak yarasıdır. Bir uzuv acı çekerken diğer uzuvların rahat olması düşünülemez. Bu sebeple Afrika'yı sadece yardım kolileriyle değil; eğitimle, üretimle, teknolojiyle, yatırımla, bilgiyle ve özgüven aşılayan projelerle desteklemek gerekir.

Çünkü Afrika'nın ihtiyacı sadece bir tas çorba değil, kendi sofrasını kurabilecek güce kavuşmaktır. Sadece bir günlük yardım değil, nesiller boyu sürecek bir kalkınma hamlesidir. Sadece merhamet değil, aynı zamanda bilinç, dayanışma ve kardeşliktir. Bunun için devletin ilgili birimlerine görevler düşmektedir. STK’lar ve kanaat önderlerine görevler düşmektedir. İş adamları ve girişimcilere görevler düşmektedir. Kısaca hepimize görevler düşmektedir.

Afrika bir ümitsiz vaka değildir. Asıl tehlike, ona ümitsiz vaka muamelesi yapmaktır. Zira Allah'ın lütfettiği bunca imkâna sahip bir kıta, çaresizliğe mahkûm değildir. Yeter ki zihinlerdeki zincirler kırılsın, umut yeniden yeşersin ve insanlar kendi güçlerinin farkına varsınlar. İşte o zaman Afrika, yardım bekleyen bir kıta değil; insanlığa yön veren bir medeniyet merkezi olabilecek potansiyele sahip olduğunu yeniden gösterecektir. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... 



Bu yazı 0 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI