beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
GÖLGELENEN NİYET
Tarih: 03-10-2026 15:55:00 Güncelleme: 03-10-2026 15:55:00


​Seneler evvel bir apartman katında otururken, hemen yanımızda bahçeli evi olan balıksever bir komşumuz vardı. Sık sık bahçesinde mangal yapar, dumanı bizlere kadar yükselirdi. Biz de balığı çok sevdiğimizden, sadece kokusunu almak bile bizi mutlu etmeye yeterdi.

​Yine bir akşamüstü, ben henüz akşam yemeği hazırlığına bile girişmemişken aşağıdan yukarıya doğru Kızılderili mesajı gibi bir duman yükselmeye başladı. Kalabalık seslerden anlaşıldığı kadarıyla misafirleri de vardı.

​Aradan 20-25 dakika geçti, kapı çaldı. Mâlum komşum; bir elinde içi ızgara hamsi dolu servis tabağı, diğer elinde koca bir kâse salatayla karşımdaydı:

— Salatanın her şeyi var, dedi.

​Yüzüme yayılan koca bir gülümsemeyle karşılık verdim:

— Teşekkür ederim, niye zahmet ettin?

​Böylece benim akşam yemeğim hiç zahmet etmeden çıkmış oldu. Bize sadece ekmeği, çatalı alıp sofraya geçmek kalmıştı. Nitekim öyle yaptık; ikram edilen yemek hepimize fazlasıyla yetecekti. Doğrusu komşumuz çok cömert davranmıştı. En ince davranış ise salatayı da yanında getirmesiydi; sanki kendi sofrasından bize de bir servis açmış gibi hissettirmişti.

​Ancak iştahla yemeğimizi yerken salatanın içinde bir şey dikkatimi çekti: Uzunca bir hamsi kılçığı... Kimseye fark ettirmeden tabağın kenarından aldım. "Komşu fark etmemiş olacak" diye düşündüm. Bizden düşme ihtimali ise yoktu. Detaylara girmeyeceğim ama her ne kadar iyi niyetli olmaya çalışsam da nefsim sinsice fısıldadı: "Sofrasından artan balık ve salata zayi olmasın diye bize getirmiş..."

​İşte o anda komşunun cömertliği ve bize servis açmış olması zihnimde bir anda söndü.

​Olabilir, gayet insani bir durumdur. Artan yemek ziyan olmasın, kokusu da gitmiştir düşüncesiyle getirilmiş olabilir. Peki komşum, "Valla komşu, çok yapmışız, yiyemedik; zayi olmasın diye sana getirelim dedik" deseydi ne değişirdi?

​Biz yine aynı iştahla yer miydik? Yerdik. Çünkü sevdiğimiz bir komşuydu ve bu tür alışverişlerimiz olmuştu. En fazla onun "büyük cömertliğine" vurgu yapmazdık, hepsi bu.

​Peki, algımı değiştiren şey neydi? 

Niyet...

​Eğer komşumuz henüz kendisi yemeğe oturmadan bize o tabağı ayırıp verseydi, "Onlar, sevdikleri yiyecekleri yoksula, yetime ve esire yedirirler." (İnsan, 8) âyetinin tecellisine muhatap olacaktı. Bu erdeme İslâm ahlâkında; başkasını kendi nefsine ve ihtiyacına rağmen üstün tutma anlamında "isâr" denir ve çok övülür, mükâfatı da fazladır. 

​Artan yemeğin paylaşılması da şüphesiz bir iyiliktir ama "defolu" sayılır. Tıpkı defolu bir malın alıcısına söylenerek ucuza satılması gibi, bu tür paylaşımların da açıkça ya da ima edilerek ifade edilmesi gerektiğine inanıyorum. En azından alan kişinin aklına yanlış bir zan gelmemesi adına...

​Nitekim yine bir gün kapı çaldı ve o gün misafir ağırlayan başka bir komşum dolma getirdi. Dolmanın her çeşidini seven biri olarak yerken garip bir tatlılık hissettim. Lezzetli bir tat değil, bildiğiniz şeker tatlılığı... Anladım ki bu komşum da şerbetli bir tatlıyla yan yana koyduğu tabaktan artan dolmaları bize getirmişti.

​Bazen bazı iyilikleri yapmamak, yapmaktan daha hayırlıdır. Eğer ortada fitneye, sü-i zanna veya yanlış anlamaya sebep olacak bir durum varsa, ya hakkında bir açıklama yapılmalı ya da o işten uzak durulmalı. Velev ki niyet hayır olsun...

​Peki, tüm bu yaşananlar bana ne kattı?

​Komşu hukunu gözetmeye çalışan, paylaşmaya ve "kokusu gitmiştir" düşüncesi gibi geleneksel değerlere önem veren biri olarak; bir şey paylaşmak istediğimde onu mutlaka "sıcakken" vermeye çalışıyorum. O an ikram etmeye müsait değilsem, baştan tabağını ayırıyorum. Komşum evde yoksa o tabağı o şekilde muhafaza ediyorum. Çünkü yiyeceklerin sıcak veya soğukken tabağa konulması bile farklı oluyor. Veya yaptığım yemek fazla geldiyse, sofradan artanı kendime ayırıp komşuma tencereden/ana kaynaktan ikram ediyorum. Evdeki bu hassasiyeti komşum görmüyor belki ama Allah görüyor ve ecrini ona göre veriyor.

​Bütün bunlar mümkün olmamışsa ve elimde artan bir şey varsa, bunu da nazikçe izah ederek teklif ediyorum; isterse veriyor, istemezse başka şekillerde değerlendiriyorum. Ve eğer alırsa, ecir veya teşekkür beklemek yerine o kişiye ben teşekkür ediyorum ki, beni israftan koruyor.

​"Bu kadar uğraşacağına hiç yapma" diyenler veya "Ayyy! Ben kimseden bir şey almam da vermem de. Kimbilir nasıl yapmıştır, midem kaldırmaz" diyenler çıkabilir. Onlar bu konunun dışında. 

Benim muhatabım; komşuluk ilişkilerini diri tutmaya çalışan, ödünç alıp vermenin psikolojik ve sosyolojik derinliğini bilen, "Uzak akrabadan yakın komşu yeğdir" sözünün anlamını kavrayan kişilerdir.

Hâkim Tirmîzî'ye sordular:

- Vermek nedir?” 
Hazret cevâben:
- Vermek, başkasının sevinci ile huzur bulmaktır.” buyurdu.

​Her ürünün kendine göre bir kalitesi ve miyarı olduğu gibi amellerin değeri de niyete göre belirlenir. Bu yüzden yapılan her iyilik, kendine mahsus usul ve erkan dairesinde olmalıdır. Aksi takdirde vesvese üretmede fabrika gibi çalışan nefis, insana darlık verir:

​- "...ama artanı vermiş, bak salatada kılçık vardı!"
- Ey nefis, sus artık! Sen o teyzenin nice iyiliğini görmedin mi?
- Ama kılçık vardı...
- Ağzının ortasına bir tane...

​Neyse... Siz beni anladınız.



Bu yazı 8 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI