|
Tweet |
Talebenin yetişmesinde müfredat, öğretmen ve veli üçlüsü etkindir. Dolayısıyla varsa bir şiddet, bir sıkıntı buralara bakmak lazım.
Bir kaç yıl önce ben Diyarbakır il milli eğitim müdürüyle bir röportaj yaptım, dedim ki bazen 33 kişilik bir sınıfın huzurunu 3 kişi bozuyor, halbuki gerekli müdahale ve rehberlikten sonra ıslah olmayan o haylaz üç kişi fili eğitim dışına çıkarılırsa 30 kişi rahat eder, talim terbiyenin de kalitesi yükselir, kendisi siyasiler gibi laf üreterek “ben gençleri sokağa bırakamam” demişti. İşte o üç kişiden biri gelir, elini kana boyar ve bir toplumun huzurunu bozar.
Öğretmene gelince çoğu sanki üniversite hocasıymış gibi dersini verip çıkıyor, diyorsun ki öğretmenim şu çocukla bir uğraşsanız diyor ki; “vala ben dersimi verir çıkarım” öğretmenlik bu değil arkadaş!
Veli ise çocuğuyla çok az ilgileniyor, sanki başından savurur gibi okula gönderiyor, çocuğundan gelen şikayetin düzelmesi için bir gayret göstereceğine çocuğunu dinliyor, yetmiyor bir de öğretmenlerle tartışıyor, kavga ediyor.
Müfredata gelince Türk u Atatürk diye diye çocuğun kalbini karartıyoruz.
Hele önce İnsan de,
Allah’a iman de,
Merhamet de,
Şefkat de.. bak bakayım niye bu tür anormallikler oluşacak?
Peygamberimiz Hz.Muhammed(sav) diyor ki: “7 yaşına kadar çocuklarımızı sevin, 14 yaşına kadar onlara talim terbiye verin, ondan sonra da onlarla istişare edin.”
Bu hadisi milyonda bir veli biliyor mu? Veli eğitiminde böyle insan ruhunu okşayan paylaşımlar var mı? Maalesef yok!
Gelin şu Alman eğitimin müfredatına bakalım;
Onlarda vatandaşlık eğitimi 9 yıldır.
Bu süre içinde akran düzeyine göre her yıl şu dört ders mecburidir, diğer dersler seçmelidir.
Alman dini,
Alman dili,
Alman Kültürü,
Alman Tarihi.
Dolayısıyla 9 yıl sonra Merkel gibi insanlar yetişir.
Bizim Milli eğitim camiasına hitap eden iki büyük eğitim sendikamız var, biri eski karanlık devletin kırıntısı gibi bu dört değerlerle de kavgalı, diğeri de siyasetin arka bahçesi gibi rehavrete dalmış, ufak tefek işlerle kendini teselli ediyor.
Deseniz ki, birçok dünya ülkelerinde öğretmenlik sözleşmelidir, öğretmenin kadrolusu olmaz, bu meslek sıradan bir iş değildir. Hemen sana saldırırlar. Peki samimiyetinize nasıl inanalım?
Bir iş kolu sendikasının üç görevi var;
1-Ait olduğu iş kolunda kurumuna rehberlik yapmak, verimliliğini artırma babından projeler üretmek.
2-Üyelerinin özlük haklarını ve hayat standartlarını yükseltmek için devlet ile müzakere, mücadele etmek,
3-Üyelerini yetiştirmek ve hayata bakış açılarına hizmet eden faaliyetlere imza atmak.
Okulu terk ederek, derslere girmeyerek okul ortamın şiddetini kaldırabilir misiniz?
Sendikaların bir kısmı karanlığa kurşun atarak “Bakan istifa” diyor, halbuki bu bakan kadar talim terbiyenin içinden gelen hiçbir bakan olmamış, Müsteşar, Rektör ve Anadolu değerleriyle barışık doğunun ekmeğini suyunu yemiş dobra dobra bir beyefendi.
Bir okul müdürü kadar okuldur. Ama birçok müdürlerimize müdürlük ağır geliyor. Referanslı müdürlerdir.
Diyarbakır’da bir kız İmam Hatip lisesine baş açık bir bayan, müdür olarak atanmıştı, araştırdım sendika destekli gelmiş. Düşünün kız çocuklarına rol model olacak müdire hanım baş açık müdür olarak imam hatip ruhuna meydan okuyor. Aman Allah’ım. Diğer yandan kimi imam-hatip müdürü Namaz kılmadığı gibi akidesi de bozuk imam hatip lisesi öğrencisini nasıl bozarım derdine düşmüş.
Yahu bu ne rezalet arkadaş. Hele ki lisenin zorunlu olması ayrı bir dert yahu sen liseye giden gençlerin %10’una dahi iş bulamıyorsun neden %90’ının ömründen 4 yıl çalıyorsun? Bir cevabın var mı?
Yani meselelerin köküne inip sorun çözmeye çalışmak gerekirken greve giderek orta yere konuşmak, akıl karı değildir. Bu hadiseler karşısında sendikalar sınıfta kaldı bence.
Sela ve dualı günlere diyelim.