beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Namet Aktuz

facebook-paylas
Mihenk Taşı ve İnsan Ayarı
Tarih: 25-05-2026 18:13:00 Güncelleme: 25-05-2026 18:13:00


Mihenk taşı, maddi dünyada kuyumculuk mesleğinin en sadık hakemidir. Halk arasındaki adıyla bilinen denek taşı; bir metalin, özellikle altının saflık derecesini, yani ayarını belirlemek için kullanılan sert, pürüzsüz ve siyah renkli bir taştır. Temel işlevi, madenin dokusunu bozmadan hızlı ve pratik bir şekilde hakikati ortaya çıkarmak, altını bakırdan ayırmaktır. Bu tavizsiz işleyiş, yalnızca fiziki madenler için değil, insan ruhunun kalitesini ölçen manevi imtihanlar için de geçerlidir. Zira hayat da insanı görünmez bir mihenk taşına sürterek sürekli imtihan eder.

Mihenk taşı, ne feryada kulak asar ne de sahte parıltılara boyun eğer. Onun tek bir dili vardır, o da mutlak dürüstlüktür. İnsan, ömür dediğimiz bu uzun yolda yürürken aslında her köşe başında, farklı yol ayrımlarında farkında olmadan bu görünmez taşa kendini sürer. Karşılaştığımız insanlar, sırtlandığımız yükler ve göğüs gerdiğimiz her fırtına, ruhumuzun saklı kalmış ayarını ortaya çıkarmak için kurulmuş gizli birer tezgahtır.

Mecazi anlamda mihenk taşı; bir düşüncenin, bir değerin veya bir insanın kalitesini, doğruluğunu belirlemeye yarayan ölçüt ya da kriter anlamında kullanılır. Bediüzzaman Said Nursi’nin kaderin insanı inceden inceye bir altın veya bakır gibi mihenge vurduğuna dair o uyarısı, bu noktada bir hayat düsturu olarak karşımıza çıkar: "Kader-i İlâhî, inceden inceye sizi kaç defa altın mı bakır mı diye mihenge vuruyor." Buradaki "inceden inceye" ifadesi, imtihanın ne denli hassas olduğunu anlatır. Kader bizi sadece büyük sarsıntılarla değil; küçük bir tebessümle, anlık bir öfkeyle ya da sessiz bir fedakarlık sınavıyla da bu taşa sürer. Aslında her an, her nefes bir mihenk vuruşudur. Kalbimizdeki niyet saf bir altın mı, yoksa içine benlik bakırı karışmış bir sahtelik mi? İşte bu, her vuruşta yeniden tescil edilir.

Tasavvuf ehli için dünya, bir kuyumcu dükkanına benzer. İnsan ruhu ise bu dükkana getirilmiş, parlatılmaya muhtaç bir cevherdir. Tasavvuf yolu, baştan başa bir "ayrıştırma" sanatıdır: Ham olanı has olandan, gölgeyi asıldan, mâsivayı, yani Allah dışındaki her şeyi Hak’tan ayırmak. İşte mihenk taşı, bu muazzam ayrışmanın gerçekleştiği sessiz bir kürsüdür. Zahir alemde kuyumcunun altınını sınayan o kara taş, mana aleminde insanın var ediliş hakikatini ölçen bir teraziye dönüşür. Altın bu taşa sürtünmekten korkmaz, çünkü doğası gereği saftır. Ancak dışı yaldızlı, içi bakır olanın taşa değdiği an foyası ortaya çıkar. Tasavvufta da sahte derviş ile gerçek aşık, bela ve musibet taşında ayırt edilir. Hz. Mevlana’nın ifadesiyle, "Altın, ateşle imtihan edilir; insan ise acıyla." Kişi, başına gelen zorluklara çarptığında eğer şikayet edip kararıyorsa bakırdır, sabredip parlıyorsa altındır.

Tasavvufta mürşid-i kâmil, süluk yolculuğundaki mürit için yaşayan bir mihenk taşıdır. Mürit, o taşın huzuruna bir iddia ile gelir; "Pişmek istiyorum, yanmak istiyorum." der. Mürşit ise müridin gönlündeki tortuları, egoyu ve gösterişi ayırt etmek için kelimelerle değil, hâl ile onu o kara taşa yatırır. Bazen bir sükutla, bazen bir azarla, bazen de görmezden gelerek müridin gururunu o taşa sürter. Bu süreç can yakıcıdır. Zira mihenk taşına sürtünmek, benliğin törpülenmesidir. Eğer müridin niyeti samimi değilse, yani varlığı sadece dıştan parlayan bir yaldızdan ibaretse, o taşın sertliğinde hemen kırılır ve yolu terk eder. Ama özü sağlamsa, mürşidinin terbiyesine tabi tutuldukça üzerindeki dünyevi arzuların rengi solar, yabancı maddeler dökülür ve geriye sadece o saf hakikat kalır. Mihenk taşı zalim değildir; o sadece dürüsttür. Hakikat yolunda dürüstlük ise en büyük merhamettir.

Mihenk taşı siyahtır; tıpkı insanın en karanlık geceleri, en içinden çıkılmaz dertleri gibi. İlk bakışta sert ve ruhsuz görünür. Oysa hikmet gözüyle bakan bilir ki, cevherin parıltısını görünür kılan şey, o taşın asil karalığıdır. İnsanın hayatındaki zorluklar da böyledir; dertle yoğrulmadıkça kalbin ayarı bilinemez. Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi: "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını?" İşte mihenk taşına sürtünmek, hayatın altını üstüne getiren o sarsıntılarda kalbin gerçek değerini bulma ve kendini tanıma sürecidir.

Bununla birlikte hayatın bizleri vurduğu en çetin mihenk taşlarından biri de beşeri ilişkiler ve dostluklardır. İnsan, insanın mihenk taşıdır. Birlikte yola çıktığımız, kardeşim dediğimiz, ekmeğimizi bölüştüğümüz insanların gerçek ayarı; menfaat çatışmalarında, zor günlerde ve fırtınalı anlarda ortaya çıkar. Tıpkı altının bakırdan ayrılması gibi, gerçek bir dost ile sahte bir refik (yol arkadaşı) ancak fedakarlık gerektiren o dar geçitlerde ayırt edilir. Vefa, dostluk makamının en yüksek ayarıdır. İnsan, sevdiğinin zor zamanında kendisinin bizzat bir mihenk taşına dönüştüğünü ve kendi sadakatinin de orada sınandığını fark ettiğinde, hamlıktan haslığa giden yolda devasa bir adım atmış olur.

Asıl mihenk taşı ise, insanın kendi vicdanıdır. Her akşam başımızı yastığa koyduğumuzda; o günkü amellerimizi, niyetlerimizi ve sözlerimizi içimizdeki bu gizli taşa sürtmeliyiz. "Bu iyiliği Allah için mi yaptım, yoksa takdir edilmek için mi?", "Bu öfkem haklı mıydı, yoksa nefsimin kibrinden mi doğdu?" Bu vicdani muhasebe, kalbi mihenk taşına vurmaktır. Hayatın çetin sınavları ve bu içsel yüzleşmeler niyetlerimizin saflığını ölçer. Eğer niyetimiz bu sınamada egonun karanlığına yenik düşüyorsa sahtedir. Ancak pişmanlık ve gözyaşıyla yıkanıp parlıyorsa işte o zaman "has" olma yoluna girilmiş demektir.

Mihenk taşına çarpmadan, o taşın sertliğini iliklerinde hissetmeden hiç kimse kendi hakikatine uyanamaz. Bizler bu dünyaya ham birer cevher olarak bırakılırız. Ömür ise bizi durmaksızın o kara taşa sürten gizli bir eldir. Asıl mesele, hayatın sarsıntıları karşısında ayarı düşük bir maden gibi dağılıp ufalanmak değil; o taşa sürtündükçe parlayan saf bir altın gibi aslına rücu edebilmektir. Çünkü nihai değerlendirmeyi yapacak olan kalplerin özünü ve niyetlerin safiyetini bilen Hâlık'tır. Gönül diliyle söylersek; taş seni incitiyorsa hâlâ kırılacak kalın bir kabuğun, dökülecek benlik bakırın var demektir. Sabret ve teslim ol; kabuktan kurtul ki o asil karalığın bağrından senin muazzam ışıltın yani bizzat kendi hakikatin doğsun.

Namet AKTUZ



Bu yazı 20 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI