İmtihan hep vardı. İnsanoğlu hep imtihandaydı. İmtihan, insanoğluyla başladı, insanoğluyla devam edecek ve nihayet insanoğluyla beraber nihayete erecektir. Teknolojiden önce de imtihan vardı, teknoloji geliştikten sonra da imtihan var olacaktır. At arabasıyla tüm işlerin görüldüğü zamanlarda da imtihan vardı, son model araçlar ile yolculuk yapıldığı zamanlarda da imtihan devam etmektedir. Çadırlarda yaşayan insanlar da imtihana tabi oldular, tripleks dairelerde yaşayanlar da imtihan edilmekten yakalarını kurtaramadılar. Nerede olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun insanoğlunun var olduğu her yerde, yaptıklarıyla ve yapması gerekirken yapmadıklarıyla her daim bir imtihan var olacaktır.
Varlıkta da imtihan vardır yoklukta da imtihan vardır. Gençlikte de imtihan vardır, ihtiyarlıkta da imtihan var olacaktır. Erkekler de imtihana tabi tutuldular, kadınlar da imtihana tabi tutulacaklardır. Aklı başında olan insanların yakalarını imtihandan kurtaramadıklarına her gün şahit olmaktayız. Cennet hep aynı cennet, cehennem hep aynı cehennemdir. Dün bambaşka bir cennet için imtihana tabi tutulan insana rast gelmediğimiz gibi bugün farklı bir cehennemden uzaklaşmak için didinen insana da rast gelmiyoruz. Hep aynı imtihan… Ortam, zaman, nesne ve insanların isimleri değişiyor olsa da şartlar değişmiyor. Dikkat edin, dikkatli davranın! Kazanmak da kaybetmek de bilerek yaptığımız tercihlerimize bağlı olarak deveran etmektedir.
Bu imtihanı Kur’an ve Sünnet çerçevesinde tanımlayabiliriz. Kur’an ve Sünnetten ileri gelen her emir ve her yasak imtihanın en önemli nüvesidir, şartıdır. Şayet insanoğlu tabi tutulduğu bu imtihanı aklıyla icat ettiği teknolojik aletler ile tanımlayabilecek, sınırlarını koyabilecek olsaydı, Yüce Allah ne peygamber gönderirdi ne de kitap indirirdi. Hayatı boyunca akıntıya karşı kürek çeken insanların, şayet akıntının nereden geldiğini, bu akıntıya kimlerin, niçin ve nasıl kapıldığını Kur’an ve Sünnet penceresinden bakarak tespit edebilseydi derin bir nefes alacak, yoluna bakacak ve emin adımlarla kurtuluşa doğru yürüyebilecekti. Ama ne yazık ki bu böyle olmadı. İnsanoğlu yapacaklarını ilahi kelamdan devşirmedi. İlahi kelama sırt döndü. Hatta elinden geldiği kadarıyla da karalamaya çalıştı. Dolayısıyla hayat masasını düzgün kuramadı. Masayı düzgün kuramayınca da üzerine dizdiği her ne varsa yamuk yumuk ve düzensiz bir şekilde yer aldı. Salonda ve masa başında olması gerekenler dışarıda, kapı dışarı edilmesi gerekenler de ne yazık ki masanın başköşesinde yer aldı. Masanın çevresinde yer alan insanların ve üzerine konulan nesnelerin düzgün ve olması gereken vechiyle olmasını istiyorsak bunun için yapılacak ilk iş masayı yeniden tanımlamak ve düzgün bir şekilde olması gereken yere imtihan kuralları çerçevesinden yeniden konumlandırmak gerekmektedir.
Unutmayın! İslam’ın düşmanları aynı zamanda insanlığın da düşmanıdırlar. İslam’ın yani insanlığın düşmanlarını masanın başköşesine oturttuğumuz zamandan beri işlerimiz düzgün yürümedi. Nesiller sağlıklı yetişmedi. İthalat ve ihracat hakkaniyete uygun yürütülmedi. Daha da kötüsü işlerimizin ters gitmesinin nedenini bilemedik. Hemen her şeyden uzaklaşan biz, dinden de imandan da ferasetten de uzaklaşmaya çalıştık. Düşmanı dost, dostu da düşman belledik. Nevrimiz döndü, hiçbir şeyi olması gereken noktadan bakamadık.
İnsanoğlu Kur’an’dan uzaklaştığı, Sünnet’e sırt döndüğü, ahireti unuttuğu, hesap ve kitabı kale almadığı yani imtihanın varlığını kulak ardı ettiği oranda sınırları aştı, vahşileşti ve dehşet saçtı. Çevrenize bakın, vahşetin ve dehşetin zirvesinde yer alan insanların Kur’an ve Sünnet ile yol yürümeyen insanlar olduğuna tüm çıplaklığıyla göreceksiniz. Cehaletin zirvesinde yer alan şahısların, dünya arenasında hemen her gün onlarca katliama, yüzlerce vahşete imza attıklarına da şahitlik edeceksiniz. Nevrimiz dönünce hiçbir şeyi doğru göremez olduk. Bu konunun bugüne ait bir konu olduğunu da sakın ha unutmayınız! Vahşileşen ve ortalığa dehşet saçan insanların şeytana talebe olduklarını gördüğünüzde şaşırmayınız! Muhtemelen şu anda Şeytan kendi kendine; “Şimdi işlenen tüm bu cinayetleri, gerçekleştirilen tüm vahşilikleri insanoğluna ben mi öğrettim?" diye söylenmektedir.
İnsanoğlu yoldan çıktıktan yani Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaştıktan sonra her şeyi yapabilir, her şeyi kendisine mubah görebilir. O halde insanları Kur’an ve Sünnet ile tanıştırmaktan başka bir şansımız, yürüyebileceğimiz alternatif bir yolumuz yok. Bundan başka bir kurtuluş reçetesine de henüz sahip değiliz.
Çocukların ne yediklerine dikkat ettiğimizden daha çok; neler okuduklarına, neler izlediklerine, nerelerde dolaştıklarına, kimler ile hangi kriterler dahilinde arkadaşlık yaptıklarına, kimin veya kimlerin kulu ve kölesi olduklarına dikkat etmemiz biz büyüklerin boynunun borcudur. Çocukların sanal aleme dalmasına engel olmamız lazım. Sanallaşan insan gerçek yaşamı sanal olarak algılayacaktır. Böylesi insanların ayakları hiçbir zaman yere değmez. Ayakları yere basmayan insanlar yaşamı boyunca imtihanın farkına da varamaz. Hem dünyasını kaybedecek hem de ahirette ziyana uğrayacaktır.
Tek bir örnek vermek istiyorum. Devlet içkinin üretilmesini, satılmasını ve içilmesini serbest bıraktığı müddetçe, siz istediğiniz kadar; “İçki içmeyin! İçki her türlü kötülüğün anasıdır!” diye vaz-u nasihatlerde bulunun. Sizi dinleyen insan sayısı çok çok az olacaktır. Çünkü ortada içki denen bir realite vardır ve devlet denilen aygıt buna engel koymamaktadır. Şayet devlet eliyle içkinin üretilmesi, satılması ve içilmesi yasaklanacak olursa, çok az insan bu mereti içmeye teşebbüs edecektir. İçenler de gizli gizli, kimselerin görmediği yerleri tercih edeceklerdir. Kumar da böyledir, fuhuş da faiz de böyledir. Yine devlet eliyle tiktok gibi gençlerin beynini uyuşturan, insanlıktan uzaklaştıran, her türlü kötülüğe öncülük eden sosyal medya platformlarına ulaşımı zorlaştırılacak olursa hiç kimsenin “Tiktok şöyle kötüdür, tiktok böyle necistir.” demesine gerek kalmayacaktır. Söz konusu kötülüğe isteyen gençlerin istedikleri zaman ve istedikleri ortamda ulaşmaları mümkün olmayacaktır.
Cahiliye sistemleri insanoğluna hiçbir zaman huzur, saadet ve mutluluk getirmedi, bu gidişle de getirmeyecektir. Kötülükler; her zaman ve her yerde alenen işlene biliyorsa mutluluk ve saadetten bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Ancak bazı köşe başlarını tutmuş kötülüğe boğazına kadar batmış kimi insanları mutlu görebilirsiniz(!) Etrafına saçmaya çalıştıkları mutluluk gülücükleri, içten gelen değil, taraftar toplamaya çalışmak adına sahip oldukları sahte gülücükler olduğunu unutmayınız!
Halbuki İslam; insanlığın huzur ve mutluluğunu isteyen, ne pahasına olursa olsun saadeti temin eden yegane dindir. İslam Devleti her insanın din, nesil, akıl, mal ve can emniyetini sağlamakla görevlidir. Bunlar, her insan için olmazsa olmaz ana unsurlardır. Bu unsurları korumak için ne gerekiyorsa o yapılır. İnsanın dinine, nesline, aklına, malına ve canına gelecek saldırılar şu şekilde engel olunur;
1-Devlet; kişilerin suça ulaşımına mani olmak zorundadır. Bu devletin varoluş nedenidir. Suça ulaşımına mani olmak için devlet eliyle engeller konulur. İsteyen kişinin; istediği suça, istediği zaman ve istediği mekanda elde etmesinin önündeki en büyük engel devletin bizzat kendisidir. O yüzden İslam Devleti’nin birinci önceliği kötülüğü ortadan kaldırmaktır. Kötülük daha işlenmeden ortadan kaldırılır.
2-Devlet; kişilerin yaşına, cinsiyetine, makamına, malına ve mülküne bakılmaksızın işlenen suçlara caydırıcı cezalar uygular. Mahkeme nezdinde, mahkeme heyeti de dahil olmak üzere, A’dan Z’ye herkes eşit muamele görür. Uygulanacak olan cezalar, şehrin en kalabalık meydanında herkesin gözü önünde acıma hissetmeden, infaz edilir. Buna bizzat şahitlik eden insanların böylesi bir ahlaksızlığa bir daha teşebbüs etmelerinin önüne geçmek içindir.
3-Evvela insanların kalbine Yüce Allah’ın korkusunu, haşyetini (Cennetin ve cehennemin varlığını) ilmik ilmik işlenmesine çaba harcar. Eğitimden tutun da sosyal hayatın tüm alanlarında İslam’ın öngörüleri neşvünema bulur. Allah’ın adıyla başlanan tüm işler Allah’ın adıyla nihayete erdirilir. Hiç kimsenin görmediği mekânlarda kendisini gören Yüce Allah’ın her şeyi gördüğünü ve duyduğunu, yaptıklarını kayda alan meleklerin mevcudiyetini gayet güzel bir şekilde beller ve içselleştirir. Yaptıklarının kayıt altına alındığını ve zamanı geldiğinde hesabını en ince noktasına kadar vereceğini bilen bir insan, hiç suça bulaşır mı?