beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Muhammed Özkılınç

facebook-paylas
Aç Köpek Muamelesi
Tarih: 09-06-2026 10:53:00 Güncelleme: 09-06-2026 10:53:00


Dünya siyasetini, küresel ekonomiyi ve uluslararası ilişkileri dikkatle takip edenler bilir ki, mazlum halklara yönelik sömürü düzeni çoğu zaman yardım, kalkınma ve medeniyet söylemleriyle gizlenir. Ancak perde aralandığında karşımıza çıkan manzara çok daha acı ve çok daha çıplaktır. Çünkü küresel baronların, uluslararası sermaye çevrelerinin, sömürgeci güçlerin ve karanlık mahfillerin dünya mazlumlarına reva gördüğü muamele, ne yazık ki tam anlamıyla bir “aç köpek muamelesidir.”

Afrika'nın aydınları arasında sıkça dile getirilen ve Fransız sömürgeciliğinin özünü yansıttığı söylenen bir söz vardır:

“Cevvi' kelbek yetbeu'k.”

Yani:

“Köpeğini aç bırak ki, arkandan gelsin.”

Bu kısa cümle, aslında sömürgeciliğin, emperyalizmin ve küresel tahakkümün bütün stratejisini özetlemektedir.

Aç bırakılan bir canlı, kendisini besleyen kapıdan ayrılamaz. Karnını doyurabilmek için sürekli o kapının önünde beklemek zorunda kalır. Zamanla özgürlüğünü kaybeder, iradesini teslim eder ve efendisinin her emrini yerine getirmeye başlar. Çünkü hayatını sürdürebilmesinin tek yolu budur. Yunusları veya şahin, atmaca gibi avcı kuşları terbiye edenler de benzer bir taktik uygularlar. Her komutu yerine getirdikçe, terbiye ettikleri hayvana bir lokma yiyecek verirler.

Bugün dünyanın birçok bölgesinde uygulanan sistem de bundan farklı değildir. Başta Afrika olmak üzere Asya'da, Ortadoğu'da ve Latin Amerika'da yaşayan milyonlarca insanın maruz kaldığı ekonomik bağımlılık politikaları tam olarak bu mantık üzerine kuruludur. Önce ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ele geçirilir. Madenleri, petrolü, altını, elması, uranyumu ve verimli tarım arazileri çeşitli yollarla kontrol altına alınır. Ardından bu halklar fakir bırakılır ve daha sonra da onlara yardım paketleri dağıtılarak sözde kurtarıcı rolüne bürünülür.

Ne büyük bir çelişkidir ki, ekmek dağıtan el ile o ekmeği insanların sofrasından çalan el çoğu zaman aynıdır. Hem de milyarlar çalıp bir veren el… Afrika kıtası bunun en acı örneklerinden biridir. Dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahip kıtalarından biri olmasına rağmen, dünyanın en yoksul halklarının önemli bir kısmı burada yaşamaktadır. Bunun sebebi toprağın fakirliği değil; yıllarca süren sömürgecilik, ekonomik işgal ve sistematik talandır.

Yüzyıllar boyunca milyonlarca insanın emeği, alın teri ve serveti Avrupa'nın zenginliğine dönüştürülmüştür. Bugün Batı'nın birçok büyük şehri, görkemli sarayları, dev şirketleri ve finans merkezleri büyük ölçüde mazlum coğrafyaların kaynakları, gözyaşları ve alın terleri üzerinde yükselmiştir. Bu servetlerin arkasında yalnızca teknoloji ve çalışma değil; aynı zamanda sömürülmüş halkların gözyaşı, emeği ve gasp edilmiş zenginlikleri bulunmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Allah Teâlâ yeryüzündeki rızkı kulları arasında adaletsiz dağıtmış değildir. Aksine yeryüzü bütün insanlığa yetecek kadar nimetlerle donatılmıştır. Açlık, sefalet ve yoksulluk çoğu zaman ilahî takdirin değil, insan eliyle kurulan adaletsiz düzenlerin sonucudur.

Bugün kodamanların tarafında tonlarca gıda çöpe dökülürken sömürülen mazlum coğrafyalarda milyonlarca insanın açlık sınırında yaşaması normal bir durum değildir. Bir tarafta servetler birkaç yüz kişinin elinde toplanırken diğer tarafta milyarlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamaması kader değil, sömürü düzeninin ürünüdür.

Vahşi batının kurguladığı kapitalizmin ve küresel sömürü mekanizmasının en önemli hedeflerinden biri, mazlum halkları sürekli muhtaç bırakmaktır. Çünkü üreten, kalkınan, kendi ayakları üzerinde duran ve ekonomik bağımsızlığını kazanan toplumlar kolay yönetilemez. Fakat borca bağımlı hale getirilmiş, yardımlarla ayakta tutulan ve sürekli krizlerle meşgul edilen toplumlar küresel güçlerin yönlendirmesine daha açık hale gelir.

İşte bu yüzden bazı çevreler, mazlum halkların kalkınmasını değil; kontrol altında tutulmasını ister. Açlığı bitirmeyi değil, açlığı yönetmeyi tercih eder. Fakirliği ortadan kaldırmayı değil, fakirliği kullanışlı bir araç olarak elde tutmayı amaçlar. Hastalığı bitirmeyi değil, mazlumları sömürecek bir araç olarak devam etmesini ister. Savaşları bitirmeyi değil, çok yönlü bir servet kaynağı ve kontrollü olarak devam etmesine sağlar.

Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük meselelerden biri de budur. Çünkü aç bırakılan sadece mide değildir; irade aç bırakılır, bağımsızlık aç bırakılır, haysiyet aç bırakılır ve gelecek umutları aç bırakılır. Gerçek özgürlük ise ancak insanların kendi kaynaklarına sahip çıkması, kendi ayakları üzerinde durması ve kendilerini sömüren düzenleri doğru okuyabilmesiyle mümkündür. Aksi halde dünyanın mazlum halkları, kendilerine ait olan ekmeği ellerinden alanların uzattığı kırıntılara mahkûm edilmeye devam edecektir. Gelin bu vb. yazıları, kitapları, makaleleri çok daha geniş kitlelere yayarak, sosyal medya vs. imkânlarla dha güç bir sesle mazlumları uyararak dünyaya adil bir düzenin gelmesi için daha çok çalışalım. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... 



Bu yazı 8 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI