Çocukluğumda bir komşumuz vardı. Bir de mahalledeki tek kiracı olan başka bir aile...
O komşumuz kiracılar için, "Onlar geçici; dostluk kurmaya değmez, günü gelir çekip giderler, sen arkada kalakalırsın," derdi. Ne onlara misafirliğe gider ne de evine kabul ederdi. Biz ise çocuklarıyla neşeyle oynardık. Hatta bir defasında annem kiracı kadını çaya çağırmıştı da kadıncağız mutluluktan havalara uçmuştu. İki sene sonra gerçekten de taşınıp gittiler. Biz de arkalarından bakakaldık, içimiz burkuldu.
Seneler sonra ben de kira kira yaşayınca hep o teyzenin sözleri aklıma geldi. İnadına, gittiğim her yerde kalıcı dostluklar kurdum. Zaten şu dünyada hepimiz birer kiracı değil miyiz? Kim bırakıp gitmiyor ki şu yaşamı? Yaşadığımız anın mutluluğu yanımıza kâr kalıyor sadece. Bu düşünce sayesinde, ayrıldığım her mahalleden en az bir kişiyle hâlâ görüşürüm. Çünkü biz hep gözyaşlarıyla, sarılarak ayrıldık...
Bir başka husus da taşınma telaşıdır. Taşınırken insan nasıl acıkır! Özellikle şehir dışından gelenler çok daha fazla yorulur, acıkır. Bu yüzden yıllar boyunca bir alışkanlık edindim: Oturduğum apartmana yeni biri taşındı mı hemen ocağa iki kap yemek atardım. Bir tepsiye kaşığı, çatalı, tuzu, ekmeği, ne varsa koyar; önce "Hoş geldiniz," der, sonra "Şimdi neyin nerede olduğunu bilemezsiniz, afiyet olsun," deyip kapıdan dönerdim.
Beni de zamanında böyle karşılayanlar oldu. Hiç unutmam; bir kış günü taşındığımızda komşum—canım arkadaşım—akşam yemeği için iki tava hamsi kızartmış; salatasını, ekmeğini, sıcacık çorbasını kapıp gelmişti. Bize sanki bir bayram sevinci yaşatmıştı.
Benim için bu ikramlar bir komşuluk geleneği, tatlı bir hobi hâline gelmişti... Ta ki "alo paket" servisler bu hevesimi kursağımda bırakana kadar. Şimdi her şeye anında yetişiyorlar.
Nitekim son taşındığımız büyük şehirdeki evimizin kapısı bu maksatla çalın(a)madığı için biz de çaresiz aynı yönteme başvurduk, dışarıdan söyledik.
Geçenlerde kızım aradı. Karşı dairelerine yeni bir komşu taşınıyormuş.
"Onlar şimdi nereden yemek siparişi vereceklerini de bilmezler, dolma filan pişirip götüreceğim..." dedi.
Bende gözyaşı pıt...
"Çorba filan da yap." dedim.
Umarım unutulmaya yüz tutmuş bu güzel gelenekleri sürdüren başka birileri de hâlâ vardır ve bir gün bana da o kapıyı çalacak bir fırsat daha doğar.