1. Önce kavramları birbirinden ayırmalıyız
Bir Müslüman için üç şey birbirine karıştırılmamalıdır:
Teröre karşı olmak başka..
Kürt kardeşlerimize karşı olmak başka..
Adalet ve hukuk içerisinde toplumsal barış istemek ise bambaşka bir şeydir.
Kur'an'ın ölçüsü çok açıktır: “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)
Dolayısıyla Müslüman, PKK'nın yaptığı zulmü ve terörü reddederken Kürt kardeşlerini hedef alamaz.
Aynı şekilde “barış” deniliyor diye terör örgütünün yaptığı zulümleri, şehidin acısını ve mağdurların haklarını da görmezden gelemez.
İslam'ın yolu ikisini birlikte taşır:
Teröre karşı tavizsiz olmak..
Mazlumların hakkını korumak..
Toplumsal barışı istemek..
2. İslam barışı esas alır
Kur'an şöyle buyuruyor: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a güven.” (Enfâl, 8/61)
Bu ayet bize çok önemli bir prensip veriyor.
İslam'da savaş amaç değildir. Amaç; zulmün sona ermesi, can güvenliğinin sağlanması, adaletin tesis edilmesi ve insanların huzur içerisinde yaşayabilmesidir.
Eğer silahlar gerçekten susacak, insanlar artık öldürülmeyecek, anneler evlatlarının tabutunu beklemeyecek ve ülke huzura kavuşacaksa, Müslüman buna “hayır, mutlaka savaş devam etsin” diye bakmaz. Tam tersine: “Kan dökülmesini durdurmak, kardeşliği ve adaleti hâkim kılmak.” demeli.
3. Fakat İslam'da barış, adaletsizlik pahasına olmaz
Burada çok önemli bir sınır var.
Kur'an: “Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 16/90
Dolayısıyla “Terörsüz Türkiye” diyerek:
Masumların hakkı çiğneniyorsa,
Şehit ailelerinin hakkı görmezden geliniyorsa,
Suç ile suçsuz birbirinden ayrılmıyorsa,
Ağır suçların hesabı tamamen ortadan kaldırılıyorsa,
Yeni bir adaletsizliğe kapı açılıyorsa,
Müslüman bunları sorgulamak zorundadır.
Çünkü barış ile adalet birbirinden ayrılmaz.
4. Affetmek ile suçun karşılıksız kalması aynı şey değildir
Burada çok hassas bir nokta var.
Kur'an'da affetmek övülür: “Bir kötülüğün karşılığı onun misli bir kötülüktür. Kim affeder ve ıslah ederse onun mükâfatı Allah'a aittir.” (Şûrâ, 42/40)
Fakat ayetin son derece önemli bir tarafı daha vardır: “ve ıslah ederse...” Yani İslam'ın affı toplumun güvenliğini ortadan kaldıran başıboş bir af anlayışı değildir.
Gerçek bir ıslah olacak.
Silah bırakılacak.
Terör sona erecek.
Suçun tekrarlanması engellenecek.
Mazlumun hakkı korunacak.
Toplumun güvenliği sağlanacak.
Dolayısıyla Müslüman şöyle diyebilir:
“Teröristin silah bırakıp topluma dönmesini ve kan dökülmesinin sona ermesini isterim. Fakat bunun adı adalet ve ıslah olmalıdır; yeni mağduriyetlerin başlangıcı olmamalıdır.”
5. Şehit ailelerini bu meselenin dışında bırakamayız
Yıllarca: “Oğlum gelecek mi?” diye bekleyen anneler...
Evladını toprağa veren babalar...
Eşini kaybeden kadınlar...
Babasını hiç tanıyamayan çocuklar...
Gazi olan kardeşlerimiz...
Bunların acısını siyasi hesapların içerisinde kaybetmemeliyiz.
Resulullah Selallahu aleyhi vessellem: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı...” diye başlayan hadislerinde kardeşlik hukukunu öğretmiştir. (Buhârî, Cenâiz; Müslim, Selâm)
Fakat aynı zamanda zulmün karşısında durmayı da öğretmiştir. Bu nedenle:
Şehidin hakkı ile barışın hedefi birbirine düşman değildir.
Tam tersine, gerçek barışın içerisinde şehidin hakkı da vardır.
6. “Kardeşlik” kavramını doğru anlamalıyız
Türkiye'de yaşayan insanlar arasında etnik kimlik üzerinden düşmanlık üretmek İslam'ın ruhuna aykırıdır.
Allah Teâlâ: “Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en üstün olanınızdır.” (Hucurât, 49/13) buyuruyor.
Dolayısıyla: Türk olmak, Kürt olmak, Arap olmak, başka bir kavme mensup olmak Allah'ın yarattığı farklılıklardır. Zenginliğimiz olmalıdır.
Bunlar düşmanlık sebebi yapılamaz. Üstünlük ölçüsü: Takvadır. Bu yüzden bir Müslüman: “Kürtler şöyledir.” Veya “Türkler böyledir.” gibi toptancı hükümler kurmaz. Terör örgütüyle bir halkı birbirinden ayırır. PKK başka, Kürt kardeşlerimiz başkadır. Bu ayrımı yapmayan insan hem toplumsal barışa hem de İslam'ın adalet anlayışına zarar verir.
7. Fakat Müslüman saf da olmamalıdır
Burada başka bir Kur'an ölçüsü daha var: “Ey iman edenler! Bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın.” (Hucurât, 49/6)
Bu ayet bugün için son derece önemlidir. Müslüman: “Barış geliyor!” denildiğinde hemen alkışlamaz. “Ülke bölünüyor!” denildiğinde de hemen korkuya kapılmaz.
Önce: Ne teklif ediliyor?
Kimleri kapsıyor?
Hangi suçlar kapsam içerisinde?
Hangi suçlar kapsam dışında?
Silah bırakma nasıl doğrulanacak?
Devletin güvenliği nasıl korunacak?
Mağdurların hakkı nasıl korunacak?
Tekrar silaha dönülürse ne olacak? Diye sorar.
İşte bu Kur'an'ın tahkik ve basiret anlayışıdır.
8. “Affetmek” devletin hakkı ile mağdurun hakkını birbirine karıştırmamalı
Burada fıkhî açıdan da önemli bir ayrım var: Bir suçun içerisinde Allah hakkı, kamu hakkı ve kul hakkı boyutları bulunabilir.
Özellikle insan öldürme, yaralama, malına zarar verme gibi suçlarda kul hakkı meselesi vardır.
Bu nedenle devletin bir konuda kanun çıkarması, her mağdurun hakkının otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Müslüman’ın hassasiyeti burada olmalıdır. Devlet barış için hukukî düzenleme yapabilir; fakat kul hakkının ne olduğu ayrıca düşünülmelidir.
9. Resulullah Selallahu Aleyhi Vesellem Hudeybiye tecrübesi bize ne öğretiyor?
Burada çok güzel bir örnek var. Kur'an-ı Kerim'de Hudeybiye sürecinin ardından gelen Fetih Suresi, Müslümanların ilk bakışta ağır gördükleri bir anlaşmanın sonunda büyük bir hayra dönüşmesini anlatır.
Resulullah Selallahu Aleyhi Vesellem barış için diplomatik bir çözümü tercih etmiştir.
Sahabelerin bazıları anlaşmanın şartlarından rahatsız olmuştu. Fakat zaman içerisinde bunun büyük bir stratejik başarı olduğu ortaya çıktı.
Buradan şu prensibi çıkarabiliriz: Her taviz zayıflık değildir. Bazen savaşın sona ermesi için yapılan bir anlaşma, savaşmaktan daha büyük bir sonuç doğurabilir.
Ama bunun şartı: Ümmetin, toplumun ve insanların güvenliğinin korunmasıdır.
10. Müslüman olarak bizim ölçümüz ne olmalı?
1 Terörün sona ermesini istemek İslami bir taleptir.
2 Silahların susmasını istemek İslami açıdan değerlidir.
3 Kürt-Türk kardeşliğini savunmak Kur'an'ın insan ve kardeşlik anlayışına uygundur.
4 Şehitlerin ve gazilerin hakkını savunmak Adaletin gereğidir.
5 Suç ile suçsuzu birbirinden ayırmak Kur'an'ın adalet prensibidir.
6 Yasanın ayrıntılarını sorgulamak Fitne değil; basiret ve tahkiktir.
7 Sonuca bakmak
En önemli soru: “Bu düzenleme gerçekten silahı, terörü ve şiddeti bitiriyor mu; yoksa başka bir probleme mi kapı açıyor?” olmalıdır.
Ben olsam bu süreci nasıl cümleleştirirdim?
Şöyle: “Ben bir Müslüman olarak terörün bitmesini, silahların susmasını, anaların ağlamamasını, Türk'ün de Kürt'ün de huzur içerisinde yaşamasını isterim. Çünkü İslam kan dökülmesini değil, adaleti ve barışı emreder. Fakat barış adına adaletten vazgeçilmesini de kabul edemem. Şehitlerimizin hakkını, gazilerimizin hukukunu, mağdurların adaletini ve devletimizin güvenliğini korumayan bir barış, İslam'ın aradığı barış değildir. Biz ne körü körüne destekleriz ne de körü körüne karşı çıkarız. Önce hakkı, adaleti ve hakikati ölçü alırız. Sonra neyin doğru olduğuna karar veririz.”
Bence Müslümanın duruşu tam olarak budur.
Çünkü bizim ölçümüz partiler değil, şahıslar değil, sloganlar değil; Kur'an, sahih Sünnet, adalet, maslahat ve hakkaniyettir.
Ve son olarak şu ayeti bu meselenin üzerine koymak gerekir:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)
Benim kanaatim
Terörsüz Türkiye hedefi, sırf adı “barış” olduğu için desteklenecek veya sırf geçmişte çok acı yaşandığı için reddedilecek bir mesele değildir.
Maddeleri tek tek Kur'an'ın adalet, can güvenliği, kul hakkı, sulh, af, ıslah ve maslahat ölçüleriyle değerlendirilmelidir.
Selam dua ve muhabetle..