Anlamadığım, anlamakta zorlandığım bir şey var:
Bizler gerek ilkokuldan gerekse liseden mezun olurken arkadaşlarımızdan ve öğretmenlerimizden ağlayarak ayrılırdık. Hatta şahsen ben, fakülteden mezun olduğumda da aynı duygular içindeydim; teselli etmek için beni arayan arkadaşlarım buna şahittir.
Dahası, yetişkin bir kadın olduğum hâlde her Kur'an kursu kapanışında gözyaşlarımı tutamam; kimsenin yüzüne bakmaya cesaret edemez, talebelerime sarılıp ağlamamak için oradan kaçarcasına uzaklaşırdım.
Peki, şimdiki öğrencilere ne oluyor da okullarından oynayarak, dans ederek ayrılıyorlar?
Bizi ağlatan neydi, onları böyle oynatan ne?
Bu kadar mı yıldınız okuldan, eğitimden, öğretmenlerinizden ve arkadaşlarınızdan?
Hadi yıldınız, bari bu hissinizi birbirinizin gözüne bu kadar sokmasaydınız...
Ayrıca, okula kaydolan hemen herkes ömrü varsa öyle ya da böyle mezun oluyor. Kendiliğinden, sürecin doğal bir getirisi olarak gelen bu sonuç; böylesine çılgın, abartılı bir kutlamayı hak eden bir "başarı" mıdır?
Doğum günü gibi her sene, her kademede bir mezuniyet... Okul idarelerine de gına gelmiyor hani!
Olayın ahlakî, maddî ve manevî boyutlarıyla ilgili şikâyetleri ise idareciler dışında sanki herkes duyuyor.
Yanı başımızda on binlerce insanı bağrına gömen, işgal ve istila altında bir coğrafya varken, durduramadığımız bu aşırı eğlenceler bize manen nelere mal oluyor, kestiremiyorum. Bu manzaradaki tek teselli; dabke dansı yaparken koynundan bayrak çıkartan, davasını unutmayan o asil öğrenciler...
Akıntıya karşı kürek çekenlerle, akıntıya kapılıp gidenler bir olur mu hiç?
"Şu sınıf yaptı biz de yapalım, şu okul böyle kutladı biz de geri kalmayalım" mantığını, gönül isterdi ki hayırda ve başarıda yarışanlar gütsün. Ama heyhat!
On yaşındaki çocukların, üniversite mezunu abi ve ablalarını taklit ederek (fakültelerde bu konuda yapılan gayr-i ahlâkî kutlamalar da ayrı bir rezalet) onlar gibi davranmaları ne kadar yanlış bir özenti. Çocukları hormonlu sera bitkileri gibi erkenden ve yapay bir şekilde büyütmekten vazgeçin artık.
Bırakın, çocukluklarını yaşasınlar; nasıl olsa bir gün büyüyecekler. Hem erkenden tüketilen bu ritüellerden sonra, ilerisi için hangi hayali kurmalarını bekliyorsunuz?
Farkında mısınız, çıta ve beklentiler mantıksız bir şekilde yükseliyor.
Öğrenci, idare ve veli... Bu abartılı icraatlar, işte bu üçlü koalisyonun eseri. Tabii arkasındaki kapitalist dünyanın sömürü politikasını ve bazı sekülerleşen Müslüman ailelerin içindeki "ukdeleri" tatmin etme çabasını da görmezden gelemeyiz.
Hem her kesimde hayat pahalılığına vurgu yapılsın hem de her sene ayrı bir masraf kapısı açılsın:
- Mezuniyet kıyafeti,
- Mezuniyet kutlaması,
- Mezuniyet yemeği
- Mezuniyet çekimi...
Eğitimi, "tüketim" yapan ek kalemlerin ardı arkası kesilmiyor.
Ana sınıfı zaten oyun-eğlence ile geçiyor bir de sene sonunda neyin kutlaması bu Allah aşkına?
El kadar sabileri kendi nefisleri uğruna gelin-damat gibi giydirmek pedagojik olarak da doğru mu? Yarı çıplak ve ağır makyajlarla bu kızlar niye ve neye özendiriliyor?
İsraf ve masraf kapısının ardına kadar açılmasını sağlayan karanlık zihniyet, ne yazık ki o çocukların anne babasının henüz tanışma aşamasındayken olaya el atıyor ve gerisi çorap söküğü...
Lüzumsuz işler, göstermelik telaşler (teşhircilik), kültürel yozlaşmalar konusunda kimse elimize su dökemez. Müsaade etmeyiz buna. Bulup buluşturur bu şanlı (!) bayraği biz taşırız. Başka ne derdimiz var ki?!
Tüm bu manzaralar karşısında, o ilahî ikaz yankılanıyor kulaklarımızda:
"Bu gidiş nereye?" (Tekvîr, 26)