Biz, milyon cânımız fedâ
Serveti kâinât Ahmed-i Mahmûd-ı Mustafa'nın yol arkadaşlarıyız efendiler.
O bize, nefis adına yapılan herşeyin ziyân olduğunu öğretmiştir.
Öyle ki; kendi fikrini dahi bize istişareye açmıştır.
O yüzden net ifâde edelim başımızda her kim olursa olsun, aslâ onun keyfine uymayacağımızı biz yol arkadaşımızdan öğrendik.
Gün geldi, Hulefâ-yı Râşidin'e biat ettik ammâ aslâ koltuğuna sığınmadık, dönüp onlara dedik ki; eğer adâlete aykırı tek bir hâlinizi görsek biliniz ki size karşı adâleti savunmak bize düsturdur.
Aldığımız bu ders usulünce, gün geldi
Yeryüzünün en adil kişilerden olan Ömer bin Hatap'tan cübbesinin hesabını sorduk, tâ ki bize hesâbını verene dek.
Bu düstur ile asla yönetime ve öncülüğe talip olmadık, Hadise uygun olarak iki kişi ile yola çıktığımızda dahi yönetime talip olmadık arkadaşımıza bu hakkı tanırken de aslâ enaniyetine ve kibrine boyun bükmedik.
Gün geldi islâma fitne tohumlarını ekmiş ve saltanat uğruna nice kanlar akıtan emevilere direndik.
Ebu Zer olduk çöllere düştük yine de onun sarayına tenezzül etmedik.
Sırasıyla saltanatı dert edinen hiçbir başa ayak olmadık, dışarda kaldık zulümlerini gördükçe haykırdık, onlar bize fitneci dediler de tarih bizi Kahraman ilan etti.
Bu gün de hâlâ varız, zerre kadar enâniyet gördüğümüz yerlerde hâlâ barınamıyoruz.
O sebepten etrafımızda çok az insan vardır.
Gam mı? Ellbete değil zîrâ bir deniz kadar hürüz,
Yalnızlık bizim Rabb'imize ulaştığımız makâmdır ve ne güzel makâmdır.
Ezcümle: ırkınız, övünüp durdugunuz gücünüz, toprağınız, mâlınız, makâmınız, devletiniz, milletiniz ne olursa olsun bize bir dirhem kadar etki etmez.
Bizim derdimiz "Geriye onurlu bir hikâye bırakmaktır.
Vesselam.