Köyün birinde Kur'an kursu hocalığı yaptığım bir dönemdi. O gün dinî bilgiler dersinde "affetmek ve hoşgörü" konusunu işleyecektim.
Ders başlamadan önce konuyla alâkalı bir deney yapmaya karar verdim. Görsel olarak anlatırsam akılda daha kalıcı olacağını düşündüm.
Sınıfa bakarak:
— Hanımlar bir deney yapacağım, bana gücüne güvenen biri lazım, dedim.
"Deney" deyince kadınlar biraz çekindi. Başlarına ne geleceğini bilmedikleri için birbirlerine bakmaya başladılar. Onları gayrete getirmek için zararsız bir deney olduğundan bahsettim; sadece kendine güvenen bir arkadaşa ihtiyacım olduğunu söyledim.
Nihayet güçlü kuvvetli, genç bir hanım:
— Ben varım hocam! dedi.
Mindere çıkan güreşçi edasıyla, arkadaşlarının meraklı bakışları arasında tahtaya çıktı. Hepsinde bir gülümseme, hepsinde bir merak...
Kadına kollarını yana, avuç içlerini yukarı doğru açmasını söyledim.
— Nasılsın? dedim.
— İyiyim hocam, dedi.
— Kollarında herhangi bir ağrı sızı var mı?
— Yok hocam!
Elime orta kalınlıkta bir ders kitabı aldım, elinin birine koydum ve dedim ki:
— Hatice, bu kaynananla ilgili bir problemin olsun.
— Tamam hocam!
Sonra aynı kitaptan bir tane de diğer eline koydum:
— Bu da eşinle ilgili yaşadığın bir sıkıntı olsun.
— Tamam hocam!
Sonra kitapların her birini bir dert sahibi kılarak ellerine yığmaya başladım: "Bu komşun, bu çocuğun, bu arkadaşın, bu misafirin..." diyerek.
Tekrar sordum:
— İyi misin?
— İyiyim hocam!
— Bunları taşıyabiliyor musun?
— Ooo, biz köy kadınıyız, ne yükler taşıyoruz hocam bir bilsen!
Güldüm:
— Tamam o zaman, deyip dersi anlatmaya başladım. Bir taraftan da Hatice'yi takip ediyor, arada bir dönüp ona bakıyordum.
Kadın başta gülüyordu. Böyle bir deneyde yer almak onu mutlu etmişti. Fakat bir müddet geçince gülmesi durdu, yüzü ciddileşmeye başladı. Önce ayaklarında bir kıpırdanma oldu, sonra kolları aşağı doğru inip kalkmaya başladı. İki elinin en üstünde Kur'an-ı Kerim vardı; düşürmemek için daha büyük bir efor sarf ediyordu.
Zamanla yüzü kızarmaya, alnında boncuk boncuk terler birikmeye başladı. Ben ne zaman ona dönsem artık sadece zoraki gülümsüyordu.
O esnada affetmenin dinimizdeki yeri ve önemi hakkında bilgi veriyordum: "Siz insanları affederseniz, Allah da sizi affeder. Affetmek Allah'ın ahlâkından bir parçadır; siz de o güzel ahlâkı huy edinin. Aslında bunun en büyük yararı yine size dokunur..." şeklinde anlatıyordum.
Aradan 10-15 dakika geçince Hatice'nin iyice yorulduğuna kanaat getirdim. Yanına gittim ve her birine ayrı bir yük ismi verdiğim kitapları teker teker elinden almaya başladım:
— Hatice; bu, komşunla üç sene önce yaptığın tartışmaydı. Unut gitsin!
— Bu, filan arkadaşının on sene önce seni üzmesiydi; takma kafana artık!
— Bu, eşinle yaptığın kavgaydı; boş ver, olur öyle şeyler!
— Bu, yeni evlendiğin zaman kaynananın sana ettikleriydi; adam sen de, onu mu yük edeceksin kafanda? Bak şimdi pamuk gibi oldu!
— Bu da eltinle çocuk yüzünden yaptığın tartışmada söylediği laflardı; bak çocuklar büyüdü, ne güzel geçiniyorlar...
Ben kitapları her aldığımda kadının omzu hafifledi, yüzü rahatladı.
En sonunda:
— Oh be! Hocam şimdi çok daha rahatım. Zaman geçtikçe yük ağırlaşmaya başladı, Kur'an düşecek diye de çok korktum, dedi, heyecanla ve gülerek. Eski neşesi yerine gelmişti. Zaten tam da duymak istediğim cümleleri kurmuştu.
Ona teşekkür edip yerine uğurlarken, merakla bakan talebelerime döndüm:
— Arkadaşlar; Allah imtihan gereği her birimizi zaman zaman dertlerle veya insanlarla sınar. Hoş olmayan, canımızı sıkan olaylar ve kişilerle karşılaşabiliriz. Bu olaylardan alınacak bir ders varsa alın ve yolunuza devam edin. O insanları zihninizde birer yük olarak yanınızda taşımayın. Zaman geçtikçe o yükler daha da ağırlaşır; yorulursunuz, gücünüz tükenir. Daha güzel şeyler yaşamaya ve yapmaya takatiniz kalmaz.
Hepinizin söylediği ortak bir sorun var: "Hocam sen benim ne çektiğimi biliyor musun? Kafam o kadar dolu ki söylediğin şeyleri, harfleri, ezberleri zihnim almıyor."
Zaten biyolojik olarak yaşlandıkça bazı güçlerimizi kaybediyoruz. Her günün kendine göre ayrı bir derdi oluyor. Bu yetmezmiş gibi geçmişten bugünlere sırtınızda öfke, kin, dert ve kötü anı taşımayın. Affedin, unutun gitsin. İnanın bunun faydası en çok size olacak. Bırakın başkasının yaptıklarını dert etmeyi; zihinsel ve bedensel olarak rahata ereceksiniz.
Kimseyi çok sevmek veya kimseden nefret etmek zorunda değilsiniz. Ama kendinizi sevin, kendinize değer verin! Affetmekte zorlanıyorsanız da Allah'a havale edin. O sizin adınıza gerekeni yapar zaten. Böylece hak alacağım diye haddi aşarak haksız duruma düşmez veya kendinizi yıpratmazsınız. Kendinize bir iyilik yapın ve geçmişin yükünü sırtınızdan indirin!
Konuyu biraz daha toparlayıp dersi bitirdim. Onlar için ne kadar kalıcı oldu bilmiyorum ama en azından bana faydası oldu bu deneyin. Kendimi o kadının yerine koyarım bazen. Bana acı veren, ıstırap çekmeme sebep olan şeyleri veya insanları mümkün olduğu kadar affetmeye, kafaya takmamaya, yeri geldiğinde sırtımdan indirmeye çalışırım.
Ne kadar başarılı olduğumu Allah bilir; hiç olmazsa gayret ederim. Balık bilmezse Hâlık bilir, değil mi?
Allah'ım! Bizim karşımıza yük olacak değil, yükümüzü azaltacak kimseler çıkar. Ayağımıza çelme takacak değil; elimizden tutacak insanlarla karşılaştır, dost et, yoldaş et.