Geçenlerde bir tanıdıktan mesaj geldi:
"Suna abla, şu âyet 70.000 defa okunacakmış, yardımcı olur musun?"
Ona da başkasından gelmiş.
O gün öyle yoğunum ki, art arda yetişmem gereken yerler ve planladığım işler var. Mazeretimi belirtip yardımcı olamayacağımı söyledim. Ancak bu tür şeylere pek sıcak bakmadığım için açıklama yapmadan da duramadım; bu süreçte niyetin esas olduğunu belirttim. Sanırım bu reddediş ve yorumum onda soğuk duş etkisi yaptı ki sesi çok kırgın geldi.
Kendimi "Tembele iş buyur, sana akıl versin" durumunda hissettim. Ama mesele tembellik değil, samimiyettir.
İlk zamanlar ben de iyi niyetle bu paylaşımlara katılıyordum. Fakat ipin ucunun kaçtığını görünce kendimi geri çektim. Çünkü insanlar bu sayı işlerine kendilerini öyle kaptırmışlar ki farz olan konularda bile bu bağlılığı göremezsiniz.
Oysa bu tür sayılı tesbihler, Peygamber Efendimizden (s.a.v.) onlarca yıl sonra mutasavvıf alimler tarafından tecrübî, işarî veya keramet yoluyla "şifası ve sevabı umularak" uygulamaya konulmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.) ise ibadetlerde esas olanın çokluk değil, ihlas ve samimiyet olduğunu belirtmiş; "En makbul ibadet, az da olsa devamlı olanıdır" buyurmuştur.
Belli şifa âyetleri ve kendi ettiği dualar dışında, Efendimizin sayılara dayalı böylesi kesin kalıpları yoktur. Örneğin; Peygamber Efendimizin (s.a.v) Hz. Fatıma’ya tavsiyesi vardır:
"...Yatağına girince otuz üç defa la ilahe illallah, otuz üç defa subhanallah ve otuz dört defa da elhamdülillah de. İşte bu yüz şey dünya ve içindekilerinden daha hayırlıdır."
Bazı kaynaklarda bu rakamlar farklılık arz eder. 1, 10, 70, 100...gibi. Alimler, bu farklılıktaki nedeni, tavsiyenin müteaddid olarak yapıldığını ve kişinin ahvaline hangisi uyarsa onu tercih etmesine kolaylık sağladığını ifade eder.
33'er şekilde çekilmesi zaten namaz sonrası sünnetinde yer alır. Namaz içindeki ara tesbihat ise 3, 5, 7 gibi tekli artarak 11'e kadar yükselir.
Bazı hadislerdeki yüksek sayılar ise genellikle "çokluktan kinayedir". Tıpkı bir çocuğa "Sana yüz kere söyledim!" derken abartı sanatı yapmamız gibi...
Dolayısıyla bu tür sayılı zincirlere "kesin bir zorunlulukmuş" gibi gönül bağlamamak gerekir. Tamamen yok sayıp milletin elini böğründe bırakmaya da gerek yok. Allah'ı zikreden bir dil, kötü söz ve mâlâyani konuşandan çok daha hayırlıdır ve umulur ki, dildeki bu alışkanlık kalbe inen nur olur.
Zira Rabbimiz, bizim dış görünüşümüze veya sayılarımıza değil; kalbimize ve ihlasımıza bakar. Bazen tek bir damla gözyaşıyla yapılan dua insanın dünyasını değiştirirken, samimiyetsizce bir araya gelen milyonlar yaprağı bile kımıldatamaz.
Şüphesiz Allah Teâlâ, elinde şifreli anahtarlarla taleplerimizi yerine getiren bir emir kulu değildir (hâşâ). Dünya bir imtihan alanıdır; önce fiilî dua (gayret), sonra kavlî dua gerekir. Öğrenci sınava isteksizce çalışırken annesinin okunmuş pirinç için çabalaması tezat oluşturur. Asıl tılsım pirinçte değil, ıslak gözlerle dua eden o annenin yüreğindedir.
Son olarak; "Bu mesajı şu kadar kişiye göndermezsen başına şu felaket gelir..." türünden şantaj içerikli hurafelere kesinlikle aldanmayın. Bunlar, insanların dinî duygularını istismar eden hezeyanlardır; silin gitsin.
Rabbim amellerimizi devamlı akan bir dere suyu gibi berrak eylesin! İtikadımızı kötü niyet ve lekelerden arındırsın. Hakkımızda hayırlı olanı nasip etsin.