"Kızıl Elma" kavramını hiç duydunuz mu?
Kızıl Elma; Türk mitolojisinde ve özellikle Oğuz geleneğinde, üzerine düşünüldükçe uzaklaşan, ancak uzaklaştıkça cazibesi ve hayal gücü artan sonsuz hedefleri simgeler.
İslam öncesi Türklerde "cihan hâkimiyeti" ilkesiyle biçimlenen bu ufuk, İslamiyet’in kabulüyle birlikte "İla-yı Kelimetullah" (Allah’ın dinini ve adını yüceltme) gayesine dönüşmüştür.
Kızıl Elma öyle bir hedeftir ki, ona tam manasıyla ulaşmak mümkün değildir. Zira belirlediğiniz noktaya vardığınızda, o çoktan bir sonraki ufka süzülmüştür bile. Sözgelimi Fatih Sultan Mehmed için Kızıl Elma önce İstanbul’du. Fetih’ten sonra Belgrad oldu; ömrü yetip Belgrad’ı alsaydı, hedef İtalya çizmesine adım atmak olacaktı. Fatih’in o hayalini yıllar sonra torunu Kanunî Sultan Süleyman, Belgrad’ı fethederek gerçekleştirdi.
Açıkçası kendi hayatıma baktığımda, farkında olmadan bu "Kızıl Elma" stratejisini benimsediğimi görüyorum.
Söz gelimi, bugün canımı sıkan bir durum mu yaşadım? "Yarına kadar geçer" diyerek yarın için umutlanırım. Yarın geçmedi mi? "Haftaya kadar bu sıkıntı bir şekilde hallolur inşallah" derim. Hâlâ mı devam ediyor? "Bir aya her şey yoluna girer." Yine mi olmadı? "Hey gidi hey! Bir seneye bu günlerden eser kalmaz!"
Böyle diye diye, Allah’ın izniyle yılları devirdik...Her kabz (daralma) hâlinde, daha sonra kavuşacağım bast (kolaylık) günlerinin umuduyla metanetimizi korumaya gayret ettik.
Bugün geriye dönüp baktığımda; bir zamanlar içinde kıvrandığım yangınların gül bahçesine dönüştüğünü görüyorum, elhamdülillah. En büyük teselli ise, vaktiyle ağlayarak yaşadığım pek çok şeyi bugün tebessümle anlatabiliyor olmam...
Benim Kızıl Elma’m ise hâlâ o uzak ufukta durmuş, bana gülümsüyor.
Geleceğe dair ulvî hedefler taşımak, insanın motivasyonu ve ruhsal dengesi için en hayatî dayanak noktasıdır. Hayat merdivenini tırmanırken koyduğumuz her ara hedef, bizi bir sonraki basamağa taşıyan birer adımdır.
Doğrudan en yüksek noktaya kilitlenmek mesafeyi gözde büyütüp umudu kırabilir; bu yüzden bir sonraki basamağa odaklanarak ilerlemek insanı o zirveye ulaştırır.
Böylece "ibn'ü-l vakt" (vaktin oğlu), yani hengi zaman içindeyseniz onun icabını yerine getiren, ilmek ilmek ömrünü dokuyan biri olursunuz.
Araba tutanlara "uzağa bakın" denir ya, hayat yolculuğu da böyledir. Tabii bu yolculukta yoldaşın kim olduğu da son derece kritiktir. Sohbetiyle yolun meşakkatini unutturan bir dost varsa ne âlâ... Fakat siz kan ter içinde yukarı tırmanmaya, kemale ermeye çalışırken paçanızdan çekip sizi aşağı sürükleyenler varsa, işte o zaman vay halinize!
Öyle birine mi denk geldiniz? Yere mi yuvarlandınız?
Yeniden doğrulun ve Kızıl Elma’yı hatırlayın...
Her kalp, içindeki cevher nisbetinde ritmiktir. Onu umutla dinamikleştirin...
Rabbim hepimizi kadir kıymet bilen iyilerle hemhâl eylesin, bizleri de o iyilerin zümresine dâhil etsin. Âmin.