beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
MAKAS KESMİYOR
Tarih: 12-08-2026 18:04:00 Güncelleme: 12-08-2026 18:04:00


Trabzon’a birkaç araba ile nişan yapmaya gittik. Yol uzun olduğu için dura dinlene seyahat ettik. Maksat sağ salim ve mutlu mesut oraya ulaşmak, iki gönlü birleştiren ilk adımı atmak…

​Yolculuğun başından beri her şey spontane gelişti. Kimlerin, nasıl ve ne zaman gideceğinden tutun da yolda nerelerde, ne kadar mola verileceğine kadar her karar anlık ve duruma göre yapılan istişarelerle alındı. Sıkıntı olmadan…

​Trabzon’a varınca, gelin evine gitmeden önce geceyi geçireceğimiz mekâna yerleştik. Orada bazı ufak tefek aksilikler olsa da doğal karşılandı, halloldu; yüzler güldü yani. Kafayı bir şeye takıp sıkıntı yapmadık.

​Gelin evine gittik. Hoşbeş ve hal hatırın ardından kız isteme ile söz bir arada oldu. Taraflar arasında ne “Şu şartlar olmazsa olmaz” denildi ne de “Biz şunları isteriz, bizde âdet böyledir” şeklinde tartışmalı, hararetli konuşmalar yaşandı. Gönüller bir olunca diller kendini geri çekiyor. İki taraf da durumdan gayet memnun… Yük olmamaya çalışan, işi yokuşa sürmeyen insanların arasında olmak ne güzel bir duygu. Sıkıntı yok yani…

​Sıra nişan yüzüklerini takmaya geldi. Heyecan içindeki gençlere, kurdele ile bağlanmış yüzükleri taktılar. Eee, öylece kalacak hâli yok; o kurdelenin kesilmesi lazım. Bu şerefe uygun görülen biri tepside hazır bulunan makası eline aldı. Tam kesecek… Hay Allah! Her şey yeni, hiç kullanılmamış ama her nişanda ve sözde bulunan o meşhur kör makas bize de rastladı. Kesmiyor!

​Hep söylerim: Böyle durumlarda problem çıkaran bir “makas sülalesi” var, nişan nişan dolaşıyor. “Bize de gelmesin; önce bir kontrol edin, bileyleyin filan...” ama kim dinler? Sakalımız yok ki! :)

​Neyse, meğer makası tutan ellerin sahibinin niyeti başkaymış tabii. :) Herkes de durumun farkında olduğu için böylesine olumsuz bir an gülerek karşılandı. Damat elini cebine attı, hatırı sayılır bir para koydu. Makas yine kesmedi. Millet mutlu mutlu bekliyor… Derken damadın ağabeyinin pamuk elleri cebe gitti. Makas sahibi kanaat etmiş olmalı ki kurdele tek hamlede kesildi. Tadında bıraktı. Sıkıntı olmadan…

​Gelenek ve görenekler, bir milletin kültürünü oluşturan, onları geçmişten geleceğe taşıyan yapı taşlarıdır. Bir toplum bu konuda ne kadar zengin olursa kökleri de o kadar sağlam olur. Ancak bu geleneklerin insanlara eziyet vermeyen, ağır müeyyideler yüklemeyen, duruma göre esneklik gösteren bir yapısı olmalı; “astığım astık, kestiğim kestik” kuralları bulunmamalıdır. Bunlardan olumsuz etkilenen, silinmeyen acılar bırakan, altından kalkması zor gelenekler —hele hele dinimize de ters düşüyorsa— hem kul hem de Allah hakkına girmemize sebep olur ki vebali büyüktür.

​İnsana saygı ve hürmet gösteren; naif, yapılması kolay, zarafet ve nezaket göstergesi olan örf ve âdetleri elimizden geldiğince yaşatmak hayatımıza bir renk, bir tebessüm katar.

​Örneğin bazı yörelerde misafirin ayakkabısının ucu kapıya bakacak şekilde çevrilir. Maksat, misafir giderken ev sahibine yüzünü dönsün, memnuniyetini bildirsin. Gayet hoş… 

Bazı yerlerde ayakkabının arkası kapıya çevrilir; orada da maksat misafir kolay giysin. Bu da hoş… Bazı yerlerde ise misafir ayakkabıları büyüklü küçüklü, sağ sol karışık dizilir. Bu da o evde misafire hürmet egzersizleri yapan küçük bir çocuk olduğunu gösterir. Bu daha da hoş! :) Çünkü biz eşleştirmeyi logolu oyuncaklarla değil, misafir ayakkabılarını çevirirken öğrenen bir nesiliz. :)

​İslâm, ilk geldiği andan itibaren hemen her alanda inkilab yapmıştır. Örf de buna dâhildir. Bazı âdet ve uygulamalar muhafaza edilmiştir (kısas ve had cezaları gibi). Bazı adetlerde ıslah yoluna gidilmiştir (sayısız kadınla evlenmenin sınırlandırılması ve şartlara bağlanması gibi). Bazı adetler ise tamamen kaldırılmıştır (kan davası, kadınlara yapılan zulümler gibi).

​Mezhep imamlarının ekserisi de sosyal ilişkileri belirleyen bu tür örfi kural ve kaideleri, dine uygun olması koşuluyla birer delil olarak kabul etmişlerdir.

​Pek çok kültürü içinde barındıran Anadolu topraklarında da âdet, gelenek ve görenekler oldukça zengin ve yaygındır. Ancak bunların içinde o kadar saçma ve ağır şartlar içerenler var ki! Ömür boyu bu geleneklerin cenderesinde kıvranan insanların haddi hesabı yok. Bunların hakkı ne olacak? Allah’ın koymadığı kuralları koyarak, hatta O’nun verdiği hakları kulların elinden alarak bir nevi ilah gibi davranan bu töre koyucular, yaşanan onca sıkıntının vebalinden nasıl kurtulacak?

​Hele hele bazı yörelerde, özellikle evlilik ve düğünlerle alakalı öyle iğrenç, öyle din dışı uygulamalar var ki! İşin kötüsü, bunlar bir de dinî bir yaptırımmış gibi empoze edilerek Allah’a ve Resulüne iftira atılıyor.

​Bunlardan biri başlık parası… Sıkıntı çoook!

​Rahmetli babam, ta kırk yıl önce ablamları evlendirirken “Ben kızlarımı satmıyorum, evlendiriyorum. O yüzden kimseden para almam; bu paraya ne tenezzül eder ne de ihtiyaç duyarım” dediğinde, ona eline geçen kazanç kapısını geri tepen bir “ahmak” gözüyle bakmışlardı. Oysa hâlâ pek çok yerde kızlarına fiyat biçen babalar var. Bu haksız kazançtan bereket uman insanlara Allah hidayet versin. Bu uğurda evini tarlasını satanları duydum. Hicap duymadan, kurbanlık dana satar gibi pazarlık yapan babalara yazıklar olsun!

​Bu yüzden oğlunu evlendiremeyen babalar, başlık parası denkleştirmek için gurbete çıkan bekâr gençler var. Yazık! Burada büyük bir sıkıntı var!

​Eskiden bir de gelinlerin kayınpederle konuşmaması, yani “gelinlik tutma” âdeti vardı. Bunun da saygı ve hürmet gösterme niyetiyle başlayıp sonradan cılkı çıkarılmış davranışlardan biri olduğunu düşünüyorum.

​Kayınpeder öyle bir konumdadır ki kadının eşi ölse veya ayrılsa, yani ortada nikâh kalmasa bile gelin için hâlâ “baba” hükmündedir. Ebediyen ona nikâh düşmez. Fitneye sebep olmayacaksa görüşebilir, konuşabilir, torunların ihtiyacı için onunla irtibat halinde kalabilir.

​Sen tut, böyle bir adamla iç içe yaşa; pek çok ihtiyacını görsün, çocuklarına dedelik, sana babalık yapsın ama en zor zamanlarda bile onunla konuşma! “Gelin, çarşıya çıkıyorum, alınacak bir şey var mı?” diye sorsun; sen konuşamadığın veya tercüman bulamadığın için o ihtiyacın yokluğuna katlan ama yine de konuşma! Veya çoluk çocuğu aracı edip onların maskarası ol!

​Bu arada başka bir tezat daha var: Aman yüzüne konuşma ama arkasından istediğini say! Sana nikâhı düşmeyenden uzak dur fakat nikâh düşen komşu adamla veya yabancı biriyle rahatça konuş, kavga et, hal hatır sor… Kimin umurunda? İşte burada da büyük bir sıkıntı var.

​Kadına veya erkeğe bu ve benzeri çeşit çeşit zulmü "gelenek" diye yapanları ve yaptıranları Allah’a havale ediyorum.

​Demem o ki; maddi ve manevi sıkıntı yaşatan, insanlara külfet yükleyen, pek çok kişinin canının yanmasına ve eziyet çekmesine sebep olan gelenekler artık gelmesin! Görenekler artık görülmesin! Eski cahillikler din gibi dayatılmasın! “Biz anamızdan atamızdan böyle gördük” diyerek yanlışta ısrar edilmesin.

​Allahü Teâlâ bu davranışı yasaklar ve öyle söyleyenler için “Peki, ya ataları akıllarını bir şeye çalıştırmamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?" (Bakara/170) diye bize bir düşünme ve sorgulama payı bırakır. Ayrıca birbirimize karşı kolaylık göstermemizi, sıkıntılarımızı giderme yolunda olmamızı emreder. “Müminler kardeştir” vurgusu yaparak sosyal hayatı buna göre yönlendirmemizi ister. Haksız kazancın haram olduğunu, kullara yapılan eziyet ve zulmün karşılıksız kalmayacağını bildirir.

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne güzel buyurmuş: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”

​Yerinde ve kararında, gönül alıcı, tadında bırakılan, sıkıntı çıkarmayan güzel gelenekleri yaşatmak hem vatandaşlığın gereği hem de tatlı hatıralardır. Bunlara sahip çıkmak hepimizin vazifesidir.

​Allah’ım; bize batılı batıl, hakkı hak göster! Bizi sapıtan, azan, dalalete düşen bedbahtlardan eyleme. Hidayet nurunla önümüzü aydınlat ya Rabbi! Amîn.



Bu yazı 816 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI