beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
SALİHA KADIN
Tarih: 16-04-2026 09:11:00 Güncelleme: 16-04-2026 09:11:00


Bugün; çocukluğumun mahalle sokaklarında yankılanan o masum oyunların, arkadaşlarımın annesi olan o vakur kadının hayali düştü aklıma. 

İffeti, edebi, çalışkanlığı ve maharetiyle gönüllerimizde taht kuran biricik teyzemizi hatırladıkça gözlerim doldu. Bu, sadece bir hatırlayış değil; bir vefa borcu olarak onun hikâyesini tarihe not düşme isteğidir.

​Eşini genç yaşta kaybetmişti. 

Arkasında altı yetim; en küçüğü henüz iki-üç yaşlarında, en büyüğü ise ortaokulun eşiğinde... Hayatın yükü omuzlarına bindiğinde bir süre eşinin dükkânını ayakta tutmaya çalışmış. Ancak o yılların zorluğu, ticaretin sert kuralları ve alacaklarını bile tahsil edememenin verdiği yorgunlukla dükkânı kapatmak zorunda kalmış. 

Elinde kalan malların bir kısmını satmış, bir kısmını tavan arasına kaldırmış. O tavan arasındaki iğne-iplikten, küçük malzemelerden biz mahalle çocukları bile nasiplenirdik.

​Bir süre belirsizlik içinde yaşadıktan sonra, bir ilkokulda "hizmetli" alımı yapılacağını duymuş. Çocuklarının desteğiyle sınavlara hazırlanmış, azmetmiş ve kazanmış. 

Biz köyden şehire taşındığımıźda onun bu geçiş dönemine rastladık. 

O günden sonra onu hep aynı disiplinle hatırlıyorum: Sabah erkenden pardesüsünü giyer, kocaman şalını başına geçirir, koştur koştur okula giderdi. Öğlen çocuklarını doyurmak için eve gelir, sonra yine görevinin başına dönerdi. Okulun kapısını ilk o açar, son kilidi o vururdu. İşini öyle titiz, öyle hakkıyla yapardı ki; tüm öğretmenlerin saygısını ve sevgisini kazanmıştı.

​O yıllarda en büyük kızı ilkokulu bitirmiş ve evin "küçük annesi" olmuştu. Biz sokakta oyunlar kurarken o, bir yetişkin edasıyla ev işlerine koşturur, kardeşlerine bakardı. Bazen biz oyun oynamaya sokağa çağırdığımızda işinin olduğunu söyler gelmezdi. Kimi zaman ona yardıma giderdik ki aramıza katılsın. Birimiz bulaşık yıkarsa diğeri süpürge yapar sonra hep beraber ya oyun oynamaya veya elişi yapmaya koyulurduk. 

Bu güçlü kadının çocukları da tıpkı onun gibiydi; zeki, ahlâklı ve sorumluluk sahibi... Erkek çocuklar evin direği aynı zamanda mahallenin abisi, kızlar ise annelerinin sağ kolu ve candan arkadaş oldular. 

Ailenin büyük kızı hariç diğerleri üniversitede okudu.

​Hiç unutmam; bir yaz tatili sonunda büyük kızın kolunda altın bir bilezik gördük. O devirde bir genç kız için bu, büyük bir lükstü. Meğer üniversitede okuyan abisi, tatilde çalışıp kazandığıyla, kardeşinin kendileri için yaptığı fedakârlıklara bir teşekkür olarak o bileziği almış. Aralarındaki bu sarsılmaz bağ, hepimize ders olacak nitelikteydi.

​Onlara misafir gitmek bizim için şölendi. Herkesin bisküviyle yetindiği o yıllarda, onun yaptığı o meşhur kek, bizim için dünyanın en büyük lezzetiydi. Bugün "anne keki" deyip geçilen o tat, bizim çocukluğumuzun en süper ikramıydı.

​Televizyonun her evde olmadığı zamanlardı. Popüler bir film olduğunda televizyonu olan evlerin camlarına doluşurduk. Şanslı olanlar eve alınır gerisi pencereden izlerdi. Bazen perdeyi kapatan olur biz, boynumuz bükük eve dönerdik. 

Derken bir gün bu teyzenin oğulları eve siyah-beyaz bir televizyon getirdi. Hâlden anlayan bu güzel aile, kapılarını bizlere açtı. 

Yıllar sonra biz renkli televizyona geçtiğimizde, bu kez onlar bize geldi. "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı izlerken ben hıçkıra hıçkıra ağlamıştım, onlar da, "Bu sadece bir film, gerçek değil ki" diyerek bana gülmüşlerdi.

​Oysa benim için hayat bir film, filmler ise gerçek hayatın kendisiydi. Hâlâ ağlarım film gibi hayatlara...

Neyse...

​Zaman geçti, o küçük yuva meyvelerini verdi. Çocuklar öğretmen, hukukçu, hekim, idareci oldu; her biri kendi yuvasını kurup uçtu. O sıcak, bahçeli evden taşınıldı. Teyzemiz bir süre yeni dairesinde tek başına yaşadı, emekli oldu ve şimdi gurbetteki çocuklarının, torunlarının yanında bir çınar gibi dinleniyor.

​Ne zaman eski mahalleye gitsem, o yeşil panjurlu evi gördükçe yüreğim titrer. O evde şunları öğrendim:

-​ Güçlü bir kadının, elinde ekmek parası olduğunda neler başarabileceğini,

-​ Evlatların, bir annenin en büyük yaşam kaynağı olduğunu,

- ​Bir yuvanın tek kanatla da (erkeksiz de) uçabileceğini, yeter ki onurun ve azmin eksik olmamasını...

​Anne olmak, kadını göklere çıkaran ulvî bir süreçtir. Onları anmak için özel günlere gerek yok; fedakâr yürekler her gün duayı hak eder. 

Uzun yıllar sonra bir vesileyle izini bulduğum, sesini duyduğum o eli öpülesi teyzeyle telefonda her görüştüğümde, çocukluğumun enerjisi yeniden ruhuma yükleniyor, samimi dualarıyla mest oluyorum.   Bâki kalan şu gök kubbede, bir hoş sada bırakmak ne güzel! Herkese nasip olamayan bir nimet. Olana hamd  ve şükür ile...   

Ona ve sevdiklerine huzur dolu, bereketli bir ömür diliyorum.



Bu yazı 2 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI