Bugun...


Muhammed Özkılınç

facebook-paylas
Ya Uyuyan Dev Uyanırsa?
Tarih: 17-03-2025 09:00:00 Güncelleme: 17-03-2025 09:00:00


İslam coğrafyası, tarih boyunca fikirlerin, ideolojilerin, sistemlerin, etnik yapıların ve dinlerin (!) çekişme ve savaş alanları olagelmiştir. Şu kısa ömrümüzde bu tarihin tezahürüne mükerreren şahit olduk. Öyle görünüyor ki, kıyamete kadar da bu çekişme ve kavgalar devam edecek. Nitekim Siyonist Yahudi ve Hristiyanlar, buraları “Arzı-ı Mevu’d” yani kendilerine va’dedilmiş topraklar olarak görmeye devam ediyorlar. Buraları gasp edebilmeleri için de buralardaki ihtilaf ve çekilmelerin sürgit devam etmesini istiyorlar. Çünkü burada istikrarlı ve ehlisünnet ağırlıklı bir devletin kurulması, onların bu karanlık planlarını zorlaştıracak ve belki de imkânsız hale getirecektir.

Tüm işgal, katliam, soykırım, tehcir ve sömürü zulümlerine rağmen şöyle veya böyle ulu bir çınar misali varlığını devam ettiren bir İslam ümmeti var. Ve bu ümmetin asgari yüzde doksanı Sünni Müslüman. Yani İslam’ın kendisini orijinal olarak muhafaza etmeye çalışan Müslümanlar. Düşmanın dolmuşuna binerek çakma fikirlere sapan “Şiî” “Vehhabî” “Dürzî” vb. tekfirci çakma frekasyonların tümü yüzde on bile değildir. İşte düşmanın vekâlet orduları olmaya dünden hazır olan bu akımlar ne kadar güçlü olursa asıl ümmetin ana omurgası o kadar daha fazla engellenebilir.

Mısır, Afganistan, Türkiye veya başka herhangi bir coğrafya da kurulacak gerçek bir İslam devleti, çok kısa bir zamanda ümmetin parçalanmış coğrafyaları toparlayıp İslam hilafetini yeniden ihya edebilir. Özellikle Türkiye’de son yıllarda gelişen savunma sanayii hamleleri, tam da bu sebeple batılıların uykularını kaçırıyor. Hilafetin TBMM bünyesinde mündemiç olması da cabası. Yani aslında hilafeti tamamen gömmek isteyenler buna güç yetiremeyince, TBMM içinde zımnen varlığını devam ettirmesine razı olmuşlar. Şimdilerde zımnen var olan HİLAFET’in reel olarak harekete geçirilmesi özelde batılıların, genelde de tüm İslam düşmanlarının uykularını kaçırmaktadır.

Afganistan’da yarım asırdır devam eden savaşların rengi ne olursa olsun, asıl sebep böyle bir devleti engellemektir. Ümmetin asil evlatları olan Afgan mücahitleri; sırayla önce İngilizlerin burunları Afganistan dağlarında sürttüler. Sonra komünist Sovyetler Birliğini bu dağlara gömdüler. Hemen akabinde de 20. ve 21. Asrın tartışmasız süper gücü olan ABD’yi ezdiler. Öyle ki, ABD conileri arkalarına dahi bakmadan kaçarak Afganistan’dan çıktılar. Batının emrindeki medya güçleri dahi süklüm-püklüm, darma-dağın kaçan conilerin arkasını toparlayamadılar.

“Arap Baharı” diye ifade edilen, bizim ise “Ümmet Kıyamı” veya “İslam Baharı” dediğimiz gelişmeler sonrasında Mısırda yapılan tarihi seçimle başkanlığa gelen “Şehit Başkan” Muhammed Mursî’nin askeri darbeyle indirilmesinin asıl sebebi de budur. Çünkü İslam’ın ana omurgası olan Ehli Sünnetin gerçek bir devlete sahip olması, İslam devletlerinin “ulusal” “küresel” tüm planlarının boşa çıkması demektir. Nitekim Mursi döneminde; Türkiye, Mısır ve Pakistan devletlerinin kendi aralarında “Hilafetin” ihya edilmesine dair toplantılar yaptıkları basına yansımıştı.

Şu anda Şam diyarında olan bitenlerin de bu gerçekle çok yakından alakası vardır. ABD ve AB ülkelerinin ardı sıra Şam’ın eşiklerini aşındırmaları bu korkudandır. 14 yıldır Suriye’nin mazlum halkları; İşgal, katliam, kıyım, zulüm ve soykırımın her türlüsüne tabi tutulurken bu batılı savaş baronları neredeydiler. Tüm bu zulümlere seyirci kalan batılıların borazanı medyatörler neredeydiler. Her fırsatta “İslam Kardeşliği” ve “Ümmet Birliği”nden dem vuran İran ve onun piyanları zavallı irancılar neredeydiler.

Suriye halkının en aza yarısı tehcir edildi. Bunların içinden şişme botlarla okyanusları açılıp oralarda boğulan kaç on bin masum olduğu bilinmiyor. Kaç milyon sakat, yetim ve dul olduğu bilinmiyor. Kaç milyon şehit ve yaralı olduğu da bilinmiyor. Şii Nusayri işkence hanelerinde işkencenin her tülü insanlık dışı olanına tabi tutulan mazlumlar bilinmiyor. Irzı kirletilen masumların sayları bilinmiyor. Organ mafyasına sermaye olanlar kaç on bin veya kaç yüz bin oldukları bilinmiyor. Batıya kendini atanlar içerisinde çoğunluğu kimsesiz, yetim ve öksüz olan çocuklardan kaç yüz bin insan kayıp olduğu da bilinmiyor. Güya bağımsız uluslararası kurum ve kuruluşlar hiçbir zaman bu konuda gereği bir ses vermedi, bir icraatta bulunmadı. Kısmen ses verenlerin de cılız sesleri tüm bu karambol ve curcuna içerisinde kayboldu gitti.

Olanlar oldu ve sonunda “el-Hakku ye’lû velâ yu’lâ aleyh” yani Hak hep üstündür asla mağlup edilemez” hakikati bir daha tecelli etti ve Şam diyarı asli sahipleri tarafından yeniden fethedildi. İşte tam burada içeriden ve dışarıdan salvolar başladı. Bizdeki laikçilerle, İran’ın kontrolündeki Şii Rafızîlerin menfaatleri; İsrail, ABD, AB ve bilcümle küffarın planlarıyla buluşuverdi. Çünkü bura Sünni Müslüman bir devletin kurulması hiç birinin işine gelmez. Her birisinin kendilerine göre var olan karanlık planları suya düşer. Vaveyla koparmaları bundandır. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke...

Muhammed Özkılınç



Bu yazı 206 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI