Ramazan bayramı, öncesi ve sonrası ile mü’minler için af, merhamet ve bağışlanmayı taşıyan muhteşem fırsatlar içermektedir.
Gözümüzü, dilimizi ve bütün azalarımızı günahtan koruyacağız. Zamanımızı alışveriş merkezlerinde tüketmeyeceğiz. Bayram temizliği ve bayram hazırlığı vesilesiyle de bu önemli günümüzü heba etmeyeceğiz. Özellikle bugünlerde gereksiz tartışmalardan uzak duracağız. Bizi günaha sürükleyecek ortamlardan ve insanlardan vebadan kaçar gibi kaçacağız. Duygularımıza ve özellikle öfkemize hâkim olacağız.
Peygamber Efendimizin, “Kim rızkının bol olmasını, ömrünün uzun olmasını istiyorsa sıla-i rahime devam etsin” müjdesi gereği bayram günlerinde sıla-i rahme dikkat edeceğiz. Yakınlarımızı, anne, babamızı ihmal etmeyeceğiz. Akraba ziyaretlerinde gıybet, dedikodu ve haramdan uzak duracağız.
Aslında gerçek bayram da ahiret bayramıdır; insanın yaptığı tüm güzel çabaların karşılığının kat kat fazlasıyla verildiği, ibadetlerin ve tüm güzel davranışların ödülünün insanın önüne “cennet” biçiminde konulduğu gün. Bu bayramlar, ahlaki davranışın mutlaka ödüllendirileceği inancını hayatımıza yansıtan müstesna zamanlardır. Ama her şeyden önce bu bayramlar Allah'ın hayata müdahil oluşunun, O'ndan bağımsız bir mutluluk tasarımının muhal oluşunun, O'ndan bağımsız hiçbir dünyevi güç ve otoritenin, toplumları bu denli motive edemeyeceğinin en açık şahididir.
Bir Ramazan'a daha “elveda” dedik. Ramazan, bizi bir sel gibi önüne katıp sürükleyen sahte, sentetik ve dünyevî gündemlere inat, sahici, insani ve ilâhî bir gündemdi.
Dua ve niyazımız odur ki; Ramazan’da yoğunlaştırılmış mümin ömrünü, kalan on bir aya ve tüm zamanımıza yayalım! Bu ayda zincire vurulan şeytanların prangalarını yeniden çözmeyelim, emeklerimizi zayi etmeyelim, yeniden günah bataklığına saplanmayalım. Böylece bütün ömrümüz Ramazan olsun.
Millet olarak hepimizin yüreğinde bir acı, sıkıntı, hasret var. Her şeyden önce bizi biz yapan imanımız, vatanımız, barışımız ve huzurumuz için kenetlendiğimiz, birbirimize sahip çıktığımız, gönül dünyamızın coştuğu, şefkat, merhamet, cömertlik gibi Peygamber ahlakının yaşandığı emperyalist, sömürü devletinin insanlarının hayranlık duyduğu bir millet olduğumuzun gösterildiği günlerle Bayrama girdik. Bu din ne matem dini ne de kahkaha dini. Her hal ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğu için burukluk da olsa hüzün de olsa Bayramımız da var! Bayramlar, dilleri, ırkları, renkleri, coğrafyaları ve kültürleri farklı olsa da inancı, ibadeti ve duası bir olan Müslümanların aynı hissiyatı yaşadığı mübarek günlerdir. Bayramlar geçen ömrümüzü muhasebe etmeyi, özümüze ve fıtratımıza yeniden yönelmeyi hatırlatan müstesna zamanlardır. Bir yandan sayısız güzelliği ve hikmeti ile âlemi kuşatan Ramazan Bayramı’nı ihya ederken diğer yandan insanlığın yaşadığı büyük krizler, hepimizi derinden düşündürmektedir. Zira bugün küresel boyutta bir israf, bencillik ve sosyal problemler hayatı çepeçevre kuşatmıştır. Sorumsuzca bir yaklaşımla hava, su, toprak, çevre kirletilmiş ve adeta küresel bir fesat ortaya çıkmıştır. Hukuk ve merhamet hiçe sayılarak savaş, sömürü ve işgallerle dünyanın yarısı zor şartlarda yaşamaya ve çaresizliğe terk edilmiştir. Yardımlaşma ve dayanışma ihmal edilerek milyonlarca insan açlık, yoksulluk ve sefalete mahkûm edilmiştir. Savaşlar, terör örgütleri ve işgaller milyonlarca insanı kan, gözyaşı ve umutsuzluk girdabına sürüklemiştir. Esasında insanlık, birey, toplum, ekonomi, teknoloji ve tabiatla ilişkisinde sorumluluk, hukuk ve güzel ahlakı ihmal etmenin bedelini ödemektedir. Dolayısıyla bugün hepimize düşen en büyük görev, İslâm’ın hak ve adalet anlayışını, Peygamber Efendimiz çağlar üstü örnekliğini ve üstün ahlaki vasıflarını insanlık ailesinin her ferdine güzel bir örneklik ve hikmetli bir üslupla sunmak için var gücümüzle çalışmaktır. Yüce dinimiz İslam’ın asıl hedefi, yeryüzünde iyiliği yaymak; günah olarak isimlendirdiği her türlü kötülüğü, çirkinliği ve düşmanlığı da ortadan kaldırmaktır. İnsanları ahlaklı, duyarlı, sorumlu bireyler yapmak ve ibadetin kazandırdığı güzellikleri toplumsal hayatın merkezi haline getirmektir. Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamberimizin çağlar üstü örnekliğini esas almakla mükellef olduğumuzu yaşayışımızla göstermektir.
Müslüman kalma şuurumuzu sürekli diri tutan bizler için bayramlar, mahzun, mağdur ve mazlum gönüllere sevinç, neşe ve muhabbet tattırmanın vakitleri olmalıdır.
Ramazan Bayramında âcilen bir ‘nefs muhasebesi’ yapalım. Âyetler ve hadisler ışığında düşünerek hayat tarzımızı ölçülü ve dengeli olarak Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına hassasiyet gösterip riayet ederek yaşayalım. O zaman Ramazan Bayramı; hayatı bir okula, bütün yeryüzünü bir mabede, dünyayı cennetten bir huzura dönüştürecektir.
Bu bayram, dayanışmanın, yardımlaşmanın, arınmanın, karşılıksız vermenin bayramıdır. Bu bayram, yeryüzünü ifsat edenlerin değil, ıslah edenlerin, felaha erenlerin bayramıdır. Bu bayram, Rabbimizin “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” emrine uyarak her türlü fitne, fesat ve tefrikanın karşısında duranların bayramıdır! Hâlbuki kitap belli, Peygamber buyruğu belli, ama ne yazık ki herkesin ayrı bir “İslâm dini” anlayışı var. Bu yanlışlıktan kurtulup tevhide ermeye mecburuz. “Gönül Coğrafyanız”ın sınır tanımadığını da. Yüreğinize yerleştirilmeğe çalışılmış sun’î sınırların dışındaki Müslümanlara, insanlara yer açmanız gerektiğini de. Unutmayalım. Bayramlar, İslâm’a bir çağrıdır. Bilgisayar teknolojisinin uyuşturduğu, çelik ve beton arasında nefessiz bıraktığı insanımıza ‘kendine gel!’çağrısıdır. Bu dâvet de her hal ve şartta Rabbimizin unutulmadığı bayramlarla gerçekleşir. Rabbinin Rızasını kazanarak “gir cennetime!” müjdesine nail olunan “hakiki bayram”larda buluşuruz İnşallah…