beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
UMRE AŞKI
Tarih: 30-01-2026 17:52:00 Güncelleme: 30-01-2026 17:52:00


Muhammed b. Fazl  (ö. 329/940) demiş ki: 'Şaşılır o kimseye ki, peygamberliğin eser ve hatıralarını görmek için ıssız bucaksız çölleri aşarak, Kabe’ye gelir de Azîz ve Celîl olan Rabbinin eser ve tecellilerini müşâhede etmek için, nefis, hevâ ve heveste sefer yapıp buradaki engelleri aşmaz!' (Âfakî seferlerde uzun mesafeler kateder de enfüsî seferde mesafe almaz)."

​Bu ifade, kişinin fiziksel olarak gerçekleştirdiği ibadetler ile ruhsal tekâmülü arasındaki çelişkiyi ele alması açısından gayet dikkat çekicidir. 

​Dışsal Yolculuk (Âfakî Sefer), insanın fiziksel dünyada, örneğin hacca gitmek için çölleri aşması, binlerce kilometre yol katetmesidir. Bu, İslam'ın zahiri (görünen) bir rüknüdür ve kıymetlidir. Bunun için fırsat bulan bir çok müslüman, hac için bir kere gitse de umre için defaaten aynı seferin sevdasını yaşıyor. İşin bir tarafında fiziksel bir yorgunluk varken diğer tarafında ise bu ibâdetin getirdiği ecir boyutu, yolculuğu cazip hâle getirmektedir. 
 
Tasavvufta ise, ​"içsel yolculuk (enfüsî sefer) deyimi vardır. "Enfüs", insanın kendi iç dünyası demektir. Kişinin asıl aşması gereken "çöller", kendi nefsinin istekleri (hevâ ve heves) ve manevi engelleridir. Konu edindiğimiz sûfi, bizim Allah’ın tecellilerini (yansımalarını) görmek için uzaklara gitmekten ziyade, kendi kalbimize yönelmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Dış dünyada çok büyük zahmetlere katlanıp (uzun yollar yürümek, zor şartlarda seyahat etmek) kendi içindeki küçücük bir kötü huyu veya nefsi arzuyu terk etmekte neden bu kadar tembel davrandığına hayret etmektedir. Günümüz Müslümanı tam da bunun sancısını çekmiyor mu? Ahlâkında bir değişim ve gelişim olmaksızın bu ziyaretleri yapmak biraz düşündürücü. 

Elbette istisnai ve hakikaten ihlaslı olanlar vardır. Ancak, en ufak bir kötü alışkanlıktan dahi vaz geçiremediğimiz nefsimiz o uzun yolculuğa niye koşa koşa hem de milletin gözüne sokarak gidiyor? Yoksa farkında olmadan kendisine sus payı mı veriyoruz, o da kendi ekmeğini mı çıkarıyor bu yolculuktan? Niyet, tam olarak ne?

Allah için, ne yalandan ne kalp kırmadan ne gıybetten ne riyadan ne tecessüs ne de başka ahlâkî bir marazlıktan sıhhat bulamamış, terbiye olmamış azgın nefis söz konusu umre yolculuğu olunca iki gözü iki çeşme. Yoktan bulup buluşturup kervana katılıyor. 

Kimsenin Allah ve peygamber sevgisini sorgulamak hakkımız ve haddimiz değil ama biri bana bu tezatı açıklayabilir mi?

Beytullah’a (Allah’ın Evi) gidip, Beyt-i Rahman (insan kalbi) kırmaya devam etmek bir samimiyet krizi değil mi?

Nefsin, iç dönüşüm yerine dış ibadetle kendine sus payı verilmesine tasavvufta “nefsin dindarlıkla kendini kandırması” diye anlatılır.
Zira nefis şunu sever: Zor ama görünür işler (uzun yol, kalabalık, ihram, fotoğraf). Ama görünmeyen cihadı sevmez (öfkeyi yutmak, kibri kırmak, dili tutmak). Çünkü, dış ibadet alkış alır, iç mücadele sessizdir.

Muhammed b. Fazl’ın sözü bu ibadeti küçümsemiyor. Aksine şunu söylüyor:
“Dış yolculuğu yapacak kadar azimliysen, iç yolculuğu niye ihmal ediyorsun?” Burada problem hac/umre yapmak değil, ibadetin ahlâka/karaktere dönüşmemesi.

Hülasa, Mekke’ye gidip Kabe’yi ziyaret etmek bir başlangıçtır; asıl gaye, o yolculuğun ruhuyla insanın kendi içindeki engelleri aşarak Allah’ın varlığını kalbinde hissetmesidir.

Ey nefsim! Sözüm önce sana!..

Not: Peygamber Efendimiz (sas), birisi hacla beraber olmak üzere, ömründe üç umre yapmıştır. 



Bu yazı 17 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI