beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
TESETTÜRE TESLİMİYET
Tarih: 26-01-2026 11:21:00 Güncelleme: 26-01-2026 11:34:00


Tesettür; açık - kapalı, erkek -kadın pek çok insanın gündeminde yer alan bir mevzu.

Ucundan kıyısından hemen herkesin bu konuda söyleyecek bir şeyi var.

Bu da mevzunun çetrefilli değil de o hâle getirildiğini gösteriyor.

Peygamber efendimiz (sav) zamanında, sonraki raşid halifeler döneminde, bütün İslâm topraklarında ve yakın yüzyıla gelene kadar tesettürde herhangi bir sapma olduğunu duymadık...

 

Kadın-erkek herkes, başörtüsünü "amentü" esası gibi kabul etmiş ve hayatının bir parçası yapmış.

Cahillikten kaynaklı bazı uygulamalar olduysa da bu, geneli yansıtmaz.

Yöresel bazı kıyafet farklılıkları da yine, "tesettürün ruhunu" yaşatmış.

 

Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler. Saklı zinetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felaha eresiniz." (Nur/31)

Tesettür, örtünmenin amacı bakımından çok önemli ve anlamlıdır. Çünkü meselenin özü karşı tarafın dikkatini cinselliğe çekmemektir.

 

Kadının bütün bedeni cazibelidir, kıymetlidir, muhafazası gerekir.

 

Kadın, fıtrat gereği güzel görünmek ister. Bunun için hemen her şeyi süsler. En çok da kendini...

 

Makyaj yapıp dışarı çıkan bir genç kıza dedim ki:

 

- Şimdi sen, kendini olduğundan daha güzel yaparak sokağa çıkıyorsun. İstiyorsun ki, yaşıtın olan "yakışıklı" erkekler seni güzel görsün...Ama akranın olmayan "ıyyy!!" dediğin; amcalar, dedeler de seni güzel görecek.

Biraz düşündü ve yüzünü buruşturdu.

Devam ettim:

- Tipini hiç beğenmediğin, sana göre çirkin sayılan erkekler de sana bakacak ve güzel görecek. Yolda izde birkaç kişi seni beğensin diye, hoşuna gitmeyen bunca bakışı niye üzerine alıyorsun?!

Yüzünü daha da ekşitti.

 

- Haklısın. Hiç böyle düşünmedim, dedi.

 

Ama açık yaşamaya devam etti. Çünkü nefis denen bir düşman var ya, onu yenmek çok zor. Ama isteyen kişi için de imkânsız değil.

 

Niyet etmek lâzım. Bunun için de güçlü bir iman...

 

Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ediyorduk. Hz. Âişe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının bir takım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allâh’a yemin olsun ki, Allâh’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim, Nûr süresindeki "Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." âyeti inince, onların erkekleri bu âyetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allâh’ın kitabını tasdik ve ona îman ederek baş örtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamber’in arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı."

 

Allah, hepsinden razı olsun. Onların yeri, sol yanımızda...

 

Açık kadınların en büyük savunması şu:  "Bakmasınlar..."

 

Evet, bakmasınlar. Allah hepimize onu emrediyor zaten.

 

Ama sen, kendi nefsine gem vuramazken bunu başkasından nasıl beklersin?!

 

O da diyor ki: "Açmasınlar..."

 

Açmasaydın bakmayacaktı, bakmasaydı açmayacaktın...

 

İki taraf da birbirini besliyor.

 

Oruca niyet eden bir kişi, önünde en mükellef sofra da olsa dönüp bakmaz. Hele de ucunda keffaret varsa...

 

Onun da sabrı akşam ezanı okununca kaçar. Helalinden ve helâl olduğu kadarıyla karnını doyurur.

 

Ama ağzı açık olan, "Haram helâl ver Allah’ım, bu kulun yer Allah’ım." diyen biri hele de iştahlıysa her sofraya oturur. Karnı tok da olsa, "tadımlık" namına merak ettiği, açıkta gördüğü her şeye, gözü de, eli de gider.

 

"Obur" veya "açgözlü" dediğimiz bu insanları biz her zaman tanıyamayız. İllâ şişman olmaları gerekmez. Açıkta sofra varsa, onlar için bulunmaz fırsattır.

 

İşte cilbab denen örtü; samimî müslüman erkekleri ve kadınları haramdan korumak, iffetlerini muhafaza etmek,

 

Ayrıca, yine müslüman kadınları, "kalbinde hastalık olan" kimselerin de şerrinden uzak tutmak amacındadır.

 

Sonuç olarak iki taraf da haramdan ve ona sebebiyet vermekten kurtuluyor.

 

"Süslerini göstermesinler..." diye emreden Rabbimiz, sözde tesettürlü olan kimi kadın kullarının süslenip dışarı çıkmasına ne der acaba?!

 

Bu şekilde olan bir kapanma, sizce amacına hizmet eder mi?!

 

Bu zihniyet, cumartesi yasağını işleyenlerin mantığına benzemiyor mu?!

 

"Mademki süs yerlerimi açmam yasak, o zaman ben de kapattığım ve açıkta bıraktığım yerlerimi süslerim..." zihniyeti yok mu?!

 

Öyle olmazsa, böyle güzel görünmek...

 

Dar, ince, rengarenk, allı-güllü, endamlı, havalı...

 

Hz. Âişe’den rivayete göre bir gün Hz. Ebûbekr’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Rasülullah (s.a.v.)'ın huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esmâ! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.

 

Bir kadın örtündüğü halde sesi, kokusu, tavrı vb. ile kasıtlı olarak karşı cinsin dikkatini üzerine çekmeye yönelirse o, hadiste geçen "örtülü çıplak"lardan olur.

 

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir." (Ahzab/59)

 

Tesettürün ruhunda yatan başka bir şey de o kadının tanınmamasıdır.

 

İçindeki;

 

Genç mi, yaşlı mı...

 

Güzel mi, çirkin mi...

 

Senin eşin mi, başkasının kızı mı bilinmeyecek şekilde olmalı ki, ona bakanın kafası karışsın. Laf atamasın. Sarkıntılık etmeye cesareti ve yüzü hatta şevki kalmasın.

 

"Kalbim temiz..." mazeretleri bir ibadeti yapmak istememenin en basit şekli.

 

Açık açık; "İnanmıyorum" veya "gözüm almıyor, yapamıyorum." de...

 

Kimse nefsini temize çıkarmaya çalışmasın...

 

Âmâ olan sahabe geldiği zaman, Hz. Aişe annemize perde arkasına geçmesini söyleyen peygamber efendimizin kalbi çok mu kirliydi?!

 

Ya Aişe annemiz?!

 

Peygamber eşinin yanında misafirine yan gözle bakacak kadar fesat bir kalbi mi vardı?!

 

Hiç bir şeyi görmeyen bir sahabinin kalbi hepimizinkinden daha mı kirliydi?!

 

"O seni görmezse de sen onu görüyorsun." diye hanımını uyaran Hz. Muhammed (sav); neyin mesajını verdi bize?!

 

En üzücü olan da; tesettürlü bir hanıma tesettürden bahsetmek...

 

Aslında her şey; iman ve teslimiyette kitlenip kalıyor.

 

Şu hadisi şerif bizim yüzünüze tokat gibi çakmalı ve gafletten mahmurlaşan gözlerimizi şimşek misali parlatmalı:

 

"Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!"



Bu yazı 9 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI