beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Suna İlhan

facebook-paylas
SU KABAKLARI
Tarih: 27-02-2026 11:49:00 Güncelleme: 27-02-2026 11:49:00


Bir gün ablalarımla, köyümüzden eski bir tanıdığı ziyarete gittik. Uzun yıllardır görüşmemiştik. Tanışma faslı başladı.
Büyük ablam bizi tek tek tanıttı.
— Bu da Suna, dedi.
Ev sahibi kadın, en son genç kızken gördüğü Suna’yı karşısında yetişkin bir kadın olarak görünce şaşırdı. Normal… Ama çocukluğuma dair anlattığı bir hatıra beni daha çok şaşırttı.
— Bu Suna çok inatçıydı, gene öyle mi? dedi.
— Ben mi inatçıyım? Yok canım, yanlışın var. Ben inatçı değilim, bilakis çok uyumluyumdur, dedim hayretle.
— Yoo, çok inatçıydın, deyip anlatmaya başladı:

Şiddetli bir yağmurda, traktör kasasına doldurulup tarladan köye dönüyorlarmış. Yolda anneme rastlamışlar. Sırtında beşik, yanında küçük Suna. Bizi de almak istemişler. Annem beşiği traktöre koymuş ama beni bindirememiş. Kucağına alınca kendimi yere atıyor, “Ben binmem, yürüyeceğim!” diyormuşum. Daha fazla uğraşmamışlar, traktör anamın bitmesiyle hareket etmiş, ben de peşinden köye kadar koşmuşum.
Bu kısmı hatırladım. Annem zaman zaman anlatırdı ama sebebini bilmezdim.

Kadın, bu yetmezmiş gibi ikinci bir hatıra daha ekledi:

Pınarda su doldururlarken bana bir su kabağı uzatılmış. Annem suyu doldurmuş ama ben ağzımı kilitlemişim, başımı çevirip içmemişim. En sonunda annem eliyle içirmiş.

Orada takılıp kaldım.
İnatçı mıydım gerçekten?

Bir anda sebebini buldum: Korku.

“Ölü” ve “ölüm” korkusu.

O yaşlarda iki kadın traktör kazasında vefat etmişti. Köyde bu kazalar çok anlatılırdı. Hatta cenazelerden birinde, kadını yıkarlarken biz çocuklar da izlemiştik. Saç örgüsü kulak derisiyle birlikte kalkmıştı. O görüntü içime kazınmıştı.

O günden sonra yıllarca traktöre binmedim. Bindiysem de sıkı sıkı tutundum. Sanki düşersek annem ölecekmiş gibi korkuyordum.

Su kabağı mı?

Onu da hep cenaze yıkarken görürdüm. Kara kazanların, buharlı suların içinde dolaşırdı. Benim zihnimde su kabağı = ölüm demekti.
Bizim çocukluğumuzda ölüm korkunç anlatılırdı:

* Akşam dışarı çıkma, hortlak (hayalet) gelir.
* Sakız çiğnersen ölü eti çiğnemiş olursun.
* Mezarlıklar tehlikelidir.
* Onu yapma ölürsün, bunu yapma ölürsün…

Çığlıklar, ağıtlar, saç baş yolmalar, izdiham… Ölüm bir düşman gibi sunulurdu.

Soğudum.

Ölüden de ölümden de soğudum.
Hazırlıksız bırakıldım. Konuşulmayan, anlaşılmayan bir gerçekti ölüm. Bu yüzden onunla ilgili her şey beni korkuttu.

Yıllar geçti. Öğrendik. Anladık. Ölümün başka bir yüzü olduğunu gördük. Sevdiklerimizi uğurladıkça, o âleme dair korkunun yerini özlem aldı.

Ve bir gün…

Talebelerimle birlikte yaylaya pikniğe gittik. Traktörle. Hem de büyük bir keyifle.

Su kabakları artık cenazeyi değil; balkonumda asılı, köy kokusu getiren otantik süsleri hatırlatıyor.

Çocukluk önemli.

O yaşlarda atılan tohumların nasıl büyüyeceğini bilemezsiniz. Ya meyveli bir ağaç olur, ya da kara ağaç (sadece yeşillikten ibaret olan, meyvesiz ve kötü kokulu bir ağaç cinsi) gibi gölgesinde durulmaz.

Şimdi biri çıkıp dese ki:

“Suna Hoca çok inatçı, cenaze yıkamaz.”

Doğru. Yıkayışı bilirim ama yapamam. Anlatırken bile dizlerimin bağı çözülür.

Ama bir sor: “Neden?”

Çoğu çocukta “inatçılık” gibi görünen bir davranış, aslında travmatik bir korku tepkisi olarak kendini gösteriyor.

Her şey atlatılmıyor işte iki gözüm. Bizde de bir yere kadar.



Bu yazı 3 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI