Bu gece Mirac gecesi... Kandil geceleri içinde şahsına münhasır bir yeri olan, diğerleri gibi tepeden inme değil, tepeye çıkma, zirveye ulaşma, esrarengiz bir seyr-ü seferin, tadı damakta kalan bir lezzetin yaşandığı bir gece.
Bu gece bana; iki sevgilinin buluşma sevincinin, ayrılık acısının ve gönül tesellisinin bir arada tezahür etmesini hatırlatır. Olağanüstü bir durum ve aşkın doruk noktası.
Tarih; Nübüvvetin 11. yılı, miladi takvimin 621 yılı. Mekke'de, müşriklerin türlü eziyetlerin maruz kalan müslümanlara bunlar yetmezmiş gibi üç yıl abluka ve boykot cezası da kesilir. Mekke dışına bir mahalleye sürgün edilirler ve her türlü ilişki kesilir. Alışveriş yapılmaz. Açlığa ve ölüme terkedilirler. Nitekim pek çok yaşlı ve bebek bu dönemde hayatını kaybeder.
İnsaflı bir kaç müşrikin vesilesiyle bu boykot kaldırılır fakat bu arada Rasûlullah efendimiz (sav), çocukluğundan beri hâmisi olan amcası Ebu Talib'i ve vefakâr, fedakâr hayat arkadaşı Hz. Hatice'yi kaybeder. Bu yıla 'hüzün yılı' derler.
Artık oralar müslümanlara iyice dar gelmeye başlar ve Allah Rasûlü dayılarının yurdu olan Taif'e gidip İslam'ı orada anlatmaya çalışır. Bir ay süren bu tebliğ de sonuçsuz kalır. Eziyet içinde oradan kovulurken nur, sadece köle olan Addas'a nasip olur.
Bu ızdırap ve yoksunluk içindeyken, Recep ayının 27. gecesi, Allah Teâlâ ile Rasûlullah efendimiz arasında aracı vazifesi gören Cebrail (as), yanında Burak isminde bir binekle çıkagelir. Ve o güne kadar hiç bir peygambere nasip olmamış bir selâm getirir... "Allah, O'nunla bizâtîhî görüşecektir ve makamına davet etmiştir."
Gerekli hazırlıklar yapılır. Zira bu harikulade yolculuk normal bir insanın kaldıracağı ağırlıkta değildir. Bazı takviyeler yapılır. Uçağa binen insanlar hava basıncına maruz kaldıklarında ne yaşandığını iyi bilirler. O yüzden bazı tebdiller ve tedbirler yaşanır.
O gün için imkânsız fakat bugün için biraz daha anlaşılır olan gizemli bir yolculukla Mescid-Haram'dan Mescid-i Aksa'ya saniyeler içinde gidilir. Orada hazır bulunan peygamber cemaatine Efendimiz (sas) imam olur ve namaz kıldırır. Bu henüz bir şey sayılmaz. Çünkü gördükleri, göreceklerinin teminatıdır.
Semadaki katlara bir bir yükselen Habibler Habibi, her katta bir sürprizle karşılanır. Selamlanır, ağırlanır, uğurlanır. Yanındaki yakın dostu Cebrail ona eşlik eder, malûmat verir, sevincine ortak olur. O anları hayal etmek bile güzel. Yaşandığı andaki coşku ve kalp çarpıntısını düşünemiyorum bile. Sanırım canım peygamberim, "şok olmak" deyimini fazlasıyla yaşamıştır.
Sırlarla dolu, bazen de değişik ufuklara pencere açan bu yükseliş, Allahü azimüşsanın hükümranlığının olduğu, arş'ta son bulur. Sidretül-müntehâ'ya gelince Cebrail (as): "Bundan sonra yola yalnız devam edeceksin, benim vazifem buraya kadar. Bir adım öteye gidersem mahvolurum." diyerek maruzatını dile getirir.
Allah Rasûlü, gider gider ve "bir yayın iki ucu kadar" (Necm/9) Rabbine yakın olan tek kul olma şerefine nail olur. Bizim mahiyetini, nicelik ve niteliğini bilmediğimiz şekilde Allahü Teâlâ ile konuşur. Bu buluşma, ona risalet davası için güç verir, bu uğurda yaşadığı her şeyi unutmuş gibidir. Bu buluşma, sevenin sevdiğinde fâni olması ve aşıkla maşukun vuslatıdır. Izdırap dolu bir yolda mola verme, nefes alma, yorgunluğun her şeye değmesi ve hatta uçup gitmesi gibidir. Bu buluşma doğru yolda olanın er ya da geç Rabbinin rızasına erişeceğinin müjdesidir. Bu yolculuk daha çok şeydir de dilimiz dönmüyor, kelimeler kifâyetsiz kalıyor.
Ayrılma vakti geldiğinde Rasûlullah efendimizin gözleri bulutlanır. Öyle büyük bir haz içindedir ki "Gitmesem, ben de burda kalsam" diye niyaz eder. Çünkü bazı Peygamber kardeşlerini oraların sakini olarak görmüştür. "Ey Muhammed, eğer geri dönmezsen ümmetin helak olur" sözünü duyunca dayanamaz ve bizim için en sevdiğinden ayrılır. Gözü arkada geri döner.
Teşbihte hata olmazsa bu manzara bana şunu hatırlatır: "Bir anne, geçimsiz, huysuz ve kendine eziyet eden bir eşten dolayı baba evine döner. Orada onu dinlerler, karnını doyurup teselli ederler, biraz daha sabretmeseni ve sonra her şeyin yola girme ihtimali olduğunu "Allah'ın kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemeyeceğini" söyler ve "Bak daha beşikte çocukların var, onlar için geri dönmeli, biraz daha mücadele etmelisin, bütün evliliklerde böyle sorun ve zorluklar olmuştur. Şu, şu, şu da böyleydi..." diyerek geri gönderirler. Eline de azık ve evlatları için hediyeler verirler. Anne, bu güçle geri döner ve sabırla mücadele eder. Çocukları da büyüdükçe eşi dize, evliliği yola gelir. Sonuç; mutlu son. Miraç sonrası yaşanan hicret ve Medine'nin İslam devleti olması, ardından dünyaya yayılan İslâm nuru...O sevgili, bağrına taş basıp geri dönmeseydi halimiz ne olurdu?! "Allahümme Salli alâ seyyidinâ Muhammed. Esselatü vesselâmü aleyke yâ Rasûlullah!"
Bizim âdetimizde de vardır. Uzak bir yere gidildiğinde, dönüşte elimiz boş gelmeyiz. Eşimize-dostumuza, karınca-kararınca, imkân nispetinde hediyeler alır, onları sevindiririz. Bazen de ev sahibi bizi elimiz boş göndermez. Hatıra veya oraya mahsus bir şeyler kor çantamıza.
Misafir Rasûlullah, sefer de Allah (cc) olursa ve ev sahibi de mülkün yegâne mâliki, cömerterin en cömerdi, merhametlilerin en merhametlisiyse armağanlar da o denli güzel ve özel olmalı, değil mi?! Allah Teâlâ, şanına yakışır, kıyamete kadar ümmetine yetecek hediyelerle habibini uğurlar.
Yanında yine Cebrail (as) olduğu halde bu gizemli yolculuğu nihayetlendiren Rasûlullah efendimiz, sabah olunca olan biteni inananlara anlatır. Kalbinde tereddüt olanlar durumu Hz. Ebubekir'e ilettiklerinde o, "Muhammed söylüyorsa doğrudur" diyerek şeksiz, şüphesiz imanın ne olduğunu bize gösterir ve kendi de "sıddîk=doğrulayan" lakabını bu olayın hatırası olarak alır.
Rasûlullah'ın hediye paketinde ne vardı?! İşte onlar...
Birincisi: Beş vakit farz namaz. O güne kadar sabah ve akşam 2'şer rekat olarak kılınan namaz, belirli vakitlere tahsis edildi ve rekat sayıları da yine belirli bir şekilde tahdit edildi. Böylece ihsan ve ihlasla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri oldu.
İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetler. (Bakara, 2/285–286) Onlardan bir kısmını konu görselinde de tercüme olarak gösterdik.
Üçüncüsü: İsra Suresi’nin 22–39. âyetlerinde bahsedilen on iki adet İslâmî prensip.
Dördüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesi.
Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye (onu yapamasa bile) bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye (onu yapmadığı müddetçe) hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesi.
Bir diğer hediye de, Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı alıntılardır. "et-Tahiyyâtü..." diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunur ve Mi’racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatarak benzerî bir muhabbete namaz kılanı da dahil etmektedir.
Rasûlullah efendimiz, Mirac dönüşü kıldığı ilk namazda Allah'ın bir lütfu ve inayeti olarak özel bir tat hissetti. Secdeye gittiği anda duyduğu bu duygu, O'nun Rabbiyle kavuştuğu anda yaşadığı mutluluğun aynısıydı. Bunun üzerine; "Namaz, mü'minin miracıdır" buyurdu. Yâni, sizin de Allah'a en yakın olduğunuz an "secde anı" dır. Ve siz de benim yaşadığım mutluluğu ve sevinci yaşama imkânına, muadiline sahipsiniz, oturduğunuz yerden bu manevî yolculuğu yapar, miraca yükselir, Allah'la buluşabilirsiniz, demekti.
Tabii bu yolculuk için de bizim gerekli techizatlarla donanmamız lâzım. Kolay değil o kadar yüksek hava basıncını kaldırmak ve bir anda o kadar seri yükselip Allah'la buluşmak. Güzel ahlâk elbisesini giymeli, aşk tüpünü solumalı, sabır ve sebat koltuğuna yapışmalı, takva kemerini takmalı, ilim ve itikat burağına binmeli, ihlas ile "refref" etmeliyiz. Rabbim cümlemize nasip etsin bu kutlu yolculuğu.
Bu gece yapılacak ibadetler...
Namaz zaten baş sırada yer alır. Kaza namazları olanlar onlara ağırlık vermeli. Olmayanlar ise nafile namazlarla meşgul olabilir. Bu konudaki bilgiler ilgili kaynaklarda yer alır. Kur'an okumak, ilimle iştigal etmek gibi güzelliklerle de bu geceyi taçlandırmalı. Yarın da "Miraç Günü" olduğu için mümkünse oruçlu olmalı ve yine güç yettiğince güzel amellerde bulunmaya çalışmalı. İhyac sahipleri gözetilir, büyükler ziyaret edilebilir veya aranabilir, çocuklar sevindirilir vs.
Kısacası, herkesin gücü nispetinde yapabileceği bir şey mutlaka vardır. Rabbim bizi gayrette görsün.
Ve bu gece yapılan dualar, içimizdeki mazlumlar hürmetine Rabbim müslümanlara yapılan zulümlerden kurtuluş ve zafer nasip etsin.
Miraç kandiliniz hayırlı ve mübârek olsun.
"Rabbimiz, bizi affet, bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" (Bakara/286)