Adamın biri dövmeciye gitmiş ve demiş ki:
"Benim sırtıma şöööyle kocaman bir aslan yap."
Usta çalışmaya, adamın da canı yanmaya başlamış.
Fena hâlde bunalan adam sormuş:
- Usta, neresini yapıyorsun?
- Kafasını...
- Yahu bırak kafayı, başka yerine geç.
- Tamam...
Aradan biraz zaman geçer. Adamın canı yanmaya devam eder.
- Usta neresini yapıyorsun?
- Karnını...
- Bırak bırak, başka yerine geç.
Biraz daha zaman geçer.
- Şimdi neresini yapıyorsun?
- Ayaklarını.
- Geç, geç...
Nihayet usta:
- Bitti, der.
- Ne yaptın?
- Aslanın kuyruğunu...
Adam kalkar kendinden emîn, sırtında aslan dövmesi varmış gibi havalı havalı çıkar dükkândan.
İşte bizim dinî yaşantımız ona benziyor.
İslam'ın her bir emri nefsimizin bir tarafına dokundukça uygulamaktan kaldırdık.
Gücümüzün yetmediği ama canımızın istediği şeyi alamayınca "alışverişin helâlini bırakıp" faizli krediye girdik.
Arkadaşlar arasında, konuşacak bir şey yok, diye "hayır söylemeyi bırakıp" dedikoduya daldık.
Allah'ın emrettiği şekilde örtünmek ağır geldi, tesettürün modasını bulduk.
"Misafire ikram sünnettir." hadisini, "misafire gösteriş ve israf farzdır" anlayışına çevirdik.
Yaşayan müslümanlar için; inanç, ibâdet, ahlak ve hukuk kuralları içeren Kur'an'ı, "hayat rehberi" olmaktan çıkartıp, ölülerimize toplu hatimler gönderme vesilesi yaptık.
Kur'an'ı çok güzel yaşayanlara rastlamadık ama çok güzel okumak için çırpınanlar gördük.
Nefsimizi en lüks mekânlarda şımarttık, canımız yanmadı. Lâkin ramazandan ramazana verdiğimiz fitreleri asgarisinden hesaplama konusunda titiz olduk.
Uyku daha tatlı geldiği için beş vakit namazı üç'e indirdik.
"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın." emrinin ikinci yarısını zihnimizden kaldırdık, seküler bir din geliştirdik.
-En pahalı tesbihlerle "sübhanallah" çektik.
- "Allah'ın emri, peygamberin kavli"ni elâlemin emri, dünürlerin kavli insafına bıraktık.
-Binlerce lira saçarak bebek "hoşgeldin"leri, oğlan "sünnet"leri yaptık.
- Yemek beğendiremediğimiz zenginlere "iftar" şölenleri düzenledik.
- Bilmem kaç fakiri doğuracak paraya "marka" eşarp aldık.
"Şimdi yapmayan mı var?" diye, çaldığımız minarelere kılıf uydurduk. Haramları çoğunluk yapınca mübah olur sandık.
- Dindar nişanlıyla el ele dolaşmak için düğünden çoook önce nikâh kıydık. Fakat nikah akdinin asıl maksatlarını yapmaya kıyamadık.
Ve daha neler neler...
Düşünüyorum da, ruhuna uygun yaşanan kaç ibadet var hayatımızda?!
Elimizde kuyruk misali birkaç amel kaldı ama biz; sırtımızda İslâm'ın bütün yükünü taşırmış gibi havalı, rahat bir müslüman edasıyla dolaşıyoruz.
"Hiç yoktan iyi" mi?
Öyle ya, sırtında aslanın "kuyruğunu bile" taşımayalar var.
- Pekâlâ...
Rabbim cümlemize iz'an ve iman versin...