Öncelikle şunu söylemek istiyorum:
Gerek Çanakkale savaşı ve gerekse diğer kurtuluş savaşları hakkında bir şeyler söylemek ne haddim ne de hakkım. Kendimi o insanlara karşı mahcup hissediyorum.
Konuyla ilgili detay bilgiler her mecrada mevcut. Okunmalı, öğrenilmeli. Geçmişini bilmeyen geleceğe yön veremez.
Japonya-Hiroşima'ya atılan atom bombasının kalıntılarını devlet güzelce muhafaza etmiş. Ana sınıfından itibaren çocukların orayı ziyaret etmesini sağlayarak millî şuurun gelişmesini amaçlıyor.
Bizim de Çanakkale bölgesi koruma altına alınmış. Çok da iyi olmuş. Sanayi olarak gelişmese de her şey para değil. Devlet ücretsiz olarak oraya sık sık turlar düzenlemeli. Sadece öğrenci için değil. Bizim gibi sıradan halkın da şuurunu geliştirmeli.
Çanakkale deyince, görsele de aldığım bir kaç resim gözümün önüne geliyor. Kıyafet demiyorum "çaputlarla" vücudunu kapatmış askerler var. Ürkek bakışlı, belki de evinden ilk defa uzağa giden oğlan çocuğu. Anasının durumu da kendinden farklı değil. "Vatan..." diyorlar. "Önce vatan, düşman işgalinden kurtulmalı, gerekirse geri dönme evlat, bil ki anan-bacın senin sayende namusuyla yaşayacak. Zira vatanı olmayanın ne dini kalıyor ne de namusu."
Ah be anacığım, o cahil ve fakir halinle nasıl böyle bir pırlantaya sahip oldun?!!! Biz okumuş(!), aydın (!) ve zenginler(!), "pırlanta " deyince nişanda-düğünde takılan "minnak" taş parçasını anlıyoruz. Ona sahip olanlar da kasım kasım kasılıyor. Yerlere göklere koyamıyor. Sen o pırlanta evladını tren garında nasıl uğurladın? Kadife kutulara sarar gibi sarsaydın ya! "Sen gidersen ben ne yaparım oğuuuul?!!" deseydin ya..!
24 günlüğüne tatil yeri konforunda kısa dönem askerlik için evinden ayrılacak olan, bundan dolayı üzüm üzüm üzülen, eşini, işini çocuğunu daha gitmeden özleyen gence ben sizi nasıl anlatayım?!
Kadının örtüsüne uzanan eli savaş sebebi sayanları, bu uğurda gözünü kırpmadan canını verenleri, kendi eliyle örtüsünü kaldıran günümüz kadınlarına nasıl anlatayım?!
Kalem tutacak elleriyle, boyu kadar tüfekleri sırtlayıp savaş meydanına akın eden "on beşlileri", çorabını kir sepetine atmaktan aciz, rahatlığı tavan yapmış, yediği önünde yemediği arkasında, marka takıntılı gençlere nasıl anlatayım?!
215 kg'lık mermiyi kaldırıp topun ağzına veren, koca bir düşman donanmasının kağıttan gemi gibi batmasına sebep olan Seyit Onbaşı'nın "iman gücünü"; bazı şeyleri kaldırmaktan aciz kalıp, hüzne dolan yüreğime nasıl anlatayım?!
Kuru ekmek ve şekersiz üzüm hoşafı ile açlığını yatıştırıp, sanki kırk yıldır denizciymiş gibi Çanakkale'de destan yazan Anadolu insanını bizim doymak bilmeyen veya her şeye bit bahane bulup yemeye tenezzül etmeyen kibirli nefsimize nasıl anlatayım?!
Yine de ümitsiz değilim. Hangi halde olursak olalım, içimizde, kanımızda dolaşan bir cevher var. Zoru görünce ortaya çıkan, parlayan bir cevher. Siz deyin "iman" ben deyim "vatan sevgisi"...
Çok şey değişse de düşman değişmiyor. Dün de gözleriyle bizi yiyeceklerdi bugün de. "Su uyur düşman uyumaz". Millî ve manevî değerlerimizi daima diri tutmamız gerekiyor. Bir şeyler yapmak boş durmaktan iyidir.
Düşman tek millettir. Hangi din veya ırktan olursa olsun. Mehmet Akif: “Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer.
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi, hakikat mahşer
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk,
Sade bir hadise var ortada; vahşetler denk
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” diyerek bunu ne güzel dile getirmiştir.
O günkü düşmanlar, yalnız birkaç devletten ibaret olmayıp, karşımızda bütün dünya vardı sanki. Düşman donanması, II. Dünya Savaşı’na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin değeri daha iyi anlaşılır. Zira bu savaş, yenilmez sayılanların galibiyetidir. Çanakkale’ de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşları verilmiştir. Hem de kimsenin gözüne kıstırmadığı bu insanlarla ve daha bizim bilmediğimiz ne "gizli kahramanlarla"...
Hatta düşman şöyle bir cümle kurmuştur "Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale'de Türklerle değil, Tanrı'yla harbettik ve herhalde yenildik." Kudretine kurban olduğum Allahım! Sana nasıl hamdetmeli?!
Yukarda saydığım bazı nedenlerden dolayı kendimi vicdanen suçlu hissetsem de geleceğimiz için umutluyum. Rabbim, vatanımızı korusun. Bunun için de imanımızı korusun. Biri olmazsa diğeri olmuyor...
Allah'ın rahmeti, inayeti, dünden bugüne bütün şühedanın, bu uğurda ihlas ve gayretle mücadele, mücahede edenlerin üzerine olsun. Onlara karşı bizi mahcubiyetimizi izale etsin. "Biz; bunun için mi kanımızı, canımızı verdik?" dedirtmesin. Âmin, ecmain...