Allahü teâlânın yarattığı kâinat öyle inceliklerle dolu ki… Kudretine kurban olduğum Rabbim, her şeyi ayrı bir hikmet dâhilinde ve bir hizmete uygun olarak yaratmış.
Her şey kararında, tam ayarında.
Ateş böceğine hayret ederim; ışık verirken kendini yakmaz.
Anne sütü ile kan aynı bedende, yan yana kanallarda akar; biri diğerine karışmaz.
Koskoca okyanuslarda tatlı ve tuzlu sular şeffaf bir perdeyle ayrılmış gibidir; birbirine karışmaz.
Aynı ağız hem sıcak hem soğuk üfleyebilir. “Hohh” deyince sıcak, “Füff” deyince serin hava çıkar. Fakat bunun nasıl kumanda edildiğine çoğu zaman hiç kafa yormayız.
Demiştik ya: Her şey hikmete tâbi… Kâinatta iç içe geçmiş ama farklı olan binlerce örnek var.
Yeryüzünün halifesi olan insan da böyle. Aynı donanım onun ruhunda da mevcut. Bugün hayırlı bildiğimiz bir insan yarın savrulabilir; şerli gördüğümüz biri ise hayra dönebilir. Kalpleri evirip çeviren Allah’tır; kimin kalbini ne zaman neye çevireceğini bilemeyiz.
Kimse kendine fazla güvenmesin. Hâmân’ı hatırlasın.
Kimse “Artık bittim” demesin; Yunus (a.s.) gücenir.
Oğluyla imtihan edilen Nuh’u (a.s.),
Eşinin ihanetini gören Lût’u (a.s.),
Babasıyla sınanan İbrahim’i (a.s.),
Malı ve sıhhatiyle denenmiş Eyyûb’u (a.s.),
Kardeşi tarafından kuyuya atılan Yusuf’u (a.s.),
Evlat farkı olan Âdem’i (a.s.) hatırlasın.
Hiç kimse için, ölmeden hüküm kesilmez. Ölse bile, hakkında ileri geri konuşma yetkisi bize verilmemiştir.
Öyleyse neden annesini beğenmezsek kızına,
Oğlunu beğenmezsek babasına,
Karısına kızarsak kocasına,
Kocasının ahlâkı kötüyse karısına söz söyleriz?
Bir hanede aş mı pişiyor, taş mı; biliyor muyuz?
Bir annenin evladı için döktüğü gözyaşını görebiliyor muyuz?
Ya filanca evladın anne-babasına karşı verdiği imtihanı?
Bir gelinin ya da kayınvalidenin içinden geçenleri?
Bize gülümseyen gözler, kirpiklerinin arkasında hangi dramları saklıyor, bilebilir miyiz?
Birini yargılarken kantarın topuzunu iyi ayarlamak gerekir. Hemen hüküm verip “idam sehpasına” göndermeden önce kendimizi onun yerine koymalıyız. Aynı şartlarda, aynı imkânsızlıklarla yaşasaydık yine aynı biz mi olurduk?
Biraz empati, biraz vicdan insanın ağzını susturur; bakışını yumuşatır.
Artık “anasına bak, kızını al” devri geçti. Her insan ayrı bir hikâyedir.
Rabbimiz iyi babaya kötü evlat, kötüye iyi eş verebilir; yumuşak kardeşle sert kardeşi yan yana getirip birbirine tahammül seviyesini ölçebilir. Hatta aynı insan, kendi içinde bile bugün tatlı, yarın tuzlu olabilir.
Dolayısıyla temkinli olmak lâzım. Allah Rasûlü’nün uyarısı ne kadar dengelidir:
“Çok sevme; gün gelir nefret edersin. Çok nefret etme; gün gelir seversin.”
Herkesin kendine göre bir keşmekeşi var. Elden gelse hep iyi olsak… Ama olmuyor işte.
İbn Mesud’un duası kulaklarımda çınlıyor: “Allah’ım, Senden dönüşü olmayan (sarsılmaz) bir iman istiyorum...”
Koskoca sahabe bile imanının akıbetinden korkarken, bize ne demeli?
Yarın kimin ne olacağı belli değil. Fay hattı üzerinde yaşıyoruz; her an bir sarsıntı olabilir ve biz artık eski biz olmayabiliriz.
Güzel ahlâk, insanın kendi ruhuna işlediği en zarif nakıştır.
İnsanlara hemdert olmak ise bakıştaki en berrak ışıktır.
Rabbimin inayeti, istikameti, rahmeti, bereketi, af ve mağfireti üzerimize olsun.