• Alemleri sonsuz bir ilim, hikmet ve kudret ile yaratan Allah CC için gizli ile aşikar, gerçek ile görüntü arasında bir fark yoktur. “O herşeyi hakkıyla işiten ve bilendir.”(Şuara 220) Ama insanlar için böyle değildir. Son derece sınırlı olan ilim ve kabiliyetleriyle çoğu defa gerçekle görüntüyü ayıredemezler. Halbuki biz gerçek olarak bildiklerimizle amel etmek zorundayız. Dolayısıyla bütün mesele bir şeyin Gerçek mi yoksa Görüntü mü olduğudur. Özellikle günümüzde bir çok yerde gerçekler değil görüntü ön plandadır, hatta gerçeğin yerini almıştır. Bu ise ilim ve hakikatın değil yalanın ve aldatmanın hakim olması demektir. Her şeyde olduğu gibi, zikrin de gerçeği ve görüntüsü vardır. Bu nedenle değilmidir ki, sadaka ve zikrin makbul olanı görülmeyen ve duyulmayanıdır.
• Herhangi bir şeyi yapmadan önce veya yaparken, onun ne olduğunu bilmemiz gerekmez mi?
Zikir tam olarak ne demektir? Kavram olarak (istilȃh) ve kelime olarak ne anlama gelir?
Lisan, kelimeler ve beyan Allah CC ın insanoğluna lütfettiği çok büyük nimetlerdir. Bunlar sayesinde ilahi hitap ve mesaja nail oluruz.
• Bu itibarla kelimelere olduğundan başka, anlamını saptırıcı, eksik veya maksadını aşan manalar vermek, cehaletin ötesinde çok büyük bir kötülüktür. Doğru ve isabetli anlam vermek ise ancak ilim ve ahlȃkla mümkündür.
Bir mesaj verildiği orijinal dilde ne ifade ediyorsa ona sadık kalmak, sonradan çeşitli saikler ve maksatlarla manayı değiştirmek, ilave ve çıkarmalar yapmak gelecek nesillere yapılan asla kabul edilemez bir ihanettir. Dil ve tȃrih ilmi özellikle bu tür sapmaları önlemek ve gerçek manayı korumak için vardır. Bu yüzden bir milletin dili üzerinde yapılan değişiklikler o millete yapılacak en büyük ihanettir.
• Özellikle ilahi mesajlar içeren ifadelerde orijinal manaya sadık kalmak çok daha önemlidir.
• Bu konuya verilebilecek çok sayıda örnek vardır. Mesela “Zikr, zikretmek” kelimesi bir çok yerde geçen ve çeşitli anlamlara gelen bir kelimedir. Zikir, esas olarak hatırlamak, unutmamak, anmak gibi manalara gelir. İnsan, unutkanlık ile malul bir varlık olduğundan hatırlamak ve zikretmek yemek içmek kadar lüzumludur. Eğitim ve ilim, öğrenmek ve unutmamaktır.
• Her organın bir kulluk görevi ve şekli vardır; zikir, kelime anlamıyla olduğu kadar hatta ondan daha öncelikli olarak, Yaratıcıyı unutmamak ve O’ nun rızasından sapmamak demektir. Zikretmeyen dil, zikretmeyen el, ayak, beyin, görmeyen göz, işitmeyen kulak, tutmayan el gibidir. Nitekim bir hadiste, “Zikreden kimse ile zikretmeyen kimse diri ile ölü gibidir” denilmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 67).
• Dil ile Allah’ı anmanın sesli ya da sessiz yapılması hususunda çeşitli rivayetler vardır. Kur’an’da Allah’ın içten yalvararak ve korkarak yüksek olmayan bir sesle tesbih edilmesi emredilmiş (el-A‘râf 7/205), Hz. Peygamber yüksek sesle tekbir getiren bir cemaati, “Siz ne sağıra sesleniyorsunuz ne de gāibe” sözleriyle uyarmıştır (Buhârî, “Daʿavât”, 50, 67; Müslim, “Ẕikir”, 44).
• Ayrıca Allah’ı tesbih ve tâzime, hamd ve şükre dair sözleri söylemek dilin zikri, Allah’a inanmak, O’nun zât ve sıfatlarına delâlet eden delilleri, emir ve yasaklarının mâna ve hikmetlerini, yaratıklarının sırlarını düşünmek kalbin zikri, emredileni yerine getirip yasaklardan kaçınmak da organların zikri kabul edilmiştir. Hasan-ı Basrî hazretleri, kimseye hissettirmeden Allah’ı anmanın sevabının çok büyük olacağını, ancak haram karşısında Allah’ı hatırlayıp haramdan kaçınmanın daha da üstün olduğunu belirtmiştir (Gazzâlî, I, 295). Halkı dine davet adına Allah’ı anma, dinini övme ve şeriat hükümlerinin güzelliklerinden söz etme de dilin zikri olarak kabul edilmektedir.
Hiç konuşamayan, dilsiz bir kimse yaptığı işlerde Allaha CC saygı gösterip rızasını gözetse, O nun emir ve yasaklarına uyma konusunda özen gösterse, dili olanlardan daha mı az Allahı CC zikretmiş olur?
• Yaptığı işlerde Allahı CC hatırlamayan, onun emir ve yasaklarına dikkat etmeyen bir kimse,
kalbiyle zikretmemiş olacağından, diliyle yaptığı zikirler ne kadar anlam taşır?