Şu anda öyle bir ortam ortaya çıkmıştır ki, İslamın bayrağını yeni nesillere devretmek için Müslüman bilim erbabı ve aydınları İslam inancının temellerini ve mesajını gençlere onların anlayacağı dilde anlatmaktan başka hiç bir çareleri kalmamıştır. Onların anlayacağı dilde! Bu ne demektir? Bu pozitif bilimler diye adlandırılan, fizik, matematik, astronomi, biyoloji, genetik v.b demektir. Bu bilimlerle İslam inancı arasında hiçbir çelişki olmadığını, olamayacağını ortaya koymaktır. Örneğin biz Mir’ac olayını, Ashab-ı Kehf kıssasını, cennet ve cehennemi v.b gençlere nasıl anlatacağız? Nasıl inandıracağız? “ İnanmazlarsa inanmasınlar hepsi cehenneme gider ” kolaycılığı ve ucuzluğunu tercih ederseniz? Ya da,
Bir taraftan İslam akıl dinidir , akla aykırı hiçbir şey yoktur derken, diğer taraftan da bu kıssalar akılla anlaşılamaz aklınızı kullanmayın, hiç düşünmeden öylece kabul edin derseniz, sizi çağdışı , dogmatik, hurafeci, bilim dışı hatta sahtekar din adamları olarak görmeleri ve yaftalamaları ile karşılaşırsınız. Yoksa, boşverin ister inansınlar ister inanmasınlar, bu onların sorunu mu diyeceğiz? Hani nerede kaldı tebliğ ve irşad? Bu gençler Allah(CC) yarattığı insanlar değil mi? Müslüman aydınların işi çok zor değil mi? Evet, günümüzde modern bilim ve teknoloji karşısında veya yanında İslam inancını anlatmak ve savunmak o kadar kolay değil. Bu müslüman aydınların en büyük sınavıdır. Artık yüzlerce yıl önceki yorum ve açıklamalar gençlere bir şey ifade etmiyor. “Bizim gençlerimize ediyor, öteki gençler bizi ilgilendirmez“ diyebilir misiniz? Peygamberimiz böyle mi yaptı? Biz tarihin derinliklerinde saplanıp kalmış bir toplum mu olacağız? Aynen İslam düşmanlarının, ateist ve pozitivistlerin iddia ettikleri gibi! Hani İslam kıyamete kadar baki, çağlar ötesi bir mesaj değil miydi?
Bunun hiç kaçışı yok değerli kardeşlerim. Ya İslamı gençlere onların anlayacağı dilde anlatacağız, ya da önümüzdeki yüzyılda İslam birkaç bin kişinin inandığı büyücülük kültü gibi bir şey olacak!.
Gerçekten mi? elbetteki hayır! Allah(CC) bu mesajın yok olmasına izin vermez, bu emanetin sorumluluğunu üstlenmeyen bir toplumu yok eder yerine başkasını getirir. Bu yok edilecek toplum biz olmak ister miyiz? Günümüz Müslümanlarının gerileye gerileye teknik olarak ve ahlaken, siyaseten çöküp yok olduklarını, onların yerine İslam güneşinin mesela Norveç veya japonyadan doğduğunu hayal edebiliyor musunuz. Böyle bir şey olursa bunun sorumlusu bizler olmaz mıyız?
“Efendim, Miraç, Ashab-ı Kehf kıssası, Süleyman Aleyhisselam ın Saba melikesinin tahtını göz açıp kapayan kadar getirmesi gibi konular pozitif bilimlerle, fizikle falan açıklanamaz. O yüzden ya fiziği, bilimi inkar edeceğiz, ya bu kıssaları.”
Birinci şık bizi bilim dışına ve hurafeye, ikinci şık küfre götürür. Nasıl çıkacağız bu ikilemden?
Aklınızı kullanırsanız çok kolay, yeter ki tefekkür edelim. Allah(CC) ın lütfettiği ipe sarılalım.
Nasıl?
Efendim, pozitif bilim dedikleri, fizik, kimya v.s. , Miraç, Ashab-ı Kehf, Saba melikesinin Tahtı, dünya gezegeni, güneş sistemi, galaksiler, zaman ve mekan, İslam inancı v.s hepsi Allah(CC) ın Ol! emriyle yoktan yarattığı şeyler değil midir?
“ siz alemde bir eksiklik ve hata bulamazsınız “ ayetini unuttuk mu? Bütün bunlar arasında herhangi bir eksiklik ve uyuşmazlık olması tamamen muhaldir. Bizzat Allah(CC) inancına aykırıdır. Biz yukarıda neden sadece iki şık görelim ve ya hurafeye ya küfre ve üçüncü şık olan aklı inkara yönelelim?.
İki muhtemel açıklama vardır ve ikisi de tamamen bilimseldir, ikisi de tamamen inanca muvafıktır.
ATabiat kanunlarını yaratan Allah(CC) dilerse bunları bir süreliğine yürürlükten kaldırabilir ve sonsuz kudretiyle bazı işleri bu kanunlar olmadan da gerçekleştirebilir. Bizler gibi Allah(CC) inancı başka binlerce delil ile yerleşmiş kişiler için bu hiç de şaşılacak bir şey değildir. Hatta biz bu tür mucizelere şahit olmasak da inancımız çok şükür yerindedir.
Ancak inanmayan birisini veya kalbi şüphelerle dolu bir kişiyi böyle bir açıklama tatmin ve ikna edemez.
BCenab-ı Hak, yüce kitabında “ size ilimden çok az bir şey verilmiştir “ diye bizleri uyarıyor. Az ilim demek, birçok şeyi bilmiyoruz ve açıklayamıyoruz demektir. Yani açıklayabildiğimiz şeyler ilmimizle sınırlıdır.
büyük bir düşünürün şu sözü ne kadar manidardır
“ bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir! “
Örneğin Fizik bilimi bundan yaklaşık 80-100 sene öncesine kadar ( Newton Fiziği ) maddenin hareketleri v.s konusunda hiç tartışmasız kesin ve doğru kabul edilirken Yüzyılın başlarında bilim adamlarınca maddenin yapısı, atomlar, atom altı parçacıklar, bunların davranış ve ilişkileri konularında yapılan çalışmalar ( Kuantum Fiziği), Einstein’in teorileri önceki fizik yasaları ve yapılan açılamaların, hesapların sadece makro düzeyde, düşük hızlarda ve yaklaşık olarak doğru olduğunu, Atom, atom altı parçacıklarda ve kuantum düzeyinde ise tamamen yanlış ve yetersiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bilim çevreleri ve İnsanlar önlerinde açılan bu çok büyük ufuk karşısında büyük bir şaşkınlık geçirmişler, hala bir çoğu bu şaşkınlığı üzerlerinden atamamışlarken, birkaç yıl önce ve bugün kuantum fiziğinin de pek doğru olmadığını bir çok şeyin anlaşılamadığını ve açıklanamadığını, bu konuda da ezberleri bozan keşiflerin yapıldığı ortaya çıkmıştır.
Mesela kuantum fiziğinde (Einstein, Max Planck v.b ) açıklanan meşhur izafiyet teorisi ve ışık hızıyla ilgili hesaplar:
( insanoğlu bu bilgilerden yola çıkarak Şeytanın da yardımıyla Atom bombası yapmış ve yüzbinlerce insanı saniyenin binde birinde yok etmeyi başarmıştır (!) ) kainatta hiçbir cisim ve etkinin ışıktan daha hızla gidemeyeceği gibi çok temel bir kavram ortaya koymuşken, bu konudaki en son çalışmalar ( İngiltere , Amerika , Çin ) ışıktan da hızlı giden hatta sonsuz hıza sahip etkilerin de var olduğunu sadece hesapla değil deneysel yöntemlerle de tesbit etmiştir. Bu tür deneyler kapsamında (entangled photon pair- dolaşık foton çifti) aralarında 1500 km bulunan iki noktada aynı anda bilgi ve etki taşınabildiği gösterilmiştir. Yani daha açık söylemek gerekirse burada bir düğmeye basıldığında 1500 km veya daha fazla uzaklıkta bir yerde aynı anda ( zaman farkı ölçülememiştir.) başka bir düğme kapanıyor. Belkısın tahtının göz açıp kapayana kadar, veya daha çabuk, binlerce km den Hz. Süleyman (AS) ın önüne gelmesine ne kadar da benziyor değil mi? Bu gün bir şeyin ızık hızından daha hızlı gitmesi konunun uzmanı olmayan fizikçiler için dahi mucizeden farksızdır.
Buradan mutlak doğru ve şaşmaz sanılan Modern Fiziğin de bazı olayları açıklayamadığı ve mucize olarak görünen olayları açıklayamadığı için ateistlerin bunları uydurma ve hurafe diye yaftaladığı ortaya çıkmıyor mu?
Daha kötüsü, Müslümanların bu konuları araştırıp bilmedikleri için adeta özür dilercesine, “ ne yapalım bizim dinimizde fiziğe aykırı şeyler var ama bunları düşünmeden kabul etmek zorundayız, bilim ayrı din ayrı “ tarzında ateistlerin ekmeğine yağ süren görüşler ileriye sürmeleri değil midir?
Halbuki söylememiz gereken şey “sizin mutlak doğru zannettiğiniz bilgilerin bazı durumlarda geçersiz olduğu bizzat sizin savunduğunuz ve güvendiğiniz bilim adamları kanıtlamışken nasıl olurda anlayamadığınız olayları, mucizeleri inkar ediyorsunuz? Bilim, anlamadığını inkar etmek midir? “ olmalı değil midir? işte bunu gençlere anlatabilirsiniz!
Cuma gününüz hayırlı ve bereketli olsun
Mirzahan Hızal