► Eskidenberi süregelen, çok duyduğumuz bir söz vardır.
“Bakmayın siz öyle yaptığıma, aslında benim kalbim temizdir. Önemli olan kalp temizliğidir. Kalbi temiz olanlar cennete giderler. Halbuki falan falan kişiler öyle mi? İyi, hayırsever, dindar v.b. görünüyorlar ama, içleri çıfıt çarşısı gibi, fesatlığın bini bir para, v.s”.
Bu sözde hakikat payı yok mu?
Elbette var, ama kalp temizliği aslında ne demektir?
► Olayın iki yönü var;
Kalbi temiz olan, yani temiz ve düzgün düşünce ve ahlaka sahip olan kişinin bu iç temizliği mutlaka dışına, davranışlarına da yansır, yansımalıdır. Adamın altın gibi bir kalbi var ama yapmadığı kötülük yok, ahlak sıfır, herkesi dolandırmış, insanlar ondan yaka silkiyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? İnsanın yaşayışı, muamelatı, düşünce ve inançlarının hayata yansımasından başka bir şey değildir. Kalbi temiz olanın hayatı da temiz olur. Kötülük ve haksızlıklardan vazgeçmeyen, bunları hoşgören, bunları adet ve alışkanlık haline getiren kişilerin kaçınılmaz olarak kalpleri kararır. Kötü alışkanlıklar edinen kişi, başta kendi nefsi, yakınları olmak üzere bütün topluma zarar verir, onların haklarını yer.
► Diğer taraftan, madalyonun bir de öteki yüzü vardır. Hal ve harekȃtı güzel ve gösterişli olan ama bunları insanlar nezdinde itibar, ve maddi menfaat sağlamak için kullanan münafık meşrep veya düpedüz münafık insanlar da vardır. Hatta münafıklık bulaşıcı bir hastalık olduğundan, bu tür insanların sayısı hiç de az değildir. İnsanın iç temizliği, hemen hemen daima dışına yansır ama bunun tersi doğru değildir. Yani dış güzelliği her zaman içine işlemez. Kötü, fesat ve muhteris bir insan güzel işler yaparak iyi bir insan haline gelmez.
Güzellik ve iyilik, içeriden, kalpten gelir. Kalbi, ahlȃkı bozuk olandan iyi bir insan hatta gerçek bir müslüman olmaz. Samimiyet ve ihlas esastır. O olmadan yapılan herşey boşa gider. Hatta fayda değil zarar verir. İnsanları aldatır, kendisini aldatır ama Allahı CC aldatamaz. Yaptığı iyilikler arttıkça günahları artar. Şirk ve gösteriş bataklığına gömülür. İslamın en temel ilkelerinden biri niyetin halis olmasıdır.
“Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü"nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.”
(M4927 Müslim, İmâre, 155; B1 Buhârî, Bedü"l"vahy, 1)
Allahın CC kitabında, iman etmek ve kurtuluşa ermek için önce kendini, kalbini düzeltmek, temizlemek, kötülüklerden vazgeçmek, iyilik ve güzelliği istemek, buna niyet etmek gerektiği önemle belirtilir.
“(Hayır!) Allah’ın izni olmadan (gerçeği araştırıp Hakka teslim olmadan) hiç kimse iman edemez. O (Allah), akıllarını kullanmayan (ve nefsi hevâlarına uyan)ları (imandan ve İslam’dan mahrum ve) murdar kılıp (bırakır).”(Yunus, 100)
“Bu (Kur’an), kendisinde asla şüphe (çarpıklık, karışıklık ve yanlışlık) bulunmayan, (ahirete inanan, ona hazırlık yapan, her türlü küfür ve kötülükten sakınıp Allah’ın rızasını arayan) müttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır (ki, mü’minlere hayat ve huzur rehberidir ve Allah’la kulları arasında bir sözleşmedir).”(Bakara,2)
“Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.”
(Hac, 46)
► Olayın bu iki yönünden birincisi, yani iyi amelleri olmayan ama kalbinin temiz olduğunu öne süren kişilerin durumu oldukça basit ve kolay anlaşılır bir durumdur. İnsanın Kalbi temizse bunu iş ve çalışmalarında, ahlakında da görmemiz gerekmiyor mu? Haksızlık, ahlaksızlık, adaletsizlik, tembellik, şükürsüzlük, kibir ve haset kalb temizliğiyle bağdaşır mı?
► Gerçek olmayan kalp temizliği olayının ikinci vechesi, yani gösteriş için iyi ve hayırlı işler, hizmetler yapanların durumu ise çok daha derin ve vahim bir meseledir.
“Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayanlar gibi, başa kakıp eziyet etmek sûretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Bu şekilde hayır yapan kimsenin misâli, üzerinde biraz toprak bulunan kaygan bir kayanın hâli gibidir ki, ona şiddetli bir sağanak vurmuş da onu çıplak bir halde bırakmıştır. Böyleleri, yaptıkları hiçbir iyiliğin faydasını göremezler. Allah, kâfirler gürûhunu doğru yola ulaştırmaz.” (Bakara, 264)
Kendi malını bile hayırlı işlerde harcarken, gösteriş ve öğünmekten meneden bir inanca mensup olduklarını iddia edenler nasıl oluyor da, milletin malını ve parasını, zaten yapmakla yükümlü oldukları hizmetler için harcıyoruz diye reklam ve gösteriş yapabiliyorlar?