Düşünmemek tehlikeli bir davranış bozukluğudur. Zararlı alışkanlıktır. Tabii ki düşünmeyenler bu tehlikeyi göremezler. Aynen akıl hastasının kendisinin hasta olduğunu bilmemesi gibi.
Düşünmemek basit bir yetersizlik değil ilk bakışta görülemeyen çok vahim sonuçlara yol açan pasif bir saldırıdır. Ters bir “felix culpa” dır, mutlu cinayettir.
Bir insan hiç düşünmeden, hiç bir şeyi dert etmeden ömrünü mutlu bir şekilde geçirse büyük bir ihtimalle cehenneme gider. Sınavda hiç bir şey yapmadan oturan veya gülümseyerek kağıdına şiir yazan öğrenci başarılı olabilir mi?
Düşünmeyenler, düşünemez hale gelirler. Her organ gibi beyin de kullanılmazsa, gelişemez, küçülür ve zamanla dümura uğrar.
Düşünmemek, anlamayı, farketmeyi, sorgulamayı, hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi, hakkı savunmayı, haksızlığa karşı çıkmayı engeller, insanı insanlıktan uzaklaştırır.
Düşünmeyenler üretemezler, tüketirler, başkalarına yük olurlar.
En zararlı eğitim düşünmesini öğretmeyen eğitimdir.
Talebelerine, bağlılarına düşünmeyi yasaklayan Hoca katildir. İlim katili.
Bilgi ile ilim arasındaki fark düşüncedir. Ham kereste ile mobilya arasındaki fark gibidir. Bilgili ile Âlim arasındaki farktır. Tefekkürdür. Düşünmemek cehaletin anasıdır. Düşünmeyen insan bilgiyi işleyip faydalı ilim haline getiremez, ne kadar çok bilgi edinirse edinsin cahil kalır. Bilgi onun için bir nimet olmaktan çıkıp, hesabını veremeyeceği bir vebal, bir musibet haline gelir.
Düşünmeyenler tedbir alamazlar. Halbuki hayat tedbirdir. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik çok ciddi bir suçtur.
Düşünmemek gaflet ve cehalettir. Hakikatler gözle değil, düşünce ile görülür. Düşünmeyenler bakar - kör gibidirler.
“ Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf suresi, 179)
Bütün bunlardan çok daha kötüsü var. Düşünmeyen, düşünemeyenler mȃnȃyı idrak edemez, mȃnȃdan uzaklaşır, maddeye, şekillere yoğunlaşır, şekle indirger, muhtevȃya değil mahfazaya, gerçeğe değil görüntüye bakar, araçları amaç, vȃsıtaları meşru yapar, kavramları, olayları ve kişileri sembolize eder, kutsallaştırır, ilah edinir, putlaştırır, şirke doğru gider. Bağımsız düşünme yeteneğini kaybeder, sürü psikolojisi ile hareket eder. Koyunlaşır. Herkes ne yapıyorsa o da aynısını yapar. Milyonlarcasını bir mason sahte hoca peşine takar. Milyonlarcasını bir yalancı aldatır. Düşünmeyenler hiçbir yenilik yapamaz, hiçbir şeyi geliştiremez. 500 yıl sonra hala aynı yerdedir, 500 yılda ilime hiçbir katkıda bulunmamıştır.
Düşünmeyenler İbadetlerinde bile samimiyetten uzaklaşır, kime ve neden ibadet ettiğini bilmez. “içkiden sarhoşken namaza yaklaşmaz” ama dünya sevgisiyle sarhoşken yaklaşır.
Okuduklarının tersini yapar, münȃfıklaşır. Kalbine ve zihnine yerleştiremediği bilgi ve hikmetleri fiillerine yansıtamaz, kağıtlara yazar, duvara asar hatta küçük kağıtlara yazar, boynuna asar. Kaynatıp suyunu içer. Yazılara, mürekkebe, kağıda, söze, sese, suya kutsallık atfeder, hatta daha da ileri gider, bunları söyleyen, yapan insanlarda, söylenen mekanlarda, eşyada, taşlarda, resimlerde v.b kutsallık vehmeder, onlara saygı gösterir, onların bir takım güçleri olduğuna inanmaya başlar, şirke, putperestliğe başlar. Aynı şekilde dünya makam ve mevkilerine, buralara gelen insanlara tapmaya başlar. Muhakeme ve idrak eksikliğini putlarla kapatmaya çalışır.
Bu yüzden Alemlerin Rabbi CC, düşünmeye ve düşünceye, tefekküre çok önem vermiş, insanlara, ayetleri, olayların ve eşyanın hikmetleri üzerinde dikkatle ve samimiyetle düşünmelerini emretmiştir.
“Göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren öyle deliller var ki! Onlar, bu delillerle sürekli iç içe, yan yana bulunurlar, fakat üzerinde hiç düşünmeden tam bir aldırmazlık içinde onlardan yüz çevirirler!” (Yûsuf 12/105)
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için pek çok delil ve ibretler vardır.” (Âl-i İmrân Suresi 190.)
Allah Resûlü (s.a.s.):
«–Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Vallahi bu gece bana öyle âyetler indirildi ki, onları okuyup da üzerinde derin ve sistemli bir şekilde düşünmeyenlere yazıklar olsun!» karşılığını verdi ve Âl-i İmrân sûresi 190-191. âyetleri okudu. (İbn Hibbân, es-Sahîh, II, 386)
Bugün hala Astronominin faydasız ve gereksiz bir zaman kaybı olduğunu söyleyen Hocalar (!) ve onlara ses çıkarmayan başka Hocalar (!) vardır.
Tarihteki bütün sapmalar ve putperestlikler böyle başlamıştır. Putlara tapmak insanın en büyük tökezleyişi ve en çok tekrarladığı aldanışıdır. Taptığı şeyler hakkında tamamen yanılmıştır. İnsan tabiatında bulunan takdir, sevgi, saygı, korku ve hayranlık hisleri şeytanın en çok kullandığı araçlarıdır. Cahil insanlar, düşünmedikleri ve akıllarını kullanamadıklarından bu duygularını kontrol edemezler, ölçüyü kaçırırlar. Bunları Şeytan kullanır. Bu yüzden Yaratıcı, insanlar için tevhide en büyük önemi vermiş, Zatından başka, büyük, güçlü, koruyucu, yardımcı, gerçek sevgi, saygı, övgü, sakınma ve kulluğa layık hiç bir varlık olmadığını insanlara çok açık şekilde ve kuvvetle bildirmiştir.
“Allah'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.”(Araf, 197)