Önündeki bardağın sadece dolu tarafını gören, boş tarafını göremeyenler gafiller, görmek istemeyenler ise hainlerdir. Bardağı göremeyenlere bir şey diyemeyiz.
Müslümanların en büyük birinci hatȃsı neydi?
Kendilerini yetiştirmemek, yeterlilik sınavında sınıfta kalmak, yeterli kalite ve kapasiteye, ilim ve ahlȃka sahip olmadan yönetime talip olmak hatta yönetime gelmek. Yönetime gelmeyi liyȃkat zannetmek. Bedavacılık yapmak, bedel ödemeden, çalışmadan başarı beklemek, başarı gelmeyince gelmiş gibi göstermek, kendilerini ve başkalarını kandırmak. Allahtan CC değil tağutlardan korkmak, Dünya otoritelerini putlaştırmak.
İkinci en büyük hatȃ nedir?
İslȃmın arkasına saklanmak, İslȃmı pazarlamak, hata ve yanlışlarına İslȃm kılıfı geçirmek, faturayı islȃma çıkarmak. Din sömürüsü yapmak.
Bunun pek çok bileşeni, katkısı vardır,
Müslüman olmadan önce iyi insan olamamak
Muarızların ve düşmanların yaptıkları adȃletsizliği veya daha fazlasını eline fırsat geçince onlara yapmak. Böylece onları yaptıkları ve yapacakları kötülüklerde haklı çıkarmak. İntikam almalarına zemin hazırlamak.
Müslüman olduklarını, insanların, gözlerine sokmak, başlarına kakmak.
Müslümanlığı, eylemlerinde, ahlȃk ilim ve adȃlette değil, söylemlerinde göstermek,
Teoride, edebiyatta, lafta müslüman olmak, pratikte olamamak.
Yüksek bir ahlȃk ve adȃlet sahibi olmadan müslüman olunamayacağını anlayamamak. İslȃmın beş şartını bilmek, önşartını bilmemek.
Müslüman olmayanlara tamamen yanlış yaklaşmak, onlara önyargılı ve itici olmak ortak paydaları görememek. Daha müslüman olmamış insanları namaz kılmıyor, oruç tutmuyor diye kınamak, küçük görmek.
En kötüsü, dini çıkar amaçlı kullanmak, din üzerinden menfaat ve itibar devşirmek.
Haksızlıklara ve adȃletsizlere karşı çıkmamak. Fakir ve yoksulları savunmamak bunu solculara bırakmak. Emperyalizme karşı çıkmayı ateistlere, sosyalistlere bırakmak.
10)Kȃfirleri ve İslȃm düşmanlarını dost edinmek.
Önderlerini ilahlaştırmak. Onları kusursuz ve kutsal görmek, şirke girmek.
Kişilerin makamlarını onların yeterliliği olarak görmek.
Başkalarının hatȃlarını kendi hatȃlarına mȃzeret yapmak.
Müslüman olmayanları hatta olanları bile başkalaştırmak, toplumu bölmek ve ayrıştırmak.
Hiçbir zaman öz eleştiri yapmamak. Nefislerini hesaba çekmemek, kibir, gurur ve kendilerini beğenmek.
İslȃmı olduğundan çok daha farklı, yanlış ve olumsuz tanıtmak. Temsil edememek.
Bütün bunları toplayıp bir kazana koyar ve karıştırırsanız, burnunuza buram buram münȃfıklık kokusu gelir. Evet cehȃlet kazanında pişirilen ve yedirilmek istenen yemek aynen budur. Münȃfıklık. Tabii ki kokuyu duymamanız için yemeğe bol miktarda İslȃm aroması katıldığını söylemeye hacet yoktur.
Peygamberimiz, gençliğinde, daha İslȃmı tebliğ etmeden çok önce Hilf-ul Fudl diye bilinen, hayır, iyilik, yoksulu, garibi korumak ve kollamak hareketinde faal olarak çalışmıştır. Kendisine düşmanları bile mallarını emanet edecek kadar güvenilir ve emin bir İnsandı. Asla yalan söylemedi. Asla Allahın CC kendisine emanet ettiği görevden başka hiçbir şeyin peşine düşmedi. İsteseydi, kendisine teklif edildiği gibi, kolayca Mekkenin ve bütün Arabistanın hükümdarı olabilirdi. O Allahın CC kulu olmayı seçti. Allah CC da onun adını yüceltti ve nurunu yerlerde ve göklerde, dünya ve ȃhirette yarattıkları arasında en parlak, en göz kamaştırıcı nur yaptı.
Allahın CC kulu olamayanlar, şeytanın kölesi olurlar. Aroma ne olursa olsun.