Acemi sürücü kaza yapar. Yaptı da.
Bir çokları farkında olmasa veya kabul etmek istemese de bu ülkede Müslümanlar çok büyük hatalar yaptılar.
Usul ve taktik hataları. Strateji hataları, İslam’ı hakkıyla anlamamaktan, yanlış anlamaktan kaynaklanan hatalar. Dünya, Cennet ya da bir eğlence yeri değildir. Dünya hayatı bir savaştır, mücadeledir, sınavdır. Başta şeytan ve nefis olmak üzere birçok düşmanlar vardır. İç düşmanlar, dış düşmanlar. Şeytanlara ve nefislerine uyan düşman insanlar.
“Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (cennetten) durumdan çıkardı. Biz de: 'Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve geçinme derdi vardır' dedik.” (Bakara, 36)
Düşmanlarla ve geçim derdiyle baş edebilmek için ‘iyi insan’ olmak yetmez. Çevre problemleri ve kötülüklerle baş edebilmek için yeterli donanım, yani, İlim, Ahlak, Akıl, doğru strateji, sabır ve çalışma lazımdır.
Her şeyden önce çocuklarınızı, gençlerinizi siz değil de düşmanlarınız eğitip yetiştiriyorsa bu savaşı kaybedersiniz. Bundan büyük hata olabilir mi?
Bir ordu düşünün ki askerlerine düşmanlar eğitim veriyor. Onları kendi ülkesine, kendi milletine yabancı ve düşman olarak eğitiyor. Onları hainler ya da teknik anlamda cahiller olarak yetiştiriyor. Bir millet kendi içinden çürüyor, kendi kendini yiyip bitiriyor.
Müslümanların, ellerine fırsat ve imkan geçtikten sonra dahi sürdürdükleri en önemli ve affedilmez hata tam olarak nedir?
Gençleri kötü, acemi sürücü olarak yetiştirip altlarına yeni ve modern araçlar vermek. Yani? Maddi kalkınma, manevi sefalet. Maddi zenginlik manevi fakirlik. İçi kof kabuk müslümanlık. İlim ve ahlȃk yoksulluğu.
Yani, yeterli kalite ve kapasiteyi tutturamamak. Akut seviye problemi. Kötü ve yetersiz okullar açmak, kötü ve yetersiz okulları devam ettirmek, kötü ve yetersiz öğretmenler, hocalar tutmak, kötü ve yetersiz eğitim programları uygulamak, kötü ve yetersiz insanlar yetiştirmek. En zeki ve kabiliyetli gençleri, tüccar, müteahhit, ithalatçı, memur, esnaf, politikacı v.b yapmak, onlara iş bulmak, işe koymak.
En vahimi, çok az sayıdaki, kendi kendine yetişen, istisnaları hariç tutarak, yönetimi bu kötü ve yetersiz eğitilmiş insanlara vermek. Kötü ve yetersiz mühendis, kötü ve yetersiz doktor, kötü ve yetersiz hukukçu, kötü ve yetersiz maliyeci, kötü ve yetersiz eğitimci, kötü ve yetersiz ilahiyatçı veya hoca, kötü ve yetersiz yönetici, kötü ve yetersiz dindar, kötü ve yetersiz müslüman.
Sonra bunca kötülük ve yetersizliğe rağmen, sadece müslüman olduğu için kendini iyi ve yeterli zannedip, iyi ve yeterli işler yapmaya kalkışmak. Uzun süren bir baskı döneminden sonra her nasılsa hala namaz kılabilen insanları evliya ve allȃme zannetmek. Bu yetersiz ve bilgisiz insanlarla bilmedikleri Ülke yönetimine talip olmak. İŞTE EN BÜYÜK HATA !
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra, 36)
“bizim yerimize ateistler, sabataycılar v.b mi gelsin?” Evet onlar gelir. Çünkü sen yetersizsin, onlar müslüman değil ama senden daha donanımlı, daha bilgili hatta bazen daha dürüst. Daha liyakatlı. Ne oldu? Zoruna mı gitti? Sınıfta kalmasaydın.
Îman ve Salih ameller, îmar ve islȃh kabiliyeti yerine politika, siyasal islȃmcılık. Seçimleri kazanıp ülke yönetimini ele geçirdikten sonra, yukarıdan aşağıya doğru insanları ve işleri düzeltmeye kalkışma hatası. İnsanlık tarihinde hiç bir toplum yukarıdan aşağıya doğru islȃh olmamıştır ama yukarıdan aşağıya doğru helȃk oldukları çok görülmüştür. Yetersiz insanlar gücü ele geçirince sapıtırlar. Problem çözmek şurada dursun kendileri en büyük problem haline gelirler. Toplumlar her zaman aşağıdan, tabandan başlayarak yukarıya doğru düzelirler. Aynen binaların aşağıdan yukarıya doğru inşa edildikleri gibi. Peygamberler toplumlarını bir kaç kişiden başlayarak aşağıdan yukarıya doğru islȃh etmişlerdir. Bizim peygamberimiz, etrafında kendisini tasdik eden bir avuç insan varken, müşriklerin Mekke ve Kureyş’e Kıral olma tekliflerini neden kabul etmemiştir?
“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad, 11 )
“Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (En’am, 6/129)
Beyefendi sen önce kendini yetiştir. Zaten kötü ve yetersiz olan üniversiteni hiç olmazsa birincilikle falan bitir. Ya da kendi iyi ve yeterli üniversiteni aç. Üç dört dil bilen kendi konusunda ülkedeki en iyi iki üç kişiden biri, Dünyadaki en iyi on kişiden biri ol. Mensubu olmakla övündüğün dininin olsun temel ilkelerini doğru dürüst öğren. Maun suresinde ne anlatılıyor onu öğren. Yüksek bir Ahlȃk ve adȃlet sahibi ol. Hz. Ömer RA gibi olamazsan da onun tırnağı kadar ol. Dünyaya neden geldiğini dahi bilmezken, “eşyanın isimlerini" bilmezken, “kendini bilmezken” ülkenin bilmediğin ekonomisini, eğitimini, sanayisini, maliyesini, hukukunu, dinini mıncıklama!
“Ülke yönetimini kötü insanlara bırakamayız” mı dediniz?
Peki siz iyi misiniz? Yeterli misiniz? Ehliyetinizi kimden ve nereden aldınız?
Doğru dediniz, yönetimi kötülere bırakamayız, yani sizin gibilere.
Sizin yerinize gelecek olanlar sizden daha kötü olabilirler, sizin kadar kötü olabilirler veya daha az kötü olabilirler. Her durumda siz suçlusunuz. Sınıfta kalmasaydınız.
Başkalarını yönetmeye kalkışmadan önce kendine sor; “ ben kimim? Değerim nedir? Ne işe yararım? Ne işe yaradım? “ diye. “Allah CC katında değerim nedir? Değerim var mıdır?” diye. Salih amellerim var mı? ”Salih amellerimi tartsalar kaç gr. gelir?” diye. İslamiyeti doğru tanıtabiliyor muyum? Doğru tanıyor muyum? Mü’min miyim? Müşrik miyim? Münafık mıyım? diye sor. Yoksa beni görenler Müslümanlardan ve Müslümanlıktan nefret mi ediyorlar? diye. Allaha CC mı yoksa tağutlara mı ( Allahtan başka otoritelere) mi kulluk yapıyorum? Diye. İcazetimi ve meşruiyetimi kimden aldım? Diye.
Nasıl oluyor da bazı müslüman ve şişman milletvekilleri, açlık sınırının altında yaşamaya çalışan bazı ailelerde çocukların aç yattığı ülkede, asgari ücretin 20 katı maaş alırken utanmadan meclis lokantasında bedava yemek yiyebiliyorlar? Diye sor.