Şehit gazı gibi bazı ulvi değerlerin bu zamanda sorgulamasını tarihi gerçekler zorluyor. Çatıdan düşene, göreve giderken gaza geçirene şehit oldu diyebilir miyiz? Deriz de gerçekten şehit midir?
Lağım çukuruna düşse!..
Merhum Mehmet Şevket Eygi,1966’larda Bugün gazetesinde bira kazanına düşen işçi için ,”Bira Şehidi” diye manşet atınca ne gülmüştüm. İşçinin ölümüne değil her önüne gelene bedavadan şehit demelerine.
Ankara Kapalı cezaevine baktığım o günlerde, DHKP’lilerin kalmış olduğu koğuşun duvarlarına “şehitlerimiz” diye astıkları resimlerin her birisi asker polis öldürmüş eli kanlı katiller.. Liderlerine sorardım, neyin şehidi bunlar?
“Devrim şehitleri!”
İyi ki bira kazanına düşmemişler.
Şehit , İslam’ı bir kavram olup Allah’ın(cc) Müslüman’a bahşetmiş olduğu en yüce bir mertebedir. Derecelerin derecesi…
Tövbe süresinde iki güzelden biri diyor.
Ya zafer veya şahadet…
İslam tarihinde Kuzman olayı var. Bedir savaşında Kuzman’ın ölüm haberi peygamberimize, “kahramanca savaşarak Kuzman şehit oldu” şeklinde ulaştırılınca yüce Resul yüzünü ekşitmişti. Biraz sonra gelen sahabe Kuzman’ın ölmeden önce, “Ben ne şahadeti elde etmek,ne Allah’ın dinini savunmak,ne de Muhammed’in şerefini kurtarmak için savaştım,.Ben sadece kavmimin şan şerefini ve Medine’nin hurmalıklarını savunmak için savaştım” dediğini haber veriyordu. Demek ki hurma tarları niyeti ile savaşıp da ölenlere şehit denmez. “Vela tegulu” ile başlayan ayet, “Fisebilillah Allah yolunda ölenlere ölü demeyin, onlar yaşarlar fakat siz onları görmezsiniz” diyor. Daha açıkçası, Kuzman misali laik olarak takılıp da savaş meydanında ölse bile şahadeti kabul değildir.
Gazı olmanın da yolu yordamı farklı.
İlahı kelimetullah yolunda savaşırken ağır yaralanıp fakat ölmeyene gazı denir. Sadece gazı ismi verilmekle hiç kimse gazı olmaz.
İbrahim’e İbrahim demekle de peygamber olmuyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün davası ilahı kelimetullah olan hangi savaşta yaralanıp da ölmediği sorusuna gelelim. Öyle ya, madem Gazı deniyor o halde sorgulamalıyız. Yalan söylemeyen yakın tarihi bilgiler elimizde, Mustafa Kemal’in mesleki hayatında yarbay rütbesi ile katılmış olduğu tek ciddi savaş Çanakkale’dir. Kendi ifadesiyle mahiyetinin tamamını kaybettiğinden Enver paşa tarafından görevinden alınmıştır. İkisi de ittihatçı olmalarına rağmen o olaydan sonra bir araya gelememişlerdir. Enver paşanın mezarı 1997 tarihinde Türkiye’ye nakledilerek cenaze namazına Devlet bakanı Abdullah Gül ile Kültür bakanı İsmail kahraman iştirak etmiştir. Mustafa Kemal Filistin cephesinde 7. Orduyu terk edince İngilizler Osmanlı ordusuna büyük zayiatlar vererek Adana’ya kadar gelmişlerdi. İsrail devletinin Filistin topraklarında kuruluşu bu terk etme olayına bağlıdır. O yüzden Yahudilerin Mustafa Kemal’e vefa borçları vardır. Onu da Telaviv de umuma açık parka büstünü dikerek altına da, “İsrail halkı sana ebediyen minnettar kalacaktır” yazdıklarını görüyoruz.
Mustafa Kemal’in gaziliği cebindeki saate kurşun parçası değmesinden kaynaklanıyormuş. Yok botuna değmiş olsaydı yine de mi gazı olurdu? Tarihi olayların hakkını vermedikçe aldatanlar vebalde kalırlar. İşin garibi hem laiklik diyeceksin hem de işine geldi mı İslam’ı unvanları kullanacaksın. Bu da bizim kültür mayamızda ayrı bir çelişki.
Gazilik bir isimse kullanılır sorun yok.
Atatürk de isim olarak kullanılıyor.
Yoksa hiçbir Müslüman Türk, “Vahiy Muhammed’in vehmidir(uydurmasıdır)” diyen Mustafa Kemal’i atası olarak kabul etmez. Ederse inancında çelişkiye düşer. 1923’lerin tarihi öncesini anlatırken Mustafa Kemal derim, sonrasında Mustafa Kemal Atatürk demem de sakınca görmem. Beğenmezsek de ismi öyle. Herkes de bu ismi söylemek zorunda değildir.
Aynı şekilde gaziliğin şartları yerine gelmeden gazilik olmaz, olur diye dayatanlara da uymak zorunda değiliz. Elimizde kala kala iki güzelden biri şahadet ve gazilik kaldı, hiç olmazsa onlara dokunmasınlar.