Bugun...


Nihat Güç

facebook-paylas
İsimlendirmeleri Yeniden Yapalım
Tarih: 27-03-2025 19:27:00 Güncelleme: 27-03-2025 19:27:00


Bir Müslüman Kâfirler ile aynı pencereyi kullanarak, aynı ortamı paylaşarak aynı olayı aynı şekilde değerlendirmeye kalkışamaz. Kur’an-ı Kerim’i yok sayamaz. Peygambersiz ve dinsiz bir düşünceyi savunamaz. Çünkü Müslümanın sahip olduğu bir imanı vardır. Bağlandığı ve hesabından korktuğu bir Rabbi vardır. İlerleyen zamanlarda hesaba çekileceği bir ahiret inancı vardır. İman insafı, hakkı ve adaleti beraberinde getirir.
Allah’a ve ahiret gününe iman eden, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in rehberliğini kabul eden insanlar farklılaşır. Farklı düşünür, farklı bir yaşama, farklı bir dünya görüşüne sahip olur. Çevrede cereyan eden hadiseleri olması gereken vechiyle görür ve değerlendirir. Kimi olayları yuhalar kimi olayları da alkışlar. Alkışlamak da yuhalamak da imanın bir tecellisidir. İman bunu gerektirir. Çünkü iman, insanı olması gereken mertebeye yükseltir. Hayvanlaşmaktan, hayvanlar gibi sürü olmaktan uzaklaştırmakla kalmaz sûfli düşüncelere dalmaktan da kurtarır, azade ve özgür kılar. İman, bayat fikirlerden, iğreti düşüncelerden, bel altı sözlerden kurtarır müntesiplerini. İnsanlara bağlı bir düşünce yapısına sahip olmaktan uzaklaştırdığı gibi cereyan eden hadiseleri olması gereken vechiyle anlamaya ve yorumlamaya yol açar.

İman eden insanların değerlendirilmesi gereken hadiseler İster Türkiye’de ortaya çıksın ister Filistin’de cereyan etsin ister Suriye’de zuhur etsin, ister Amerika’da akıp gitsin hiç fark etmez, olması gereken pencereden, imanın bak dediği yerden bakmaya ve tutarlı bir şekilde değerlendirmeye çalışır. İmanın verdiği güç ve kuvvet ile kavramasını ve yorumlamasını sürdürür. Sürü psikolojisinin getirisine kapılmaz ve altın tepsiler içinde önüne konulan yaklaşım tarzını elinin tersiyle iteler. 

Müslümanların kendilerine ait bir düşünce biçimi, bir yaşam şekli vardır. Çünkü inandıkları bir kitapları vardır.

İnsanlar imandan uzaklaştıkları oranda arzu ve isteklerini ilahlaştırmaya başlarlar. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. İnsanlar, inandıkları ilahlarının izin verdikleri ölçüde olayları değerlendirmeye çalıştıklarını kabul etmekten başka bir alternatif bilmiyorum. Olayları anlama ve yorumlama kriterlerinde arzu ve istekler kabardığı müddetçe de doğruyu bulma olasılığı her zaman yok olacaktır.

 İman öyle bir şey ki insana ait ne varsa değiştirir, olması gereken şekle tebdil eder ve rayında yürümesini sağlar. İmanı sağlam olan bir insanın zevklerini, bakış açısını, düşünce biçimini, yaşam şeklini, ticaret anlayışını, dünya algısını, hayata yüklediği anlamı, yaptığı yolculuğu, okuma zevkini, kitap sevgisini, olaylara yaklaşım biçimini değiştirir. 

İnsan, sahip olduğu iman sayesinde müşrik, kâfir ve münafıklardan, bilhassa Yahudi ve Hristiyanlardan fersah fersah uzaklaşır. Biri doğuya bakar diğeri batıya... Olaylara yaklaşım tarzlarında, ahirette verecekleri hesabı denklemin dışında bırakmak suretiyle dünyalı bir varlık gibi yaşamaya çalışmazlar. 

Yaşam tarzı, düşünce biçimi ve olayları yorumla stili müşriklerden, kâfir ve münafıklardan hatta ehli kitaptan da farkı olmayan insanların geriye dönüp imanlarını sorgulamaları tavsiyesinde bulunuyorum. Hatta imanlarında bir sorunun olduğunu söylememiz yanlış olmayacaktır.

İnanmak istemeyen bir insan için ne yaparsanız boş. Olayları sizin gibi görmeyecektir. Ağzınızla kuş da yakalasanız kâfir yine de bahane bulacak ve inkârını sürdürecektir. Nitekim kâfirler daha önce de Peygamberler tarafından ortaya serilen mucizeler karşısında da aynı inkârı, aynı pespayeliği sergilemişlerdi. Zaman değişse de küfür ve inkâr hiçbir zaman değişmedi, kıyamet gününe kadar da değişmeyecek. 
Şeytanın şeytanlaşmasından, insanın var oluşundan bu yana çevreye bakıyorum da değişen herhangi bir şey göremiyorum. Kişi imandan uzaklaştığı oranda, değil perde arkasında cereyan eden gizli hadiseleri değerlendirmesi, gözünün önünde cereyan eden olayları dahi olması gerektiği vechiyle değerlendiremeyecektir. İnsanoğlu imandan soyutlandığı müddetçe yaptığı her değerlendirme kendi arzu ve isteklerine, inanç ve siyasi düşüncesine, ekonomik gelirine göre yapacaktır. Kendi arzu ve isteklerine göre bir dünya kuran veya kurgulayan insanlar ile karşılaşınca daha önce helak olan kavimlerin içine saplandıkları girdabı ve inadı daha iyi anladığımı söyleyebilirim.

Günün birinde herkes yaptıklarının hesabını verecek. Kaçış yok bundan. Kişi neyi düşünmüşse, neyi alkışlamışsa ve neye karşı diklenmişse... Savundukları da karşı çıktıkları da hesaba dâhildir.

Hatta Kimse yapmadığı işlerin hesabı ile karşılaşmayacağı gibi yaptıklarından da köşe bucak kaçamayacak. İstese de hesap verecek istemese de hesaba çekilecek. Bu böyle biline. O halde yaptığımız işin iyi, güzel ve doğru, hak ve hukuka uygun, hesap verilebilir olmasına dikkat etmemiz gerekmektedir.
Bir teklifim olacak. Gelin karmaşaya, bulanıklığa mahal vermemek, kimin hangi safta yer aldığını net bir şekilde ortaya çıkarmak adına yeniden bir isimlendirme yapalım. Kızmak, küsmek, gocunmak, darılmak ve alınmak olmasın bu işin sonunda.

Laikliğin kural ve kaidelerini sosyal hayatta uygulanmasını isteyen kişilere laik, demokrasinin kural ve kaidelerinin sosyal hayatta yeşermesini isteyen kişilere demokrat, İslam’ın kural ve kaidelerinin sosyal hayatta neşvünema bularak uygulanmasını isteyen kişilere de Müslüman diyelim. İsimlendirmelerimizi kişilerin hayatı boyunca savundukları değerler, yaşadıkları ölçütler, inandıkları esaslar çerçevede yapalım. Laik ve demokratlara Müslüman, Müslümanlara da laik ve demokrat demeyelim.

Ne dersiniz?



Bu yazı 263 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI