Her olayı İslam’a göre değerlendirmemiz ve yorumlamamız gerektiğine can-ü gönülden inanıyorum. İslam’ın çözüm getirmediği, karışmadığı, hüküm koymadığı; insanların arzularına, heveslerine ve isteklerine bıraktığı bir işin olabileceğini hiç düşünmüyorum. Böyle bir durum da yok zaten. Bir insan inanıyorsa İslam’a göre hareket eder inanmıyorsa da arzularını, isteklerini, geleneklerini veya göreneklerini din edinerek imtihan sürecini sürdürür.
Kimi insan camiden paylaşım yapar, kimi insan da meyhaneden. Kimi insan dua ederken halini ve ahvalini paylaşır kimi insan da içerken. Kimi insan Allah için mücadele eder, kimi insan da Allah ile mücadele ederken durumunu ortaya koymaya çalışır. Kimi insan inanırken kimi insan inkar ederken, kimi insan üretirken kimi insan tüketirken, hasılıkelam her insan kendisine yakışanı, hesabını verebileceği minval üzere yapar. Serbest bir arenanın içindeyiz. Dileyen dilediği gibi davranmakta serbesttir. İsteyen, istediğini istediği kadar büyük bir kuyruklu yalan eşliğinde de dile getirebilir. İsteyen istediği yalana hayatını da adayabilir. Etrafımız böylesi kuyruklu yalanları uyduran insanlar ile dolu olduğuna hemen her gün şahitlik ediyoruz. Defter kendisinin, istediği gibi karalamakta, istediği gibi çizikler atmakta serbesttir. Yalan üzerine kurgulanmış bir hayat felsefesini bu dünyadan ancak teneşir taşının paklayacağını unutamam!
Sıradan bir insanı severek değer vermek için onlarca nedenin var olduğuna inanıyorum. Aynı insanı kötülemek, eleştirmek, tu kaka demek için de rahatlıkla onlarca neden sıralayabilirim. İnsanları ve olayları değerlendirirken baktığımız yer, değerlendirme kriterimiz, bakış açımız, önceliklerimiz son derece önemlidir. O yüzden bir insanı severken temkinli, seviyeli ve mesafeli davranmamız gerektiği gibi bir insana kızarken, onu eleştirirken veya kötülerken de temkinli, seviyeli ve mesafeli davranmak zorundayız. Kâfirler konumuzun dışında olduğunu bir kez daha vurgulamak durumundayım. Çünkü iman ve inkâr bizim en önemli ve tek kriterimizdir. İman eden insanlara bakışımız ve yaklaşımımız ile inkâr edenlere bakışımız ve yaklaşımımız farklı olmak zorundadır. Bu, bizim en yakınımızda bulunan evladımız, kardeşimiz, babamız veya annemiz de olsa durum değişmez. İman eden insanlar melek olmadıkları için her zaman ve her zeminde günah işleyebilirler hata ve kusura karışabilirler.
Din, bir yönüyle tercihlerin toplamıdır. Tercih ettiklerimiz, değer verdiklerimiz, öncelediklerimiz ya cennetimiz olacaktır ya da cehennemimiz. Tercihlerimizi yeniden gözden geçirmemiz, bakış açımızı Kur’an ile şekillendirmemiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e benzememiz teneşir taşına konulmadan önce gerekli olan en önemli konu olduğunu bir kez daha dile getirmek istiyorum.
İmtihandayız. Neyi, niçin, nasıl yaptığımızdan sorguya çekileceğimiz gibi; neyi, niçin ve ne diye yapmadığımızdan da sorguya çekileceğiz. Destek verdiklerimizden hesaba çekileceğimiz gibi köstek olduklarımızdan da sorguya alınacağız. Sevdiklerimizden de nefret ettiklerimizden de alkışladıklarımızdan da yuhaladıklarımızdan da ömrümüzü feda ettiklerimizden de bir ömür karşı durduklarımızdan da mutlaka hesaba çekileceğiz. Sahip olduğumuz düşüncemizden de her şeyi feda ettiğimiz davamızdan da Yüce Allah’ın huzurunda hesaba çekileceğiz. Bu manada işimiz zor. Dikkatli olmak, dikkatli davranmak zorundayız. Yoksa her şey günün birinde elimizde patlayacaktır. Hesabın kitabın kaçınılmaz olduğuna inanıyorsak hazırlık yapmamız da zorunlu olarak gerekli olacaktır.
Dini feda ettiğimiz her değerimiz(!) boğulmamıza, yok olmamıza, zelil ve rüsva olmamıza en kötüsü de Yüce Allah’ın huzurunda eli boş kalacağımıza hatta cehennem azabına duçar kalacağımıza sebebiyet vereceğine de inanmak zorundayız.
Alıştırılmış bir kesim var bu ülkede. Alışmış kudurmuştan beterdir hesabı bu kesim canları sıkıldığı, işleri ters gittiği, şeytanlaşmak ya da bir yerlere yaranmak istedikleri zaman hemen İslam’a, Şeriat’a, Kur’an’a, Din’e, İman’a, Mukaddesat’a çemkirmeye başlıyorlar. Kendilerine soracak olursanız “Müslümanım” diyerek mangalda kül bırakmayacaklarından da eminim. Nereden türüyorlar, nereden peydahlanıyorlar bilemiyorum?
Adamın Allah korkusu yok. Adamın, yaptıklarını dine uydurma gibi bir derdi ve çabası da yok. Yaptıkları hesabımıza geldiği için yapılanları aklamaya ve paklamaya kalkışıyoruz. Alkış üstüne alkış çalıyoruz.
Bırakın bu işleri, bırakın bu ayakları!
Adamın dini bir kaygısı, dini bir düşüncesi, dini bir argumanı, dini bir hedefi yok ki yaptıklarını dine göre yorumlamaya, dine göre bir zemine oturtmaya kalkışalım! Ayda yılda bir; bir söylemi bir eylemi dini bir vecibe ile uyuştu diye adamı neredeyse evliya ilan edecekler.
Hele biraz sakin olun, hele biraz nefes alın, hele bir kendinize gelin. Evvela adamın dini bir kaygıya sahip olup olmadığını, yaptıklarını dini gereklilikten mütevellit gerçekleştirip gerçekleştirmediğini ortaya koyalım sonra yaptığı işin İslam’a ters olmadığını delillendirmeye çalışalım. Belki o zaman biraz inandırıcı olabilir söyledikleri.
Şariat, kitap, din, iman, ahiret, hesap kitap, cami, mescit, minare, ezan, namaz, sakal, sarık, tesettür, ibadet, cuma ve hutbe gibi kelimeler birilerinin rengini değiştirmekle kalmıyor kırmızı görmüş kızgın birer boğaya evrilmelerine de sebebiyet veriyor. Bu kavramların ifade ettikleri mana pası silen birer körük mesabesinde olduğunu vurgulamak istiyorum. Maalesef, salya akıtarak saldırıya geçmek ve bu kavramlar üzerinden İslam’ı, Müslümanları ve mukaddesatımızı kötülemek için bahane aramaya çalışan insanlara her gün şahitlik ediyoruz.
Bu tür saldırıları engellemek lazım ama nasıl sorusuna vereceğimiz cevap şu olacaktır; kötülüğü serbest bıraktıktan sonra insanlara dönüp; “Kendinizi kötülüklere karşı koruyun, başınızın çaresine bakın.” demek akıl kârı olmadığı gibi vahşi bir hayvanı mahalleye salıverdikten sonra insanlara; “Kendinizi koruyun, başınızın çaresine bakın.” demek de akıl karı olmayacaktır.
Asıl olması gereken şey devlet eliyle her çeşit kötülüğü yasakladıktan sonra insanlara; “Kendinizi kötülüklere karşı koruyun.” diyerek yardımcı olmak gerekirdi tıpkı vahşi bir hayvanı bağlayıp kafese koyduktan sonra insanlara; “Yine de kendinizi her türlü saldırıya karşı koruyun, dikkatli olun.” denilmesi gerektiği gibi. İşte o zaman dine ve imana çemkirenler peydahlanmazlardı ortalıkta.