"Kontrol noktası"na vardığında hava griydi; ne yağmur yağıyordu ne de güneş kendini gösteriyordu. Fakat dondurucu bir rüzgâr zemini de, dalgalanan kuru ağaç dallarını da silleliyordu sanki...
Yol, bir süredir onunla konuşmuyordu. Sadece ilerliyor ilerliyordu. Bariyerin önünde durdu, motoru susturdu. İçinde uzun zamandır sükûta eremeyen bir ses vardı ama...
O sırada kornalar duyuldu ardı ardına; kakafoni hâlinde. Önce tek bir ses sandı, sonra çoğaldılar; kahkahalar, bayraklar, camlardan sarkan kollar… Bir düğün konvoyu. Hayat, bütün gürültüsüyle geçip gidiyordu işte.
O ise kontrol noktasında durmuş, neyi kontrol ettiğini bilmeden bekliyordu. Karışıklık artınca arabasını kenara çekti.
“Geçsinler,” dedi içinden, " acele etmemeliyim.”
Konvoy aktı, gitti. Yol yeniden sessizleştiğinde direksiyon başına dönmek istedi… Ama arabasını diğerlerinden ayırt edemedi, yoktu. Aynı renk, aynı model yüzlerce araç gözünün önünden geçti.
Bir an için kalbi sıkıştı:
— Demek böyle, diye düşündü. İnsan bir an durunca, yol da onu bırakıyor.
Bir trafikçi yaklaştı. Üniforması eskiydi ama yorgun da değildi, bezgin de...
— Geçebilirsiniz, dedi sakince.
— Arabam… az önce buradaydı, dedi adam. Sesinde suçlama yoktu, şaşkınlık vardı.
Trafikçi gülümsedi. Sert bir gülümseme değil; insanın içini rahatlatan türden, sımsıcak eden.
— Gel, dedi. Şurada sıcak bir kulübe var. Çayımız da. Arabayı buluruz.
Kulübenin kapısını açtığında sıcak hava yüzüne vurdu. Küçük soba iyi yanıyordu. İki bardak çay dolduruldu. Camdan yol görünüyordu ama artık gürültü yoktu.
— Herkes kaybolduğunu sanır bir ara, dedi trafikçi. Aslında kaybolan araba değil, sabırdır.
Adam çaydan bir yudum aldı. İçindeki telaşın çözüldüğünü hissetti. Dışarıdaki yolu artık yüreginde duyuyordu, hâlâ oradaydı.
Bariyer kolaylıkla kalkabilirdi. Kimse onu "taciz" etmiyordu aslında, hemen git deyip kovmuyordu da.
— Arabayı siz mi bulacaksınız? diye sordu.
— Zaten kayıp değil, dedi trafikçi. Sadece sana emanet edilmeden önce bir durakladı.
Çay bitince dışarı çıktılar. Arabası, biraz ileride, olduğu yerde duruyordu. Ne çizik vardı ne eksik. Sanki hiç kaybolmamıştı.
Adam direksiyon başına geçtiğinde trafikçi elini kaldırdı.
— Yol uzun, dedi. Ama durakladığın sabır mekânları da yolun taa kendisidir.
Motoru engin bir teslimiyetle çalıştırdı. Yol yeniden kendisiyle konuşmaya başladı. Bu defa acele etmeden, sabır ve tevekkülle.
.