Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısıyla eşgüdümlü olarak dışarıdan "İran'ın bölge ülkeleri için tehdit" içeriden "İran'ın mezhepselliği, geçmiş dönem tarihsel serüveni" ile ilgili korku senaryoları piyasaya sürüldü. Bir taraftan mezhepsel tartışmalarla "tekfir" diğer taraftan Amerika ve İsrailin korku pompalamasıyla "tehdit" faktörü devreye girdi.
Savaşın seyri değiştikçe Amerika ve İsrail içeride ve dışarıdan korku pompalamaya devam edecektir. Bunlar:
İran, Ortadoğu'yu ele geçirecek.
İran, körfezdeki tüm sünnileri egemenliği altına alacak.
İran füzeleri Amerika'ya ulaşacak.
İran, Avrupa ve Batı ülkeleri için de tehdittir. Batı medeniyetini yok edecek.
İran Şii hilali ile tüm bölgeye tehlike oluşturacak.
Tüm bu söylemler Amerika ve İsrail menşeli propaganda amaçlı yalanlardır. Korkuyla toplumları kendi planlarına hizmet ettirmeye yöneliktir.
İran; Amerika ve İsrail için bir direniş ve duruştur. İran; Amerika, İsrail dışında hiçbir ülke için tehdit değildir. Fakat sadece Ortadogu için değil tüm dünya için Amerika ve İsrail bir tehdittir. Amerika ve İsrail zaten tüm Ortadogu'yu ele geçirmiştir. Bunu görmememiz için sürekli İran'ı bölge devletlerine düşman gösteriyorlar. Oysa düşman İran değil Amerikadır, İsrail'dir.
İçeride ise; İran İslam Cumhuriyeti'nin Amerika ve İsrail'e karşı savaşındaki onurlu duruşuyla birlikte "efendim Şiilik yayılıyor, İran'a ilgi artıyor" diyerek mezhepsel ve tarihsel ayrılık argümanları her gün piyasaya sürülerek baskılanmak isteniyor. Şiilik yayılıyor diyerek adeta tehlike canları çalınıyor. Sanki yayılan küfürdür, emperyalizmdir. Bu ülkede sosyalizm, liberalizm gibi ideolojiler; vehhabilik, selefilik, sufilik gibi dini akımlar ne kadar dogal yayılıyorsa şiiliğin yayılması da dogal karşılanmalı değil midir?
Ayrıca eğer Şiilik İsrail ve Amerika'ya karşı Lübnan'da Hizbullah'a; Yemen'de Ensarullah'a dönüşecekse neden bu kadar tehlikeli bir durummuş gibi gösteriliyor. Ki bu duruş ve direniş mezhepsel kimlikler üzerinden değerlendirilmemelidir.
Bugün İran'ın direniş ruhu "Pers milliyetçiliğinden" veya "Şii mezhebiliğinden" gelmiyor. 1979'daki İslam inkılabından geliyor. 1979'daki inkılâp batının hesaplarını Ortadogu'da bozdu. Zira inkılap öncesi İran'ın İngiliz ve Amerika emperyalizmine nasıl köle olduğunu biliyoruz. Bu kölelik döneminde de Pers milliyetçiliği ve Şii mezhebiliği var idi.
Yani bugünkü direnişin esası milliyetçilik ve mezhepçilik değil İslam inkılâbı ile ortaya çıkan "direniş ruhudur." İslami bilgi ve bilincin diğer bölgelerde inkılaba dönüşmesi için içeride ve dışarıda bir çok desise sergilenmektedir.
İran İslam Cumhuriyetinin Amerika ve İsrail karşısındaki onurlu mücadeleyi baskılamak için gösterilen çaba yerine Amerika ve İsrail'le savaşta onurluca yer alsalar aslında daha etkili olur.
İran'ın mücadelesine denk veya daha büyük bir mücadele ile Amerika ve İsrail'le mücadele edin sizin şanınız yücelsin. İnsanlar size ilgi duysun, sizi ümit olarak beklesin.
Üslerinizi ve ülkelerinizi Amerika emperyalizmine açıp İsrail'le normalleşme antlaşmaları imzalayıp kınama ile tepki göstermenin yaman çelişkisini herkes artık görüyor. Kınamaların retorik söylemden öteye geçmediğini, kanı durdurmadığını, tarihi değiştirmediğini, sonucu belirlemediğini herkes biliyor.
İnsanların İran'a olan ilgisi mezhebi ve fıkhi alanlarda değil direniş ve duruştan dolayıdır. Sadece söylemde değil eylemde bir direnişi bugün Türkiye veya başka bir ülke yürütsün çok daha fazla ilgi gösterilir.
Afganistana duyulan ilgi selefilikten, İran'a duyulan ilgi Şiilikten değil Amerika ve İsrail'e karşı DİRENİŞTEN kaynaklıdır. Bu direnişte söylem düzeyinde değil eylem düzeyinde yer alan herkes değerlidir. Değerini yüceltir.
Barış kurullarında, garantörlük antlaşmalarında olmamıza rağmen ne barış sağlanıyor ne zalimler durduruluyor ise durup düşünmemiz gerekir. Durduğumuz yerde ağırlığımız nedir? Biz kime ve neye hizmet ediyoruz. Aradığımız barışı zalimlerin yanında, kurullarında aramak yerine zalimlerin karşısında durarak bir kez aramayı denesek olmaz mı?
Bana dokunmayan yılan (İsrail-ABD) bin yıl yaşasın demek aklı selim hiç kimsenin karı değildir. Maalesef başta ülkemiz olmak üzere birçok bölge ülkenin politikası budur. O yılana dokunmak bir yana dursun kimse bu yılan zehirlidir bile diyemiyor.
Yılanlara karşı cesur lider ve halklara ihtiyaç var. Cesarette özgürlük; korkaklıkta esaret vardır.
İslami camiaların yıllarca meydanlarda FİLİSTİN DAVASI için dillendirdiğinin yüz katı fazlasını İran bugün Amerika ve İsrail'e yapıyor yine de yaranamıyor. Bunlar:
1. Yıllarca NATO ve Amerika üslerini kapatmayı kısık sesle talep ettiler. Bölgede NATO ve Amerika üsleri olmayan tek ülke İran'dır.
2. Yıllarca Filistin davası ümmetin ortak davasıdır dediler. Bugün Filistin davası için bedel ödeyen tek ülke İran'dır.
3. Yıllarca ordular Gazze'ye dediler. Gazze'ye silah ve askeri destek sunan tek ülke İran'dır.
4. Yıllardır İsrail'i tanımaktan vazgeçmeliyiz dediler. İsrail'i tanımayan tek ülke İran'dır.
5. Yıllardır İsrail'le her türlü ilişki kesilmelidir dediler. İsrail'le hiçbir ilişkisi olmayan tek ülke İrandır.
6. Yıllardır "İsrail güçten anlar" ve onlara karşı güç kullanmalıyız dediler. Lakin İsrail'e karşı güç kullanan tek ülke şu an İran'dır.
Ne yazıkki bugün aynı İslami STK'lar kendi ülkelerindeki yönetimleri bunca çelişkiye rağmen eleştiremezken; söylem düzeyindeki İsrail karşıtlıklarına methiyeler, destanlar düzüyor. İran'ın bunca mücadelesini gölgelemek veya baskılamak için binbir çeşit söylem geliştiriyor. "Şia akidesi şöyle, fıkhı böyle, inancı şöyle" diye diye sözü "tekfir, kâfir" noktasına getiriyorlar.
Açıkçası Şiiler kafirdir deyin!. Eğer kâfir iseler bile kâfir olanların Amerika ve İsrail'e karşı bu mücadelesi küçümsenmemelidir, yalnızlaştırılmamalıdır, desteklenmelidir.
Rabbim müminleri sevindiren, zelil duruma düşenleri sorgulatıp yeniden ayağa kaldıran bir zafer nasip eylesin inşallah...