beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Mehmet Maksut

facebook-paylas
SİVİL TOPLUM VE MİTİNGLERİMİZ ÜZERİNE SORGULAMA
Tarih: 03-04-2026 21:09:00 Güncelleme: 03-04-2026 21:09:00


Hayatım boyunca İslam coğrafyaları ve meseleleri için yapılan tüm eylemlere imkanlar dahilinde katıldım. Bu tür eylemlere kimliğine çok takılmadan, niyet okuması yapmadan "bir birliktelik imkanı, ruhu diri tutma ve Allaha mazeret sunma bilinciyle" yer aldım. 

Dışarıdan izleyen değil içeriden dahil olan biri olarak eylemlerimizin içeriğini, merkezini, etkisini sorgulamamız gerekiyor. 

Eylemlerimiz siyasal alan üzerinde baskı mı oluşturuyor yoksa siyasal alandaki baskıyı mı azaltıyor? 
Sürekli kıta ötesi zalimlere lanet okumak yerine burnumuzun dibindeki idarecileri ve başımızdaki yöneticileri ne kadar rahatsız ediyoruz, etkiliyoruz, harekete geçiriyoruz. 

Camiler yerine neden meclisler merkeze alınmıyor. Siyasi irade nerede ise eylem orada olmalıdır. Bu milletin iradesi meclis! ise meclisin önünde mesajlar verilmelidir. 

Birbirimize sesimizi aktarmaktan, aynı sloganları tekrar etmekten bence vazgeçeliyiz. Eylemlerimizi birilerinin siyasi tanıtım alanlarına dönüştürmekten imtina etmeliyiz.

Eylemler, mitingler değerlidir lakin etkin olması için etkin yerlerde, etkin söylemlerle yapılmalıdır. 
Rahatlatıcı eylemlere değil rahatsız edici eylemlere "şiddete başvurmadan" yönelmeliyiz. Haber bültenlerinde veya arşivlerde yer almanın ötesine geçmeyen eylemler amaca ne kadar hizmet ediyor?
Ali Şeriatinin ifadesiyle; "Sizi rahatsız etmeye geldim" diyebilmeliyiz. 

Malcolm X ifadesiyle; "Hayatımın erken dönemlerinde öğrendim ki eğer bir şeyi istiyorsan biraz gürültü yapsan iyi olur."

Bence eylemlerimizi anlamsızlığa mahkum etmeden "etki, içerik ve merkez boyutunu" sorgulamalıyız. 
Sayın Erdoğan'ın İran meselesinde mezhepçilik noktasındaki konuşması iç kamuoyunu dengeleme açısından önemlidir. Fakat şu hususu vurgulamak lazım Sayın Erdoğan'ın söylediği dengeleyici söylemleri İslami aydın, gazeteci , ulema ve STK'ların yapması gerekirken maalesef bu konuda Türkiye'de sivil toplum siyasetin gerisinde kalıyor. Erdoğan'ın dengeli söylemiyle medyada biraz olsun durulma yaşandı. 

Türkiye'de esas sorun sivil alanın siyasetin neresinde durduğudur. Normalde "iktidara doğruları söylemek yerine iktidarın doğrularını ifade etme misyonu" ile toplumsal işlevselliğini sivil toplum kaybediyor. Aydın ve ulemanın görevi öncü ve ölçü olmaktır. İktidarın gerisinde durmak değil önünde duruş sergilemektir. 
Sivil toplum kuruluşları birer parti mensubu gibi iktidara göre pozisyon almamalı. İktidar üzerinde yanlışta denetleyici ve doğrularında yönlendirici olmalıdır.

Siyasi anlamda "Mescidi Aksa kırmızı çizgimizdir" söyleminin hiçbir karşılığının olmadığını yaşayarak görüyoruz. Kırmızı çizgiye daha ne yapılacak ki harekete geçeceksiniz. 

Kanaatim odur ki iktidarın propaganda aracı olarak kendisi için oluşturduğu "büyülü ve büyük algı" müslüman camiaları etkilemiş. Türkiye'nin büyük olduğu heryerde ifade ediliyor. Bir şeyler yapılmıyorsa bu batıyla kurulan ilişkilerden, irade ve cesaret eksikliğinden değil stratejik akılla izah ediliyor. Olması gerekeni iktidar yapıyor, yapılmayan ise zaten tehlikelidir, zamanı değildir. Peki Türkiye'nin şu an ki pozisyonu anlatılan pozisyonla uyuşuyor mu? 

Bu tür iyimser yaklaşımlar bilmiyorum bana hiç iyi gelmediği gibi gerçekçi de gelmiyor. Gerçeğe uyanmanın vakti gelmedi mi? İktidara doğruları söylemek yerine iktidarın doğrularını söylemekle nereye varacağız. 

Kendi ülkesinde arabası, tabelası, siyasi karizması çizilse kıyameti koparanlar "Mescidi Aksada" çizilecek yer kalmadı. Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi Amerika'nın kıçını öpenlere emanet. 

Kemalist kesim ülkemizde bir mescidi kapatsa kıyameti koparırız lakin siyonist kesim tam 35 gündür Mescidi Aksamıza kilit vurmuş. Biz kınama ile cevap veriyoruz. Başta kendi iktidar alanlarımıza soylu bir öfke ve eleştiri getiremiyoruz. 

Türkiye'nin gücünden, heybetinden sürekli dem vuranlar bu gücü ve heybeti ne zaman sergileyecek. Öldükten sonra gelen ilk yardımın anlamı olmayacaktır. Ali Şeriatinin ifadesiyle: Dün komşumuz açlıktan öldü. Bugün cenazesinde kurban kestiler. 

Gazze'de katliamı durduramıyoruz, ölümleri engelleyemiyoruz, işgali sonlandıramıyoruz, refah sınırını açamıyoruz, İsrail'e kızıp Amerika'yla müttefikte bir milim gerilemiyoruz.

Siyasi düzlemde ülke olarak varlığımızı ve ağırlığımızı ya söylem anlamda sorgulamalıyız ya da eylem anlamında söyleme uygun bir pozisyon almalıyız. 

Ya desteklediğimiz siyaseti düzeltelim ya da siyaset karşısında kendimizi. Bugün İslami çevreler siyaseti düzeltemedikleri gibi siyasetin yanlışlarına karşı kendini  düzeltememe durumu var. 

İslami camialar olarak iktidarların arka veya ön bahçesi olmak yerine kendi bahçemizi sahipsiz bırakmanın bedelini ödeyeceğiz.



Bu yazı 2 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI