Biz ihtişâmlı bir Sultân'ın bize tahsis ettiği bir kasabada yaşayan halklardık. Sultânımız bize bol ikrâmda bulunur, kasabanın bütün ihtiyaçlarını giderir, muazzam bir düzen sağlayarak bizi memnun ederdi.
Bir kısmımıza üzüm bağları, erik ve kayısı ağaçlarının olduğu bahçeler, zeytin, kiraz ve karpuzun yeşerdiği bahçeler verirken, bir kısmımıza müthiş manzaralı barınaklar verdi.
Hastalarımıza şifâ olsun diye vesileler verir tedavi ederdi. Üstelik bunları yaparken kimseden ne bir para ne de bir karşılık isterdi.
Bütün bunlara karşılık bizden istediği tek şey: kendisine itâat etmemizdi.
Sultânımız: her birimize verdiği eşsiz güzelliklerimizden birine bir ziyân geldiğinde, diğerlerimizin kendi güzelliklerinden kendisine paylaşmamızı da emrederek, bu sizin daha huzurlu bir yaşam sürmenizi sağlar dedi. Bu müthiş manzara ile gayet mesrur yaşayıp gidiyorduk.
Bir gün aramızdan birileri dedi ki; bu kasabada biz yaşıyoruz, her birimiz bu kasabanın bir ferdiyiz güzelim kasabamızda niçin bizim değilde Sultan'ın sözü geçerlidir.
Bu fitneye başkaları da dahil oldukça zamanla büyüdü. Aramızdaki akl-ı selimler yapmayın bu sizi felâkete götürür dese de kimse dinlemedi.
Zaman geçtikçe bazılarımız bazılarının bâğına bahçesine göz dikti, kimi de zulm ile zayıf olanın elinden ne varsa el koydu.
Kendisini Sultan'ın yerine koyarak: artık burada benim hükmün geçerli deyip kendisine itâata zorladı. Bu hâl gittikçe çekilmez bir şekle girince çokları güçlü olana yanaşarak kurtuluşu ondan bekledi.
Halbuki Sultan: sürekli mektuplar gönderir durumun vehâmetini bildirirdi. Eğer bu hâl ile devam ederseniz sahibi olduğum kasabadan sizi çeker alır çok daha çetin yerlerde esir ederim, üstelik sizin buna karşı koyacak gücünüz de yoktur diye tehdit ederdi.
Buna rağmen çokları zulm eden zalimlerin yanında durdu. Akıllarını başına alamayan bu akılsızlar yüzünden Sultan: bizim kasabamıza asi insanlar musallat etti.
Şimdi topyekûn sâdece karınlarımızı doyurmak için bu asi topluluğa hizmet ediyor kölelik yapıyoruz.
Daha garibi hâlâ bir kısmımız bu hâli bir ikram olarak görüp onlara yaverlik yapmaya başladı.
Sultan tez zamanda yine toplu bir şekilde bana iltica etmez ve bu halde devam ederseniz daha da kötü bir hâle sokarım sizi diye tehdit etti.
İşin sonunda azgınlığımız bizi felâkete götürdü. Yahu ahali bu hâl yanlıştır diyenlere ise hor bakıp azarlamaktan başka birşey etmediler.
Hâsılı: Sultan'a iltica eder yalvarır dururuz geriye kalan üç beş kişi, eğer bize merhamet edip bağışlamaz ise korkarım daha beter günlerimizi olacaktır.
Vesselam