beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort
Bugun...


Ayşeli Polat

facebook-paylas
MEZUNİYET Mİ, MEDENİYET İNTİHARI MI?
Tarih: 09-06-2026 10:50:00 Güncelleme: 09-06-2026 10:50:00


Bir millet evlatlarını nasıl uğurluyorsa, geleceğini de öyle karşılar. Bugün memleketin dört bir yanında yapılan mezuniyet programlarına bakıyorum da insanın aklına şu sual geliyor: Kutlanan şey diploma mı, yoksa ahlâkın cenazesi mi?

Eskiden mezuniyet denildiğinde insanın zihnine ilim gelirdi, emek gelirdi, gayret gelirdi. Bir öğretmenin öğrencisine son nasihati, bir babanın evladına duyduğu gurur, bir annenin gözlerinden süzülen şükür gözyaşları gelirdi. Şimdi ise birçok yerde mezuniyet denilince akla yüksek sesli müzikler, gösteriş yarışları, ölçüsüz eğlenceler ve ahlâkî sınırları zorlayan manzaralar geliyor. Daha vahimi ise bu hâlin artık sıradanlaşmış olması.

Bir zamanlar yalnızca bazı çevrelerde görülen aşırılıklar bugün muhafazakâr kimliğiyle övünen kurumlara kadar sirayet etmiş durumdadır. Rektör muhafazakâr, müdür muhafazakâr, öğretmen muhafazakâr; fakat ortaya çıkan programlara bakıyorsunuz, insan hayretler içinde kalıyor. Sormak lazım: Siz neyi muhafaza ediyorsunuz? Muhafazakârlık tabelada mı kaldı? Dilde kalan bir kaç sloganın, duvarda asılı birkaç vecizenin ve sosyal medyada paylaşılan birkaç kandil mesajının bir anlamı var mıdır?

Bir eğitim kurumunun en büyük vazifesi nesil yetiştirmektir. Eğer yetişen nesil, okulun düzenlediği programlarda edep ve vakar yerine teşhir ve gösteriş öğreniyorsa ortada ciddi bir problem var demektir. Bugün bazı mezuniyet programlarına bakıldığında insan okul bahçesinde mi, konser alanında mı, gece kulübünde mi olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor. Üniversiteler deseniz ayrı bir âlem...
Sanki diploma töreni değil de ithal edilmiş bir eğlence kültürünün tatbikatı yapılıyor. Bu toprakların irfanından çıkmamış, bu milletin değerlerinden doğmamış, bu toplumun ahlâk telakkisiyle bağdaşmayan ne kadar unsur varsa hepsi büyük bir iştahla taklit ediliyor. 

Batı'nın ilmini almak yerine eğlence anlayışını almakta gösterilen iştiyak, doğrusu ibretliktir.
Bir laboratuvar kurmakta gösterilmeyen heyecan, mezuniyet organizasyonu düzenlemekte gösteriliyor. Bir araştırma merkezi açılırken bulunamayan bütçeler, birkaç saatlik gösteriler için seferber ediliyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bu nasıl bir öncelik sapmasıdır? Daha da acısı, bütün bunlar yapılırken kimsenin vicdanı sızlamıyor. Milyonlarca insan ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor. Nice aile çocuğunun servis ücretini, kitap masrafını, yurt giderini karşılamak için gecesini gündüzüne katıyor.
Fakat bir gecelik şatafat uğruna yüzbinlerce, bazen milyonlarca lira göz kırpılmadan harcanabiliyor. İsrafın adı etkinlik olunca günah olmaktan mı çıkıyor? Gösterişin adı organizasyon olunca meşruiyet mi kazanıyor?

Ne yazık ki asıl mesele para da değildir. Kaybedilen para geri kazanılır. Boşalan hazine yeniden doldurulur. Fakat aşınan ahlâkın, yıpranan hayânın ve kaybolan edebin telafisi o kadar kolay değildir. Tarih bunun misalleriyle doludur.

Medeniyetler önce surlarını değil, değerlerini kaybetmişlerdir. Şehirler yıkılmadan önce vicdanlar yıkılmıştır. Devletler çökmekten evvel ahlâkî istikametlerini kaybetmişlerdir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tehlike de tam olarak budur. Bir ahlâk krizi...

Üstelik yalnızca gençlerin değil, yetişkinlerin de ahlâk krizi... Çünkü gençler kendi kendilerine bu programları düzenlemiyorlar. Bunlara izin verenler var. Bunları teşvik edenler var. Bunları planlayanlar var. Bunları alkışlayanlar var. Sonra da ortaya çıkan manzaralara şaşırıyormuş gibi yapılıyor.

Hayır! Kimse şaşırmasın. Ektiğimiz tohum neyse biçtiğimiz mahsul de odur. Eğer gençlere yıllarca gösterişi özendirecek, tüketimi teşvik edecek, nefsânî arzuları kışkırtacak bir kültür sunarsanız; sonunda ortaya fazilet değil, savrulma çıkar. 

Bugün bazı idareciler makamlarının verdiği yetkiyi kullanıyorlar; fakat aynı makamların yüklediği mesuliyeti unutuyorlar. Makam yalnızca imza atmak değildir. Makam, vebal taşımaktır. Bir okul müdürü yalnızca binadan değil, o binanın içinde yetişen nesilden de sorumludur. Bir öğretmen yalnızca müfredattan değil, temsil ettiği ahlâktan da sorumludur.
Bir yönetici yalnızca bütçeden değil, toplumun geleceğinden de sorumludur. Bu sebeple mesele birkaç saatlik bir eğlence meselesi değildir. Mesele, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımız meselesidir. Çünkü bugünün mezunları yarının anne-babaları olacaktır.
Bugünün öğrencileri yarının yöneticileri olacaktır. Bugünün gençleri yarının memleketini inşa edecektir. Şayet biz onlara diploma verirken şahsiyet kazandıramıyorsak, bilgi öğretirken fazilet öğretemiyorsak, başarıyı anlatırken sorumluluğu hatırlatmıyorsak; o zaman eğitimden değil, yalnızca sertifika dağıtımından bahsediyoruz demektir.

Artık şu hakikati görmek mecburiyetindeyiz:
Bir milleti yıkan şey cehaletten önce ahlâkî çözülmedir. Ve ahlâkî çözülme çoğu zaman büyük felaketlerle değil, küçük tavizlerle başlar.
Bugün "bir kereden ne olur" denilen şeyler, yarın telafisi mümkün olmayan yaralara dönüşebilir.
Barajları yıkan ilk çatlak, göz ardı edilen küçük çatlaktır. Toplumları çürüten ilk adım da önemsiz görülen küçük bozulmalardır. Bu sebeple meseleye basit bir mezuniyet programı gözüyle bakmak büyük bir gaflet olur.
Çünkü mesele diploma değil; mesele istikbaldir.
Mesele eğlence değil; mesele nesildir. Mesele birkaç saatlik bir program değil; bir medeniyetin hangi istikamete yürüdüğüdür.

Bugün bazıları bu ikazları abartılı bulabilir. Bazıları "Bir mezuniyet programından ne çıkar?" diyebilir. Fakat unutulmasın ki büyük yangınlar küçücük kıvılcımlarla başlar. Büyük çınarlar küçücük tohumlardan büyür. Toplumları ayakta tutan da yıkan da çoğu zaman küçük görülen hadiseler olur. Mesele yalnızca birkaç saatlik bir eğlence değildir. Mesele yalnızca bir mezuniyet gecesi de değildir. Mesele, evlatlarımıza hangi hayat tarzını normalleştirdiğimiz meselesidir. Bugün alkışlanan bir yanlış, yarın alışkanlığa dönüşür. Bugün göz yumulan bir taşkınlık, yarın sıradanlaşır. Sonunda hiç kimsenin yadırgamadığı bir ahlâkî çöküş ortaya çıkar.

Buradan okul müdürlerine, öğretmenlere, belediye başkanlarına, üniversite yöneticilerine ve bütün yetkililere sesleniyorum: Bu millet çocuklarını size yalnızca diploma verin diye emanet etmedi. Aynı zamanda ahlâklı, vakarlı ve şahsiyet sahibi bireyler olarak yetiştirin diye emanet etti. Makamlar gelip geçicidir. Alkışlar birkaç dakika sürer. Fakat sebep olunan hayırlar da şerler de nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

Bugün mezuniyet adı altında yapılan her faaliyeti yeniden gözden geçirmek mecburiyetindeyiz. Eğlenceyi değil edebi, gösterişi değil vakarı, israfı değil iktisadı, taklidi değil kendi medeniyetimizin değerlerini öncelemek zorundayız. Aksi hâlde yarın kaybettiğimiz neslin ardından ağıt yakmanın hiçbir faydası olmayacaktır. Çünkü bir milletin hazinesi petrolü, altını veya dövizi değildir. Bir milletin en büyük hazinesi; iffetli kızları, şahsiyetli delikanlıları, ahlâklı gençleri ve sağlam aileleridir. Bu hazineyi koruyamazsak, geriye koruyacak başka hiçbir servet kalmayacaktır.



Bu yazı 4 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI