Allah İçin Yapılanın Gölgesi Olmaz
İslam, şekiller dini değildir; niyetlerin ve kalplerin dinidir. Amelin değeri, büyüklüğünde değil; kimin için ve nasıl yapıldığındadır. Nice küçük işler vardır ki ihlasla yapılınca dağları aşar; nice büyük işler vardır ki riyaya bulaşınca bir tüy kadar bile gelmez. İşte bu yüzden Kur’an ve Sünnet, bizi sürekli iki kavrama çağırır: İhlas ve ihsan.
İhlas: Amelin Kalbi
İhlas, yapılan her işi yalnızca Allah rızası için yapmaktır. Ne alkış, ne takdir, ne menfaat…
Kur’an bu hakikati net bir şekilde bildirir: “Oysa onlara, dini yalnızca Allah’a has kılarak O’na kulluk etmeleri emredilmişti.” (Beyyine, 5)
Bir başka ayette ise niyetin yönü belirlenir: “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En‘âm, 162)
Bu ayet, ihlasın yalnız ibadette değil; hayatın tamamında olması gerektiğini öğretir.
Hadislerde İhlas: Amelin Ölçüsü
Resûlullah (sav), İslam’ın terazisini ilk cümlede kurmuştur: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Müslim) Bu hadis, tüm amellerin kaderini belirleyen bir anahtardır. Aynı amel, birini Allah’a yaklaştırırken, diğerini helake sürükleyebilir. Farkı belirleyen şey niyettir.
Bir başka hadiste ise riyanın tehlikesi açıkça uyarılır:
“Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir.”Sahabe sorar: “Küçük şirk nedir?” “Riyadır.” (Ahmed b. Hanbel)
İhsan: Allah’ı Görüyormuşçasına Yaşamak
İhsan, imanın zirvesidir. Cibril Hadisi’nde Resûlullah (sav), ihsanı şöyle tanımlar: “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” (Müslim)
İhsan, sadece namazda değil; alışverişte, ailede, sokakta, yalnızlıkta da Allah’ın huzurunda olma bilinciyle yaşamaktır. İhsan sahibi kul, kimse görmese bile doğru olandır.
Sahabenin Hayatında İhlas ve İhsan
Hz. Ebû Bekir (r.a.), gizlice sadaka verir, kimse bilmesin isterdi. Bir gün, yardım ettiği kişinin kör bir dilenci olduğu anlaşılmıştı. Kendisine “Niçin gizliyorsun?” denildiğinde şu cevabı vermişti:“Sağ elim verdiğini sol elim bilmesin diye.”
Hz. Ömer (r.a.), geceleri sırtında un çuvallarıyla fakirlerin kapısını çalar, kendini tanıtmazdı. Ona “Bu yük sana ağır değil mi?” dendiğinde şu sözü söylemişti: “Beni kıyamet günü taşıyacak olan bu yüktür.”
Âlimlerin Diliyle İhlas
Hasan-ı Basrî rahimehullah der ki: “İhlas, amelin korunmasıdır; riya ise onun felaketidir.”
İmam Gazâlî, ihlası şöyle tarif eder: “İhlas, kulun Allah’tan başka hiçbir şeyi hedeflememesidir. Cennet bile olsa…”
Cüneyd-i Bağdâdî’ye ihlas sorulduğunda şu veciz cevabı verir: “İhlas, kul ile Rabbi arasında bir sırdır; ne melek bilir yazar, ne şeytan bilir bozar.”
Çağımıza Seslenen Bir Hakikat
Bugün en büyük tehlikelerden biri, hayrın gösteriye dönüşmesidir. Paylaşılan iyilikler, sergilenen ibadetler, alkış bekleyen fedakârlıklar… Oysa ihlas, sessizdir. İhsan, reklamsızdır. Allah için yapılan iş, etiket taşımaz.
Mevlânâ bu hakikati ne güzel özetler: “Gösteriş için yapılan ibadet, saman çöpü gibidir; ihlasla yapılan ise altın.”
Sonuç: Kalbi Düzeltmeden Yol Düzelmez
İhlas ve ihsan, imanın süsü değil; bel kemiğidir. Kalp düzelmeden amel düzelmez. Niyet temizlenmeden yol açılmaz. Rabbimiz bizden çok iş değil; sahih niyet ister.
Bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: “Bunu gerçekten Allah için mi yapıyorum?”
DUA
Allah’ım!
Kalplerimizi ihlasla arındır, amellerimizi riyanın gölgesinden koru.
Bizi, seni görüyormuşçasına yaşayan ihsan ehli kullarından eyle. Âmin
Ya Rabbi!
Az amelimizi samimiyetle bereketlendir,
Çok amelimizi gösterişle heba etme.
Bizi insanların değil, Senin rızanın peşinde koşturanlardan eyle.
Son nefesimizi ihlasla, Hesabımızı ihsanla, Buluşmamızı cemalinle nasip eyle Allah’ım. Âmin.