Sana Yazıyorum Baba çünkü çok üşüyorum.
Sen gittiğinden beri Şubat daha soğuk, yürekler daha buruk, duygular daha sönük, dünya daha da anlamız baba…
2018’in Şubat’ında ayrıldın aramızdan. Takvim yaprağı koptu sandım oysa içimden bir parça koptu. O günden beri şubat ayı her geldiğinde, içimde aynı yer üşüyor, aynı parça sızlıyor baba. Ayaz dışarıda değil baba, eksikliğinde.
Her 12 Şubat’ta daha çok hissediyoruz yokluğunu. Anılarımız canlanıyor gözümde, boğazım düğümleniyor, göz yaşıma hakim olamıyorum baba… Erkek adam ağlar mı demeyin babanız yanınızda değilse ağlarsınız. Anılarınız gözünüzde canlanıyorsa ve o doyumsuz günlere özlem duyuyorsanız ağlarsınız. Hem de hüngür hüngür ağlarsınız.
Sesine, susuşuna, yokluğuna ağlıyorum baba…
Seninle geçen günler çoğaldıkça değil, azaldıkça ağırlaşıyor. İnsan bazı şeyleri zamanla unutmazmış baba. Zaman geçtikçe daha iyi anlarmış neyi kaybettiğini. Şubat geldi mi, bunu yeniden yeniden öğreniyorum baba…
Şubat şehitlerin ayı derler ya, işte bu beni bir nebze de olsa teselli ediyor baba.
Bu ay, hakikat uğruna can verenlerin ayı…
Hasan el-Benna’yı, Seyyid Kutub’u, Malcolm X’i, Metin Yüksel’i anarlar. Onlar bir davanın şahidi olarak gittiler.
Sen ise sessizce gittin baba.
Ne slogan vardı ardından.
Ne kalabalık…
Ama yokluğun, en gürültülü ayrılık oldu baba.
Bazen düşünüyorum:
Şehadet sadece kurşunla mı olur?
Yoksa ardında bu kadar derin bir boşluk bırakan her gidiş, bir şahitlik midir?
Sen gittin, bana sabır kaldı, ağır sorumluluk kaldı.
Her Şubat’ta yeniden öğrenilen bir sabır bir sorumluluk.
Ayaz içimdeki kör ateşi söndüremedi baba.
Ama o ateş zamanla duaya dönüştü.
Her 12 Şubat’ta dilimden aynı dua dökülüyor.
Ya Rabb! Şubat ayının şehitleri hürmetine babamı affet…
Onların şahitliğine seni de ortak etsin.
Bu dünyada içimi üşüten ayrılığı, ahirette bir kavuşmaya çevirsin.
Şubat çok soğuk baba.
Ama senin yokluğun daha fazla üşütüyor.
Rahmetle…