Takvimde Şubat ayı yılın en kısa ayıdır. Ama bizim hafızamızda en uzun cümleler bu ayda kurulmuştur.
Şubat, sadece soğuğun arttığı, zemheri soğukların olduğu bir zaman dilimi değildir. Bu ay, fikrin bedelinin hatırlatıldığı bir aydır. Aynı çağrının farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ama aynı bedelle yankılandığı bir zaman dilimi…
Şubat ayı demek, Hasan El Benna, Seyit Kutup, Şeyh Şamil demektir. Şubat ayı demek, İskilipli Atıf hoca, Necmettin Erbakan, Metin Yüksel demektir.
Hasan el-Benna, İslâm’ın hayattan sürülmesine razı olmadı. Teşkilat kurdu ama asıl tehlikeli olan bu değildi. O, Müslümanlara yeniden “ayağa kalkmayı” hatırlattı. Bu yüzden susturulmak istendi.
Seyit Kutup kalemle başladı, darağacında tamamladı hayatı. Yazdıkları bir rejimi değil, bir zihniyeti rahatsız etti. Onu asanlar bir adamı değil, bir çağrıyı yok edeceklerini sandılar.
Malcolm X, Amerika’nın kalbinde siyah öfkeyi İslâmî bilinçle buluşturdu. Irkçılığın ürettiği nefreti, adalet arayışına dönüştürdü. Dönüşümü, onu tehlikeli kıldı. Çünkü uyanan bir insan, silahlı bir düşmandan daha korkutucuydu.
Bu topraklarda Metin Yüksel vardı. Gençti, temizdi ve cesurdu. Şehadet, onunla birlikte bu coğrafyada romantik bir kavram olmaktan çıktı, gerçek ve yerli bir hakikat hâline geldi.
Ve bazıları şehadeti kurşunla değil, ömürle yaşadı. Mehmet Emin Saraç, ilmiyle; Necmettin Erbakan, siyasetiyle tüketildi. Hayatları boyunca yalnızlaştırılmak, itibarsızlaştırılmak istediler ama onlar direndiler. Şehadet bazen bir anda olur, bazen bir ömür boyu sürer.
Şubat ayı bu yüzden şehitler ve şahitler ayıdır. Çünkü bu ayda ölenler, aslında çoktan yaşamayı göze almışlardı. Onlar için şehadet bir son değil, bir şahitlikti.
Asıl soru şudur;
Şehitlerin ardından biz neye şahitlik ediyoruz?