<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Müslüman  Dünyanın Sesi</title>
<link>https://muslumandunya.com.tr</link>
<description>Kelimeyi şehadet getirip müslüman olduğunu ikrar eden bütün müslümanlara kucak açmak, birlik ve beraberlikleri için gayret sarf etmek.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://muslumandunya.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://muslumandunya.com.tr</title>
<url>
https://muslumandunya.com.tr/images/genel/MslmanZDnyayaZSelamZolsunZ5.png
</url>
<link>https://muslumandunya.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>AKILSIZLIK GİRDABINDA KURTULMAK</title>
<description><![CDATA[<p>Aklını Kullanmayanlara Pislik (Abd-İsrail) Musallat Olur. (Yunus Süresi 100)</p>

<p>Ortadoğu'da siyasi denklemde konuşulması gereken her şeyi mezhepsel alanlara yüklemek, bu mezhepsel kavramlar üzerinden taraf oluşturup anlamaya çalışmak düşmanlık üretmekten başka bir şeye yaramayacaktır.</p>

<p>Sözlerin bütünlüğü, tarihsel koşulları, muhatapları, bağlamı dikkate alınmadan "Sünni -Şii" gibi ifadelerin kurulması cümlelerin kurşuna dönüşmesidir.</p>

<p>Savaş önce zihinlerde ve cümlelerde başlar. Sonra bedenlerde cürümlere dönüşür. Bu anlamda zihinlerimize ve cümlelerimize zerk edilmek istenen her düşmanlık zalimlerin, emperyal güçlerin elini güçlendirir.</p>

<p>Tarihin tozlu raflarında kalmış fetvaları, olayları, acı tecrübeleri bir tarafa bırakıp "Ey Şiiler kardeş olun, ey Sünniler kardeş olun" düzleminde "Ey Allah'ın kulları kardeş olun düzlemine geçmeliyiz."</p>

<p>Ortadoğu'da mezhepsel sorunlar dinamik ve belirleyici değil. Asıl belirleyici faktörler siyasal ve çıkarsal ilişkilerdir. Sadece savaşı kızıştırmanın, insanları harekete geçirmenin en kolay yolu dinsel ve mezhepsel cepheler açmaktır.</p>

<p>Ne Irak'ta ne Suriye'de mezhepler savaştı. Savaşan siyasetlerdi, çıkarlardı. Bu anlamda ne Saddam sünnidir ne Esat Şiidir. Irak ve Suriye'de yaşananlar tek taraflı bir kesime mal edilmeyecek kadar derindir.</p>

<p>Bize düşen siyasal ve çıkarsal zeminlerimizi Müslümanların yararına taşımaktır. Müslümanlar birbirlerinin siyasal ve çıkarsal zeminin düşmana muhtaç etmekten, mecbur kılmaktan vazgeçmelidir.</p>

<p>Hucurat Süresi 8. ayette "bir topluma kininiz adaletsizliğe sevk etmesin." İçte başlayan kin ve nefretin dışarda adaletsizliğe ve iliskiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Onun içindir ki Rabbimiz içimizi temizliyor. Zira insan daha çok içten inşa olur veya yıkılır. </p>

<p>Hicr Süresi 47 ayette cennetliklerden bahsedilirken "Biz onların kalplerinde kin ve nefret adına ne varsa hepsini söküp atarız. Dost ve kardeş olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar." diyor Rabbimiz. Bu ayet sadece ahiret için düşünülmemelidir. Zira bu dünyada eğer kardeşler olarak kin ve nefreti aramızdan söküp atabilirsek tahtlar üzerinde (güce, güzelliğe, özgürlüğe) ulaşabiliriz. Bunu yapamazsak kendi tahtlarımızda, topraklarımızda düşmanların ayakları altında kalırız, eziliriz, sömürgeleşiriz.</p>

<p>Hucurat Süresi 9. Ayette Rabbimizin emri ilahisine daha çok kulak vermeliyiz. "Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever."</p>

<p>İki Müslüman grup birbiriyle vuruşursa hemen taraf tutun demiyor. "Hemen" aralarını düzeltin diyor. Zira aralar hemen düzelmezse araya fitne, fesat ve fırsatçılar girer. Bunlar girdikten sonra artık düzeltmek istesenizde düzeltemezsiniz. Zira yine ayetin iradesiyle "Yeryüzünde fitne fesat çıkaracak ve kan akıtacak birileri" olacaktır. (Bakara 30) Onun için "fitne katıldan kötüdür." (Bakara 219) Zira fitnenin olduğu yerde kanın akması kaçınılmazdır.</p>

<p>Müslümanlar tarih boyunca kâfirlere karşı savaşında galip gelmiştir. Yenilse dahi kolayca toparlanabilmiştir. Lakin İç savaşların imtihanı da bedeli de ağır olmuştur. Zaten içerinin zaafiyetleri bizi zayıflatıyor ve zayıflığımız düşmanları tahrik ediyor. ABD eski savunma bakanı Rasmusen'in ifadesiyle" zayıflık tahrik edicidir."</p>

<p>Bu anlamda iç savaşlarda hiç kimse masum kalamaz. Herkes sorumludur. Ve herkes hatasına sığınmak yerine herkes hatasıyla yüzleşmelidir.</p>

<p>Hatayı yarınlara taşımaktan hayır gelmez. Bu anlamda Türkiye'de bazı kesimlerin Taliban üzerinden İran'a yönelik düşman diline rağmen Afganistan İslam emirliği ve Taliban'ı tebrik etmek lazımdır. Geçmişin sayfalarına, hatalarına ve acı tecrübelerine sığınmadan İran'a yönelik hiçbir olumsuzluk ifadesinde yer almadı. Bilakis insani ve İslami olan destek ve taziyelerini ilettiler.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//akilsizlik-girdabinda-kurtulmak/1086/</link>
<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ben İmam-Hatipliyim, ÖNDER’im</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size: 18px;">Yaşım 16, 9.sınıf öğrencisiyim beni ilk mektepten beri yetiştiren anne babama öğretmenlerime duacıyım. Lisede İmam-Hatipli olmanın huzurunu, gurunu yaşıyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Hem kendim için, hem toplum için yararlı bir mektebe gittiğime inanıyorum. Belki diğer liselere göre birkaç ders fazla görüyoruz, ama olsun bu beni yormuyor, mutlu ediyor, üstelik okul dışında da bu mesleki derslerin daha detayını öğrenmek için çalışıp çabalıyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Malumunuzdur öğrencilik yaşlarında ne öğrendik öğrendik yoksa hayata atıldıktan sonra isteseniz de artık şimdiki kadar araştırmaya öğrenmeye zamanınız olmuyor. Çünkü yaşın getirdiği sorumluluk gereği çalışıp kazanmanız lazım, evlenip hayata değer katmanız lazımdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bunu düşünerek 24 saatimin tamamını, uyku, ibadet ve küçük molalar hariç derslerime ayırıyorum, derslere çalışmak bana çok eğlenceli geliyor, çünkü öğrendiğim her şey bana değer katıyor, beni olgunlaştırıyor, sevap haneme yazılıyor. Yüce Allah’a şükürler olsun ki erkek imam-hatip talebesiyim, bu da Allah’ın bir lütfudur,  bu çarpık Kemalist sistemde bize bu imkanı veren başta İmam-hatipli Reisi cumhurumuza da idari karosuna da müteşekkirim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Ne yazık ki çevremde bu okulların bu derece yararlı imkanlar sağladığını çoğu bilmiyor. Zaten diğer liselerdeki derslerin aynısını görüyoruz ayrıca birçok meslek ve tercihli derslerle de kendimizi yetiştiriyoruz, mesela bu geçen 6 ayda nerdeyse pratik Arapçayı konuşacak kadar öğrendim, zorda kalırsam kendini ifade edebilirim, böyle giderse son sınıfa gelene kadar galiba Arapçayı sökeceğim inşallah.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Aslında bu ders yoğunluğuna göre bizim iki diploma almamız lazım; hem lise diploması hem imam-hatip diploması almayı hak ediyoruz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İslam’ın hassasiyetlerini, Allah’a iyi bir kulu olmanın yolunu, iyi bir insan olmanın gereklerini öğretiyorlar hocalarımız. Bir iki kültür dersleri öğretmenlerimiz var, ibadet açısından zayıftırlar ama bir eziklik içinde oldukları da fark ediliyor, inşallah onlara da ibadet nasip olur, ama şu var ki zamanında yaptığınız ihmaller kalbi karartır, bu yaştan sonra da ibadet zor gelir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Evet matematik, fen, felsefe lazım ama ondan önce Allah’ı tanımak lazım, ilk işimiz, ilk hedefimiz iyi bir kul almak, o diğer tabii bilimler kolay işler baksanıza gençlerimiz ya Allah dediler İHA/SİHA yaptılar, ama rızayı ilahiye kavuşmak o kadar kolay değildir. Haddi teklif olan 15’inden sonra farzları yerine getirerek, sünnet ve vaciplere riayet ederek, helal, hayırlı bir tarzda yaşayarak sekerat-ı mevte kadar bu güzel hayati sürdürmek gerekir. Zor değil ama sabır gerektirir.  </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Derslerim not açısından 90-100’den düşmüyor, çünkü ben not için çalışmıyorum, öğrenmek için derslerime dikkat ediyorum not zaten kendiliğinden geliyor. Hiçbir dersin sınavı için heyecanlandığımı hatırlamıyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Allah Anadolu insanından razı olsun, camiye cemaate değer verirler, imamı hep bir adın önde isterler zaten ondan dolayı ÖNDER imam-hatip demişler. İşte görüyorsunuz ülkemizin başında bir ÖNDER’li var, sadece ülkemizde değil dünyada ağırlığı hissediliyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Tabi bu okula devam ediyoruz yarın öbür gün bir meslek nasip olur olmaz onu düşünmüyorum bile, Rezzak Allah’tır, önemli olan iyi bir insan olarak hayata hazırlanmak, tabir yerindeyse “eli karda gönlü yarda olmak.” Şerefli bir hayat her şeyin başıdır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Evet imam-hatip olmak, ilahiyat okumak önemlidir, ama icap ederse bir sahada uzmanlaşıp üretken olmak da önemlidir, böyle giderse zaten sınav korkusu, stresi bende olmaz, çünkü burada öğrendiğimiz derslerden sorumluyuz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Madem toplum bize ÖNDER adını uygun görmüş, bu sorumluluk atmosferinde olmalıyız, kendimizi ona göre hazırlamalıyız, rahmetli Aliya İzzet Begoviç’in manidar bir sözü var; “yer yüzünün öğretmeni olmak için gök yüzünün öğrencisi olmak lazım” diyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bunun iki anlamı var, birincisi kainat kitabını okuyacaksınız, ikincisi de vahyin gölgesinde yaşayacaksınız. İşte o zaman her geçen gün insani kamil olma yolunda gün gün ilerlemiş olursunuz. İmam-hatip okullarının bunun için bir fırsat oluşturduğuna inanıyorum, okulumu seviyorum, bazı gereksiz insanları özgürlük adı altında “efendim kendinize zaman ayırın, bazen gezin tozun” dedikleri gibi gaflete düşmeden hayırlı işlerdeki çalışmalarımızdan dolayı yorgun düşmekten keyif alıyorum, Allah var arkadaşlarım da öyle, yani ortam da çok önemli malum cini şeytanlar kadar, insi şeytanlar da var, uzak durmak lazım.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Üç de tavsiyem var,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İlki velilere çocuklarınızı imam hatiplere gönül huzuru içinde gönderin, kendilerine de size de faydaları olsun,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İkinci tavsiyen öğrencilere bu okullara gelin burada tatlı bir yorgunluk yaşasanız da ileride huzurlu bir hayatınız olur,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Üçüncüsü de yöneticilerden bir talebim var, imam-hatip ruhu ile barışık olmayan öğretmenleri bu okullara göndermeyin, matematiğin, fennin telafisi olur, ama öğrencini itikadı zedelenirse telafisi zor olur, benden söylemesi. </span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Selam ve dua ile yaşayın.</span></p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ben-imam-hatipliyim-onder-im/1085/</link>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Guh Bidin Me  (Ji Zarokan Ji Mera Mektub) </title>
<description><![CDATA[<p style="margin-left:-.25pt;">Ava axir zemanê,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Em biçukun ne zanin,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Her tiştin me gora we,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Em dixwazin serbestî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Rev û, meş û helbestî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Lîstik û, xwendin û histranî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!</p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Çar dîwara da sebr nayê,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Bê hevaltîw, birayî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Ev hâl me dixin tayi,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!</p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Her tişt xatayê meyi,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Çima ji bo me fam nayê?  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Xwêndinî ne vayayê,</p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Em dixwazin xwêndinî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin û, kal û bavti,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Her tişt ji me dûr ketî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Rûmetî, tu nemayi,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Rindîw, çêyi qedyayi,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Vana xetê  wê mezinayi,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Wer ji bo dunyê xebat,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Bi vana dawya me hat,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Ka axireta me heyhat,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Em dixwazin pirkê xwe,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Kalik û mezinê xwe,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Têkilîw biratya xwe,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Em xera bûn bi ekrana  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Dûr bûn hemûj cîrana  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Bê kesîm kir nav dirana,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Va Qur’an’a ji bo me,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Dîn, axiret ji bo me,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Hêdî vana bidin me,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Berdin şuxla fuzûlî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Dest bidin meb aqiltî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin kin meb hezkirî,  </p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Hêdî besi,  guh bidin me!</p>

<p style="margin-left:-.25pt;">Mezin no, guh bidin me!  </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//guh-bidin-me-ji-zarokan-ji-mera-mektub/1084/</link>
<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 09:04:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>VAH HALKIM VAH</title>
<description><![CDATA[<p> Biz ihtişâmlı bir Sultân'ın bize tahsis ettiği bir kasabada yaşayan halklardık. Sultânımız bize bol ikrâmda bulunur, kasabanın bütün ihtiyaçlarını giderir, muazzam bir düzen sağlayarak bizi memnun ederdi.</p>

<p>             Bir kısmımıza üzüm bağları, erik ve kayısı ağaçlarının olduğu bahçeler, zeytin, kiraz ve karpuzun yeşerdiği bahçeler verirken, bir kısmımıza müthiş manzaralı barınaklar verdi. </p>

<p>Hastalarımıza şifâ olsun diye vesileler verir tedavi ederdi. Üstelik bunları yaparken kimseden ne bir para ne de bir karşılık isterdi.<br />
Bütün bunlara karşılık bizden istediği tek şey: kendisine itâat etmemizdi.</p>

<p>       Sultânımız: her birimize verdiği eşsiz güzelliklerimizden birine bir ziyân geldiğinde, diğerlerimizin kendi güzelliklerinden kendisine paylaşmamızı da emrederek, bu sizin daha huzurlu bir yaşam sürmenizi sağlar dedi. Bu müthiş manzara ile gayet mesrur yaşayıp gidiyorduk.</p>

<p>       Bir gün aramızdan birileri dedi ki; bu kasabada biz yaşıyoruz, her birimiz bu kasabanın bir ferdiyiz güzelim kasabamızda niçin bizim değilde Sultan'ın sözü geçerlidir.<br />
Bu fitneye başkaları da dahil oldukça zamanla büyüdü. Aramızdaki akl-ı selimler yapmayın bu sizi felâkete götürür dese de kimse dinlemedi.</p>

<p>     Zaman geçtikçe bazılarımız bazılarının bâğına bahçesine göz dikti, kimi de zulm ile zayıf olanın elinden ne varsa el koydu.</p>

<p>Kendisini Sultan'ın yerine koyarak: artık burada benim hükmün geçerli deyip kendisine itâata zorladı. Bu hâl gittikçe çekilmez bir şekle girince çokları güçlü olana yanaşarak kurtuluşu ondan bekledi.</p>

<p>      Halbuki Sultan: sürekli mektuplar gönderir durumun vehâmetini bildirirdi. Eğer bu hâl ile devam ederseniz sahibi olduğum kasabadan sizi çeker alır çok daha çetin yerlerde esir ederim, üstelik sizin buna karşı koyacak gücünüz de yoktur diye tehdit ederdi.</p>

<p>Buna rağmen çokları zulm eden zalimlerin yanında durdu. Akıllarını başına alamayan bu akılsızlar yüzünden Sultan: bizim kasabamıza asi insanlar musallat etti.</p>

<p>Şimdi topyekûn sâdece karınlarımızı doyurmak için bu asi topluluğa hizmet ediyor kölelik yapıyoruz.<br />
          <br />
        Daha garibi hâlâ bir kısmımız bu hâli bir ikram olarak görüp onlara yaverlik yapmaya başladı.<br />
Sultan tez zamanda yine toplu bir şekilde bana iltica etmez ve bu halde devam ederseniz daha da kötü bir hâle sokarım sizi diye tehdit etti.</p>

<p>     İşin sonunda azgınlığımız bizi felâkete götürdü. Yahu ahali bu hâl yanlıştır diyenlere ise hor bakıp azarlamaktan başka birşey etmediler.</p>

<p>    Hâsılı: Sultan'a iltica eder yalvarır dururuz geriye kalan üç beş kişi, eğer bize merhamet edip bağışlamaz ise korkarım daha beter günlerimizi olacaktır.</p>

<p>Vesselam </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//vah-halkim-vah/1083/</link>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AROMA </title>
<description><![CDATA[<p>Önündeki  bardağın   sadece  dolu  tarafını  gören,  boş  tarafını  göremeyenler   gafiller,  görmek  istemeyenler  ise  hainlerdir.  Bardağı  göremeyenlere  bir  şey  diyemeyiz.</p>

<p>  Müslümanların  en  büyük  birinci  hatȃsı  neydi?   </p>

<p>Kendilerini  yetiştirmemek, yeterlilik  sınavında  sınıfta kalmak,   yeterli  kalite  ve  kapasiteye,  ilim  ve  ahlȃka   sahip  olmadan  yönetime  talip  olmak  hatta  yönetime  gelmek. Yönetime  gelmeyi   liyȃkat  zannetmek.  Bedavacılık  yapmak,  bedel  ödemeden,  çalışmadan  başarı   beklemek,  başarı  gelmeyince  gelmiş gibi  göstermek,   kendilerini  ve  başkalarını  kandırmak.    Allahtan CC  değil  tağutlardan  korkmak, Dünya  otoritelerini  putlaştırmak.</p>

<p>  İkinci  en  büyük  hatȃ  nedir? </p>

<p>İslȃmın  arkasına  saklanmak,   İslȃmı  pazarlamak,    hata  ve  yanlışlarına  İslȃm  kılıfı  geçirmek,  faturayı  islȃma  çıkarmak.   Din   sömürüsü  yapmak.</p>

<p>Bunun  pek  çok  bileşeni,  katkısı  vardır,</p>

<p>Müslüman olmadan  önce   iyi  insan  olamamak</p>

<p>Muarızların  ve  düşmanların  yaptıkları  adȃletsizliği  veya  daha  fazlasını  eline  fırsat  geçince   onlara  yapmak.  Böylece  onları  yaptıkları  ve  yapacakları  kötülüklerde  haklı  çıkarmak.  İntikam  almalarına  zemin  hazırlamak.</p>

<p>Müslüman  olduklarını,   insanların,   gözlerine  sokmak,  başlarına  kakmak.</p>

<p>Müslümanlığı,  eylemlerinde, ahlȃk  ilim  ve  adȃlette  değil,  söylemlerinde  göstermek,   </p>

<p>Teoride,  edebiyatta,  lafta   müslüman  olmak,   pratikte  olamamak.</p>

<p>Yüksek  bir  ahlȃk  ve  adȃlet  sahibi  olmadan  müslüman  olunamayacağını  anlayamamak.  İslȃmın  beş  şartını  bilmek,    önşartını  bilmemek.</p>

<p>Müslüman  olmayanlara  tamamen  yanlış  yaklaşmak,  onlara  önyargılı  ve    itici  olmak  ortak  paydaları  görememek.  Daha  müslüman  olmamış  insanları    namaz kılmıyor,  oruç  tutmuyor  diye kınamak,  küçük  görmek.</p>

<p>En  kötüsü,  dini  çıkar  amaçlı  kullanmak,  din  üzerinden  menfaat  ve  itibar  devşirmek.</p>

<p>Haksızlıklara  ve  adȃletsizlere  karşı  çıkmamak.  Fakir  ve  yoksulları  savunmamak  bunu  solculara  bırakmak.   Emperyalizme  karşı  çıkmayı   ateistlere,   sosyalistlere  bırakmak.</p>

<p>10)Kȃfirleri  ve  İslȃm  düşmanlarını  dost  edinmek.</p>

<p>Önderlerini  ilahlaştırmak. Onları  kusursuz  ve  kutsal  görmek,  şirke  girmek.</p>

<p>Kişilerin  makamlarını  onların  yeterliliği  olarak  görmek.</p>

<p>Başkalarının  hatȃlarını  kendi  hatȃlarına  mȃzeret   yapmak.</p>

<p>Müslüman  olmayanları    hatta  olanları  bile  başkalaştırmak,  toplumu  bölmek  ve  ayrıştırmak.</p>

<p>Hiçbir   zaman  öz eleştiri  yapmamak.  Nefislerini  hesaba  çekmemek,   kibir,  gurur  ve  kendilerini  beğenmek.</p>

<p>İslȃmı  olduğundan  çok  daha  farklı,  yanlış  ve olumsuz  tanıtmak. Temsil  edememek.</p>

<p>Bütün  bunları  toplayıp  bir  kazana  koyar  ve  karıştırırsanız,  burnunuza  buram  buram  münȃfıklık kokusu  gelir.  Evet   cehȃlet  kazanında   pişirilen  ve  yedirilmek  istenen  yemek  aynen  budur.  Münȃfıklık.   Tabii  ki  kokuyu  duymamanız  için  yemeğe  bol  miktarda   İslȃm   aroması  katıldığını  söylemeye  hacet  yoktur.</p>

<p> </p>

<p>  Peygamberimiz,   gençliğinde,   daha  İslȃmı  tebliğ  etmeden  çok  önce  Hilf-ul Fudl  diye  bilinen,  hayır,  iyilik, yoksulu,  garibi korumak ve  kollamak   hareketinde  faal  olarak  çalışmıştır.  Kendisine  düşmanları  bile  mallarını  emanet  edecek  kadar  güvenilir   ve  emin   bir  İnsandı.  Asla  yalan  söylemedi.  Asla  Allahın CC   kendisine  emanet  ettiği  görevden  başka  hiçbir  şeyin peşine  düşmedi. İsteseydi,  kendisine  teklif  edildiği  gibi,   kolayca   Mekkenin  ve  bütün  Arabistanın  hükümdarı  olabilirdi. O  Allahın CC  kulu  olmayı  seçti.  Allah CC da  onun  adını  yüceltti  ve  nurunu  yerlerde  ve  göklerde,  dünya  ve  ȃhirette   yarattıkları   arasında  en  parlak,  en  göz  kamaştırıcı   nur  yaptı.</p>

<p>  Allahın CC  kulu  olamayanlar,  şeytanın  kölesi  olurlar.  Aroma  ne  olursa  olsun.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//aroma/1082/</link>
<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İstikbal Marşı</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Bu gün İstiklâl Marşımızın kabulünün 105. Yıldönümüdür. Ülkemizin<br />
Emperyalist ülkelerce dört bir yandan işgal edilmesine karşı başlatılan Milli<br />
Mücadele yıllarında kaleme alınan İstiklal Marşımızdan ilham ile “İstikbâl”<br />
şiirimi kaleme aldım. Kültürel Emperyalizm etkilerinin had safhaya ulaştığı<br />
günümüzde; hem kişisel, hem de toplumsal açıdan milletimizi bir tefekküre ve<br />
uyanışa sevk etmek için bu şiirimi kaleme aldım. Okunup, tefekkür edilmesi<br />
dileklerim ile…</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İSTİKBÂL MARŞI:<br />
Kork ki Allah’tan; tüm korkularını yenersin,<br />
Tarihteki ihtişamına geri dönersin,<br />
Umutsuzluk girdabına zinhar girmeyesin,<br />
Hâkimiyet, kayıtsız şartsız Hakk’ın diyesin.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Çat şeytanına ve nefsine kârlı çıkarsın,<br />
Menfaate kul ve köle asla olmayasın,<br />
Emeğin hakkı kutsaldır; çokça çalışasın,<br />
Yetim hakkı yiyenin yüzüne bakmayasın.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ben egosunu yenip; mütevazı olasın,<br />
Fakirlere ve miskinlere sahip çıkasın,<br />
Tüm canlıların yaşam hakkını koruyasın,<br />
Hakk’ın hatırını daima âli kılasın.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Garbın medeniyeti büyük bir rezalettir,<br />
Onları taklit etmek elbette bir zillettir,<br />
Özüne dönen kişileri Rabbim yüceltir,<br />
Tevhit sancağımız istikbâlde hep yüksektir.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Arkadaş, bu vatanın her karışı kutsaldır,<br />
Bizler sahip çıkmaz isek akıbet virandır,<br />
Vatanını satan hainler elbet düşmandır,<br />
Neme lazım fiilinin sonucu hüsrandır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bastığın toprak şehit kanıyla sulanmıştır,<br />
Şehitlerin bereketi ülkeye akmıştır,<br />
Şehadet şiarı bütün çağları aşmıştır,<br />
Tarih sayfasında ulvi yerini almıştır.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Kim vatanıma yan bakmaya cüret ediyor,<br />
Ecelini kendi eliyle kara yazıyor,<br />
Bir hilalin uğruna ne yıldızlar batıyor,<br />
İsimsiz kahramanlar bu vatanda yatıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ruhumu, Rahmana sattım dünya pazarında,<br />
Gam çeker miyim? Artık şu fâni dünyalarda,<br />
Ezanın sedası yankılansın semalarda<br />
Vatanın istikbâli parlasın ufuklarda.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">O zamanlar gönlüm gül ve gülistanlık olur,<br />
Girift girdabındaki kalbim ferahlık bulur,<br />
Biçare kalmış gönüllere derman bulunur,<br />
İstikbâlde millet daima umut var olur.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Dalgalansın bayrağım; yudumun her yanında,<br />
Ezanlar okunsun bebeklerin kulağında,<br />
Maddi, manevi üretim olsun her alanda,<br />
Mutluluk olsun Anadolu’mun her ocağında.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yasin YILDIZ</span></p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//istikbal-marsi/1081/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 21:26:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>"RAFİZİ İRAN" SÖYLEMİ ÜZERİNE! </title>
<description><![CDATA[<p>Ne zaman İran ABD ve İsrail'in başına bombalar yağdırmaya başlasa hemen Şiilik, Sünnilik, Rafizilik söylemleri devreye heyecanla büyük bir tehlike varmış gibi korku uyandırarak girer. ABD, Şiilik tehlikesi ve yayılmacılıgını! kendisine kukla olmuş ülkelere tehdit olarak gösterip onları daha çok haraca bağlar, sömürgeciliğini derinleştirir, varlığını kalıcılaştırır. <br />
Bu durum bölge için en büyük tehdit ve düşman olan ABD ve İsrail'e yoğunlaşması gereken öfkeyi sevgiye dönüştürmeye bile sevkeder. <br />
Öyle ki bölge devletler yayılan ABD ve İsrail emperyalizmini kendileri için büyük bir kurtuluş olarak görmeye başlar. ABD'nin tecavüzüne aşk duygusuyla yaklaşırlar. <br />
Oysa sorgulanması gereken İran'ın Şii yayılmacılıgı (ki bana göre çoğu kez abartıdır) Rafiziligi! değil ABD emperyalizminin yayılmacılıgıdır. <br />
Medyamızda kesik videolar üzerinde zaten bir algı savaşı var iken bugünlerde en çok yapılan yanlışlardan biri de "Rafizi İran" kavramsallaştırmasıdır. <br />
"Râfizî, kelime anlamı olarak "terk eden, reddeden" demektir. İslam tarihinde, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in halifeliklerini kabul etmeyip reddeden, Şiî unsurlar taşıyan bâtınî gruplar için kullanılan terimdir."<br />
İran'ın en büyük ve resmi mezhebi Rafizilik değil "Caferiliktir. Sonra Zeydilik" olmasına rağmen sürekli "Şiilik eşittir Rafizilik" genellemesi bir toplumu en kötü örnekle genelleştirip düşmanlaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. <br />
Her mezhebin ve toplumun sapkını ve uç kesimi var iken getirip dar ve kötü örneğe bir toplumu ve mezhebi sığdırmak mümin aklına ve ahlakına yakışmaz. Ama maalesef gelin görün ki bugünlerde koca koca camia insanları bu hataya düşmektedir. Yada kasıtlı olarak kullanmaktadır. <br />
Günümüz dünyasında özellikle mezhepsel konuların hala bu kadar konuşulup birbirini ötekileştirmenin aracı olarak kullanılması üzücüdür. <br />
Oysaki bugün Ortadoğu'da yaşanan olaylarda mezhepsel etkenlerin siyasal alanda ağırlığı ve belirleyiciligi abartıldığı kadar çok değildir. Ortadoğu'da gelişen olaylarda "mezhepsel denklemler yerine siyasal dengeler" belirleyicidir. <br />
Her siyasal olayı mezhepsel alan üzerinden okumak meseleyi çıkmaz sokaklara hapsetmekten öteye geçemeyecektir. <br />
İlk dönem mezhep imamlarından imam Cafer ile imam Ebu Hanife arasındaki ilişki ve yakınlık aslında mezhepler arasındaki farklılığın bir uzaklaşma nedeni, kavga ve tekfir nedeni olamayacağını göstermesi açısından önemlidir.<br />
İran hatadan münezzeh değildir. Hele ki bunca savaş, ambargo, ihanet, kuşatma, propaganda altında yıllarca kalmış bir yönetimin hata yapmama lüksü yok. Lakin ABD ve İsrail emperyalizmine karşı tüm mücadeleyi getirip İran'ın omuzuna yüklemek de ne kadar doğru. <br />
Neden İran'a sorulan sorular, yüklenen sorumluluklar, atfedilen sorunlarda aynayı birazda kendimize, ülkemize, ilişkilerimize çevirmiyoruz. Kendimizi, ülkemizi, ilişkilerimizi binbir teville yorumlayıp karşıya aldığımız İran'ı hunharca yargılıyoruz. <br />
Bu acı tabloların hiçbir yerde yaşanmaması için müslümanlar birbirini düşmanlara muhtaç edecek söylem, siyaset ve ilişkilerde ellerini, dillerini, yazdıklarını uzak tutmalılar.<br />
Kısaca diyelim: <br />
Şiilik eşittir Rafizilik değildir. <br />
İran'ı emperyal işgale karşı savunmak eşittir Şiiligi savunmak, Şiileşmek değildir.<br />
Amerika'ya köpeklik yapan Körfez ülkelerinin duruşu "Sünnilik" olmadığı gibi bunlarla mücadele etmek de Sünniler ile mücadele etmek değildir.<br />
Amin Maalouf "ölümcül kimlikler" eserinde Ortadoğu'da kimliklerin nasıl ölümcül hale getirildiğini maalesef görüyoruz. Aslında ölümcül kimlikler yoktur kimlikleri ölümcül hale getirmek vardır.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//rafizi-iran-soylemi-uzerine/1080/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>TAHTA KAPILAR</title>
<description><![CDATA[<p>Ne zaman bir tahta kapı görsem, içim huzurla dolar...</p>

<p>​Beni çocukluğuma götürdüğü için mi, yoksa çocukluğumu gıcırdayarak bu ana taşıdığı için mi, bilmiyorum. Sıcak komşulukları hatırlattığı veya o eski komşu sıcaklığını verdiği için de olabilir. </p>

<p>Mütevazı, kilitsiz, boyasız; beş tahta ve dokuz çiviyle mahrem alanı oluşturan, dosta ardına kadar açılıp yabancıya çelik kapı gücünde duran muhafızlar...</p>

<p>​Bazıları serkeş olur, iki adım gitmez. Omuzlar, ancak içeri geçecek kadar aralarsınız. </p>

<p>Bazıları da açılırken canı yanıyormuş gibi çığlık atar. Sanki ayakları romatizma olmuş bir insanı yürümeye zorluyorsunuz... Birazcık yağlansa uysal kediye dönecektir ama kimsenin aklına gelmez nedense. Belki de dış kapıdan gelen bu ses, hane içine bir "zil" efekti olarak yansır; Allahuâlem.</p>

<p>​Üstünde çok yük var bu kapıların. Kim bilir kaç mutlulukla ardına kadar açıldı, kaç kahırdan sonra kara kilitlerle kapandı? </p>

<p>Her birinin bir hikâyesi; sarmaladığı dut veya asma ağacıyla gölgelenen; hanımeli, ortanca, aslanağzı, kasımpatı, zambak veya gül kokan bir avlusu; sımsıcak, müstakil bir yuvası vardı.</p>

<p>​Eski komşular bir bir geçti gözümün önünden. Yerlerinde şimdi dikbaşlı betonarme binalar var. Yüzlerini ne kadar boyasalar, pencerelerini ne kadar büyütseler, üzerlerine renkli mantolar giydirseler de nafile... Yok, hayır! Sendeki o sade ve şahsına münhasır güzellik hiçbirinde yok.</p>

<p>​Bütün bir mahalleyi bir binaya soktular. Ensemizde komşuların nefeslerini hissediyor, hapşırsalar duyuyoruz ama gönüllerimiz arasında görünmez perdeler, aşılmaz mesafeler var.</p>

<p>​"Ayşe teyze! Annem seni çaya çağırıyor!"<br />
"Geldim, geldim!"</p>

<p>​Ah, Ayşe Teyze! Gele gide bizi kendine alıştırdın, sonra bir gün gelmeyiverdin. Kapını müteahhit açtı. Giderken komşuluğu da mı götürdün? Elindeki kâsede üç beş çay şekeri vardı; elin boş gitmesin diye onları da mı yanında götürdün? Bolluk var ama bereket kalmadı.</p>

<p>​Tahta kapılar... Çocukluğumuza açılan emektar yapılar... Sizinle konuşacak o kadar çok şey var ki! <br />
Yeniler bilmez bu dili, <br />
Anlamaz bu muhabbeti. </p>

<p>Demirden avlu kapılarının soğukluğu ile sizin samimiyetiniz bir olabilir mi Allah aşkına?</p>

<p>​Bir tarih, bir de biz; sizi asla unutmayacağız...</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//tahta-kapilar/1079/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size: 18px;">Dört yıldır Bilal-ı Habeş efendimizin ilk ezanı okuduğu gün olan 15 Haziran günü beşinci haremi şerif olarak bilinen Ulu camide anılıyordu bu defa 8 Mart “Dünya Veda Hutbesi Günü” olarak bu mübarek avluda anıldı. Bu önemli çalışmadan dolayı Diyarbakırlıları tebrik ediyor, bu iki sese de kulak vermek lazımdır diye düşünüyorum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Biz millet olarak ezanımıza sahip çıkabilseydik, insanımız firesiz tamamı ezanın anlamını, amacını, şeriat-ı garra içindeki yerini bilseydi, eminin daha samimi , daha da dinine bağlı, şahsiyetli bir toplum olurduk. En azında “filankes büyük başka büyük yok” diyerek önümüze slıgan bırakan kimselerin tuzağına düşmezdik çünkü “Allah-u ekber(En büyük Allah)” olduğunu bilirdik, acaba hayatta bundan daha önemli bir değer var mı?</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Veda Hutbesine gelince insanlık için bir huzur reçetesidir. Hicretin 10.yılı 9 Zilhicce ve Miladi 632 yılı 8 Mart günü okunan bu hukuki, insani ve İslami deklarasyona her zamankinden daha çok bu gün ihtiyaç vardır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bu bir Cuma hutbesi değildir, aynı gün farklı zaman ve yerde 100 bini aşkın bir sahabe kitlesine seslenen Resul-i ekrem Hz.Muhammed(sav) karşısındaki topluluğa 12 defa seslenmiş üç defa ey ashabım demiş, iki defa ey ehli iman demiş, yedi defa da ey insanlar demiş, bundan da anlaşılıyor ki bu hutbeye tüm insanlık muhtaçtır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bu kadar seçkin metnin içinde “şayet kadınlarınız istemediğiniz kişileri evlerinize alırsa hafifçe dövebilirsiniz” şeklinde geçen şartlı bir uyarıyı o anormal durumu dile getirmeden “kadınları dövebilirsiniz” diyormuş şeklinde tartışmaya açmak bir ark niyet hissi veriyor. Aslında Peygamber(sav) bir cinayeti önlüyor, düşünün mahallede dengesiz bir insan var ve siz eşinize “hanım şu kişiyi evimize almayalım” diyorsunuz ve geldiniz ki aynı kişi evinizde ne tepki gösterirsiniz? belki de kıyametler kopartırsınız, ya da katil bile olabilirsiniz değil mi? “Kadın bu adamın evimizde ne işi var” diyerek. Her halde o malum kişiye “hoş geldin bey” diyecek haliniz yok değil mi? Yani o uyarı dahi insan hiddetini frenlemek için ciddi bir hatırlatmadır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Malum Veda hutbesi bir yazıda analiz edilemez. Ben okullarda ve kurumlarda, Diyanetin ilan ettiği “Mevlidi Nebi yılı” münasebetiyle veda hutbesini anlatmaya gayret eden bir kardeşinizin, baktım ki her anlatışımda faydalı bilgiler aklıma geliyor, ben anlattıkça dinleyiciler mutlu oluyor, ya Allah deyip “İnsan Hakları Nebevi Beyannamesi” adıyla bir risale yazdım. Aslında daha hacimli bir kitap da yazılabilirdim ama veda hutbesinin orijinal mesajı uzun açıklamalarımın arasında kaybolmasın diye kitabı kısa tuttum.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Veda Hutbesi şimdiye kadar neden Namaz, Oruç, Hac, Zekat kadar gündemimize gelmemiş? her Müslüman onu baş ucunda tutmuyor? Onu da anlamış değilim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Diyanetten İstirhamımdır, tüm benliğime talebimdir, içtenlikle isteğindir 8 Mart günü “Dünya Veda Hutbesi Günü” olarak ilan edilsin, o hafta da “Dünya Veda Hutbesi Haftası” olarak değerlendirilsin, o haftanın içinde yer alan hem Cuma va’zında  hem de hutbesinde muhakkak veda hutbesine değinerek Müslümanlar uyarılsın.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İslam’ın temel değerlerinden bir olan halk diliyle “Peygamberinin vasiyetine” sahip çıkmak lazımdır, elzemdir, vaciptir.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Diyarbakır İl müftülüğünün Veda hutbesine sahip çıkması takdire şayandır. Bu konuda ki hassasiyetinden dolayı il müftümüz Celal Büyük hocamızı tebrik ediyorum. Veda hutbesinin çerçeveye alınmış halini esnafa dağıttığını da biliyorum. Zaten bu veda hutbesini anlatma fikri de Celal Büyük hocamızın Ağustos 2025’te Diyarbakır Sivil Toplum Kuruluşuyla yaptığı toplantıda söz vermiştim. O gün toplantının konusu Mevlid-i Nebi yılı olduğunu söyledi, kim ne yapabiliyorsa bir sivil inisiyatif olarak peygamberimizi anlatalım demişti, ben de Türkiye Aile Meclisi Güneydoğu Bölge Başkanı sıfatıyla toplantıya katılmıştım, Veda Hutbesi üzerinde Peygamberi anlatmayı taahhüt etmiştim. Yani yaptığım çalışmalarda hem diyanetin hem de İl müftümüzün da payı var.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Evet yazıyı burada sonlandıralım, ama Veda Hutbesine sahip çımaya devam edelim.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Selam ve esenlikle kalın.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Eyüphan Kaya</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Türkiye Aile Meclisi Bölge Başkanı</span></p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//cuma-hutbemizin-konusu-veda-hutbesi/1078/</link>
<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Direniş Eylemi</title>
<description><![CDATA[<p><span style="color:#0000FF;">Abdullah Yıldız. </span><a href="http://www.yeniakit.com.tr/"><span style="color:#0000FF;">http://www.yeniakit.com.tr/</span></a></p>

<p>Yemeğin bir ekranın önünde ya da bir ofisin köşesinde aceleyle kapıştırılan, yalnız başına yapılan bir eyleme dönüştüğü bir dünyada, Ramazan modern yaşamın sessizce aşındırdığı ritmi yeniden tesis eder…</p>

<p> </p>

<p>“Ramazan’ın Gizli Felsefesi” yazısında (Kritik Bakış, 04.03.2026) Karam Nama devam eder: ‘Yalnızlığın arttığı bir çağda Ramazan basit bir hakikati ortaya koyar: Topluluk istisnalarla değil, ritimle inşa edilir: İftar ânı, açlığın sonunu değil, paylaşılan zamanın başlangıcını işaret eder. Bu, insanların bir araya gelmeden bir araya geldikleri nadir bir andır; çünkü güneş ne kimseyi bekler ne de kimseye ayrıcalık tanır.’ Nama, Muhammed Abdulsater’in bunu The Guardian için kaleme aldığı son yazısında dile getirdiğini söyler: “İftar sadece yemek değildir; senkronizasyondur.” Bu cümle, Ramazan’ın felsefesini anlamak için geniş bir kapı aralar. İftar yalnızca ağza götürülen bir lokma değildir; insanların koşmayı bıraktığı, solmakta olan ışığı dinlediği ve bedenlerinin kendilerine geri döndüğünü hissettikleri kozmik bir hizalanmadır.</p>

<p> </p>

<p>Modernite, zamanı bireye göre uyarlamada başarılı olmuştur: Kişiselleştirilmiş çalma listeleri, özenle seçilmiş haber akışları, esnek çalışma saatleri ve aynı hane içindeki parçalanmış öğünler. Daha fazla özgürlük ve daha fazla yalnızlık. Son kalan toplumsal eylem olan yemek bile bireyselleşmiştir. Ramazan bu eğilimi kesintiye uğratır. Oruç özeldir, evet, fakat orucu bozmak toplumsaldır. Bekleme eyleminin kendisi paylaşılır ve onu belirleyen sınır insanî bir karar değil, güneşin hareketidir. Abdulsater: “Güneş, üretkenlik ölçütlerine kayıtsızdır; battığında batar” der. Çerçevelenmeye değer bir cümle.</p>

<p> </p>

<p>…Durkheim, insanların ortak bir ritüele katıldıklarında ortaya çıkan yoğun birlik duygusuna “kolektif coşku” der. Ona göre toplumlar yalnızca yasalarla değil, bireylerin kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olduklarını hissetmelerini sağlayan sembolik ritimlerle de bir arada tutulur… Ramazan onun kastettiğinin canlı bir örneğini sunar: Derin bir toplumsal bağ kuran basit bir gündelik ritüel.’</p>

<p> </p>

<p>Ramazan’ın bedenlerimiz ve zamanla olan ilişkimiz hakkında neyi açığa çıkardığı da önemlidir Nama’ya göre; ‘oruç, bir ibadet eylemi olmadan önce, bedensel egemenliğin yeniden kazanılmasıdır. Modern dünyada beden bir makine gibi muamele görür; hızla beslenir, durmaksızın zorlanır ve yorgunluğu hiçe sayan programlara göre performans göstermesi beklenir. Ramazan bedeni deneyimin merkezine geri getirir. Açlık bir zayıflık işareti değildir; bir dildir. Bize durmamızı söyleyen bir dil; dinlememizi, sınırlarımızı yeniden keşfetmemizi. Ramazan bize bedenin çalışmak için bir aksesuar değil, kendi ritmine sahip canlı bir varlık olduğunu hatırlatır. Bu ritme saygı duymak, insanlığımızı yeniden kazanmanın ilk adımıdır.</p>

<p> </p>

<p>Hız çağında beklemek bir direniş eylemine dönüşür: Ramazan beklemeye zorlar; gerektirdiği için değil, inancın ışığı gerektirdiği için. Bu bekleyiş zamanla olan ilişkimizi yeniden şekillendirir: Artık istediğimiz zaman değil, istenen zamanda yeriz. Bu, günlük bir disiplin alıştırmasıdır; fakat aynı zamanda bizi modernitenin dayattığı sonsuz seçeneklerin kaosundan da özgürleştirir.</p>

<p> </p>

<p>Gün batımının kimsenin itiraz etmediği tek sınır olması şaşırtıcıdır. İnsanların siyasetten kahve tercihlerine kadar her şey hakkında tartıştığı bir dünyada, gün batımı oylama gerektirmeyen tek gerçek olarak kalır. Manipülasyona bağışık bu doğal hadise, bize nadir bir kesinlik duygusu verir. Bu evrende hâlâ istikrarlı, bizden daha büyük ve bizi birleştirme kudretine sahip bir şeyin var olduğunu fısıldar.</p>

<p> </p>

<p>Eğer toplum konferanslar ya da sloganlar üzerine inşa edilmiyorsa, masa etrafında inşa edilir. Ramazan, masayı kadim rolüne geri döndürür: Sohbetin, kahkahanın ve paylaşılan sessizliğin mekânı olarak. İftar sırasında yemek bir amaç olmaktan çıkar, bir araca dönüşür: “Buradayız. Birlikte. Aynı anda. Aynı açlıkla. Ve aynı rahatlamayla.” demenin bir yolu olur. Ritüeller güçlerini benzersizliklerinden değil, tekrarlarından alır. Ramazan bize topluluğun istisnai bir olay değil, bir alışkanlık olduğunu hatırlatır: Her akşam birlikte bekleme ve birlikte yeme alışkanlığı; ta ki bu, ikinci doğaya dönüşene kadar.</p>

<p> </p>

<p>Nihayetinde Ramazan, zamanın müzakere edilebilir olduğunu ortaya koyar. Saatin kendisi değişmez, ancak her saatin anlamı değişir. Ramazan, milyonlarca insanın herhangi bir resmî kararname olmaksızın günlerini ortak bir değer etrafında yeniden düzenleyebileceğini gösterir...’</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//direnis-eylemi/1077/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ölen Benim, Öldüren Ben, El Benim Değil </title>
<description><![CDATA[<p>Siyonizm’in “böl parçala yönet sloganı” malum. Aslında hilafet ilga edilip çobansız sürüye dönüştürüldüğümüz günden beri bu tuzağa onlarca yıldır düşmeye devam ediyoruz. Düşman bir şekilde bizi birbirimize kırdırıp yeraltı yerüstü kaynaklarımızı talan etmeye devam ediyor. Şairin dediği gibi “Çalışan ben yorulan ben kâr benim değil. Ölen benim öldüren ben el benim değil.”</p>

<p>Tarihin bazı dönemleri vardır ki, yaşanan hadiseler yalnızca siyasi veya askeri gelişmeler değildir; aynı zamanda bir akıl tutulmasının, bir medeniyet kırılmasının göstergesidir. Bugün İslam coğrafyasına bakıldığında görülen manzara da tam olarak budur: Ölen bizim insanımız, öldüren yine bizim insanımız; fakat kazanan biz değiliz. Şu kısa ömrümüzde bunu onlarca defa gördük ve görmeye devam ediyoruz. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştu: <strong>“Mü’min bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz.” </strong>(Buhârî, Edeb 83; Müslim Zühd 63. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 29; İbni Mâce, Fiten 13)</p>

<p>Siyonizm’in ve küresel güçlerin yüzyıllardır uyguladığı en etkili strateji “<strong>böl, parçala ve yönet</strong>” siyasetidir. Bu yöntem yeni değildir; imparatorluklar tarihinden beri bilinen bir taktiktir. Fakat İslam dünyası açısından asıl kırılma noktası, ümmetin siyasi birliğinin sembolü olan hilafetin ilga edildiği dönemdir. Hilafetin ortadan kaldırılmasıyla birlikte İslam dünyası, ortak bir otoriteden ve stratejik birlikten mahrum bırakılmıştır.</p>

<p>Adeta çobansız bir sürüye dönen ümmet coğrafyası, o günden beri sayısız fitnenin hedefi hâline gelmiştir. Savaşların üçü bitmeden beşi birden başka yerlerde başlıyor. Halen islam coğrafyasının yarısından fazlasında fiili savaş hali yaşanıyor. Geri kalanın da hemen tamamı; sosyal, kültürel, iktisadi ve hatta askeri işgal altındadır. Tüm bu yaşananlar; düşmanın güçlü ve bizim zayıf oluşumuzdan değil, düşmanın aramıza saldığı tefrika sebebiyle gücümüzün dağılmasındandır.</p>

<p>Bugün Ortadoğu’dan Afrika’ya, Orta Asya’dan Güney Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşanan çatışmalara bakıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkar: Müslüman toplumlar çoğu zaman birbirleriyle savaşmakta, fakat bu savaşların ekonomik ve siyasi kazananı çoğunlukla dış güçler olmaktadır. Savaşlar düşmanın geçim kaynağı haline gelmiştir. Bir iki kuş değil, kuş sürüleri vurulmaktadır.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Savaşlar olmalı ki, emperyalistlerin devasa silah fabrikaları katlanarak büyümeye devam etsin.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Yaralananlar için ilaç üreten devasa endüstrileri büyümeye devam etsin</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Protez kol, bacak, göz üreten sanayileri coşarak yola devam etsin.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Yıkılan şehir ve ülkelerin yeniden imarı için inşaat malzemeleri üretimleri de katlanarak büyüsün.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Topraklarımızda petrol çıkarılır; ama refahı başkaları yaşar.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Yeraltı kaynaklarımız talan edilir; fakat fakirliği yine biz çekeriz.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Savaş bizim şehirlerimizde olur; fakat silah sanayisi başka ülkelerde büyür.</p>

<p style="margin-left:18.0pt;">Ve daha nice; bizim için götürü, onlar için getiriler…</p>

<p>Dahası, kardeşin kardeşe düşman edildiği bu tabloda gerçek düşman çoğu zaman görünmez hâle getirilir. Mezhep, etnik kimlik, sınır ve ideoloji gibi başlıklar üzerinden toplumlar birbirine kışkırtılır. Böylece ümmet enerjisini kalkınmaya, ilme ve medeniyet üretmeye değil; iç mücadelelere harcar.</p>

<p>Oysa tarih bize şunu açıkça göstermiştir: Müslümanlar birlik olduklarında sadece kendileri için değil, insanlık için de adalet üretmişlerdir. Parçalandıklarında ise hem kendileri zayıflamış hem de coğrafyaları sömürünün hedefi hâline gelmiştir. Bugün yaşanan trajedinin özeti aslında tek bir cümlede saklıdır:</p>

<p><strong>Ölen benim, öldüren ben; fakat kazanan ben değilim.</strong></p>

<p>Bu gerçeği görmek, suçlu aramak için değil; ibret almak için gereklidir. Çünkü bir toplum kendi hatalarını fark etmeden kaderini değiştiremez. İslam dünyasının bugün en büyük ihtiyacı, yeni düşmanlar üretmek değil; aklını, basiretini ve birlik şuurunu yeniden kazanmaktır. Zira bir ümmet kendi kardeşine doğrulttuğu silahı indirmedikçe, başkalarının onun üzerine kurduğu oyunlar da bitmeyecektir.</p>

<p>Şairin sözleri bu yüzden hâlâ içimizi sızlatıyor:</p>

<p><strong>“Çalışan ben, yorulan ben; kâr benim değil. </strong></p>

<p><strong>Ölen benim, öldüren ben; el benim değil.” </strong>Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke...</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//olen-benim-olduren-ben-el-benim-degil/1076/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:44:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İsrail-ABD, İran Ve Biz</title>
<description><![CDATA[<p>Bir haftadır İsrail ve eli silahlı eşkıya ABD, İran’a var gücüyle saldırıyor. İran, elinden geldiği kadarıyla da cevap vermeye çalışıyor. İsrail hiç olmadığı kadar zor duruma düştüğünü görüyoruz. Zor duruma düşmeseydi Epstein dosyalarıyla ABD’yi yanına çekmeye çalışmazdı. Üçüncü dünya savaşının başladığını söyleyebilirim. Dünya ticareti dar boğaza girdi, güvenlik sıfır, insanlar diken üstünde. İran’ın verdiği silahlı cevaplar, ABD’nin karakol görevini üstlenen civar ülkelerine rağmen başarılı olduğunu söyleyebiliriz.</p>

<p>İran’ın hatası yok mu? Elbette var, elbette yanlışları çok. İslam âleminden aldıkları, verdiklerinden çok daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Ancak söz konusu ABD ve İsrail olunca İran’ın safında durmamızın gerekliliğini bilmem söylemeye gerek var mı?</p>

<p>Bu savaş sadece İsrail ve İran savaşı değildir. Bu savaş Ümmetin mazlumu Filistin ve İsrail savaşıdır. İsrail bu savaşla, İran’ın Gazze’ye yaptığı yardımlarının ulaşmasını engellemek adına giriştiğini de hatırlatmak istiyorum.</p>

<p>Bu savaş yıllardır dünyanın gözü önünde Gazze’de masum insanların üzerine akıtılan ateşin, civar ülkelerin üzerine de sıçradığını görmek durumundayız. Gazze’de yıllardır yanan bu ateş, durdurmaya gücü yettiği halde söndürmeye çalışmayan, yardıma koşmayan herkesi yakacak gibi görünüyor. İnşaAllah harlanan bu ateşte masum insanlar da yanmaz. Ancak Sünnetüllah’ın her zaman işlediği gibi şimdi de işleyecektir: “Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” (Enfal/25)</p>

<p>ABD ve Siyonist İsrail içten müdahale ettiği, sevk ve idare ettiği, kanun ve kurallarını çıkarına uygun olarak düzenlediği hatta üs kurarak içeriye elini kolunu sallayarak girdiği ve hemen her masanın başköşesini kaptığı bir ülkede silah kullanmayı gerekli görmesi akla ziyan olacaktır. Bu vesileyle yaptıklarına karşılık kimseden gık çıkmasına tahammülü etmediğini de ispatlamak istiyordur. İran’a saldırmakla azı dişlerini gösterdiğini söyleyebiliriz. İran’a saldırmasının arkasında yatan diğer bir gerçek de çok yakın bir zamanda Ürdün ve Lübnan’ı kendi topraklarına ilhak ettiğinde kimsenin alkıştan başka bir ses çıkarmasını istemiyordur.</p>

<p>Gazze bağlamında sürekli dile getirdiğimiz boykotu, sadece eşya ile yani nesneler ile sınırlı kalması gereken sıradan bir eylem olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Siyonist İsrail’i, eli kanlı ABD’yi, bunlarla iş tutan devletleri ve şirketleri, onlar adına silah kullanarak efelenen örgütleri de boykot etmemiz gerektiğine inanıyorum. Askeri üs vererek ABD’yi Orta doğu’nun teröristi yapan, yardım eden ülkeleri de protesto etmemiz kaçınılmaz bir görevdir. Boykot, Müslüman’ın Müslümanca yaşamasıdır. Çünkü boykot; Yahudiler, Hristiyanlar, Ateistler, Müşrikler ve bilumum kâfirler ile iş tutan hemen herkesi yok saymak için yapılması gereken özel ve nadide bir eylemdir. Bu eylem herkese nasip olacak bir eylem olmadığını daha önce defaeten dile getirmiştim.</p>

<p>ABD’ye destek çıkan İran’ın komşu ülkelerine ve boykotu hafife alan insanlara baktığım vakit rezil insanlardan beklenen rezaletten başka bir şey olmadığını görüyorum. Konunun tam da burasında şu ayete kulak vermemiz gerekecektir. Anlayanlar için güzel bir ayet, güzel bir ifade, güzel bir irade… Mü’minlere yol ve yordam göstermekle kalmayan aynı zamanda kâfir ve münafıkları da çatlatan bir ayet olduğunu düşünüyorum. Keşke hayatımızda uygulayabilseydik: “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzap/48)</p>

<p>ABD’yi esir alan Siyonist İsrail; İran’a saldırmakla Orta doğu’da yer alan tüm ülkeleri boyunduruk altına almak istediğini ilan etmiş oldu. Epstein dosyalarıyla şahit olduğumuz üzere İsrail, kuyruğunu ele geçirdiği ABD’yi türuva atı olarak kullanmaktadır.</p>

<p>Terörist ABD ve arka bahçesi Siyonist Yahudi İsrail Devleti var oldukça dünyaya huzur da barış da mutluluk da gelmeyecektir. Çünkü eşkiyanın eline yetki, güç ve imkân verirseniz ya Trump olur meydana çıkar etrafı ateşe verir ya da Netenyahu olur Gazze’de taş üstünde taş bırakmaz ya da ikisi olur, el ele vererek dünyayi cehenneme çevirirler. Düşmanlarımızı daha iyi tanınmamız adına “Trump” diye yazılan bu yazıyı “Firavun”, “Netenyahu” diye yazılan bu yazıyı da “Nemrut” diye okumamız gerektiğini söylemek durumundayım.</p>

<p>Buradan yola çıkarak şunu hatırlatmakta fayda var. Şeytan; “Ben şeytanım, sizi kandırmaya, dinsizleştirmeye, hepinizi Allah’a asi kılarak kendim ile beraber cehenneme sevk ve idare etmeye geldim.” diyerek karşımıza çıkmayacaktır. ABD ve Siyonist İsrail de; “Ben Firavun’um, ben Nemrut’um çocuklarınızı boğazlamaya, ülkelerinizi parçalamaya, yeni icat ettiğimiz silahları üzerinizde denemeye, sistemlerinizi bozmaya; servetinize, mal varlığınıza, paranıza ve tarlanıza el koymaya, sizi ve kadınlarınızı köleleştirmeye geldim.” diyerek karşımıza çıkmayacaktır. Ya özgürlük müjdecisi olarak lanse edecekler kendilerini ya da demokrasi havarisi olarak cirit atacaklar.</p>

<p>Onların bir hesabı varsa iyi bilin ki Yüce Allah’ın da bir hesabı vardır. Bu devran böyle gitmeyecektir. Ancak sürekli içine düştüğümüz bir hatamız var. Bir yanlışa karşı çıkmak için başka bir yanlışa sarılıyoruz. Bu Müslümana yakışan bir durum değildir. Öyle işler yapalım ki kötülük işleyen muhataplarımız utansınlar.</p>

<p>“Hristiyan Amerikalılar, Yahudi İsrailliler kâfir mi?”</p>

<p>“Evet!”</p>

<p>O halde şu ayete kulak ver. Bu ayeti belle ve ezberle ve hayatında yansıt: “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.” (Hud/42) O halde ne olursa olsun biz, inkârcılar ile iş yapamayız ve onlar ile aynı safta yer alamayız.</p>

<p>İçinde debelenip durduğumuz hal-i pürmelalimizin sebebi entellektüel düşünemiyor, medeniyete sahip değiliz veya Avrupa tarzı yaşamıyoruz diye değil Müslümanca düşünemiyor ve Müslümanca davranmıyor olmamızdan kaynaklandığını söylemek istiyorum. Bunu kavramamız ve bellememiz gerekir. Biz istersek çıkış kapısını aralayabiliriz. Yeter ki arayalım...</p>

<p>Baksanıza adamlar bize “Müslüman” diye saldırıyorlar.</p>

<p>İran’ı takdir etmemiz lazım. ABD ve Siyonist İsrail ile giriştiği bu savaşta İran, çok ciddi bir stratejik hamle yaptı. İran civar ülkelerde var olan ABD'ye ait tüm üsleri vurmaya başladı. İran üsleri vurmakla kalmamalı aynı zamanda imha etmeli ki bir daha kurulmasın. “Düşmanımın dostu düşmandır.” hesabı. Savaşın başını her ne kadar ABD ve İsrail çekiyor olsa da toprak vererek üs kurdurtan, siyonist ve işgalci askerlerin nefes almasını sağlayan, lojistik destek vermek suretiyle yardımda bulunan her ülke bu savaşta büyük bir pay sahibidir. Şayet civar ülkeleri ABD ve İsrail’i sınır dışı edecek olsalar bu savaş bir gün bile sürmez. İt sürüsü gibi kuyruklarını kıstırıp çekip giderler.</p>

<p>Körfez ülkelerinin ferasetli(!) yönetici kadrosu küçük şeytan ABD ve büyük şeytan Siyonist İsrail'in arkasında imama uyarak namaz kılan insanların el pençe divan durdukları gibi el bağlayarak saf tuttular, sırayı bozmadan yan yana dizildiler. Yat denince yatıyorlar, kalk denince kalkıyorlar. Bremen mızıkacıları gibi aynı şarkıyı terennüm edip duruyorlar. Bu konuda tâlimleri, koordinasyonları ve kondisyonları da gayet iyi. Emir ve komuta eden ABD’nin önüne geçmedikleri gibi arkalarında da kalmıyorlar. Uygun adım ilerliyorlar.</p>

<p>İngiliz valiliğini hakkıyla yerine getiren körfez ülkelerinin liderleri sadece Allah’a secde etmeleri gerektiğini unutuyorlar galiba.</p>

<p>Geri kalmış toplumlarda sahip oldukları ve günlük dilde kullandıkları felsefenin bir numaralı konusunun ABD ve Avrupa’nın medeni olduğu iddiası yer almaktadır. Bu sadece bir iddiadan ibarettir. İran savaşında yüzlerce çocuğu öldürmekle işe başladılar. Buna Gazze’de çocuk bırakmadıklarını da ilave edebilirsiniz. Bu durum onların medeni(!) olduklarını değil canavar olduklarını, insanlıktan nasiplenmediklerini ispatlamak açısından da son derece yeterli bir delildir.</p>

<p>Unutmayın insanlık tarihinde Batı medeniyeti ya çocuk eti yiyerek hayatını idame ettirmiştir ya da çocuk öldürerek, kan ve göz yaşı dökerek var olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//israil-abd-iran-ve-biz/1075/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>NATO BİZİ KORUMAZ; BİZ KENDİMİZİ NATO'DAN KORUMALIYIZ... </title>
<description><![CDATA[<p>İran İslam Cumhuriyeti: "Türkiye topraklarına doğru herhangi bir füze atılmadı. Türkiye'nin egemenliğine saygı duyuyoruz."</p>

<p> </p>

<p>Önce Hatay'a sonra Antep'e düşen füze tamamen NATO'nun Türkiye'yi İran'la karşı karşıya getirme operasyonudur.</p>

<p> </p>

<p>Türkiye'nin bu füzeler üzerinden "İran'a ültimatom, brifing" vermek yerine bu füzenin kim tarafından hangi maksatlarla atıldığını araştırması lazım.</p>

<p> </p>

<p>Daha dumanı sönmeyen bir meseleden hemen suçu bir tarafa atıp yargılamak, egemen üstenci bir dille cümleler kurmak doğru bir yaklaşım değildir.</p>

<p> </p>

<p>Ve bu NATO saçmalığının Türkiye'nin güvenliğine değil ABD, İsrail ve Batı'nın çıkarlarına hizmet ettiğini sorgulaması lazım. İktidara yakın bazı "yakışıklı hacıların" efendim "Türkiye'de ABD üssü yok NATO'nun üssü var" gibi halkın aklıyla alay eden paylaşımları gördükçe utanıyorum.</p>

<p> </p>

<p>Zira bu füzelerin daha dumanı sönmeden NATO açıklama yaptı. "ABD hemen yanınızdayız" dedi. Avrupa ülkelerinden destek açıklamaları geldi. Normalde hiçbir zaman bu karar Türkiye hassasiyetleri! olmamıştır. ABD, İsrail ve komşu ülke Yunanistan'da Türkiye'ye dönük onca tehdit için ağzını açmayanlar mesele İran olunca adeta cezbeye geliyorlar.</p>

<p> </p>

<p>1952'den beri Türkiye NATO'ya üyedir. Hep NATO'ya hizmet etmiş olup hiçbir desteğini de almamıştır. Hatta 1974 Kıbrıs harekâtında NATO'nun patronu ABD tarafından silah ambargosuna dahi uğratılmış. Türkiye'nin kanayan yarası PKK'yı her seferinde silahlandırıp kullanmıştır.</p>

<p> </p>

<p>Daha önceden Suriye savaşı sırasında ABD'nin silahlandırdığı SDG tarafından Hatay, Kilis, Urfa, Akçakale, Ceylanpınar gibi sınır bölgelerine bombalar düştü. NATO aynı hız ve heyecanla ses çıkardı mı?</p>

<p> </p>

<p>Suriye'de 30 yakın Türkiye askeri pusuya düşürülüp öldürüldüğünde NATO aynı hız ve heyecanla ses çıkardı mı?</p>

<p> </p>

<p>Akdeniz’de serbest sularda Mavi Marmara'da gemilere müdahale edilip insanlarımız hunharca katledilirken NATO aynı hız ve heyecanla ses çıkardı mı?</p>

<p> </p>

<p>Her gün ABD ve İsrail'de İran'dan sonra sıra Türkiye'de mesajları verilirken NATO aynı hız ve heyecanla ses çıkardı mı?</p>

<p> </p>

<p>"ABD yanınızda" diyerek İran'a karşı Türkiye'ye gaz vermeye çalışanlar şunu bilmeliler ABD asla yanınızda değil. ABD yanınızda olsaydı parasını ödeyip bir türlü alamadığınız F 35 verirdi. 15 Temmuz darbesinde yer alanların hepsini ülkesinde beslemezdi, barındırmazdı.</p>

<p> </p>

<p>Hatay'a düşen füze İran'dan gelmişse üstüne gidecekler eğer gelmemiş ise -ki açıklamalar o yönde- bakalım üstüne gidilecek mı yoksa üstü örtülecek mi? İran'dan geldiğini iddia edip gürleyenlerden bu olayın faillerinin İsrail ve NATO içinden olması halinde aynı performansı bekliyoruz.</p>

<p> </p>

<p>Türkiye Batı'nın ve NATO'nun operasyon alanı olmamalıdır. ABD bu bölgenin asli unsurlarını kendi kirli çıkarlarına alet edip hem hedeflerini gerçekleştirmekte hem de bölge ülkeleri arasına yeni düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır. İran içerde kargaşa, dışarıda düşman bombalarına, ambargolarına, baskılarına rağmen direnirken Türkiye'nin batının planlarına karşı daha hassas davranması gerekir.</p>

<p> </p>

<p>İran'dan sonra sıra Türkiye'de diyorsanız İran'ın düşmemesi için mücadele etmelisiniz. İran'ın düşmemesi sıranın size gelmemesi anlamına gelir.</p>

<p>Velev ki Rabbim göstermesin Türkiye'ye kasıtlı olmadan yanlışlıkla bir şeyler düşse bile bunu İran'ın içinde bulunduğu zorlu koşullar içerisinde hoş görmelidir. Komşunuzun başına bombalar yağarken sizin camınız kırılması maruz görülebilir. Adamların canı giderken siz camın derdine düşerseniz bu hoş karşılanmaz.</p>

<p> </p>

<p>İran 1639 Kasrı Şirin antlaşmasında beri hiçbir sınır sorunu yaşamadığımız tek komşumuzdur. Birilerinin Türkiye'yi mezhepsel, siyasal, tarihsel fay hatları üzerinden savaşa koyma arzusu şeytancadır. Tüm şeytanlara en çok dikkat edilmesi gereken bir dönemdeyiz.</p>

<p> </p>

<p>Şair Mahmut Derviş'in iradesiyle "Amerika vebadır; veba Amerika’dır"</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//nato-bizi-korumaz-biz-kendimizi-nato-dan-korumaliyiz/1074/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİR BAYRAMA UYANMAK </title>
<description><![CDATA[<p><strong>Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…</strong></p>

<p> Ömrümüzden bir Ramazan ayı geçerken yine kâfirin zulmüyle sabır düştü birçok sinelere. Az bir zaman sonra bayramı yaşayacağız ama insan sevinemiyor bir türlü. Sevincin tüm harfleri kursağımıza takılırken, önümüze bakarak ilerliyoruz. Başımızı kaldırmaya gücümüzün yetmeyeceğini biliyoruz...</p>

<p> Daha Gazze’nin çığlıkları dinmemişken yeni yeni acılara uyanan çocuklara bayram gelmeli. Savaş tüm soğuk yüzünü gösterirken şehadetlerinin bir yansıması olarak Ramazan ikliminde binlerce ruhların uyanmasına vesile olmuşken o mazlumlar İnşeallah bir bayram sevinci de yaşanacak ve bizler buna şahitlik edeceğiz.  </p>

<p> Biraz daha uzağa bakalım Yemen’e Lübnan’a Doğu Türkistan’a İran’a ve zulmün olduğu her neresiyse kopan çığlıklara. Kapatılınca kulaklar daha mı iyi geçer bayram meselâ? Afrika’da açlığa terk edilen çocuklara çikolata veremeyecek olmak yüreğimizi acıtmıyorsa tatlanmamalı ağzımız.</p>

<p> Bir direniş ki neredeyse tüm yetişkin erkeklerin hapishaneler de olduğu Filistin’e baktığımızda kadınların yürekleri yangın yeri olsa da bir o kadar umutlular. ’İnanmak ümitsiz olmamaktır’ nede olsa. İnanmak mutluluktur. Kafirin, Mü’minlere en büyük hasedinin sebebi bu mutluluktur. Bir türlü söndüremedikleri imanın mutluluğu. En vahşice zulümleri yaşatsalar da bir türlü vaz geçmedikleri umutları…’Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz’ müjdesini zerrelerinde hissetmek en güzel galibiyet olsa gerek…</p>

<p>  Biraz daha yakından baksak mesela Endülüs’e. Şimdi orada Müslüman olmak zor mudur? Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar birbirlerine daha sıkı sıkı tutunmuşlar. Kardeş olmanın önemini yabancıların yanında daha iyi anlamış olacaklar ki seviyorlar birbirlerini, Müslümanlar olarak bayramı beraber kutluyorlar. Endülüs yeniden dirilecek diyorlar.</p>

<p>  Ülkemdeyim; bayramın tatil olmasını bir fırsat bilmek, tatil gibi yaşamak bayram olur mu? Komşuyu görmezden gelmek, akrabalar zaten bize uzak biz onlara uzak, çocuklar olmasa anlaşılmayacak bayramın heyecanı ve sevinci sanki. Bu yıl bir uyanışın sesini duyduk sancısını çok çektiğimiz bu uyanış kâfirin ve kurdukları düzeni temelden sarsmaya başladı. ‘’Kâbe de hacılar’’ diyen yürekler bir dilişin sesini dillendirdiler aslında. Her yerde söylediğimizi bize şahitlik ettiren Rabbimize Hamdolsun. Sadece gençler değil hak ve batılın sınırlarının çizildiği bu bayram bambaşka olacağa benziyor. En son İran’a yapılan saldırılar dahi bir hakikatin fitilini ateşledi. Göreceğiz ki tüm zulüm oyununu kuranların imanlı yürekleri karşısında hezimetini göreceğiz.</p>

<p>Bize gelince daha önceki yazılarımda da dillendirmiştim. Küllerinden yeniden şahlanan zümrüdüanka gibi bir uyanış ve dirilişimiz var. Bize miras bırakılan kutlu davanın mihmandarlığı bu uyanışın içindeki çocuklarımızın ve gençlerimizin omuzlarında yükselecek. Miras kutlu bayaram mübarek bizde şahitler olalım inşaallah…</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//bir-bayrama-uyanmak/1073/</link>
<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:38:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BEYİTLER (58)</title>
<description><![CDATA[<p><strong>İMANIN GEREĞİ</strong></p>

<p><strong>Müminlerin şefkati, yardımları candandır.</strong></p>

<p><strong>Kardeşinin derdiyle dertlenmek imandandır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>İNSAN VE ÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Ölüm takdirle gelir,  genç ve yaşlı ayırmaz.</strong></p>

<p><strong>Zengin, güçlü, muktedir deyip asla kayırmaz.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>ÖLMEDEN UYANMAK</strong></p>

<p><strong>İnsan aciz ve fakir, ölmeden uyanmalı.</strong></p>

<p><strong>Gururu terk ederek Allah'a dayanmalı.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>NİYAZ MAKAMI</strong></p>

<p><strong>Rabbimizin kapısı pişman kullara açık.</strong></p>

<p><strong>Tazarru ve niyazla bu yüce makama çık.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>RİYA ATEŞİ</strong></p>

<p><strong>Bu dünyanın yalancı yüzüne kanmayalım. </strong></p>

<p><strong>Yakıtı riya olan ateşte yanmayalım.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>İNSAN VE ŞÜKÜR</strong></p>

<p><strong>İnsanları yücelten, güzel bir haslet şükür.</strong></p>

<p><strong>Nimetleri verene, samimi bir teşekkür.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>SIRA KİMDE?</strong></p>

<p><strong>Genç, ihtiyar fark etmez, herkes ölecek yaşta. </strong></p>

<p><strong>Sıra bizim diyerek, hazır olmalı başta.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>KUŞATAN RAHMET </strong></p>

<p><strong>Rabbimizin kudreti her varlığı kuşatır.</strong></p>

<p><strong>İnayet, rahmet, hikmet, şefkat ile yaşatır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>BAYRAMIN BEREKETİ</strong></p>

<p><strong>Bayramın bereketi müminleri kuşatsın.</strong></p>

<p><strong>Sağlık, barış, selamet ve huzurla yaşatsın.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>BAYRAM VE HUZUR </strong></p>

<p><strong>Allah'a yaklaşmaya bayram olsun vesile.</strong></p>

<p><strong>Paylaşmayla ruhlardan silinsin kibir, hile</strong></p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//beyitler-58/1072/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İSRAİ’IN ŞEYTANİ OYUNU</title>
<description><![CDATA[<p>Büyük İsrail’in önündeki en büyük engel önce İran sonra da Türkiye’dir.  “Sıra Türkiye’ye gelecek” diyorlar ya…</p>

<p>Diğer İslam ülkeleri dişine göre kahvaltılık.</p>

<p>Netanyahu, Trump denilen zekası kıt adamı kışkırtarak savaşa dahil etmesi kendi açısından oldukça büyük bir beceridir.</p>

<p>Ancak dünya kamu oyunda Amerika’nın itibarı kalmamıştır.</p>

<p>Hem İsrail hem de ABD lanetleniyor.  ABD beklediğini bulamayınca ayrılıkçı Kürt gurupları ile PYD gibi terör örgütlerini harekete geçirmeye teşebbüs etmişse de mayası şimdilik tutmamıştır. Ancak terör örgütlerine destekten vazgeçti anlamına gelmez. İran’la savaşmaktansa maliyeti daha ucuza gelen terörün her zaman yapımcısı destekçisidir.</p>

<p>…</p>

<p>İsrail asrımızın en büyük katılı ve hem de şeytanı, fitnesi.</p>

<p>Sorumsuzluğu devam ettiği sürece Ortadoğu’ da huzur diye bir şey kalmaz. Müslüman ülkeleri İran’a karşı kışkırtmak için oynamış olduğu şeytanı oyunun artık herkes farkında. Güya komşu ülkelerin topraklarına İran’dan füzeler atılıyormuş. İran Cumhurbaşkanı <strong>Pezeşkiyan</strong> ile Genel Kurmayı, “Komşularımızla bizim bir sorunumuz yoktur. Savunmak maksadıyla Amerikan üslerine karşılık veriyoruz” diye kaç sefer açıklama yaptılar. Müslüman ülkelere atılan casus füzelerin çoğu İsrail’in şeytanı oyunudur. Maksadı İran ile komşularını çatıştırmak. Ancak, Azerbaycan’ın tavrı tam da acemice veya dostu İsrail’e olan sadakatinin gereğini yapmıştır.  Laik akla sahip Aliyev aslında güvenilir birisi değildir. İran yerine biz olsak, bir millet oluşumuza hiç bakmaz İsrail’den yana tavrını koyardı. Çünkü siyasi geçimini o ülkenin desteğinden sağlıyor.</p>

<p>Öte yandan şehit  <strong>Muhammed Mursi</strong>’nin katili CIA ajanı Sisi, İran’a karşı Arap gücü oluşturma çağrısında bulunuyor. Yıllardır İsrail, burnunun dibindeki Gazze’yı bombaladığı halde kılını bile kımıldatmayan CIA ajanı,  tavrını İsrail’den yana koyarak Mısır halkını bir kere daha aldatmıştır.</p>

<p>…</p>

<p>Trump denilen eksik akıl çetin kayaya çarpmıştır.</p>

<p>Saldırılardan umduğunu bulamayınca İran’ın komşularından özür dilmesi bahanesine sarıldı. İki üç günde bitireceğini vaat ettiği savaşı on gündür bitiremeyip bocaladığından tahtını koruma telaşında.</p>

<p>Savaşın biraz daha uzaması halinde Amerikan halkının sokaklara döküleceğini bildiğinden ağız değiştirmeye başladı, uranyumu elde etmek için İran’a özel kuvvetler gönderecekmiş.</p>

<p>İran savaşçıları da kapıda bekliyor, gelsinler görsünler.</p>

<p>Şimdiden ABD askerlerinde bitkinlik ve de tepkiler olduğunu görüyoruz. İsrail halkı da aynı sıkıntıları yaşadığı için tahribatlarını dünya kamu oyundan gizliyorlar. Netanyahu şeytanı Gazze’yi hava saldırılarıyla perişan ettiği gibi  Lübnan’ı da aynı şekilde yapmayı düşünüyor.</p>

<p>Amma karada yürümek için yürek ister. </p>

<p>Gazze’ye giremiyor, Lübnan’a hiç giremeyecek.</p>

<p>Bu arada…</p>

<p>Birleşmiş Milletler guguk diyor fakat hukuk diyemiyor.</p>

<p>…</p>

<p>Her şeye rağmen İran’ı kutluyorum.</p>

<p>Dünyanın en güçlü silahlarına karşı tek başına direnmesi büyük bir başarı. Demek ki ABD devi fiyasko, içi tamamen boş.</p>

<p>Gücü okuldaki çocuklarla beşikteki bebeklere yetiyor.</p>

<p>Cumhurbaşkanımızın, İranlı annelerin acılarını paylaşması tarihe düşürülen bir nottur.  Aslında Türkiye’nin tavrını dile getirmiştir.  </p>

<p>…</p>

<p>Artık bilelim….</p>

<p>İsrail çıbanı, 7. Orduyu terk eden Mustafa Kemal’in hatırasıdır.</p>

<p> İngilizler, başsız kalan  Osmanlı ordusuna büyük zayiatlar vererek Adana’ya kadar gelmişlerdi. Boşluktan istifade edilince de İsrail fitnesinin temeli atılmıştır. Dünyada İsrail’i 28 Mart 1948 de ilk tanıyan ülke, günün Türkiye cumhuriyeti hükümeti dahisi İsmet Paşadır.</p>

<p>Onlar da bu kıyağı selamlıyorlar.</p>

<p>Tel Aviv deki parkta Mustafa Kemal’in büstünü dikerek altına yazmışlar, <em>“Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bütün Türk milleti ve Türkiye’yi seven İsrail halkı sana ebediyen minnettar kalacaktır.”</em></p>

<p>Duydunuz mu?!.</p>

<p>İsrail halkı Türk halkını çok seviyormuş, o yüzden piyasalarımızı İsrail malları işgal etmiştir. Milletin paraları İsrail’in cebine akıyor.</p>

<p>Bir de ebediyen minnettar kalmışlar…</p>

<p>Padişah Sultan <strong>Beyazıt</strong> binlerce Yahudi’yi İspanya kralının kılıcından kurtararak Osmanlı topraklarına taşıdığı halde ona ebediyen minnettar kalmıyorlar da Mustafa Kemal’e kalıyorlar, niçin?!.</p>

<p>Bir vakıadır, Yahudi kendinden olmayana minnettar kalmaz.</p>

<p>…</p>

<p>Kuzey Atlantik Anlaşması diye <strong>NATO’</strong>ya 18 Şubat 1952’lerde Yunanistan dostumuzla(!) dahil olduk. Amerika o tarihlerden bu yana tüm Ortadoğu Müslüman ülkelerinde üsler kurarak örgütlenmiştir.</p>

<p>Şu anda 128  Arap ülkesinde donanımlı  üsleri bulunmaktadır.</p>

<p>İncirlikteki üs de donanımlı, 2500 uzaman ABD askeri görev yapıyor. Bu demektir ki, ABD Ortadoğu’yu kuşatmıştır.</p>

<p>ABD ile İsrail’in saldırıları bu üslerden gelince İran da gayri ihtiyarı karşılık veriyor. Vermekle haklıdır. Biz de olsak kendimizi koruma adına füzelerin geldiği yerlere ateş ederiz. Keşke şu İncirlideki ABD üssü havaya uçurulmuş olsaydı bir beladan kurtulmuş olurduk.</p>

<p>Adam kıtalar ötesi Amerika’dan geliyor Müslümanların topraklarındaki şehirlerini, tesislerini  bombalıyor.</p>

<p>Çoluk çocuğunu katlediyor.</p>

<p>Bu da İslam âleminin vebalıdır, acizliğidir.</p>

<p> Allah(cc), “Birleşin bölünürseniz mağlup olursunuz” buyuruyor.</p>

<p>Onlar ittifak  kuruyorlar İslam alemi kuramıyor.</p>

<p>O zaman İsrail, her an Ortadoğu’da baş belasıdır.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//israi-in-seytani-oyunu/1071/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BU İNTİHAR VAKALARINI DERT EDEN BİR İDARECİ YOK MU?    </title>
<description><![CDATA[<p><strong>Canına kıymak isteyen kıymaya devam mı etisin, ne diyorsunuz değerli Batman yöneticileri?            </strong></p>

<p>Ardı ardına gelen intihar vakaları hepimizi derinden yaralamaya devam ediyor. Yine 21 yaşında yunus yıldız ve 35 yaşındaki ahmet Akdaş adlı vatandaş sebebi bilinmemekle beraber hayatlarına son vermişlerdir. Ama maalesef valilikten, bu intihar vakalarının önüne geçmek için atılan herhangi bir adım yok. Değerli idareciler bu gençler bu çocuklar bizim, bunların intihar etmelerine neden olan sebepler neden araştırılmıyor? Neden her mahalleye komisyonlar kurulmuyor? İntiharın nedeni Sahipsizlik mi? İşsizlik mi? aileden dışlanmamı? Açlık mı? Kız ise taciz mi? Düzenli bir şekilde araştırma yapılsa kötü mü olur? En azından bundan sonra intihar etmek isteyenlerin önüne geçmiş olabilirsiniz.</p>

<p><strong>Yüce Allah Kur’an-ı kerimde şöyle buyurmaktadır: ’kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayınız” Bakara süresi.</strong></p>

<p>İntihara teşebbüs etmek yâda intihar etmek kurtuluş reçetemiz olmamalıdır. Dünya hayatı her ne pahasına olursa olsun yaşamaya değerdir. Yüce Allah bizi yaratırken bize bir cüzi irade verdi ve o iradeyle bizim doğruyu yanlıştan, helalı haramdan günahı sevaptan, ayırt etmemizi sağladı ve bu doğrultuda bizi serbest bıraktı. Şayet biz Allah(c.c.) ve Peygamberimiz (s.a.v)’in emrettiğini yapsak yasak ettiklerini terk etsek hem dünya hayatında huzur ve mutluluk hem de ahret hayatında kurtuluşa ereriz. Ayağımıza yorganımıza göre uzatalım. Boyumuzu aşan altından kalkamayacağımız yüklerin altına girmeyelim.1 lira kazanıyorsak 2 lira harcamayalım. İsraf etmeyelim sahip olduğumuz her şeyin gerçek bir sahibinin olduğunu bilelim</p>

<p><strong>Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: ’yedi helak edici günahtan uzak durun:1-Allah’a ortak koşmak 2-bir cana kıymak 3- yetim malı yemek 4-savaştan kaçmak 5-iffetli hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası atmak 6-faiz yemek 7-sihir yapmak</strong></p>

<p>Biz insanoğlu dünyada hep para mal mülk ve büyük servetleri kazanmak için çalışırız. Peki, ahretimizi kazanmak içinde o kadar çalışıyor muyuz? Yok, neden? Çünkü orda para yok son söz olarak intihar etmekle hem dünya hem de ahretimizi kaybederiz. Allah muhafaza bir anlık şeytanın oyunlarına gelmeyelim. Allah’a emanet olun.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//bu-intihar-vakalarini-dert-eden-bir-idareci-yok-mu/1070/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ey Âlema Îslamê </title>
<description><![CDATA[<p>Dest bidin hev li cîhanê,<br />
Bicîvin li dor Qur’anê,<br />
Qûwwetê bidin îmanê,<br />
Ya mu’minê cîhanê!<br />
<br />
Rabîn ser xwe bibin yek,<br />
Nehêlin dujmên yek bi yek,<br />
Bila wenda bibin tek û têk,<br />
Ey lêşkerê Qur’anê!<br />
<br />
Cahiltyêl  ba xwe rakin,<br />
Xizantiyê têvda rakin,<br />
Cihebûnê bela kin,<br />
Mu’minê vî zemanî!<br />
<br />
Muslumanê vê çaxê,<br />
Em tev yekin ji axê,<br />
Va erda me dernaxê,<br />
Gî em bi hevra bibin yek.<br />
<br />
Ne rûmet ne jî qîyamet,<br />
Ma nemayi bi taybet,<br />
Me go besî, wan got qet,<br />
Nebûn meru tu car wext.<br />
<br />
Hêdî besî, em yekin.<br />
Kurd û Ereb û Tirkin.<br />
Zalim me hemya tev dikin.<br />
Ma va nebû tu îbret?<br />
<br />
Bicîvin li dor Qur’anê,<br />
Qawî bikin îmanê,<br />
Denk bilinkin li cîhanê,<br />
Gelê Âlem-a Îslamê!</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ey-lema-slam/1069/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hak Üstündür, Haktan Üstün Yoktur.</title>
<description><![CDATA[<p>   İslâm kaynaklarında Müslümanların nihayetinde galip geleceğini, yani hak dinin batıla üstün olacağını ifade eden hem ayetler hem de hadisler vardır. Bu galibiyet sadece askeri veya siyasi bir zafer değil; hakikatin, adaletin ve tevhidin insanlık üzerinde hâkim olması şeklinde anlaşılmalıdır. Müfessirler, bu konuyu birkaç temel ayet ve hadis üzerinden açıklamışlardır.<br />
     “O, peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi ki onu bütün dinlere üstün kılsın. Müşrikler hoşlanmasa da.”(Tevbe 9/33; Saf 61/9; Fetih 48/28)<br />
     Bu ayet üç yerde tekrar edilir. Müfessirler bu tekrarın, İslam’ın tarih boyunca devam edecek bir üstünlük vaadi olduğunu belirtirler. Bir kısmı bunun ilmen ve hakikat bakımından üstünlük olduğunu söyler. Bir kısmı ise ahir zamanda İslam’ın daha geniş bir hâkimiyet kazanacağını ifade eder.<br />
      “Allah, sizden iman edip salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halife kılacağını, dinlerini sağlamlaştıracağını ve korkularını güvene çevireceğini vaat etmiştir.”(Nur 24/55)<br />
      Bu ayet İslam tarihinde Râşid Halifeler döneminde gerçekleşmeye başlamış; fakat birçok âlim bunun kıyamete kadar sürecek bir ilahi kanun olduğunu söylemiştir.<br />
**<br />
     Müminlerin üstünlüğü de şöyle buyrulmuştur Ayet'te: “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer gerçekten iman etmişseniz üstün olan sizlersiniz.”(Âl-i İmran 3/139) Bu ayet Uhud sonrası nazil olmuştur. Müslümanlar yenilmiş gibi görünse de hakikatte üstünlüğün iman ve hak yolda olmakta olduğu bildirilir.<br />
      “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Fakat kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf 61/8) Buradaki “nur” İslam’dır. Bu ayet İslam’ın yok edilemeyeceğini ifade eder.<br />
      Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah bana yeryüzünü dürdü; doğusunu da batısını da gördüm. Ümmetimin mülkü bana gösterilen yerlere kadar ulaşacaktır.” (Müslim) Bu hadis İslam’ın çok geniş coğrafyalara yayılacağını haber vermektedir.<br />
     “Gece ve gündüzün ulaştığı her yere Allah bu dini ulaştıracaktır. Allah, kerpiçten ya da çadırdan hiçbir ev bırakmayacak; mutlaka bu dini oraya sokacaktır.” (Ahmed b. Hanbel) Bu hadis, İslam’ın cihan çapında yayılacağı şeklinde yorumlanır.<br />
**<br />
     Kıyamete kadar hak üzere bir topluluk bulunacaktır. “Ümmetimden bir topluluk kıyamete kadar hak üzere galip olarak bulunacaktır.” (Buhârî, Müslim) Bu hadis, hak yolunda mücadele eden Müslümanların hiçbir zaman tamamen yok olmayacağını bildirir.<br />
     İslam âlimleri bu ayet ve hadislerden şu sonuçları çıkarmıştır: Hak dinin yok olması mümkün değildir. Müslümanlar bazen zayıflayabilir veya mağlup olabilir, fakat bu geçicidir. Hak üzere olan bir topluluk kıyamete kadar var olacaktır. Nihai üstünlük iman, adalet ve hakikat üstünlüğüdür.<br />
      Bu vaatler üç şekilde anlaşılmıştır: İlmi üstünlük: Kur’an’ın hakikatinin batıl fikirleri yenmesidir. Tebliğ üstünlüğü: İslam’ın dünyanın her yerine ulaşması...<br />
Hak yolda olanların Allah katında üstün olması şeklinde de anlaşılmıstır.<br />
      Kur’ân ve hadisler Müslümanların tarih boyunca imtihanlardan geçeceğini, fakat hak dinin nihayetinde galip geleceğini bildirir. Ancak bu galibiyet iman, ahlâk ve salih amel şartına bağlıdır.<br />
**<br />
     Risale-i Nur perspektifinde İslâm’ın istikbalde galibiyeti, Bediüzzaman Said Nursî tarafından özellikle ümit, sünnetullah ve iman hakikatlerinin kuvveti üzerinden açıklanır. Bediüzzaman’a göre Kur’ân’ın verdiği müjde yalnız geçmişte gerçekleşmiş bir hâdise değil, istikbale dair bir vaattir.<br />
      1. İstikbal İslam’ın Olacaktır: Bediüzzaman’ın en çok zikredilen ifadesi şöyledir: “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacaktır. Ve hâkim hakikat Kur’ân ve iman olacaktır.” ( Sünuhat vb.)<br />
      Bu cümle, Kur’ân’ın verdiği vaadin tarih boyunca giderek gerçekleşeceğini ifade eder. Üstada göre İnsanlık hakikat arayışından vazgeçmez. Batıl fikirler bir müddet parlasa da kalıcı değildir. Kur’ân’ın hakikatleri ise akla, kalbe ve fıtrata hitap ettiği için kalıcıdır.<br />
2. Avrupa Bir Gün İslamiyet’i Arayacak<br />
Bediüzzaman, modern dünyanın yaşadığı ahlak ve maneviyat krizinin sonunda insanlığın yeniden hakikati arayacağını söyler:<br />
“Avrupa bir gün İslâmiyet’e hamile olup onu doğuracaktır.” Bu beyanla kast edilen şey, dünyanın tamamının Müslüman olma durumu olmasa da mühim devlet ve "taifelerin" İslam'a tabi olmalarıyla birlikte İslam’ın adalet, ahlak ve tevhid esaslarının insanlık tarafından kabul edilmesidir.<br />
**<br />
     Bediüzzaman’a göre gelecekteki galibiyet kılıçla değil ilim, iman ve ikna ile olacaktır. Onun ifadesiyle: “Bu zamanın en büyük cihadı, imanı kurtarmak ve tahkikî imanı neşretmektir.”<br />
      Bu yüzden Risale-i Nur eserleri, imanı aklî delillerle güçlendirmeyi hedefler.<br />
      4. Kur’ân’ın Geleceğe Bakan Ayetleri:<br />
     Bediüzzaman özellikle şu ayetleri istikbal müjdesi olarak yorumlar: Nur Suresi 55: “Allah sizden iman edip salih amel işleyenlere yeryüzünde halifelik vereceğini vaat etmiştir.”<br />
     Bediüzzaman’a göre bu ayet sadece sahabe devrini değil, kıyamete kadar devam edecek bir sünnetullahı ifade eder.<br />
     Saf Suresi 8: “Allah nurunu tamamlayacaktır.” Bu ayet Risale-i Nur’da İslam’ın söndürülemeyeceğinin delili olarak açıklanır.<br />
**<br />
      5. Geçici Mağlubiyetler:<br />
     Bediüzzaman Müslümanların bazı dönemlerde zayıf görünmesini şöyle açıklar: İman zayıflarsa sosyal ve siyasi güç de zayıflar İslam’ın emrettiği ilim, ahlak ve birlik terk edilirse mağlubiyet meydana gelir. Ama bu durum hakikatin mağlubiyeti değil, Müslümanların hatasıdır.<br />
      6. Galibiyetin Şartları: Risale-i Nur’a göre Müslümanların tekrar güç kazanmasının şartları şunlardır.<br />
     İman hakikatlerinin güçlenmesi, ilim ve marifetin yayılması, İttihad-ı İslam, ahlak ve adalet... Bediüzzaman bir eserinde şöyle der: “Mü’minlerin kuvveti hak ve ihlâstadır, silah ve kuvvette değildir.” (Lemalar)<br />
     Netice olarak diyebiliriz ki,  Kur’ân, hadis ve Risale-i Nur'un izahları birlikte değerlendirildiğinde şu sonuç ortaya çıkar:<br />
     İslam yok olmayacaktır.<br />
     Hak üzere bir topluluk kıyamete kadar var olacaktır.<br />
      İnsanlık hakikati aradıkça Kur’ân’ın nuru yayılacaktır.<br />
     Nihai galibiyet iman ehlinin ve adaletindir.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//hak-ustundur-haktan-ustun-yoktur/1068/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 05:22:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KARANLIK</title>
<description><![CDATA[<p>Pek bir vefâsızdır dünyâ bildiğin</p>

<p>Altın kâsesinde şerbet sunsa da</p>

<p>Her neyi verirse hevâ bildiğin </p>

<p>Mâl u makâmınla şehvet sunsa da</p>

<p> </p>

<p>Nicedir düştüğüm çölü karanlık </p>

<p>Hep necat gördüğüm dalı karanlık </p>

<p>Bağı karanlık hem gülü karanlık </p>

<p>Süslü görünürken şöhret sunsa da</p>

<p> </p>

<p>Ahir bir başına koyar âdemi</p>

<p>Hikmetle gösterir kizb-i âlemi</p>

<p>Bilmezsin evvelce yazan kalemi</p>

<p>Çetin  gördüğünü hikmet sunsa da</p>

<p> </p>

<p>Fâ`ik Enes DEMİR</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//karanlik/1067/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 05:20:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HAYALLER VE HAYATLAR</title>
<description><![CDATA[<p>Adamın biri dövmeciye gitmiş ve demiş ki:</p>

<p>"Benim sırtıma şöööyle kocaman bir aslan yap." </p>

<p>Usta çalışmaya, adamın da canı yanmaya başlamış.</p>

<p>Fena hâlde bunalan adam sormuş:</p>

<p>- Usta, neresini yapıyorsun?<br />
- Kafasını...<br />
- Yahu bırak kafayı, başka yerine geç.<br />
- Tamam...</p>

<p>Aradan biraz zaman geçer. Adamın canı yanmaya devam eder.</p>

<p>- Usta neresini yapıyorsun?<br />
- Karnını...<br />
- Bırak bırak, başka yerine geç.</p>

<p>Biraz daha zaman geçer. </p>

<p>- Şimdi neresini yapıyorsun?<br />
- Ayaklarını.<br />
- Geç, geç...<br />
 <br />
Nihayet usta:</p>

<p>- Bitti, der.<br />
- Ne yaptın?<br />
- Aslanın kuyruğunu...</p>

<p>Adam kalkar kendinden emîn, sırtında aslan dövmesi varmış gibi havalı havalı çıkar dükkândan.</p>

<p>İşte bizim dinî yaşantımız ona benziyor.</p>

<p>İslam'ın her bir emri nefsimizin bir tarafına dokundukça uygulamaktan kaldırdık.</p>

<p>Gücümüzün yetmediği ama canımızın istediği şeyi alamayınca "alışverişin helâlini bırakıp" faizli krediye girdik.</p>

<p>Arkadaşlar arasında, konuşacak bir şey yok, diye "hayır söylemeyi bırakıp" dedikoduya daldık.</p>

<p>Allah'ın emrettiği şekilde örtünmek ağır geldi, tesettürün modasını bulduk.</p>

<p>"Misafire ikram sünnettir." hadisini, "misafire gösteriş ve israf farzdır" anlayışına çevirdik.</p>

<p>Yaşayan müslümanlar için; inanç, ibâdet, ahlak ve hukuk kuralları içeren Kur'an'ı, "hayat rehberi" olmaktan çıkartıp, ölülerimize toplu hatimler gönderme vesilesi yaptık. </p>

<p>Kur'an'ı çok güzel yaşayanlara rastlamadık ama çok güzel okumak için çırpınanlar gördük.</p>

<p>Nefsimizi en lüks mekânlarda şımarttık, canımız yanmadı. Lâkin ramazandan ramazana verdiğimiz fitreleri asgarisinden hesaplama konusunda titiz olduk.</p>

<p>Uyku daha tatlı geldiği için beş vakit namazı üç'e indirdik.</p>

<p>"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın." emrinin ikinci yarısını zihnimizden kaldırdık, seküler bir din geliştirdik. </p>

<p>-En pahalı tesbihlerle "sübhanallah" çektik. </p>

<p>- "Allah'ın emri, peygamberin kavli"ni elâlemin emri, dünürlerin kavli insafına bıraktık.</p>

<p>-Binlerce lira saçarak bebek "hoşgeldin"leri, oğlan "sünnet"leri yaptık. </p>

<p>- Yemek beğendiremediğimiz zenginlere "iftar" şölenleri düzenledik.</p>

<p>- Bilmem kaç fakiri doğuracak paraya "marka" eşarp aldık.</p>

<p>"Şimdi yapmayan mı var?" diye, çaldığımız minarelere kılıf uydurduk. Haramları çoğunluk yapınca mübah olur sandık. </p>

<p>- Dindar nişanlıyla el ele dolaşmak için düğünden çoook önce nikâh kıydık. Fakat nikah akdinin asıl maksatlarını yapmaya kıyamadık.</p>

<p>Ve daha neler neler...</p>

<p>Düşünüyorum da, ruhuna uygun yaşanan kaç ibadet var hayatımızda?!</p>

<p>Elimizde kuyruk misali birkaç amel kaldı ama biz; sırtımızda İslâm'ın bütün yükünü taşırmış gibi havalı, rahat bir müslüman edasıyla dolaşıyoruz. </p>

<p>"Hiç yoktan iyi" mi?</p>

<p>Öyle ya, sırtında aslanın "kuyruğunu bile" taşımayalar var.</p>

<p>- Pekâlâ...</p>

<p>Rabbim cümlemize iz'an ve iman versin...</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//hayaller-ve-hayatlar/1066/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 05:19:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İRAN'A YANLIŞ YERDEN BAKMAK</title>
<description><![CDATA[<p>İran İslam Cumhuriyetine yönelik başlayan ABD ve İsrail saldırıları beraberinde bir çok tartışmaları getirdi. Bu anlamda İslam coğrafyalarının dağınıklığının sadece siyasi alanla sınırlı olmadığı aynı zamanda olayları okuma biçiminin de ne kadar dağınık olduğunu gösterdi. Bu yazımızda başta ulema olmak üzere Türkiye dış işleri bakanı hakan Fidanın beyanlarına bakacağız. </p>

<p>El Ezher Şeyhi Ahmed et Tayyib:<br />
"Arap ülkelerinin topraklarına yönelik saldırganlığı kınıyor, bölgedeki savaşın derhal sona ermesini talep ediyoruz."<br />
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Karadaği: "Katar ve bölgedeki diğer ülkelerin maruz kaldığı bu kabul edilemez saldırılar, dinen haram kılınmış bir saldırganlıktır.  İzzet, hayır ve ıslah ülkesi Katar ile; emiriyle, hükümetiyle ve halkıyla beraberim."</p>

<p>Oysa vurulan Arap ülkelerinin toprağı değil ABD'nin işgalci üsleridir. Madem bu topraklar Arap ülkelerinin ise ABD elinde neden işgale zemin oluşturuyor.</p>

<p>Alim denilen insanların bu üslerin vurulmasını değil varlığını sorgulaması gerekmez mi? <br />
İmam Ebu Hanife derki: "Sultan'ın sofrasına oturan âlimin fetvasına itibar edilmez." <br />
Maalesef bazı alim denilen insanların saçma sapan yaklaşımlarını gördükçe sofraya bile oturtmayıp sadece kapı bekçiliği yaptıklarını üzülerek ifade etmeliyiz.</p>

<p>İLİM SAHİBİ OLMAKLA İZZET SAHİBİ OLMAK AYNI DEĞİLDİR. </p>

<p>Hakan Fidan'ın "İran körfez ülkelerini hiçbir ayrım yapmaksızın vurması kabul edilemez" beyanı biraz da kendisini ABD ispatlama gayreti gibi duruyor. </p>

<p>Zira İran körfezi bombalamıyor körfezde kendisini bombalamak için kurulan ABD üslerini bombalıyor. Düşmanına yardım ve yataklık eden bölgelerin vurulmasının neresi yanlıştır. Amerika okyanus ötesinde değil burnunun dibinde ise tabiki vuracak. </p>

<p>Soruları doğru sormak lazım: </p>

<p>Körfez ülkelerinin üsleri üzerinden ABD ve İsrail'in İran'ı vurması doğru mu? <br />
İsrail'e gönderilen füzelerin körfez ülkeleri tarafından düşürülmesi ve İsrail'in korunması kollanması doğru mu? <br />
Körfez ülkelerinde bu kadar askeri üssün İsrail'i korumak için kurulması doğru mu? <br />
Bugün İsrail'in güvenliği için İran'a karşı kullanılan bu üslerin yarın bir başka ülkeye saldırı için kullanılmamasının teminatı var mı? </p>

<p>Yarın bu üsler üzerinden Allah muhafaza Türkiye saldırılar yapılsa aynı cümleleri kurarmıydınız?<br />
Yıllarca Kuzey Irak'ta terör üslerini vurmanızdaki mantıkla İran'ın kendi ülkesine saldıran üsleri vurması arasında nasıl bir fark var?</p>

<p>Hakan Fidan aynı günlerde şöyle söylüyor: "İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi!"<br />
Mesela İran Başkan dediğiniz eşkıya Trump'a ne verseydi Trump memnun olurdu? <br />
Peki bu baskıları bertaraf etmek için bir şeyler verdiniz. Bu baskıların devamı gelmeyecek mi? Bunları bu kadar azdıran şey biraz da bizim verdiklerimiz değil mi?</p>

<p>Elinizi verince kolunuzu kaptırmayacağınızın garantisi var mı? <br />
ABD'nin Ortadoğu'daki varlığı ve Ortadoğu'nun mevcut hali birazda sizin dediğiniz gibi hep birşeyler vermenin sonucu değil mi? </p>

<p>Aynı sebeblerde, aynı senaryolarda farklı sonuçlar çıkmayacağına göre neden hep verme üzerine siyasi pozisyon alınıyor. Bir kerede vermeyip topyekûn direnmek neden denenmiyor? <br />
Gazze, Rahip Brunson, Cemal Kaşıkçı, Mavi Marmara davası acaba bu siyasetin göstergesi olarak mı verildi? <br />
Peki sizin de içinde bulundugunuz Gazze'ye yönelik kurullarda Filistin adına sizden nice şeyler alınırken siz ne aldınız? </p>

<p>Bugün İsrail'in başına düşen bombalar Kardeş ülke dediğiniz  Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin vurulmasına bağlı değil mi? İsrail'e atılan her bomba önce kardeş ülkeler tarafından engellenmiyor mu?<br />
Bazı dostlar kızacak lakin sürekli "Türkiye; bölgesinde büyüktür, güçlüdür, ümmetin son umudu ve adasıdır" gibi söylemlere uygun bir pozisyon sergilemiyor. Türkiye'nin söyleminin, özgül ağırlığının bu olmaması gerekiyor. Her seferinde sıra Türkiye'de deyip içeriyi konsolide edip dışarıya farklı bir pozisyonla yaklaşmak doğru değildir. <br />
Türkiye'nin bu duruşunu, ifadelerini eleştirmek asla düşmanı olmak değildir. Her eleştiriyi düşman olarak okumaktan vazgeçilmelidir. </p>

<p>Bu ayeti topluca ne zaman anlayıp uygulayacağız: <br />
"Dinlerine (siyasetlerine, hesaplarına) uymadıkça yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır."<br />
Bakara Süresi 120</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//iran-a-yanlis-yerden-bakmak/1065/</link>
<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 05:13:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İKİ TELEFON İKİ FARKLI HAYAT</title>
<description><![CDATA[<p>Geçmişte bir gün, birkaç saat arayla iki farklı kadınla telefon görüşmesi yaptım.</p>

<p>​İlki sabah aradı; çaresizdi. Beynindeki tümör nedeniyle yoğun bakıma alınan kızı için dua istiyordu. Doktorlar, vaktinin dolduğunu söylemişti. Annesini, on iki yaşındaki torununa son kez gösterip göstermeme ikilemini yaşıyordu. </p>

<p>Birkaç saat sonra tekrar aradı: "Abla, kızımı aldık, köye dönüyoruz." Seneler evvel karnında bu kızıyla baba evine sığınan kadın, şimdi kızının tabutu kucağında dönüyordu. Artık üç öksüz torununa annelik yapacaktı. </p>

<p>Bitmek bilmeyen bir yolculuk daha...</p>

<p>​Dünya gözümde küçüldü ve o üç öksüzün gözyaşı olup aktı. Kendi sahip olduklarıma baktım: Terk etmek anlık bir meseleyken, onlara nasıl bu kadar meylediyoruz?</p>

<p>​İkinci kadın akşamüstü aradı. </p>

<p>Kayınvalidesinden bahsediyordu:</p>

<p>​"Annem o kadar titizdi ki abla; süpürdüğü yerde oturulur, yaptığı yenirdi. Biz üç elti tarladayken o dokuz çocuğa bakar, hiçbirini ayırmazdı. Eve geldiğimizde aşımız hazır, yüzü güleç olurdu. Namazını kaçırmaz, gıybet bilmez, sürekli zikrederdi."</p>

<p>​"Peki, şimdi durumu ne?" diye sordum.</p>

<p>​"Şimdi bakıma muhtaç. Ne dediğini biliyor ne yaptığını. Kimseyi tanımıyor. En sevdiği gelini bendim, beni bile hatırlamıyor. 'Sen kimin kızısın?' diye soruyor."</p>

<p>​Dünya gözümden bir kez daha düştü. </p>

<p>Ne yaparsan yap, yolun sonu görünüyor. İçinde olan farkında değil, dışında kalan içinse tek teselli: Kader.<br />
​<br />
​Bu tablodan ibret almayacak mıyız? </p>

<p>Sonumuzun hayır olacağına dair kimin garantisi var? Babaannemin dediği gibi: "Allah’ım, üç gün yatak, dördüncü gün toprak!"</p>

<p>​Dünya hayatı için her şeyi göze alıyoruz; oysa dünya bizi en beklenmedik anda "talak-ı sâlise" (üç talak) ile boşuyor. Ne nafaka veriyor ne tazminat... Malımızı, mülkümüzü, sağlığımızı geri alıp bizi kapı önüne koyuyor ve yeni "kurbanlarla" nikahlanıyor.</p>

<p>​Efendimiz (sav), "Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çokça zikrediniz" buyururken sadece iştahı değil, dünyaya karşı freni bozuk bir kamyon gibi dalmamızı kastetmişti. Biz buraya kazık çakmaya değil, ahiret hazırlığına geldik. Dünyaya gözünü açan her canlı ölümle nişanlanır; o "düğün" bir gün mutlaka gerçekleşecek.<br />
​<br />
​Dünyaya kördüğümle bağlanmak ve ölümü unutmak bir hastalıktır: Vehn.<br />
​Rasûlullah (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:</p>

<p>​"Yakında milletler, yemek yiyenlerin birbirlerini sofraya davet ettiği gibi, size karşı birleşecekler."<br />
​Sahabe sorduğunda, bunun sebebinin sayıca azlık değil, kalplerdeki "vehn" (dünya sevgisi ve ölüm korkusu) olduğunu belirtmiştir. </p>

<p>Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda; sınırların ötesinde bir sofra gibi paylaşılan topraklar, sınırların içinde ise doğallaştırılmaya çalışılan sapkınlıklar görüyoruz. Bu, bizim manevi zayıflığımızın bir nişanıdır.<br />
​<br />
​Dünya sevgisi tüm hataların başıdır. Maddi kazanç ve rütbeler uğruna değerlerimizi ayaklar altına aldık. Oysa dünya; bir oyun, bir eğlence ve aldatıcı bir metadan ibarettir (Hadid, 20).</p>

<p>​Allah’ım! Bizi dünyaya bıraktığın gibi tertemiz geri al. Dünyayı ebedi bir yurt değil, bir ahiret köprüsü görmeyi nasip et. Burayı, mülk sahibi gibi değil, güvenilir bir müteahhit gibi imar etmeyi nasip eyle. Aşkımız faniye değil, Baki olana; öldürene değil, diriltene olsun.<br />
​Şüphesiz biz O’na aitiz ve O’na döneceğiz.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//iki-telefon-iki-farkli-hayat/1064/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah’ın Dini Sahipsiz Değildir.</title>
<description><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>“Ey iman edenler! </strong></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. </strong></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>(Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.” </strong>Maide 54</p>

<p><strong>(</strong><strong>Mâide 54’ün Bugüne Bakan Yüzü)</strong></p>

<p>Tarih boyunca <strong>iman ile küfür, hak ile bâtıl</strong> arasındaki mücadele hiç kesilmedi. Kimi zaman saflar netti, kimi zaman zihinler karışık… İşte Mâide Sûresi’nin 54. ayeti, böyle zamanlar için <strong>bir ilahi ikaz, bir teselli ve aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır.</strong></p>

<p>Allah Teâlâ bu ayette bize şunu haber verir: <strong>Birileri dinden dönerse, Allah’ın dini zarar görmez. O, dinine sadık kullar getirir.</strong> Çünkü bu din, insanların omuzlarında değil, <strong>Allah’ın kudretiyle ayaktadır.</strong></p>

<p><strong>“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven bir topluluk getirecektir…” (Mâide, 5/54)</strong></p>

<p>Bu ayet, sadece <strong>bir tehdit değil; müminler için aynı zamanda bir kimlik</strong> tarifidir.</p>

<p> </p>

<p><strong>1. Dinden Dönme Nedir?</strong></p>

<p>Dinden dönme (irtidad), sadece kelime-i şehadeti inkâr etmek değildir. İnancı hayattan dışlamak, Allah’ın hükmünü değersiz görmek, İslam’ı vicdana hapsedip hayatın dışına itmek de kalbi irtidat çeşitlerindendir. Kur’an’da bu tehlikeye sıkça dikkat çekilir:</p>

<p><strong>“Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler.”</strong> (İbrahim, 14/3)</p>

<p>Bugün din, yaşanması gereken bir hakikat değil de <strong>“saygı duyulan bir gelenek” </strong>hâline geliyorsa, ayetin uyarısı tam da buraya dokunmaktadır.</p>

<p> </p>

<p><strong>2. Allah Kimleri Sever?</strong></p>

<p>Ayet çok net: <strong>Allah, bazı kullarını sever.</strong> Bu sevgi iddiasız bir sevgi değildir; bedeli vardır. Kur’an’da bu bedel şöyle açıklanır:</p>

<p><strong>“Allah, sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/146)</strong></p>

<p><strong>“Allah sakınanları sever.” (Âl-i İmrân, 3/76)</strong></p>

<p><strong>“Allah işini güzel yapanları sever” (Âl-i İmrân, 3/134)</strong></p>

<p><strong>“Allah, adaletli olanları sever.” (Mâide, 5/42)</strong></p>

<p><strong>“Allah kendisine güvenenleri sever. (Âl-i İmrân, 3/159</strong></p>

<p><strong>“Allah iyilik edenleri sever.”  (Bakara 2/195)</strong></p>

<p><strong>“Allah çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.”  (Bakara 2/222)</strong></p>

<p><strong>“Allah iyi ve güzel davrananları sever.” (Maide 5/93) </strong>Bu konuda çok ayet var.</p>

<p> </p>

<p>Yani Allah’ın sevgisi; <strong>duruşu olan, hakkı ayakta tutan, sabırla direnen, Salih amel işleyen, takva sahibi olan kullaradır</strong>. Bu <strong>sevgi, pasif bir iman değil; sorumluluk taşıyan bir imandır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>3. Kimler Allah’ı Sever?</strong></p>

<p><strong>Allah’a hakkıyla</strong> iman eden, Allah’ı bilen, tanıyan Allah’ı sever.</p>

<p>Allah’ı sevdiğini söylemek kolaydır; <strong>zor olan, bu sevginin gereğini yerine getirmektir</strong>. Kur’an ölçüyü koyar:</p>

<p><strong>“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”</strong> (Âl-i İmrân, 3/31)</p>

<p>Resûlullah’a (s.a.v.)<strong> ittiba, Allah sevgisinin ispatıdır</strong>. Sözde değil, <strong>hayatta… Ahlakta, ticarette, ailede, mücadelede…</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>4. Müminlere Karşı Şefkatli, Kâfirlere Karşı Onurlu ve Zorlu</strong></p>

<p>Bu ifade, <strong>İslam’ın denge ahlakını</strong> gösterir. Mümin, kardeşine karşı yumuşak kalpli, merhametli ve bağışlayıcıdır:</p>

<p><strong>“Müminler birbirlerine karşı merhametlidir</strong><em>.”</em> (Fetih, 48/29)</p>

<p>Ama küfre, zulme ve haksızlığa karşı ezik değildir. <strong>Onurludur, ilkeli ve diridir.</strong> Bu sertlik insanlara değil; <strong>zulme, tuğyana ve hakikati yok sayan zalimlere, kâfirlere, sistem ve çarklarına</strong> karşıdır.</p>

<p> </p>

<p><strong>5. Allah Yolunda Cihadı Bugün Nasıl Anlamalıyız?</strong></p>

<p>Cihad, sadece savaş değildir. Cihad; <strong>Allah’ın razı olmadığı her şeye karşı verilen çok yönlü bir mücadeledir.</strong> Nefisle, cehaletle, ahlaksızlıkla, adaletsizlikle…</p>

<p><strong>“Allah'ın sistemini yeryüzüne yerleştirmek, insanlar üzerinde Allah'ın otoritesini duyurmak ve insanlar adına iyilik, doğruluk ve gelişme sağlamak, O'nun şeriatını hayata egemen kılmak uğruna yapılan Allah yolunda cihad; onlar aracılığıyla yeryüzünde dilediğini gerçekleştirmek için, yüce Allah'ın seçtiği mümin topluluğun sıfatıdır.”</strong> Fizilali Kuran tefsirinden</p>

<p><strong>Onlar Allah yolunda cihad ederler. Kendileri, ulusları, ülkeleri ve ırkları uğruna değil, </strong></p>

<p>Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:</p>

<p><em>“<strong>Gerçek mücahid, Allah’a itaat yolunda nefsiyle mücadele edendir.”</strong></em> (Tirmizî)</p>

<p>Bugün <strong>cihad; kalemiyle hakkı savunmak, ailesini korumak, nesli ifsattan muhafaza etmek, adalet için bedel ödemeyi göze almaktır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>6. Kınayıcının Kınamasından Korkmamak Bugün Nasıl Yaşanır?</strong></p>

<p>Bu, <strong>çağımızın en zor imtihanlarından</strong> biridir. Sosyal baskı, alay, dışlanma korkusu… Mümin, <strong>ölçüsünü toplumdan değil, vahiyden</strong> alır. <strong>Ne derler putuna</strong> boyun eğmezler. İnsanlar ne der değil, onların derdi <strong>Allah rızasıdır</strong>. Allahın rızasından büyük rıza mı var..</p>

<p><strong>“Onlar, Allah’tan gelen mesajları tebliğ ederler ve O’ndan başkasından korkmazlar.”</strong> (Ahzâb, 33/39)</p>

<p>Bugün bu duruş; doğru bildiğini savunurken popüler olmaya çalışmamaktır. <strong>Alkış değil, rıza aramaktır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>7. Allah’ın Dilediğine Verdiği Lütuf ve İlmi</strong></p>

<p>Bu ayetle Allah bize şunu öğretir: <strong>Hidayet bir lütuftur, hak edene verilir.</strong> Kim samimi olursa, Allah ona yol açar.</p>

<p><strong>“Allah, dilediğini hidayete erdirir.”</strong> (Bakara, 2/213)</p>

<p>Allah’ın ilmi geniştir; kimin ne taşıdığını, kimin neye layık olduğunu en iyi O bilir. Bu da mümine hem umut hem sorumluluk yükler.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sonuç: Ayet Bize Ne Söylüyor?</strong></p>

<p>Bu ayet, bize şunu haykırıyor:<br />
<strong>Din Allah’ındır. Ama bu dinin şerefli taşıyıcıları olmaya adayız.<br />
Şefkatliyiz ama zillet içinde değiliz.<br />
Cesuruz ama ölçüsüz değiliz.<br />
Severiz ama bedel ödemeden çekinmeyiz.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Dua</strong></p>

<p>Allah’ım!<br />
<strong>Bizi sevdiğin ve Seni seven kullarından eyle.<br />
Kalplerimizi dinden dönenlerden değil, dini ayakta tutanlardan kıl.<br />
Şefkati merhametimiz, izzeti duruşumuz eyle.<br />
Hakkı söyleyen, bedel ödemekten korkmayan kullarından eyle bizleri. Âmin.</strong></p>

<p>Selam, dua, tefekkür ve muhabetle..</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//allah-in-dini-sahipsiz-degildir/1063/</link>
<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ey şehr-i Ramazan!(şiir)</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size:20px;">Ey Şehr-i Furkan:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Kıymetini alırsın yüce Rahman’dan,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Senin baharında inzal olmuş Kur’an,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rahmet ve bereketinle hoş geldin;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Furkan!</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rahmet bulutları semayı kaplar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rahmete muhtaç gönüllere yağar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yeşermiş bitkiler dirilişi anımsar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Seninle sevinir miskinler, garibanlar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rahmet ve bereket ayı:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Furkan!</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bir zamanlar cehalet karanlığı;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sarmıştı Bekke’yi,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Putlarla doldurmuştu;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Mübarek Kâbeyi,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Hira nur dağında aldığın müjdeyi,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Kararmış gönüllere verdin neşeyi:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Furkan!</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Seni müjdeliyor Recep ve Şaban,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Gaflette olma; uyan ve hazırlan,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İlahi mesajı veriyor yüce Kur’an,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sahur ve iftarınla bir başkasın:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Furkan!</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ümmetinin ayı ilan etmiş;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Peygamberi Zişan.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bin aydan daha hayırlı yapmış seni;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Nurlu Kur’an,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Son on günün tekli gecelerinde;</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ararsın derman,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Dermansız dertlere şifasın:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Furkan!</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sayılı günlerde gelir geçersin,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Biçare gönüllere inşirah verirsin,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bir anında bile bir ömre bedelsin,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rabbim cümlemize nasip eylesin,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Rahmet ve mağfiretimize vesilesin:</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ey şehr-i Ramazan!</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">03.03.2026 Yasin YILDIZ</span></p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ey-sehr-i-ramazan-siir/1062/</link>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAKIŞTAKİ BERRAKLIK</title>
<description><![CDATA[<p>Allahü teâlânın yarattığı kâinat öyle inceliklerle dolu ki… Kudretine kurban olduğum Rabbim, her şeyi ayrı bir hikmet dâhilinde ve bir hizmete uygun olarak yaratmış.</p>

<p>Her şey kararında, tam ayarında.</p>

<p>Ateş böceğine hayret ederim; ışık verirken kendini yakmaz.<br />
Anne sütü ile kan aynı bedende, yan yana kanallarda akar; biri diğerine karışmaz.<br />
Koskoca okyanuslarda tatlı ve tuzlu sular şeffaf bir perdeyle ayrılmış gibidir; birbirine karışmaz.<br />
Aynı ağız hem sıcak hem soğuk üfleyebilir. “Hohh” deyince sıcak, “Füff” deyince serin hava çıkar. Fakat bunun nasıl kumanda edildiğine çoğu zaman hiç kafa yormayız.</p>

<p>Demiştik ya: Her şey hikmete tâbi… Kâinatta iç içe geçmiş ama farklı olan binlerce örnek var.</p>

<p>Yeryüzünün halifesi olan insan da böyle. Aynı donanım onun ruhunda da mevcut. Bugün hayırlı bildiğimiz bir insan yarın savrulabilir; şerli gördüğümüz biri ise hayra dönebilir. Kalpleri evirip çeviren Allah’tır; kimin kalbini ne zaman neye çevireceğini bilemeyiz.</p>

<p>Kimse kendine fazla güvenmesin. Hâmân’ı hatırlasın.<br />
Kimse “Artık bittim” demesin; Yunus (a.s.) gücenir.<br />
Oğluyla imtihan edilen Nuh’u (a.s.),<br />
Eşinin ihanetini gören Lût’u (a.s.),<br />
Babasıyla sınanan İbrahim’i (a.s.),<br />
Malı ve sıhhatiyle denenmiş Eyyûb’u (a.s.),<br />
Kardeşi tarafından kuyuya atılan Yusuf’u (a.s.),<br />
Evlat farkı olan Âdem’i (a.s.) hatırlasın.<br />
Hiç kimse için, ölmeden hüküm kesilmez. Ölse bile, hakkında ileri geri konuşma yetkisi bize verilmemiştir.</p>

<p>Öyleyse neden annesini beğenmezsek kızına,<br />
Oğlunu beğenmezsek babasına,<br />
Karısına kızarsak kocasına,<br />
Kocasının ahlâkı kötüyse karısına söz söyleriz?</p>

<p>Bir hanede aş mı pişiyor, taş mı; biliyor muyuz?<br />
Bir annenin evladı için döktüğü gözyaşını görebiliyor muyuz?<br />
Ya filanca evladın anne-babasına karşı verdiği imtihanı?<br />
Bir gelinin ya da kayınvalidenin içinden geçenleri?<br />
Bize gülümseyen gözler, kirpiklerinin arkasında hangi dramları saklıyor, bilebilir miyiz?</p>

<p>Birini yargılarken kantarın topuzunu iyi ayarlamak gerekir. Hemen hüküm verip “idam sehpasına” göndermeden önce kendimizi onun yerine koymalıyız. Aynı şartlarda, aynı imkânsızlıklarla yaşasaydık yine aynı biz mi olurduk?</p>

<p>Biraz empati, biraz vicdan insanın ağzını susturur; bakışını yumuşatır.</p>

<p>Artık “anasına bak, kızını al” devri geçti. Her insan ayrı bir hikâyedir.<br />
Rabbimiz iyi babaya kötü evlat, kötüye iyi eş verebilir; yumuşak kardeşle sert kardeşi yan yana getirip birbirine tahammül seviyesini ölçebilir. Hatta aynı insan, kendi içinde bile bugün tatlı, yarın tuzlu olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla temkinli olmak lâzım. Allah Rasûlü’nün uyarısı ne kadar dengelidir:<br />
“Çok sevme; gün gelir nefret edersin. Çok nefret etme; gün gelir seversin.”</p>

<p>Herkesin kendine göre bir keşmekeşi var. Elden gelse hep iyi olsak… Ama olmuyor işte.</p>

<p>İbn Mesud’un duası kulaklarımda çınlıyor: “Allah’ım, Senden dönüşü olmayan (sarsılmaz) bir iman istiyorum...”</p>

<p>Koskoca sahabe bile imanının akıbetinden korkarken, bize ne demeli?</p>

<p>Yarın kimin ne olacağı belli değil. Fay hattı üzerinde yaşıyoruz; her an bir sarsıntı olabilir ve biz artık eski biz olmayabiliriz.</p>

<p>Güzel ahlâk, insanın kendi ruhuna işlediği en zarif nakıştır.<br />
İnsanlara hemdert olmak ise bakıştaki en berrak ışıktır.</p>

<p>Rabbimin inayeti, istikameti, rahmeti, bereketi, af ve mağfireti üzerimize olsun.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//bakistaki-berraklik/1061/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Allah'ın (c.c) Okulu </title>
<description><![CDATA[<p>“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra, 36)  Ayetinde  neye  işaret   buyruluyor?<br />
 <br />
 Yeterli  bilgi  ve  tecrübeniz  yoksa  ehliyet  alamazsınız,   araç  kullanamazsınız.  Yeterli  bilgi  ve  tecrübeniz  yoksa  ülkeyi  idare  edemezsiniz.  Nefsinize   hoş  geldiği için   yöneticiliğin   peşine  düşemezsiniz.  Amacınız  iyi  olsa  bile. Amaçlar  araçları  meşru  kılmaz.</p>

<p>“Edenler  bizden  iyi  mi?”  ucuz  mazereti  kesinlikle  geçerli  değildir.  Sizden  bahsediyoruz.  Siz  iyi  misiniz?  Siz  yeterli misiniz?  Onu  söyleyin.   Ehliyeti  olmayan  bir  kişi  polise  yakalanınca,  “ama   benim  arkadaşımın da  ehliyeti  yok”  diye  kendini  savunabilir mi?   Yiğit  ve  kaliteli  insan  kendisini  başkalarının  kusurlarıyla  savunacak kadar  alçalmaz.<br />
Öyle  iyi  olun ki,  sizin  iyi  olduğunuzu   kendiniz  değil   düşmanlarınız  söylesin. Allahın CC  Resulü SAS   böyle  idi.<br />
 <br />
Ülkeyi    idare  edemiyorsanız  bırakın,  hatta  sizden  daha  kötüsü  gelsin.   Nasıl  yani mi dediniz?  Evet  gelen  kötü  yönetici bari  müslüman  olmasın.   Kötü bir  müslüman  yönetici,     kötü  bir  gayrı müslim  yöneticiden  daha  kötüdür.  Evinize  giren  hırsızın  müslüman  olmasını  mı  tercih  ederdiniz,   dinsiz  olmasını mı?<br />
 <br />
Ekmek  küflenince  belli  olur,   yemezsiniz.  Bozuk,  bayat   balık,  açıkta beklemiş  tavuk,  sahte tereyağı  yerseniz,  zehirlenirsiniz.<br />
Müslümanın  bir  kötülüğü,  başkasının   yüz  kötülüğünden  daha  kötüdür.  Siz  İslȃm  adına  ortaya  çıkmış,  İslȃmı  temsil  etme  iddiasında  ve bu  emaneti  üstlenmiş iseniz,  en  ufak  bir  kötülük yapma lüksünüz  yoktur. Çünkü  yapılan  her  kötülük,  önce  İslȃma   zarar  verir.   Millet  sizin  deneme  tahtanız  değildir.    Allahın  dinini,  İslȃmı  yanlış  tanıtmak,  mıncıklamak   ve  ucuzlatmak  kimsenin  hakkı  ve  haddi  değildir.</p>

<p>Alemlerin  Rabbi CC,  insanların   kısa  bir  sürede  yeterli  bilgi  ve  tecrübeyi  kazanabilmeleri  ve  deneme  yanılma  yoluyla  iş  görmemeleri,    çevreye,  kendilerine  ve    başkalarına  zarar  vermeden  işler  yapabilmeleri  için  onlara  Kitaplar,  Peygamberler  ve  Alimler  göndermiştir.  Bu  kılavuzlara  samimiyetle  sarılanlar  kolay  kolay  hata  yapmazlar.  Bunlara  aldırış  etmeyen,  kendi  kıt  akılları,  azgın  hırsları  ve  kibirli   nefisleriyle   iş  yapmaya  kalkanların  yaptıkları  ve  yapacakları  hataları  kimsenin  hoş  görmesini  beklemeye  hakları  yoktur.</p>

<p> <br />
“Ben  falanca  okuldan  mezun  oldum,  şu  kadar  sene  de  yurt dışında  kaldım  v.s.”   ifadeleri   yeterli  mi  zannediyoruz?   Siz  Allahın CC  okulundan  mezun  oldunuz mu?   Bulunduğu   makam  ve   mevki  kişinin  yeterliliğinizi  göstermeye  yetmez.     Diplomanızı  kimden  aldınız?    Bu  soruyu  Allah  CC  size  sormadan   önce  siz  kendinize  soruyor musunuz!    Çok  önemli bir  teknik  fabrikanın  genel  müdürü,  yeterli  ahlak  sahibi  olsaydı,  “bana  teknik  konuları  getirmeyin”   diyebilir miydi?   Namaz  kılıyorsa,  namazlarında  Maun  suresini  okuyor  mu  acaba?<br />
 <br />
    Allahın CC  okulu  neresidir?  Mühendis  olmak  istiyorsanız,  Allahın CC  okulu,   araştırma  enstitüsü,  araştırma  ve  test  laboratuvarı,  atölye,  proje,  fabrika,  evindeki  çalışma  odası,   piyasa,  savaş  meydanıdır. Allahın  CC  Okulunda,  Allahın CC  ayetleriyle  eğitim  yapılır.   Baş öğretmen  bizzat  Cenab-ı Haktır.   Yanlışınız  hemen  ortaya  çıkar.<br />
      Masada,  çayınızı  yudumlarken,  bilgisayar  analizinde  bir  hata  yaparsanız  bir şey  olmaz,   atölyede,  laboratuvarda,  fabrikada,  savaşta   hata  yaparsanız kaza, kırım, patlama  olur,  çarpılırsınız, yangın   çıkar,  insanlar  ölür.  Ürün  yoksa,  diploma  da  yok.   <br />
      Doktor  olmak  istiyorsanız,  Allahın CC  Okulu,    poliklinik,    ȃcil  servis, ameliyathȃne,  hastȃnedir,  hastalardır,  iyileşen ve  iyileşmeyen  hastalar  ve    morgdur.   İlȃhiyatçı - Hoca  olmak  istiyorsanız,  Allahın CC okulu  hayattır,  toplumdur,  fakirler,  zulme  uğrayanlar,  zenginler,  ateistler,  ahlȃksızlar,  namaz  kılanlar,  kılmayanlar,   faiz  yiyenler,  yemeyenler,  iyi  insanlar,  kötü  insanlar,   önderlerini  ilȃh  edinenler, münafıklar,  Allaha CC  şirk  koşanlardır.  Okuduğun,  ezberlediğin  ȃyetlerin  tefsirini  bunlar  yapar.  En  isabetli  ve  faydalı  tefsir  dersleri  sahada  yapılır.   Kötülüğün  ne  olduğunu  iyilerden  değil,  kötülerden  öğrenebilirsin.  Fakirliğin  ne  olduğunu,  zenginlerden  değil  fakirlerden  öğrenebilirsin.  Zulmün  ne  olduğunu  mazlumlardan.   Yöneticiliği,  Kur’andan,  Peygamberden, Taiften, Bedirden,  Uhudtan, Hendekten,   Ashab-ı  Kiramdan,  keçisi  kaybolan  ve  Hz. Ömere RA   beddua  eden  kocakarıdan,   ilim  ve  ahlak  sahibi  Alimlerden, onların  yaşadıklarını  yaşayarak   öğrenebilirsin.   Kitaplar  okuyarak,  çok  namazlar  kılarak,  bazı  sözleri  defalarca  tekrarlayıp  yalama  yaparak  veya  Oriental Enstitülerde netameli  konularda doktora  yaparak   Müslümanlık  öğrenilmez.  Gerçek  Müslüman  olunmaz.  Müslümanlık,  “salih  amellerden”,   “canlardan  mallardan  eksiltilerek” (Bakara,155) yapılan  sınavlardan,   “sarp  yokuşlarda”(Beled, 11)  öğrenilir.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//allah-in-c-c-okulu/1060/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ABD'NİN YALANLARI  BOMBALARINDAN DAHA ETKİLİDİR. </title>
<description><![CDATA[<p>ABD ve İsrail daha önce onlarca örneğinde olduğu gibi yine müzakereler devam ederken İran İslam Cumhuriyetine saldırdı. Bu saldırılarda başta Ayetullah Ali Hamaney olmak üzere bir çok üst düzey komutan şehit oldu. Rabbim şehadetlerini uğruna mücadele ettikleri davanın bereketi kılsın. ABD ve İsrail emperyalizmine karşı direnişle dolu bir ömrün şehadetle neticelenmesi gidenler için sevindirici olsa da kalanlar için üzücüdür. <br />
Daha önce müzakere sürecinde iken Hamas'ın üst düzey liderleri şehit edildi. Aslında  müzakerelerin boş bir oyalama olduğunu İrandaki bir çok üst düzey lider deklere etmesine rağmen içeride ve dışarıda gelen baskılarla savaş seçeneğinde direnmeme adına müzakerelere yönelmişti. Kamuoyunda savaş yanlısı olma görüntüsü vermeme adına sonuç alınamayacağını bile bile masada müzakerelere yöneldir. Günün sonunda bu emperyalist güçlerle müzakerenin anlamsızlığı bir kez daha anlaşıldı. Emperyalist güçlerin müzakere dedikleri şey kendi istediklerini size dayatmalarıdır. Sizi kendi hesaplarına uygun noktaya getirmeleridir. Bakara süresi 120. ayetin ifadesiyle; "Sen onlardan razı olmadıkça onlar asla senden razı olmayacaklardır." </p>

<p>"Taviz tavizi doğururur" ilkesinden yola çıkarak müzakere adı altında dayatılan teslimiyeti red eden ve direnen İran İslam Cumhuriyeti'nin direnişi mübarek olsun, muzaffer olsun. Kazanmak ve kaybetmek iki seçenektir lakin direnmek ve teslim olmamak tek başına onurdur, izzettir. Bu onurlu ve izzetli duruşu selâmlamak ve dualarla da olsa destek olmak yerine her seferinde çeşitli bahane ve yalanlarla adeta emperyalizmin ağzı ve aklıyla olayları medyalarda ve meydanlarda seyrediyoruz. Düzinelerce yalan ile emperyalist düzen devam ettirilmeye çalışılıyor. Adamlar en çok yatırımı boşuna enformasyona yapmıyorlar. Bu yatırımlarının işgaleri nasıl kolaylaştırdıklarını ve zihinleri nasıl sömürgeleşmeye hazır hale getirdiklerini görüyoruz. ABD bombalarından önce ABD yalanları düşüyor gündemimize. Yalanlar bizi birbirimize düşürüyor sonra bombaları bedenlerimizi parçalıyor.<br />
Şimdi birkaç yalanı inceleyelim. En klâsik yalan "İran'da halk rejimi desteklemiyor." Bu halk dedikleri ise ABD ve İsrail'e zihinsel olarak teslim olma yolunda seküler bir yaşamı arzulayan başta eski şah yanlıları ve ABD fonlarıyla sürekli kışkırtılanlardan öteye geçmemektedir. </p>

<p>"İran'da halk rejimi desteklemiyor" diyenler daha 15 gün önce devrimin yıldönümünde meydanlara inen 30 milyon insanı kastetmiyor. Yarım asırdır savaşla, tehditle, ambargoyla sindirilmek istenmesine rağmen teslim olmayıp direnen insanları kastetmiyor. Her saldırıda ölüm pahasına kendisini meydanlara atan milyonları kastetmiyor. <br />
ABD ve İsrail'in çağrısıyla sokağa çıkıp yakıp yıkanlar halk fakat ölümü pahasına meydana çıkıp inkılâbı koruyan milyonlar halk değildir.  ABD ve İsrail'in dayattığı seküler teslimiyetçi iradeye sahip olanlar halktır; direnler ise yobaz, gerici ve yok edilmesi gereken engellerdir. </p>

<p>Sormak lazım savaşın ilk günü öldürülen 200'e yakın masum kız çocuğu halk değil midir? İran'da kadınlar özgür değil diyenler kız çocuklarının okuduğu ilkokulu ilk olarak bombaladı.  Mahsa Amini için kadın hakları kavramına sığınıp ülkeyi ateşe verenler için öldürülen 150 kız çocuğu neyi ifade ediyor. Mahsa Amini için inkılaba karşı çıkanlar öldürülen 150 kız çocuğu için neden ABD ve İsrail'e tek kelime etmiyor, meydanlara çıkmıyor. <br />
"Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda" (Tekvir 8.ayet) Bugün okul saldırısındaki kız çocuklarının öldürülme nedeni de hesabı da sorulmalıdır. Lakin biz düşmanı sorgulamak yerine dostları taşlamakla meşguluz. Af edersiniz, tenzih ederim Ortadoğu'da kendi g...tlerindeki kazığı görmeyen devletler, İran'ın elbisesindeki yamayı konuşuyor!</p>

<p>Tanımlamalarını dahi düşmanın aklı ve ağzıyla yapanlar zillete mustehak olur. ABD ve İsrail'in özgürlüğünün ÖLÜM olduğunu Ortadoğu çok iyi yaşıyor lakin bunu hala idrak edemeyenlerin oranı ise ürkütücü. <br />
Bir diğer yalanları ise "İran inkılabı bilim üretmedi." Bunu diyen Batı İran'ın bilim adamlarını her seferinde suikastlerle öldürdü."İran inkılabı teknoloji üretmedi" diyen batı her seferinde teknolojik tesisleri bombaladı. İran en azılı İslam düşmanlarıyla bile savaşıp ağır bedeller öderken bile "İslam coğrafyasının en büyük düşmanı İran" diye uydurulan yüzlerce yalana inanan bir sürü müslüman var.</p>

<p>İran lideri Ali Hamaneye daha güvenli bir yere götürelim dendi. İran halkının tamamını güvenli bir yere taşıyabiliyorsak gelirim dedi. Halkın canını kendi canından farklı görmedi. Her olay onlarca yalanı aydınlatır. Hani Hamaney saklanıyordu, Rusya'ya kaçmıştı. Hani dünyanın en zengin insanıydı. Kendileri zenginlik içinde iken halk sefaletteydi. Hani halktan kopuk yaşıyorlardı. Çocuklarını yurtdışında yaşatıyorlardı. Hamaneyin evi hepimizin evinden daha sade ve eskidir. Ve Hamaney tüm ailesiyle şehid olmasına rağmen hala koca koca camiaların öncüleri "Hamaney Amerika'nın adamıydı, kullanıldı ve atıldı" diyebiliyorlar. İran'ın içerideki zaafları, açmazları ve ajanlarını eleştirilebilir lakin ömrü ABD ile mücadele ile geçen bir lideri ABD'nin adamı olarak görmek hiç doğru bir yaklaşım değildir. </p>

<p>Yıllarca kız çocuklarının eğitim hakkı gasbediliyor yalanıyla müslümanlara saldıranlar kız çocuklarının gittiği okullarını bombalayarak yaşam hakkını gasb ettiler. Lakin kız çocuklarının eğitim hakkı diyenler piyasada yok. Savaş kötüdür lakin bazı kötüleri de gün gibi ortaya çıkarır<br />
Sorun İran inkılabı değil ABD ve İsraile teslim olmamadır. Onun köleliğini, efendiligini, sömürgeciliğin kabul etmemedir. </p>

<p>Ekonomi, kadın, halkın refahı, özgürlük gibi kavramlar sadece seni beni kandırmaktan ibarettir. <br />
Sorun onların özgürlük dedikleri zilleti red etmektir. Sorun kadın haklarından öte Müslüman kadının örtüsüdür, hayasıdır. Kadınları istediği gibi tüketim aracına dönüştürememesidir. Sorun İran topraklarında ABD üslerinin olmamasıdır. Sorun herkesin yaşasın! dediğine kahrolsun! demektir. Herkesin toprak bağışladığı bir emperyal devlete bir karış toprağı kiralık dahi vermemektir. <br />
Bunca acı ve zillet karşısında artık utanmalıyız ve uyanmalıyız. Ortadoğu'da kendi ülkelerinin emperyalizme hizmet ettiği gerçeğini göremeyenlere maalesef yaklaşan tehlikeyi anlatamazsınız. Bazı insanların gözleri maalesef musibetle yüzleşince görmeye başlıyor. </p>

<p>İran'da yönetim değişikliği demek ABD ve İsrail'in oraya yerleşmesi demek. Başta Türkiye ve Afganistan olmak üzere tüm bölgenin ABD ve İsrail'e teslim edilmesi demektir. Amerika, İsrail, İngiltere ve sair Batılı ve kukla devletler Hamas'ı teslim alabildiler mi!? İşgal altındaki en zayıf halkayı teslim alamayanlar direnişin diğer cephelerinden hiç birini teslim alamamışken İran İslam Cumhuriyetini mi teslim alacaklar!<br />
İran İslam Cumhuriyeti 50 yıldır bedel ödüyor. Bunca düşmanın, ihanetin içinde ödenen bedeller de ağır oluyor. Bedel ödeyenler kaybetmiyor bedenlerini şehadete taşıyorlar. Teslim olanlar ise hem bu dünyada hem ahirette zelil olmakla zaten kaybediyorlar.</p>

<p>Bu zorlu süreçte cümlelerimizi doğru kuralım. Düşmanın ağzı ve aklıyla olaya yaklaşmakta uzak duralım. İran; <br />
Bahreyn'i vurmuyor Bahreyn'deki ABD üssünü vuruyor.<br />
Ürdün'ü vurmuyor Ürdün'deki ABD üssünü vuruyor.<br />
Erbil'i vurmuyor Erbil'deki ABD üssünü vuruyor.</p>

<p>Suudi Arabistan'ı vurmuyor Suudi Arabistan'daki ABD üssünü vuruyor.<br />
Birleşik Arap Emirlikleri'ni  vurmuyor Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki ABD üssünü vuruyor.<br />
Bu üsleri vurmak suç değildir zira ABD ve Siyonizmi koruyan bu üsler üzerinden ortadoguda başımıza bombalar atılıyor. Asıl suç İran'ın bu üsleri vurması değil bu üslerin müslüman coğrafyalarda olmasıdır. Sorgulanması gereken de İran'ın üsleri vurması değil bu üslerin var olmasıdır.</p>

<p>Birilerini sevmeyebilirsiniz lakin düşmanın yalanlarına inanmak, onları yaymak düşmana dolaylı hizmettir. ABD yalanları bombalarından önce gelir aramıza. Ve yalanlar bombalardan daha etkilidir bazen. Düşmanın yalanlarıyla dostlarımızı yaralamamalıyız. Şunu iyi anlamalıyız ki "Ortadoğuda ABD'nin BOMBALARI değil YALANLARI daha yıpratıcıdır. Eğer onların yalanlarıyla baş edebilirsek bombalarıyla baş edebiliriz."<br />
Eski ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in : “Zayıflık tahrik edicidir” sözüne binaen bu yalanlarla birbirini zayıflatanlar ABD'yi tahrik ediyorlar. </p>

<p>Bizim artık uyanmamız ve ruhumuzu değiştirmemiz gerekiyor ki mevcut sömürü halimiz değişsin. Mâlik Bin Nebi"nin ifadesiyle: "Ruhunu değiştir, tarih değişsin. Uyuyan toplumların tarihi olmaz, olsa olsa rüyası ve kâbusları olur…"</p>

<p>Yine Mâlik Bin Nebinin ifadesiyle “İhanete uğrayan fikirler intikamlarını alırlar. Fikri asaleti yeniden kazanmamız ve öncelikle düşünce alanında bağımsızlığımıza ulaşmamız gerek. Ondan sonra ekonomik ve siyasal bağımsızlığımızı gerçekleştirebiliriz.” </p>

<p>Eğer biz bunu yapabilirsek yaşanan zorluklar, ödenen bedeller yaratıcı, diriltici ve üretici bir boyuta ulaşır. Arnold Toynbee iradesiyle: “Zorluklar, yaratıcı tehditlerdir. Çünkü insanları tepki göstermeye özendirirler.” <br />
Ne Türkiye'nin dostu ABD'dir. Ne İran'ın dostu Rusyadır. Bugün ABD'nin İsrail için ödediği bedeli Rusya ve Çin İran için ödemez. Aynı durum ABD'nin Türkiye ilişkileri için de geçerlidir. Bu düzlem ve denklemde birbirimizi  düşmana muhtaç edecek politik tavırlardan ve söylemlerden kaçınıp dayanışmaktan başka çıkış yolu yoktur.<br />
Allahın izniyle bu savaşta da  hezimete uğrayacaklardır. Kazanmak ve kaybetmekten bağımsız olarak onurluca direnmektir, teslim olmamaktır başarı.</p>

<p>Rabbim bu ihtihanı zalimler için fırsata çevirmesin. Zalimlerin hesabını bozguna uğratacak bir feraset lütfeyle. "Allah, azabı ve rezilliği, akıllarını kullanmayanlara musallat eder." (Yunus Süresi 100)</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//abd-nin-yalanlari-bombalarindan-daha-etkilidir/1059/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:11:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İRAN’A “OH OLDU” DİYENLERE!</title>
<description><![CDATA[<p>Hitler,“<em>Gün gelecek öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz”</em> demişti. Gazze topraklarında işlenen insanlık dışı İsrail vahşeti Hitleri haklı gösteriyor. Savaş olur da böylesi pis ve seviyesiz olanı hiç görülmemiştir. Evleri barkları ağır bombardıman altında harap olmuş, beşikteki çocuklarına kadar her şeyini kaybetmiş insanlar.</p>

<p>Gazze de tablo İsrail’in vahşi yüzü, Trump’un eseri.</p>

<p>Şimdi de İsrail <strong>Trump</strong> delilen dengesi bozuk adamı arkasına alarak İran’a saldırması, yollardaki engelleri temizliyor demektir.</p>

<p>Akıllarına göre, <strong>Büyük İsrail</strong>’in temellerini atıyorlar.</p>

<p>İlk başta en büyük engelleri İran. Açıkça ifade ettiklerine göre sıra bize gelecekmiş. Çünkü Büyük İsrail, Lübnan, Suriye topraklarını işgal etmeden Dicle ve Fırat boylarına gelemez. Bu duruma göre ülkenin güneydoğusu yakın tehlikede. Yanı bu savaş bizimle de alakalı.</p>

<p>…</p>

<p><strong>Trump</strong> denilen katil bağırıyor, “İran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceğiz.” Aynı oyunu Irak lideri Saddam’a da oynamışlardı. Emperyalizm karşıtı Irak halkını Ebu Gureybe hapishanesine tıkayarak akıl almaz işkenceler yaptılar.</p>

<p>Gözleri kapatılarak baba ile kızını cinsel ilişkiye zorlamaları insanlığın hiçbir devirde yaşamadığı vahşetin bir çeşididir.</p>

<p>Şimdi de sıra İran da…</p>

<p>Dini Lider <strong>Hamaney</strong> şehit edildi diye meydanlara çıkıp göbek atan ve de İsrail vahşetine alkış tutan kanı bozuk sözde İranlı’ları görüyoruz.</p>

<p>Aynısı bizde de var.</p>

<p>Yarın devlet büyüklerinin başına benzeri gelmiş olsa zil takip oynayacaklarından şüphemiz olmasın. Müslüman’a yapılan zulümden haz duyan caniler. Rahmetli Menderes ve arkadaşlarının katlinden sevinmediler mi? Okullarda ramazan etkinliklerine kimler karşı çıkıyor?</p>

<p>Bir de anlı secdeye gittiği halde İran’a “oh oldu” diyenleri görünce şaşırıyorum. Bu nasıl Müslümanlık? Marketten Pepsi Colası’na varıncaya kadar İsrail mallarını sorumsuzca yüklenir giderler, öylesi Müslümanlık!.</p>

<p>Ne diyelim, kasıtlı yapanların boğazında kalır inşallah.</p>

<p>…</p>

<p>İran Şia imiş, geçmişte hataları varmış, doğrudur..</p>

<p>Ama sen de laik Kemalist bir ülkesin, yakın tarihte binlerce masum Müslüman’ı ipe çekmişsin. Trump katili şu anda sana da domuzluğundan övgüler yağdırdığına güvenme. Gülüşü bile sahte…</p>

<p>Sen İran’ı Şialıkla suçlarken bilesin, Amerikancı laik bir ülke diye sana da  güvenmiyorlar. Zeytin yağı gibi hep üste çıkmak doğru değil.</p>

<p>Ayet haber veriyor:</p>

<p> “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım.”</p>

<p>İster İran da olsun ister Türkiye de, ortalığı karıştıran içimizdeki beyinsizlerdir. İslam ümmeti onların yüzünden bir araya gelemiyor. Mesela, komşunun evini alevler sarmış yanıyor, sıranın senin evine gelmesi an meselesi, yangını söndürmek varken oturup birbirlerimizin yanlışlarını tartışmak oldukça yanlıştır, sapıtmadır.</p>

<p>Bizdeki gibi İran halkından çokça samimi Müslümanların olduğunu biliyorum. O insanlarla  diyalog kurarsak, ihtimal ileride birliği sağlamış oluruz.Birlik sağlamak mi daha iyi  yoksa kavga edip İsrail’e mum yakmak mı? Bu aşamada dayanışmanın dışındaki yollar yanlıştır.</p>

<p>…</p>

<p>Müslüman ülkeler dış politikada bir ve beraber hareket etmiş olsalardı Siyonist İsrail ve onun maşası Amerika ne İran’a ne de Lübnan’a saldırmaya cesaret edemezdi. Diğer gün bize de saldıramaz.</p>

<p>Müslüman ülkelerin her birinde ABD haydudunun askeri üsleri ile kalp atışlarını bile dinleyen <strong>CIA’</strong>nin karargâhları var. Ortadoğu oralardan kontrol edildiğinde İsrail hayduduna güç ve güven veriyor.</p>

<p>Şu anda İran, o noktaları imha etmek telaşında.</p>

<p>Bu gavur istese İran’daki üst yöneticilere yapmış oldukları katliamın aynısını diğer Amerikancı ülkelere de yaparlar. Durum bu iken “oh oldu” demek yerine sıra bize gelmeden aklımızı başımıza toplamalıyız.</p>

<p> Müslüman, akıllı ve ferasetli olur.</p>

<p>Komşumuz İran halkının acılarına ortak olmalıyız…</p>

<p>Bu gün ona yarın sana…</p>

<p>2.3.2026 E. Hakim Nusret Çiçek</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//iran-a-oh-oldu-diyenlere/1058/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 23:09:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>EY ORUÇ, TUT BİZİ!</title>
<description><![CDATA[<p>Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de buyurur:<br />
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”<br />
(Bakara, 183)</p>

<p>Elhamdülillah, bugünlerde bu farzın idraki içindeyiz. On bir ay boyunca yiyip içen, zaman zaman azgınlaşan nefislere terbiye; gönüllere tefekkür; midelere dinlenme ve kendine gelme fırsatı sunan; Kur’an ve namazla süslenen rahmet dolu bir ayın misafiriyiz.</p>

<p>“Bilmek” kelimesi Arapçada iki farklı kökten ifade edilir:<br />
Biri “alime”, diğeri “arife”.<br />
“Alime” kökünden gelen bilene âlim,<br />
“arife” kökünden gelen bilene ise ârif denir.</p>

<p>Bu gramer bilgisini niçin hatırlattım?</p>

<p>Çünkü aralarındaki fark çok mühimdir.<br />
Âlim olan bilir; fakat bilgisine hissiyatını ve imanını katmazsa sadece bilgi sahibi olarak kalır. Bu anlamda bilgisayar da bir “âlim”dir.<br />
Ârif ise edindiği bilgiyi derinlere indiren, idrak eden, onu kalbine giydiren, iman edip amel eden kişidir.<br />
Ramazan’ı da bilen var, idrak eden var.</p>

<p>Bir videoda yabancı bir kadın, Ramazan ayında Müslümanlar gibi oruç tuttuğunu söylüyor ve orucu şöyle tarif ediyordu:<br />
“Oruç, kendini tutma (imsak) zamanıdır. Yemekten, içmekten, kötü söz ve kötü davranışlardan uzak durma zamanıdır. Kontrolden çıkmış insanların yaşadığı bir dünyadayız. Bu yüzden bu ayı Müslümanlar gibi kutsuyor ve önemini anlıyorum.”<br />
İşte bu kadın, henüz iman etmemiş olsa da, orucun ruhuna dair bir irfan penceresi aralamış. Allah ona iman da nasip eder inşallah. Çünkü birçok Müslümanın göremediği hakikati görmüş.</p>

<p>Ramazan’ın ruhundan habersiz yaşayıp orucu yalnızca mideyle sınırlayan ne kadar çok insan var…</p>

<p>Gündüz yiyemediği için öfkesini etrafına saçan,<br />
İftar vakti yemeği beğenmeyip eşine çıkışan insanlar…</p>

<p>Bu yüzden Ramazan’ın feyzinden, bayramın sevincinden mahrum kalan gözü yaşlı kadınlar ve çocuklar var. </p>

<p>Hatta Ramazan’ın gelmesini istemeyen eşler var. Bunun vebalini kim taşıyacak?<br />
Yemek saatleri akşama alındı diye hırçınlaşanlar, bir farzı yerine getirirken kaç harama bulaştıklarını fark ediyorlar mı?</p>

<p>Oysa Ramazan; sadece mideyi değil, eli ve dili de tutma ayıdır.<br />
Eziyet etmekten sakınma, açları anlama, nefsi dizginleyip şefkat ve cömert olma ayıdır.<br />
“Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.”<br />
(Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163)</p>

<p>Orucu, şeytanın vesveselerine ve nefsin öfkesine karşı bir kalkan yapmalıyız. Yoksa —hâşâ— Allah’a kızıp acısını kullarından mı çıkarıyoruz?</p>

<p>Unutmayalım: Sadece oruç tutanların gireceği Reyyan Kapısı vardır. Ödül ne kadar büyükse, imtihan da o ölçüde olur.</p>

<p>“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz…”<br />
(İbn Mâce, Sıyâm 21)<br />
İslâm âlimleri, ev içindeki huzuru korumak için; kocası sıkıntı çıkarıyorsa kadının yutmadan yemeğin tadına bakabileceğine fetva vermişlerdir. Peki Ramazan gelince huysuzlaşan, yakınlarına eziyet eden kimselerin hâli nice olur?</p>

<p>“Büyük günahlardan kaçınılması hâlinde, beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan, aralarındaki küçük günahlara kefarettir.”<br />
(Müslim, Tahâret 16)</p>

<p>İnsan kendine şöyle seslenmeli:<br />
“Ey nefis! Şeytan bağlı ama anlaşılan senin ipin kopmuş. Ya kendini terbiye et ya yolumdan çekil. Ben oruçluyum. Bu ibadetle Allah’a yaklaşmak istiyorum; uzaklaşmak değil.”</p>

<p>İşte o zaman, sadece bilenlerden değil; anlayan, idrak eden âriflerden oluruz.</p>

<p>Bütün peygamberlerin ortak mesajı şudur:<br />
“Utanmadıktan sonra dilediğini yap.”</p>

<p>Rabbim bizleri hayâ sahibi, Ramazan’ın hakkını veren kullarından eylesin.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ey-oruc-tut-bizi/1057/</link>
<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SU KABAKLARI</title>
<description><![CDATA[<p>Bir gün ablalarımla, köyümüzden eski bir tanıdığı ziyarete gittik. Uzun yıllardır görüşmemiştik. Tanışma faslı başladı.<br />
Büyük ablam bizi tek tek tanıttı.<br />
— Bu da Suna, dedi.<br />
Ev sahibi kadın, en son genç kızken gördüğü Suna’yı karşısında yetişkin bir kadın olarak görünce şaşırdı. Normal… Ama çocukluğuma dair anlattığı bir hatıra beni daha çok şaşırttı.<br />
— Bu Suna çok inatçıydı, gene öyle mi? dedi.<br />
— Ben mi inatçıyım? Yok canım, yanlışın var. Ben inatçı değilim, bilakis çok uyumluyumdur, dedim hayretle.<br />
— Yoo, çok inatçıydın, deyip anlatmaya başladı:</p>

<p>Şiddetli bir yağmurda, traktör kasasına doldurulup tarladan köye dönüyorlarmış. Yolda anneme rastlamışlar. Sırtında beşik, yanında küçük Suna. Bizi de almak istemişler. Annem beşiği traktöre koymuş ama beni bindirememiş. Kucağına alınca kendimi yere atıyor, “Ben binmem, yürüyeceğim!” diyormuşum. Daha fazla uğraşmamışlar, traktör anamın bitmesiyle hareket etmiş, ben de peşinden köye kadar koşmuşum.<br />
Bu kısmı hatırladım. Annem zaman zaman anlatırdı ama sebebini bilmezdim.</p>

<p>Kadın, bu yetmezmiş gibi ikinci bir hatıra daha ekledi:</p>

<p>Pınarda su doldururlarken bana bir su kabağı uzatılmış. Annem suyu doldurmuş ama ben ağzımı kilitlemişim, başımı çevirip içmemişim. En sonunda annem eliyle içirmiş.</p>

<p>Orada takılıp kaldım.<br />
İnatçı mıydım gerçekten?</p>

<p>Bir anda sebebini buldum: Korku.</p>

<p>“Ölü” ve “ölüm” korkusu.</p>

<p>O yaşlarda iki kadın traktör kazasında vefat etmişti. Köyde bu kazalar çok anlatılırdı. Hatta cenazelerden birinde, kadını yıkarlarken biz çocuklar da izlemiştik. Saç örgüsü kulak derisiyle birlikte kalkmıştı. O görüntü içime kazınmıştı.</p>

<p>O günden sonra yıllarca traktöre binmedim. Bindiysem de sıkı sıkı tutundum. Sanki düşersek annem ölecekmiş gibi korkuyordum.</p>

<p>Su kabağı mı?</p>

<p>Onu da hep cenaze yıkarken görürdüm. Kara kazanların, buharlı suların içinde dolaşırdı. Benim zihnimde su kabağı = ölüm demekti.<br />
Bizim çocukluğumuzda ölüm korkunç anlatılırdı:</p>

<p>* Akşam dışarı çıkma, hortlak (hayalet) gelir.<br />
* Sakız çiğnersen ölü eti çiğnemiş olursun.<br />
* Mezarlıklar tehlikelidir.<br />
* Onu yapma ölürsün, bunu yapma ölürsün…</p>

<p>Çığlıklar, ağıtlar, saç baş yolmalar, izdiham… Ölüm bir düşman gibi sunulurdu.</p>

<p>Soğudum.</p>

<p>Ölüden de ölümden de soğudum.<br />
Hazırlıksız bırakıldım. Konuşulmayan, anlaşılmayan bir gerçekti ölüm. Bu yüzden onunla ilgili her şey beni korkuttu.</p>

<p>Yıllar geçti. Öğrendik. Anladık. Ölümün başka bir yüzü olduğunu gördük. Sevdiklerimizi uğurladıkça, o âleme dair korkunun yerini özlem aldı.</p>

<p>Ve bir gün…</p>

<p>Talebelerimle birlikte yaylaya pikniğe gittik. Traktörle. Hem de büyük bir keyifle.</p>

<p>Su kabakları artık cenazeyi değil; balkonumda asılı, köy kokusu getiren otantik süsleri hatırlatıyor.</p>

<p>Çocukluk önemli.</p>

<p>O yaşlarda atılan tohumların nasıl büyüyeceğini bilemezsiniz. Ya meyveli bir ağaç olur, ya da kara ağaç (sadece yeşillikten ibaret olan, meyvesiz ve kötü kokulu bir ağaç cinsi) gibi gölgesinde durulmaz.</p>

<p>Şimdi biri çıkıp dese ki:</p>

<p>“Suna Hoca çok inatçı, cenaze yıkamaz.”</p>

<p>Doğru. Yıkayışı bilirim ama yapamam. Anlatırken bile dizlerimin bağı çözülür.</p>

<p>Ama bir sor: “Neden?”</p>

<p>Çoğu çocukta “inatçılık” gibi görünen bir davranış, aslında travmatik bir korku tepkisi olarak kendini gösteriyor.</p>

<p>Her şey atlatılmıyor işte iki gözüm. Bizde de bir yere kadar.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//su-kabaklari/1056/</link>
<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AVRUPADA RAMAZAN</title>
<description><![CDATA[<p>Besmele, hamd ve salat-u selamdan sonra… Gurbetten tüm okuyucu kardeşlerime ve cennet vatanımın her bir mensubuna, yürekler dolusu selam ve dualarımı iletir. Onların da her birinden aynı yürek sıcaklığında dualar beklerim.</p>

<p>Önü rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olan 1440. Ramazan ayını idrak etmiş bulunuyoruz. Bu ay bereket ve gücünü, yüce yaratandan almaktadır. Dolayısıyla bu ayın huzuru, selameti, saadeti, feyz ve bereketinden ne kadar istifade edebilirsek o kadar kazançlı çıkarız. Biz de “Milat Ailesi” nin bir müntesibi olarak, gurbetten bazı meltem esintileriyle sizlerle buluşalım istedik. Bu garibi gurbetten siz kardeşlerimle buluşturan “Milat Ailesi”ne, özellikle ilk günden beri kahrımı çeken ve bu ailenin değerli bir neferi olan Sabri Gültekin beye yürekten teşekkür ederim.</p>

<p align="center"><strong>Girizgâh</strong></p>

<p>İslam’ın Âdem (as) den hateme kadarki peygamberlere gönderilen şeriatları, belli zaman ve mekânlara mahsus idi. Belli milletlere özel ve belli coğrafyalarla sınırlıydı. Bazen aynı zamanda birden fazla peygamber bulunabildiği gibi, bir kabile veya bölgeye, aynı anda birden fazla peygamber görevlendirildiği de oluyordu.</p>

<p>Ama Resulullah (sav) efendimiz tüm kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlığa gönderildiği gibi, ona gönderilen şeriatı da evrenseldir. Hatta Resulullah (sav) sadece insanlara değil, cinlere de gönderilmiştir. Ona nispet edilen “Resul-us sekaleyen” ifadesi bunun içindir.</p>

<p>Nitekim O (sav) bizzat, diğer peygamberlerden farklı beş özelliği olduğunu ifade eder.<strong> Câbir bin Abdullah</strong> -radıyallahu anh-’ın haber verdiğine göre Nebiyy-i Ekrem Efendimiz -sallâllau aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:</p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>“Benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey (hep birden) bana ihsân edildi:</strong></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku salmakla yardım edildim.</strong></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>Yeryüzü bana namazgâh ve temizlik vâsıtası kılındı. Onun için ümmetimden birine namaz vakti nerede gelirse hemen oracıkta namazını kılıversin!</strong></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>Ganimetler bana helâl kılındı. Hâlbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir.</strong></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>Bana şefâat verildi.</strong></p>

<p style="margin-left:18.0pt;"><strong>Benden evvel her Nebî, husûsî olarak kendi kavmine gönderilirken ben umûmî olarak bütün insanlığa gönderildim.” </strong>(Buhârî, Teyemmüm, 1)</p>

<p style="margin-left:35.4pt;"> </p>

<p>Gurbetteki oruç vs. ibadetler, İslam’ın evrensel bir din olduğuna açık ve net bir delildir. Bu önemli gerçeği, hac veya umre için gittiğimiz Haremeyn’de net olarak hissettiğimiz gibi, gurbette de his ediyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, 72 değil, belki 7200 milletten nice Müslümanlarla aynı inanç, fikir, eylem ve amelleri paylaşmak…</p>

<p>Biz Müslümanlar olarak, davet, tebliğ ve irşad görevlerimizi ciddi oranda aksatmamıza rağmen, kıtalar ötesinde bu beraberlikleri yaşıyoruz. Şimdi düşünün, dünyanın dört bir yanında, iki milyara yakın Müslümanların çeyreğinin çeyreği irşad görevlerini tam yapsalar neler olurdu. Mevcut Müslümanların binde biri evet, binde biri sahabeler misali gittikleri her yerde İslam’ı önce temsil, sonra tebliğ etmenin hakkını verselerdi, neler olurdu.</p>

<p>Evet, geç değil. Şu andan itibaren; mezkûr miktarda Müslümanlar, İslam’ın ilke ve prensiplerinin öngördüğü şekilde İslam’ı yaşayarak örnek olsalar. Böylece İslam’ı hakkıyla temsil edip lisanı halleriyle İslam’ı anlatma moduna girseler. Neler olmaz ki… İnanın birkaç yılda dünyanın çehresi değişir. En fazla çeyrek asırda tüm dünya insanlığı, İslam’la, yani barış, esenlik, emniyet, güven ve huzurla buluşuverir. Evet, bu hayal değil, gerçeğin ta kendisi.</p>

<p>Resulullah (sav) ve ashabını bir düşünün… Resulullah (sav) ın peygamberliği öncesi, başta Arap yarımadası olmak üzere tüm dünya insanlığı ne haldeydi? Cahiliye dediğimiz vahşetin tonu ne kadar koyu idi. Biset sonrasında, ne kadar kısa zamanda nasıl değişiklikler oldu. Eşkıyalar nasıl da evliyaya dönüştü. Şekavet asrı nasıl da saadet asrına evrildi…</p>

<p><strong>Gurbette şahsen benim zihnimi en çok meşgul eden konular, bunlar. Sadece ramazanda değil, her zaman göz önünde bulundurulması gereken bir konu. İslam gibi orijinal, fıtrata hitap eden bir dinin mensubuyuz. Kur'an-ı Kerim gibi, kıyamete kadar hep mahfuz kalacak olan bir vahiy pınarına sahibiz. Resulullah (sav) gibi siyreti ve sünneti terütaze elimizde bulunan bir rehbere, bir peygambere, bir öndere sahibiz. Her biri gökteki yıldızlar kadar parlak ve yüce bir örneklikle önümüzde duran sahabeler (Rıdvanullahi aleyhim ecmaîn) misali öğretmenlere sahibiz. Ama…</strong></p>

<p>Bu girizgâhtan sonra, Avrupa’da ramazan konusuna giriş yapalım. Tabi bize ayrılan yerin sınırlarını aşmamak için bir sonraki yazıda bu konuya gireceğiz inşallah. Bu garip, Almanya’nın kuzey Bavyera eyaleti, Nürnberg şehrinde, DİTİB Plera Aksa Camiinde görev yapıyorum. Ama doğal olarak; Almanya ve Avrupa’nın değişik bölgelerine seyahatlerimiz ve iletişim neticesi, oralardaki ramazan esintilerini de alıyoruz. İşte birkaç yazıda, imkânımızın elverdiği kadar, bu esintileri sizlerle paylaşacağız inşallah.</p>

<p>Ramazan, vatanımıza milletimize, cümle İslam diyarı ve İslam ümmetine de hayırlı ve bereketli olsun. Hayır ve bereketlere vesile olsun. Rabbim, her birimiz, aile efradımız ve cümle yakınlarımızla, Ramazandan azami derecede istifade etmeye bizleri muvaffak eylesin. Subhaneke... Bihamdike... Esteğfiruke...</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//avrupada-ramazan/1055/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:46:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ramazan’da kuduranlar!</title>
<description><![CDATA[<p><a href="https://www.yeniakit.com.tr"><span style="color:#000080;">https://www.yeniakit.com.tr</span></a></p>

<p>Ramazan etkinliklerine “şeriat geliyor” diye veryansın ediliyor. Neden? Çünkü güç ellerinden gittiği için korkuyorlar. Yıllarca dindarlara kan kusturdular, başörtülü anneleri aşağıladılar, sakallı babaları hor gördüler, camileri depo yaptılar. Askeri kanat da; çocuklarının yemin törenine bile başörtülü annesini, sakallı babasını sokmadılar, ağlattılar, zalimliklerinin zulmünü gösterdiler. Şimdi ise dindar insanların elinde güç olunca, aynı zulmün kendilerine uygulanacağından dehşete kapılıyorlar.</p>

<p> </p>

<p>Geçmişte oruç tutan öğrencileri fişleyen, namaz kılanları disipline veren aynı zihniyet, bugün Ramazan sofrası fotoğrafı paylaşımını bile “dinselleştirme” diye yaftalıyor. Bu ikiyüzlülüktür. Noel etkinliklerine, Cadılar Bayramı’na ses çıkarmayanlar, Zina’ya davet olan “sevgililer günü”nün çiçeğini alanlar, Ramazan’da “laiklik elden gidiyor” diye ayaklanıyor. Çünkü Noel Batı’dan, Ramazan ise bu milletin özünden geliyor.</p>

<p> </p>

<p>Müslüman bakışıyla bakıldığında, bu tepki tamamen ideolojiktir. Laiklik maskesi altında saklanan şey, Müslüman halkın değerlerine karşı derin bir kin ve nefrettir. Onlar için Ramazan etkinlikleri, çocuklara merhamet, yardımlaşma, sabır gibi değerleri öğretmek değil; “İslam’ın okullara sızması”dır. Oysa bu etkinlikler gönüllüdür, kimse zorlanmaz, oruç tutmayan kantinden faydalanır. Ama onlar, kendi dönemlerindeki baskıyı hatırladıkları için, her manevi adımı tehdit olarak algılıyor. Zalimlerin zulmü her zaman var!</p>

<p> </p>

<p>Türkiye Müslüman bir ülkedir. Bu devletin temelleri, <strong>“Allah Allah”</strong> nidalarıyla cephede şehit düşenlerin kanı üzerine kuruldu. Allah’ın adıyla çarpıştı, vatanı kurtardı. O askerlerin torunlarının bugün okullarda Ramazan’ı anmalarından duyulan rahatsızlık <strong>“Din Karşıtlığı</strong>”dır! Kökleri kabul etmemek, milletin manevi damarını kesmektir. Hiç mi kutsalınız yok. İnsan değil misiniz? Yoksa insan suretinde şeytan veya şeytanlaşmış mahluklardan mısınız? Sizler sığınılacak şu ayette geçen gruba mı giriyorsunuz?</p>

<p> </p>

<p><strong> “...Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”</strong> (40 Mü’minûn 97)</p>

<p> </p>

<p>Bu topraklar, asırlardır Müslüman’dır. İman bu milletin mayasıdır. Eğitimde manevi değerleri yok saymak, milleti kökünden koparmaktır. Ramazan etkinlikleri, tam tersine, genç nesle kendi kültürüne aidiyet duygusu aşılar. Oruçla empati, iftarla paylaşma, teravihle birliktelik öğretilir. Özünü, değerlerini kaybedenler için halkın inancı “cahillik”, manevi değerler “gericilik”tir. Bu zihniyet, halkı hor gören Jakoben geleneğin devamıdır. Kendilerini “aydın” ilan ederler, ama halkın değerlerini anlamaz, kabul etmezler. Ramazan etkinliklerine “Anayasa’ya aykırı” derken, aslında milletin çoğunluğunun inancına aykırı olduklarını, değerlerimizin düşmanı olduklarını itiraf ederler.</p>

<p> </p>

<p>Eğitim sadece bilim ve teknik değildir. Ahlak, vicdan, merhamet de eğitimin parçasıdır. Ramazan, bu değerleri en güzel şekilde öğretir. Çocuklar oruçla sabrı, iftarla paylaşmayı, teravihle cemaati öğrenir. Bu, laikliğe aykırı değil; aksine, Anayasa’nın milli ve manevi değerleri koruma emriyle uyumludur. Seküler zihniyet, “eğitimi dinsizleştirmek” ister. Ama din, bu milletin kimliğidir. Onu dışlamak, milleti kimliksizleştirmektir. Ramazan etkinlikleri, gönüllü ve kültürel ağırlıklıdır. Eleştirenler gerçeği görmek istemeyen körlerdir!</p>

<p> </p>

<p>Milletin değerlerine sahip çıkma zamanı</p>

<p> </p>

<p>Ramazan etkinlikleri tartışması, Türkiye’nin önünde bir turnusol kâğıdıdır. Ya milletin manevi köklerine sahip çıkacağız ya da seküler elitlerin dayattığı yabancılaşmaya teslim olacağız. Çocuklarımızın kendi değerleriyle büyümesini istiyoruz. Dayatılan laiklik; bizde din karşıtlığıdır. İslâm’ı hayata sokmamaktır. Kendi kutsalı yerine konan, putlaştırılan “ihtilalleri yapanların dayandığı gerekçe”dir, paganizmdir.</p>

<p> </p>

<p>Laiklik; Türkiye’nin öz kimliğine, değerlerine ve gelişim potansiyellerine vurulmuş bir zincir gibi uygulanmıştır. Laik olduğunu söyleyenler laikliği bir din gibi, bir ideoloji gibi telakki etmiş oluyorlar. Putperestliğin artık bırakılması lazım! Kendimize gelelim, özümüze dönelim. Bu mübarek ay ve günlerden istifade edelim, değerlendirelim. Nasipsizlerden olmayalım! Uydurulan her günü kutsallaştırma/dokundurtmama hastalığından kurtulalım! Kendi değerlerimizle buluşalım artık! Milletin/halkın gözüne girelim.</p>

<p> </p>

<p>Türkiye’de bir dönem bu millet üzerinde uygulanan baskıların, faillerini İslam karşıtı, işgalci konumuna düşürmüş olduğunu anlayalım..</p>

<p> </p>

<p>Milli kültürün ve milli değerlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması, eğitim sisteminin temel amaçları arasındadır. Eğer bu toplumun Müslüman ve kültürel dokusunun en belirgin zamanlarından biri Ramazan ayı ise, Milli Eğitim, buna kayıtsız kalamaz! Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet değildir. İftarıyla, fıtrasıyla, zekâtıyla, sadakasıyla, sahuruyla, teravihiyle, davuluyla Ramazan bir toplumsal paylaşım, bir dayanışma, sosyalleşme ve topyekûn bir manevi atmosfer iklimidir. Bu güruha; Ramazan direndi sonuna kadar, yıkamadılar, yıkamazlar da. Ramazan’da Allah’ın yazılımını ve kurgusunu yaptığı muhteşem bir direniş gücü var çünkü.</p>

<p> </p>

<p>Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’in ifadesiyle <strong>“Anadolu’da Ramazan milli birliğin, kardeşliğin, yardımlaşmanın maksimum düzeyde yaşandığı bir dönemdir.”</strong> Bu sosyolojik bir gerçektir. Alevi’siyle, Sünni’siyle, dindarıyla, seküleriyle Anadolu’nun hafızasında Ramazan bir toplumsal zaman olarak yer etmiştir. Okulun toplumsal gerçeklikten kopuk düşünülmesi ne pedagojik olarak doğrudur ne de demokratik olarak doğrudur.</p>

<p> </p>

<p>Ramazan hassasiyeti taşıyan geniş bir toplumsal kesime “gerici azınlık” demek, demokratik bir eleştiri değil, açık bir hakarettir. İstedikleri şey laiklik değil İslam’ın zincirlenmesidir.</p>

<p> </p>

<p>Laikliği, inancı yasaklamak olarak anlayan güruhun gönül dünyası kararmıştır, kurumuştur.</p>

<p> </p>

<p>Milli Eğitim’in genelgesinden rahatsız olanların âcilen tedavi edilmesi gerekir. Öyle bir tedavi ki <strong>“hastalığını kabul etmeyen hastalık!”</strong> Tedavinin zorluğu da bu!</p>

<p> </p>

<p> Bu topraklarda zulüm gören dindarlar, artık başı dik yürüyor. Geçmişteki baskılar bitti. Artık manevi değerler eğitimde yerini alacak. Eleştirenler ne kadar bağırırsa bağırsın, millet kendi Ramazan’ını yaşayacak. Çünkü bu millet, Allah’ın adıyla doğdu, Allah’ın adıyla kurtuldu ve Allah’ın adıyla yürüyecek.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ramazan-da-kuduranlar/1054/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:34:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ACEMİ  SÜRÜCÜ – SİYASAL İSLAM    </title>
<description><![CDATA[<p>Acemi   sürücü    kaza yapar.    Yaptı da.</p>

<p> </p>

<p>Bir çokları farkında olmasa veya kabul etmek istemese de bu ülkede   Müslümanlar çok  büyük  hatalar  yaptılar.</p>

<p> </p>

<p>Usul ve taktik hataları.  Strateji hataları, İslam’ı  hakkıyla  anlamamaktan,  yanlış  anlamaktan  kaynaklanan   hatalar.    Dünya,  Cennet  ya  da   bir  eğlence  yeri  değildir.    Dünya  hayatı  bir  savaştır,  mücadeledir,   sınavdır.   Başta  şeytan  ve  nefis  olmak  üzere  birçok  düşmanlar  vardır.     İç  düşmanlar,  dış  düşmanlar.  Şeytanlara  ve  nefislerine  uyan   düşman  insanlar.</p>

<p> </p>

<p> “Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları           (cennetten)  durumdan çıkardı. Biz de: 'Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve geçinme derdi  vardır' dedik.” (Bakara,  36)</p>

<p> </p>

<p>Düşmanlarla   ve  geçim  derdiyle  baş edebilmek  için    ‘iyi   insan’   olmak  yetmez.  Çevre  problemleri ve  kötülüklerle  baş edebilmek   için  yeterli  donanım,    yani,   İlim,  Ahlak,  Akıl,   doğru  strateji,  sabır  ve  çalışma  lazımdır.</p>

<p> </p>

<p>Her şeyden  önce  çocuklarınızı,  gençlerinizi  siz  değil  de  düşmanlarınız  eğitip  yetiştiriyorsa  bu  savaşı  kaybedersiniz.  Bundan  büyük  hata  olabilir mi?</p>

<p> </p>

<p>Bir  ordu  düşünün  ki  askerlerine  düşmanlar  eğitim  veriyor.  Onları  kendi  ülkesine,  kendi  milletine   yabancı  ve  düşman  olarak eğitiyor.  Onları hainler  ya da  teknik  anlamda  cahiller  olarak  yetiştiriyor.  Bir  millet  kendi  içinden  çürüyor,  kendi  kendini  yiyip  bitiriyor.</p>

<p> </p>

<p> Müslümanların,  ellerine  fırsat  ve   imkan  geçtikten  sonra  dahi sürdürdükleri en  önemli  ve affedilmez  hata   tam  olarak  nedir?</p>

<p> </p>

<p>Gençleri  kötü,  acemi  sürücü  olarak  yetiştirip  altlarına  yeni  ve  modern  araçlar  vermek.  Yani?     Maddi  kalkınma,  manevi  sefalet.  Maddi  zenginlik  manevi  fakirlik.  İçi  kof    kabuk  müslümanlık.   İlim  ve  ahlȃk  yoksulluğu.  </p>

<p> </p>

<p>Yani,  yeterli   kalite  ve  kapasiteyi  tutturamamak.  Akut   seviye  problemi.  Kötü  ve  yetersiz  okullar  açmak,   kötü  ve  yetersiz  okulları   devam ettirmek,    kötü  ve  yetersiz   öğretmenler,  hocalar  tutmak,  kötü  ve  yetersiz    eğitim  programları  uygulamak,  kötü  ve  yetersiz    insanlar  yetiştirmek.  En  zeki  ve  kabiliyetli  gençleri,  tüccar,  müteahhit,   ithalatçı, memur,  esnaf,  politikacı   v.b  yapmak,  onlara  iş  bulmak,  işe  koymak.</p>

<p> </p>

<p>  En  vahimi,    çok  az  sayıdaki,  kendi  kendine  yetişen,  istisnaları  hariç  tutarak,  yönetimi   bu   kötü    ve  yetersiz     eğitilmiş   insanlara  vermek.  Kötü  ve  yetersiz  mühendis,  kötü  ve  yetersiz  doktor,  kötü  ve  yetersiz  hukukçu,  kötü  ve  yetersiz  maliyeci,   kötü  ve  yetersiz  eğitimci,  kötü  ve  yetersiz  ilahiyatçı veya  hoca,   kötü  ve  yetersiz   yönetici,    kötü  ve  yetersiz  dindar,   kötü  ve  yetersiz  müslüman.</p>

<p> </p>

<p>Sonra  bunca  kötülük   ve  yetersizliğe    rağmen,   sadece  müslüman  olduğu  için  kendini     iyi  ve  yeterli  zannedip,   iyi  ve  yeterli  işler  yapmaya  kalkışmak.  Uzun  süren  bir  baskı  döneminden  sonra   her nasılsa  hala  namaz  kılabilen  insanları   evliya  ve  allȃme  zannetmek.  Bu  yetersiz  ve  bilgisiz   insanlarla   bilmedikleri  Ülke  yönetimine  talip  olmak.     İŞTE  EN  BÜYÜK  HATA !</p>

<p> </p>

<p>“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra,  36)</p>

<p> </p>

<p>“bizim  yerimize  ateistler,  sabataycılar  v.b  mi  gelsin?”  Evet  onlar  gelir. Çünkü  sen  yetersizsin,  onlar   müslüman  değil  ama  senden  daha  donanımlı,  daha  bilgili  hatta  bazen  daha   dürüst. Daha  liyakatlı.    Ne  oldu?   Zoruna  mı  gitti?  Sınıfta  kalmasaydın.</p>

<p> </p>

<p>Îman ve  Salih  ameller,  îmar  ve  islȃh  kabiliyeti  yerine   politika,   siyasal  islȃmcılık.   Seçimleri  kazanıp  ülke  yönetimini  ele  geçirdikten  sonra,  yukarıdan  aşağıya  doğru  insanları  ve   işleri  düzeltmeye  kalkışma  hatası.  İnsanlık  tarihinde  hiç  bir  toplum  yukarıdan  aşağıya  doğru  islȃh  olmamıştır  ama  yukarıdan  aşağıya  doğru  helȃk  oldukları çok  görülmüştür. Yetersiz  insanlar   gücü  ele  geçirince  sapıtırlar.  Problem  çözmek  şurada  dursun  kendileri  en  büyük  problem  haline  gelirler. Toplumlar  her zaman  aşağıdan,  tabandan  başlayarak  yukarıya  doğru  düzelirler.   Aynen  binaların  aşağıdan  yukarıya  doğru  inşa  edildikleri gibi.  Peygamberler  toplumlarını  bir  kaç  kişiden  başlayarak  aşağıdan  yukarıya  doğru  islȃh  etmişlerdir.  Bizim  peygamberimiz,  etrafında  kendisini  tasdik  eden  bir  avuç  insan  varken,  müşriklerin   Mekke  ve  Kureyş’e  Kıral  olma  tekliflerini  neden  kabul  etmemiştir?</p>

<p> </p>

<p> “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”  (Rad,  11 )</p>

<p> </p>

<p> “Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (En’am, 6/129)</p>

<p> </p>

<p>Beyefendi  sen  önce  kendini  yetiştir.  Zaten  kötü  ve  yetersiz olan  üniversiteni  hiç  olmazsa  birincilikle falan  bitir.  Ya  da  kendi  iyi  ve  yeterli  üniversiteni  aç.  Üç  dört  dil  bilen  kendi  konusunda  ülkedeki  en  iyi  iki  üç  kişiden  biri,  Dünyadaki  en  iyi  on  kişiden  biri  ol.  Mensubu olmakla  övündüğün   dininin  olsun   temel  ilkelerini  doğru  dürüst  öğren.  Maun  suresinde  ne  anlatılıyor  onu  öğren.  Yüksek bir  Ahlȃk  ve  adȃlet  sahibi  ol.  Hz. Ömer RA  gibi  olamazsan da  onun  tırnağı kadar ol.  Dünyaya  neden  geldiğini  dahi  bilmezken,  “eşyanın isimlerini" bilmezken,  “kendini  bilmezken”  ülkenin   bilmediğin   ekonomisini,  eğitimini,  sanayisini,  maliyesini,  hukukunu,   dinini   mıncıklama!</p>

<p> </p>

<p> “Ülke  yönetimini   kötü  insanlara  bırakamayız”    mı  dediniz?</p>

<p> </p>

<p>Peki  siz  iyi  misiniz?  Yeterli misiniz?  Ehliyetinizi  kimden  ve  nereden  aldınız?</p>

<p> </p>

<p>Doğru  dediniz,  yönetimi  kötülere  bırakamayız,  yani  sizin  gibilere.</p>

<p> </p>

<p>Sizin  yerinize  gelecek  olanlar  sizden  daha  kötü  olabilirler,  sizin  kadar  kötü  olabilirler  veya  daha  az  kötü  olabilirler.  Her  durumda  siz  suçlusunuz.  Sınıfta  kalmasaydınız.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Başkalarını  yönetmeye  kalkışmadan  önce  kendine  sor;   “ ben  kimim?  Değerim nedir?  Ne  işe  yararım?  Ne  işe  yaradım? “  diye.  “Allah CC  katında  değerim  nedir?  Değerim  var mıdır?”  diye.   Salih  amellerim  var mı?  ”Salih  amellerimi  tartsalar  kaç  gr.  gelir?”  diye.  İslamiyeti  doğru  tanıtabiliyor muyum?   Doğru  tanıyor muyum?   Mü’min  miyim?   Müşrik miyim?  Münafık  mıyım?  diye  sor. Yoksa  beni  görenler  Müslümanlardan  ve  Müslümanlıktan  nefret  mi  ediyorlar?  diye.  Allaha CC  mı  yoksa  tağutlara  mı   ( Allahtan  başka  otoritelere)  mi  kulluk  yapıyorum?  Diye.  İcazetimi  ve  meşruiyetimi  kimden  aldım?  Diye.</p>

<p> </p>

<p>Nasıl  oluyor da   bazı   müslüman   ve  şişman  milletvekilleri,  açlık  sınırının  altında  yaşamaya  çalışan bazı   ailelerde   çocukların  aç   yattığı   ülkede,  asgari  ücretin  20  katı  maaş  alırken   utanmadan  meclis  lokantasında  bedava  yemek  yiyebiliyorlar?   Diye  sor.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//acemi-surucu-siyasal-islam/1053/</link>
<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:24:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KÂBE’DE HACILAR İLAHİSİ ÜZERİNE </title>
<description><![CDATA[<p>“Allah sana bir zarar verecek olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. O senin hakkında bir iyilik dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine nasip eder. Bağışlayan ve esirgeyen O’dur.”<br />
(Yûnus, 10/107)</p>

<p>Son bir hafta içinde Allah’ın Celâl ve Cemâl tecellilerini; kudretinin nasıl vücuda geldiğini hayret ve memnuniyetle müşahede ediyoruz. Bir yükselişe, bir dirilişe tanıklık ediyoruz.<br />
Senelerdir söylenen, fakat sadece muhibbânın dilinde bir nağme olarak kalan bir ilâhi; bir anda milyonların zikrine dönüştü.</p>

<p>Abartmıyoruz. Zira yurt içinde de yurt dışında da aynı ses, aynı ahenk yükseliyor.</p>

<p>Bu “önlenemez” yükselişin en mühim sebebi, yukarıdaki âyetin tecellisidir. Allah Teâlâ bir kuluna hayır nasip edecekse, onun yollarını da hazırlar; artık o lütfa kimse mâni olamaz.<br />
Asrın tarihinde belki de ilk defa böylesi bir lütfa şahit olduk. </p>

<p>Her şey, hac ya da umreden dönenleri karşılamak ve bereketlendirmek niyetiyle yapılan sade bir karşılamayla ve bu videoların sosyal medyaya ufak ufak yüklenmesiyle başlamış.</p>

<p>Roman bir kardeşimizin gönülden, hesapsız bir niyetle seslendirdiği ilâhi; yavaş yavaş su yüzüne çıktı, gönüllere dokundu ve bir tılsım gibi her yerden duyulur oldu.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı’nın “<strong>Okullarda</strong> <strong>Ramazan</strong> <strong>etkinlikleri</strong> <strong>yapılsın</strong>” talimatı ise adeta kıvılcım oldu. İlâhinin fon müziği yapılması ve hatta okul zili olarak uygulanmasıyla birlikte, o ses dalga dalga yayıldı.</p>

<p>Ve ne yayılış…</p>

<p>Kudretine kurban olduğumuz Rabbimizin nice hikmetleri böylece açığa çıktı. Bu kardeşimizin Roman oluşunu öne çıkarıp dil uzatanlar oldu. Oysa aynı kimseler ırkçılığa karşı olduklarını söylerler. Hâlbuki Allah katında üstünlük ancak takva iledir. Bu hakikati, Celal kardeşimiz lisan-ı hâliyle haykırdı.</p>

<p>Her ırkın içinde iyisi de vardır kötüsü de. Hiçbir insan, tercih etmediği bir kimlik sebebiyle hor görülemez; üstünlük de atfedilemez. Günah söz konusu olduğunda Arap da, Türk de, Kürt de, Roman da, İngiliz de aynı imtihanın içindedir. Allah, kendi yarattığı kullar arasında ırk temelli bir ayrım yapmaz.</p>

<p>Bu hakikat, önce zihinlerimize yerleşmeli.</p>

<p>Görünen o ki bu genç, saf bir kalple bir adım attı; Allah da onun önünü açacak vesileler halk etti. Belki kendisinin dahi tahmin edemeyeceği hikmetler murat edildi.</p>

<p>Sadeliği…<br />
Güler yüzü…<br />
Tek bir enstrüman ve zikir sesini fon alan berrak nağmesi…<br />
Sanatçı kibri taşımayan mütevazı duruşu…</p>

<p>Bu duruş, çocukların da ruhuna ve bedenine sirayet eden bir vakar hâline dönüştü.</p>

<p>Belki de en mühim destek, devlet eliyle gelen bu teşvik oldu. Milletin bağrında saklı kalan, bastırılmış dinî coşku gün yüzüne çıktı. Anadolu insanının hamurundaki iman pırıltıları, Ramazan etkinlikleriyle birlikte her okulda yakamoz gibi parladı.</p>

<p>Bir hakikat daha zuhur etti:</p>

<p>Meğer Ramazan ne nurluymuş ki taşı toprağı bile nurlandırdı.</p>

<p>Bir genç çıktı meydâne,<br />
Nura gark oldu her hâne.<br />
Celâl Karatüre bahane,<br />
Dualarımızın kabulü şahane.</p>

<p>Belki de yıllardır “<strong>Bu</strong> <strong>nesil</strong> <strong>ne</strong> <strong>olacak</strong>?” diye iç geçirişlerimize verilen ilâhî bir cevaptı bu.</p>

<p>Yine  mezkur âyetin tecellisi…</p>

<p>Allah dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Dilerse de nehirler tersine akar; O’nun muradı neyse o olur.</p>

<p>Bu hâdise, Allah’ın varlığının, birliğinin ve kâinat üzerindeki hâkimiyetinin küçük ama çarpıcı bir işaretidir.<br />
Mülkün sahibi, mülkü verip kenara çekilmiş değildir. Her an idare eder, her an müdahildir. Gerektiğinde küçücük bir dokunuşla asırlık sisleri dağıtır; berrak bir sesle kalpleri ayağa kaldırır.</p>

<p>Kıyamet kopup İsrafil (a.s.) sûr’a üfleyinceye kadar bu ilâhî nizam devam edecektir.</p>

<p>Hülâsa:<br />
Bu Ramazan nereden geldiyse, hep oradan gelsin.<br />
Kavga eden çocuklar hayırda yarıştı.<br />
Ağzı küfürlü diller “Hu Allah” nidasıyla tanıştı.</p>

<p>Yüz kere, bin kere, milyon kere…<br />
<strong>Elhamdülillah</strong>.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//k-be-de-hacilar-ilahisi-uzerine/1052/</link>
<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>28 Şubat Darbesi canımızı yaktı!</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><span style="font-size:18px;">Vay benim garip ülkem; yalan, dolan ve iftiralarla vatandaşı korkutup, ürküterek,  fırsat buldukça yasama-yürütme ve yargının karizmasını çizen, ülkemizi ekonomik açıdan hırpalayan, iman ve edep kavramını değişik gerekçelerle düşmanlaştıran, dünyanın karanlık aklının piyonu olan ne soysuz, soytarı, nankörler gördün.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İslam toplumu olup İslam’ın temel değerlerinin ambalajlanarak rafa kaldırıldığı,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">İslam toplumuna yüzyıllarca önderlik yapmış bir Devleti Aliye’nin “asas kemiği” durumunda olmamıza rağmen harf devrimiyle ondan irtibatımızın kesildiği, düşman kimselerin kaleminden çıkan tarihi bilgisinin bize tepside “doğruymuş” gibi sunulduğu,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">72 milleti İslam’ın hoş görüsü ve adalet anlayışı ile idare edildiği Osmanlı devletinin içeriden ve dışarıda kemirerek, küçülterek Kürt-Türk halklarına bırakıldığı, bunla da yetinmeyip yarım asır Kürdü yalan dolanlarla ötekileştirerek Türk’e düşman ettiği,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">“Ne mutlu Türküm diyene”, “bir Türk dünyaya bedeldir”, “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” gibi safsata ifadelerle Türkü korkutarak dünyadan irtibatını kestiler.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Talim terbiyesinin üzerine çökerek iman, edep ve marifet, irfan ve hikmet kavramlarından arınmış materyalist, çiğ bir eğitim öğretim ile gençlerini yetiştirdiler,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Kendisine öz güveni olmayan Amerikan çocukları gibi ülkemizde hava cıva atan sözde İttihatçıların bitleri yakın zaman kadar gereğinden fazla ülkemizde at oynattıyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bu misyonun temsilcileri en son 28 Şubat müdahalesiyle memleketimizin canına okudular. Ne yaptılar diye merak eden varsa birkaçını yazalım gerisi zaten anlaşılır.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">1-Bir çocuğumuz 12 yaşına gelmeyene kadar Kur’an dersine, hocaya, camiye gitmesine yasak getirdiler. Aramalarda Kur’an-ı Kerim sakıncalı materyal olarak yakalandı. Çünkü bu dış destekli zihniyet İlahi öğretiye düşmandı, ilahi öğretide faiz yasak, kumar yasak, zina yasak, içki yasak onlar da bunların serbest olmasını istiyorlardı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">2-Dış görünüşüyle İslam’ı hatırlatan kıyafeti yasakladılar, tesettürlü kızlarımızı okullardan attılar, okuma haklarını ellerinden aldılar.70 yaşındaki Anadolu kadını başındaki örtüyle asker evladının mezuniyet törenine gidemedi, düğününe katılamadı, askeri hastanede tedavi olamıyordu.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">3-İmam-hatip liselerinin başarısına tahammül etmedikleri için meslek okullarına bir katsayı engeli koydular, üniversitenin kapılarını onlara kapattılar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">4-Bu katsayı engeliyle meslek liselerinin kapılarına kilit vurdular, bir METEM’de çalışıyordum, 35 öğretmendik 70 öğrencimiz vardı, gençlerimizin %90’nı normal liselere, akademik liselere yönlendirildi ve bu gün milyonlarca gencimiz sözde üniversite mezunu, mesleksiz mesnetsiz olarak sokaklarda dolaşıyor.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">5-Batı Çalışma Grubu diye bir örgüt kuruldu, nerde İslam kokan bir kamu çalışanı varsa hepsini görevden attılar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Diyeceksiniz ki sana niye bir şey olmadı? Ben milli eğitimden istifa ederek 1997-2003 yılları arasında özel öğretimde çalıştım, bizim de tatilimiz Cuma günüydü, onu da pazartesiye çektiler. Yani özel öğretime dahi müdahil oldular. Malumunuz hafta için Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe 4 gün ders vardı, Cuma dinlenme ve hafta sonu Cumartesi Pazar dershane devam ediyordu. “Cuma günü mübarek gündür, Müslüman o gün rahat etmemeli” diye dinleme gününü Pazartesi yaptılar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">“28 Şubat darbesi canımızı yaktı” desem yerinde olur herhalde. Bizim uyanık olup dört elle devlet millet kaynaşması için, İslam’ın temel değerleriyle barışık insan yetiştirmemiz için, meslek erbabı, ahlaklı, edepli gençler yetiştirmek için gece gündüz çalışmalıyız.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">*Ülke olarak Almanya ile nüfusumuz aşağı yukarı aynı Almanya’nın vasıflı insan sayısı bizim vasıflı nüfusumuzun üç katı, üretken ve çalışkan hayata hem kazandırıyor hem kazanıyor. Bizimkiler, çarşı pazarda vakit öldürüyor, sosyal medya ve sporda “bende varım” diyor ama dedikodu dışında bir üretim yok.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Alman mecburi eğitimi 9 yıl boyunca;</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Alman dili,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Alman dini,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Alman tarihi,</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Alman kültürünü çocuklarına verirken, benin ülkemde bu derslerle kavgalı bir müfredat var, değerlerimizle ilgili olması gereken bir yönetmelik yayınlanınca kripto kadrolar homurdamaya başlıyor, elhemdulillah eskisi gibi sesleri gür çıkmıyor ama ağababalarına yine mesaj gönderiyorlar.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Kısacası 28 Şubat İslam ve Müslümana karşı yapıldı, onlar bin yıl sürecek dediler elhemdulillah o zulüm kısa sördü. O gün örtüsü başından çekilen kızımız bugün tesettürüyle İçişleri bakan yardımcısı, inşallah hakkını verir de bizi mahcup etmez.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">O sürecin bir tanığı olarak şunu diyebilirim ki hiçbir darbe 28 Şubat darbesi kadar insanımıza zarar vermemiştir. Çünkü mesleksiz milyonlarca genç üretti. Tarih, Coğrafya, Fen bilerek kişi ekmeğini kazanamazdı, çünkü, tesisatçı, elektrikçi, bilgisayarcı, duvar ustası, tamirci, terzi, boyacı kalmamıştı. Maalesef o kötü şerrin etkisinden toplum daha çıkmadı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Vatandaşın geneli “çocuğum üniversite okusun” derdinde, demiyor ki sonunda bu çocuk ne yapacak?</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Efendim 500 bin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu varmış, peki ne işe yarar? Taş çatlasa bunların 15-20 bini mesleğiyle ilgili iş yaparlar değil mi?</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bir zamanlar Devlet Planlama Teşkilatı vardı, orada çalışanların da havasından geçilmezi, ben o oluşuma hakkımı helal etmiyorum, çünkü geleceğe yönelik bir planlama göremedim, ne gençlere yönelik, ne kadınlara yönelik, ne de yaşlılarımıza yönelik bir çalışması olmadı, iyi ki kapandı.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Allah o günleri bir daha göstermesin diye dua ederken, bu günlerin de kötü idare edilmesine müsaade etmemeliyiz. Vatandaşlarımıza değer vermeli, kimseyi aç ve açıkta bırakmamalıyız. Bütün vatandaşlarımıza bir uğraş bulmak için kamu-özel sektör el ele vermeliyiz.</span></p>

<p><span style="font-size:18px;">Bu uyarıyı da yapmam lazımdı, selem ve selametle kalın. </span></p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//28-subat-darbesi-canimizi-yakti/1051/</link>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 22:56:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>OKULLARDAKİ RAMAZAN ETKİNLİKLERİNE KARŞI ÇIKANLARA!</title>
<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelmesiyle MEB'in yayınladığı "Maarifle Ramazan genelgesi" ideolojik sol sendikaları ve Müslüman karşıtlarını baya rahatsız ediyor. Herkes heybesindeki kini kusuyor adeta. Kusun, kusmak iyidir, rahatlatır! Kusmak orucu bozar siz oruç tutmadıgınıza göre rahatça kusun! </p>

<p>Yüzyıldır neredeyse resmi ideolojinin törenleri, farklı inanç ve kültürlerin programları yapılırken aklına pedagoloji, bilimsellik gelmeyen sendikaların ve sol kesimlerin ne zaman İslam'a dair bir şey resmi olarak yapılsa hemen pedagoloji, bilimsellik geliyor. </p>

<p>Daha da ileri götürüp öğrencilerin harçlığı, açlığı, yoksulluğu gibi masumane düşünceler getirilip hayırlı olanın önüne engel kılınıyor. Ki normal vakitlerde resmi ideolojinin onca israf törenlerinde bunların aklına gelmiyor bu hassasiyetler. Hatta bazı itiraz eden sendikaların mesele LGBT gibi sapkınlıklar olunca nasıl da can attıklarını, dayanışmaya girdiklerini biliyoruz. Bilimsel sosyalizm diyerek nasıl dağa öğrenci gönderdiklerini de kendi ideolojik savaşlarına kurban kazandırdıklarını da biliyoruz. </p>

<p>Merak etmeyin yine yoksulları, garibanları düşünen sizin gibi demogoji yapanlar değil müslüman yapılardır. Yine milletin yoksulluğunu bir nebze olsun hafifletmeye çalışan İslami hayır kurumlarıdır. Hiçbir yerinde yer almadığınız güzellikleri gölgenizle kirletmeyin. Yapmayacağınız sözleri söylemeyin. Sizin rakı masalarına verdiginiz paralarla, sanatçı konserlerine verdiğiniz biletlerle oysaki ne kitaplar alınır, kaç yoksul doyurulur. </p>

<p>Okullarda kimse size ve çocuklara zorla orucu dayatmıyor. Kimse sizi inanmadığınız bir etkinliğe de zorlamıyor. Siz okullarda "mezuniyet adı altında teşvik edilen fuhşiyata özgürlük methiyeleri düzerken, sergilenen ahlaksızlıklara çağdaşlık makyajı sürerken, maneviyatsızlığa ve ateizme bilimsellik anlamı yüklerken yobaz, gerici olmuyorsunuz da Müslüman halkın orucu anmasına kininizi kusuyorsunuz. Kusun kusmak iyidir, rahatlatır! </p>

<p>İslami olanın görünür olmasını hazmedemiyorsunuz. Bir şey dayatmıyor kimse size. Siz laikliği sürekli İslam'a karşı bir kalkan olarak kullanıyorsunuz. İslam'a olan düşmanlığınızı laiklik, demokrasi gibi kavramlarla örtbas etmeniz de artık beyhudedir. </p>

<p>Çekin elinizi, dilinizi Müslümanların üzerinden. Kendi inancınızı yaşamaya kimse müdahale etmezken sizde müslüman halkın çocuklarının kendi inancını yaşamasına müdahale etmeyin.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//okullardaki-ramazan-etkinliklerine-karsi-cikanlara/1050/</link>
<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HELVA </title>
<description><![CDATA[<p>Bir gün çoluk çocuk toplanıp bir aile ziyareti için evden çıktık. Elimiz boş gitmeyelim diye bir marketin yanında arabayı durdurup çocuklardan birini bir şeyler alması için gönderdik.</p>

<p>Tam o sırada marketten bize doğru tanıdık bir hanım gelmeye başladı. Burada olduğumuzu, market girişinde karşılaştığı çocuğumuzdan öğrenmiş. Uzun zamandır görüşmediğimiz için hâl hatır sormak üzere yanımıza gelmişti.</p>

<p>Ayaküstü sohbet ettik. Biraz sonra,<br />
— Kusura bakmazsan sana bir şey diyeceğim, dedi ve elinde tuttuğu, üstü peçeteyle örtülü alüminyum kâseyi bana doğru uzattı.<br />
— Bunu alır mısın, içinde helva var, dedi.<br />
Biraz şaşırarak gülümsedim:<br />
— Tabii alırım, dedim.<br />
Helva yeni yapılmıştı; elim ısınmaya başlamıştı bile.<br />
— Ekmek almaya markete geliyordum. Biraz ileride bir komşu helva yapmış, dağıtıyormuş. Bana da verdi. Kalbi kalmasın diye aldım ama helva bana da eşime de dokunuyor. Hem elimde bununla markette dolaşmaya da çekindim. Kusura bakma olur mu? dedi.</p>

<p>Mis gibi kokan helvaya baktım. Elimdeki sıcaklık kalbime doğru ılık ılık akmaya başlamıştı.<br />
— Sıkıntı yok, ben severim helvayı, dedim.</p>

<p>Gerçekten seviyordum ama o sırada rejim yaptığım için un ve şekerin bana yasak olduğunu söyleyemedim. İşin garibi, çocuklar da pek sevmezdi. Bizim çocuk gelince vedalaştık ve gideceğimiz yere doğru yola çıktık.</p>

<p>Eve vardığımızda helvayı ev sahibinin eline uzattım. Ortak tanıdığımız hanımın bizi yolda gördüğünü, selâm söylediğini ve helvayı onun verdiğini anlattım. Ev sahibi hanımın yüzünde bir gülümseme belirdi.</p>

<p>Biraz sonra eşi kapıdan göründü ve:<br />
— Suna abla, çok teşekkür ederim. Canım çekiyordu, bizim hanıma ne zamandır helva yapmasını söylüyordum. Hepsini ben yedim, haberin olsun, dedi.</p>

<p>Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. Bu kadar mı tevafuk olur? Bir kâse helva elden ele dolaşıp nasıl da asıl hedefini bulmuştu!<br />
— Afiyet olsun, rızkın ayağına gelmiş demek ki, dedim.</p>

<p>Oldum olası Allah Teâlâ’nın rızık verme işine aklım ermez. Çok sırlı, çok hikmetli gelir bana. Nereden neyin çıkacağını ancak onu yaratan bilir. Her canlının bir lokma da olsa rızkını öyle güzel ayarlamıştır ki insanın imanı bir kat daha artar.</p>

<p>Rızkı üzerine aldığını söyleyen Rabbimiz bunu her fırsatta bize gösterir. Daraltan da genişleten de O’dur. Kullarına neyin, ne zaman verilmesi gerektiğini bilen yine O’dur.<br />
Allah’ın her yaratışında bir delil vardır ama rızık meselesi bambaşka… O’nun izni olmadan ne bir engel mâni olabilir ne de bir nasip gerçekleşir. Neyi, ne kadar, kime, kimin eliyle ve nasıl takdir ettiyse öyle olur. </p>

<p>Kul gayret eder. Allah, takdir ettiği rızkı verir. Bazen de örnekte olduğu gibi, insanın gönlünden geçeni gözünün önüne getiriverir.<br />
Rabbimiz bir âyette şöyle buyurur:<br />
“Ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse O, kendisine yeter. Şüphesiz ki Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü tayin etmiştir.” (Talak, 65/3)</p>

<p>Ah Rabbim, ne yücesin! Ağzı veren de Sensin, azığı veren de Sen!<br />
Atalarımız ne güzel demiş: “Ağılda oğlak doğar, merada otu biter.”</p>

<p>Ey güzel Rabbim! Layık olmadığımız nimetlerle bizi donattığın için Sana hamdolsun. Rızkı daraltan da genişleten de Sensin. Bize lütfundan helâl ve bereketli rızık ver. Bizi nankör ve cimri kullardan eyleme. Paylaşan, hamdeden salih kullarından eyle.</p>

<p>Ey Rezzâk olan Rabbim! Nefes almak da bir rızık… Senin keremin ise sonsuzdur. Gazzeli, Doğu Türkistan ve açlıkla sınanan kullarına da yağmur gibi rızık yağdır. Nimetlerine kolayca ulaşmayı nasip eyle. Onlar aç yatarken bizim tok uyumamız içimizi daraltıyor. Hepimize ferahlık ve inşirah nasip eyle Allah’ım. </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//helva/1049/</link>
<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BİZİM KASABANIN HÂLLERİ</title>
<description><![CDATA[<p>Bizim kasabanın hâlleri bir garip ki; akıl sır ermez. </p>

<p>Şöyle bir caddeye ineyim de hava alayım diye kendimi dışarı attım.<br />
Her yer cıvıl cıvıl, koşturan koşturana. Durumu merak edip aşağıdan elleri poşetler ile dolu Mehmed ağabeyi gördüm. Ağabey: bu şeng u şengırak nedir diye sormadan kendisi anlattı. Enes'im malum ramâzan geldi hayır ve hasenat ayı o sebepten kasabtan birkaç kilo et, birkaç kangal sucuk, birkaç kilo peynir bal aldık ki; gündüzleri aç kalan middeyi akşam iyicene güçlendirelim diye.</p>

<p>  *Ee Mehmed ağabey haklısınız tam olarak ramazânın rûhunu anlamışsınız middenize sıhhat demeden geçmek istemedim.</p>

<p>       Az ilerde bizim Osman dayıyı gördüm, kasabanın hatırı sayılır esnaflarından biridir kendileri, atmış omuzuna ceketini kapıda oturuyor. </p>

<p>Selam verip yanına oturmak istedim. Daha oturmadan yüzündeki gülücükler eşliğinde başladı anlatmaya, yeğen Ramazan ayı bereket ayıdır maşallâh deyip devam etti.</p>

<p>Makarnaya, pilava, sebze ve meyveye %25 zam yaptık kazançlar iyi.</p>

<p>   * Sana da helâl olsun dayı ramazanın rûhunu tam olarak anlamışsın demekten başka çârem kalmadı.</p>

<p>      Devam ettim etmesine de merkezdeki belediye binasının önünden geçerken bizim kaymakam ile oturan belediye başkanını gördüm. Selam vermeye fırsat bulmadan işittiklerim beni pek umutlandırdı.<br />
Bu Ramazan da halka çorba dağıtacak, iftar yemeğini düzenleyeceklermiş mamafih kaynak bulmaları şart olmuş.<br />
Hazineden eksilmesin diye zabıtalara denetleme izni çıkarılmış. Esnafa, Ali'ye veli'ye gözünün üstünde kaşı var diye ceza kesilecekmiş. Tabi bir de polis memurlarına verilen emirler trafikte, sokakta elleri cebinde gezenlerin elleri neden dışarda değil diye ceza kesilecekmiş.</p>

<p>  * Bu çözüm tam olarak Ramazan rûhuna uygun diye teşekür etmeden geçilmez.</p>

<p>    Ve tabi bitmedi öğle namazını kılmak icin camiye vardım, imam efendi bir coşmuş ki; anlatamam(!!!) <br />
 Efendim aman sol ayak ile tuvalete girmeyi, sofraya otururken besmeleyi unutmayalım diye haykırıyor. Lütfen bağırmadan sokaklar da geziniz, karıncalara basmayınız diye dînin temel kurallarından bahsediyor.<br />
 *Gıpta ettim işte hocam O Nebî ( s.a.v) in getirdiği dînin özünü, tam olarak nebevî hareket metoduna uygun çözmüş diye haykırmak istedim.</p>

<p>   İşte böyle bir hâl ile eve gidip şükür namazını kıldım.<br />
Zîrâ kasabam baştan aşağı takva ve kültür seviyesini zirveye çıkarmış.</p>

<p>İmdi siz deyin erenler bu kasabada kim yaşamak istemez.</p>

<p>Yârânınız Fâ`ik.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//bizim-kasabanin-h-lleri/1048/</link>
<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kalp Bozulursa: Aile Dağılır, Eğitim Çürür, Toplum Savrulur</title>
<description><![CDATA[<p>Biz bugün sorunları konuşuyoruz ama <strong>sebebi konuşmaktan kaçıyoruz</strong>.</p>

<p>Aile neden dağılıyor?</p>

<p>Çocuk neden savruluyor?</p>

<p>Eğitim neden işe yaramıyor?</p>

<p>Gençlik neden bu kadar yorgun?</p>

<p>Çünkü kalp ihmal edildi. <strong>Kalp sustu, vicdan bastırıldı, iman hayattan çekildi.</strong> Geriye gürültü kaldı; ama istikamet kalmadı.</p>

<p>Kalp bozulduğunda <strong>bu sadece bireysel bir kayıp</strong> değildir; <strong>toplumsal bir çöküştür</strong>.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalbi Kaybolan Modern İnsan</strong></p>

<p>Modern çağ insana her şeyi verdiğini iddia etti ama en kıymetlisini aldı: <strong>kalbiyle bağını</strong>. <strong>İnsan artık neye sevindiğini, neden üzüldüğünü, ne uğruna yaşadığını bilmiyor.</strong> Kalp yoruldu; çünkü yaratıldığı yere değil, taşımaya gücünün yetmeyeceği yüklere bağlandı.</p>

<p><strong>Para, statü, haz ve hız…</strong><br />
Kalbin kaldırabileceğinden fazla yük.</p>

<p><strong>Kalp Allah’tan kopunca boşluk oluşur. O boşluk da ya günahla ya da anlamsızlıkla dolar.</strong> Bugün insanların <strong>“mutluyum”</strong> demesi zor, ama <strong>“yorgunum”</strong> demesi çok kolay. Çünkü kalp yanlış yerde soluklanıyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalp Bozulunca Aile Ne Hale Gelir?</strong></p>

<p><strong>Aile, kalplerin birleşmesiyle kurulur.</strong> Nikâh <strong>bir akittir</strong> ama <strong>aile bir emanettir</strong>.</p>

<p><strong>Kalpler Allah merkezli değilse, evler otel odasına döner.</strong> Aynı çatı altında yaşayan ama birbirine dokunamayan insanlar çoğalır.</p>

<p><strong>Merhamet kalpten çekilince:</strong></p>

<p>Sabır tükenir</p>

<p>Fedakârlık ağır gelir</p>

<p>Sadakat sorgulanır</p>

<p>Anne-baba çocuk yetiştirmez artık; sadece <strong>çocuk bakar</strong>. Çocuk da <strong>sevgiyi ekranda, merhameti sanal dünyada arar.</strong> Çünkü evde <strong>kalp </strong>yoktur; sadece <strong>kurallar</strong> vardır.</p>

<p>Oysa Kur’an, aileyi kalp üzerinden inşa eder: <strong>“</strong><strong>O'nun delillerinden biri de, içinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranıza muhabbet ve rahmet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.</strong><strong>” (</strong><em>Rûm, 21</em>)</p>

<p>Sevgi ve merhamet kalpten doğar. Kalp ölürse aile ayakta kalamaz.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalpsiz Eğitim: Bilgi Var, Hikmet Yok</strong></p>

<p>Bugün çocuklarımız çok şey biliyor ama <strong>neden yaşadığını bilmiyor</strong>. Diploma var, ama istikamet yok<strong>. Eğitim kalbi eğitmezse; sadece zihin şişer, ego büyür.</strong></p>

<p>Kalbi hesaba katmayan eğitim:</p>

<p>Ahlak üretmez</p>

<p>Sorumluluk kazandırmaz</p>

<p>Allah korkusu vermez</p>

<p>Sonra da şaşırıyoruz<strong>: “Bu gençler neden böyle?”</strong> Çünkü biz onlara <strong>meslek öğrettik ama emanet bilinci öğretmedik. Başarıyı anlattık ama hesabı anlatmadık. </strong>Kalbi yok saydık, sonuçtan şikâyet ettik.</p>

<p><strong>İlim, kalple birleşmezse kibir üretir. Bilgi, imanla buluşmazsa zulüm doğurur.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Toplumun Kalbi Nerede Atıyor?</strong></p>

<p>Bir toplumun <strong>kalbi adalettir, merhamettir, emanettir.</strong> Kalp <strong>hastalanınca adalet zayıflar, güç kutsallaşır, hak unutulur</strong>. Güçlü olan haklı sayılır, mazlum görünmez olur.</p>

<p>Bugün insanlar birbirine tahammül edemiyorsa, bu sadece ahlak meselesi değil; aynı anda kalp meselesidir. <strong>Kalp daraldıkça vicdan küçülür. Vicdan küçüldükçe zulüm normalleşir.</strong></p>

<p>Kur’an bu yüzden <strong>önce kalbi ıslah eder.</strong> Çünkü kalp düzelirse:</p>

<p>Baba düzelir</p>

<p>Öğretmen düzelir</p>

<p>Yönetici düzelir</p>

<p>Toplum toparlanır</p>

<p> </p>

<p><strong>Çözüm Nereden Başlar?</strong></p>

<p>Çözüm sistem değişikliğiyle değil, <strong>kalp dirilişiyle</strong> başlar. <strong>Kalbi diriltmeden yapılan her reform, makyajdır.</strong></p>

<p><strong>Kalbin dirilişi için:</strong></p>

<p>Kur’an yeniden merkeze alınmalı</p>

<p>Zikir hayattan çıkarılmamalı</p>

<p>Günah hafife alınmamalı</p>

<p>Tevbe geciktirilmemeli</p>

<p>Helal ve harama dikkat edilmeli</p>

<p>Çocuklara Allah sevgisi korkudan önce öğretilmeli</p>

<p><strong>Kalp, Allah’la buluştuğu an yeniden canlanır.</strong> Çünkü kalbin kıblesi Allah’tır. Kalbin ve her şeyin sahibi Allah’tır. Kalp en çok <strong>Sahibini özler</strong>.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değil, <strong>daha fazla bütün kalbimizle Allaha yönelmektir</strong>. Kalbe dönmeden hiçbir yere varamayız. <strong>Kalbi ihmal eden bir toplum, geleceğini ihmal etmiş demektir.</strong></p>

<p><strong>Allah kalplerimize bakacak</strong>.<br />
Evlerimize değil, kalplerimize…<br />
Unvanlarımıza değil, niyetlerimize…</p>

<p> </p>

<p><strong>Dua</strong></p>

<p>Allah’ım…<br />
<strong>Kalplerimizi dünyaya esir etme.<br />
Bizi kalbi diri kullarından eyle.<br />
Ailelerimizi merhametle,<br />
Çocuklarımızı imanla,<br />
Toplumumuzu adaletle ihya eyle.<br />
Kalplerimizi Sana bağla ki dağılmayalım. </strong>Âmin</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//kalp-bozulursa-aile-dagilir-egitim-curur-toplum-savrulur/1047/</link>
<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Rü’yet-i Hilal Meselesi Ve Diyanet İşleri Başkanlığı</title>
<description><![CDATA[<p>Ümitsiz değilim. Lakin ümit besleyecek pek bir şey gördüğümü de söyleyemem. Her zaman, her yerde bitmek tükenmek bilmeyen aynı terane…<br />
İnsanlık krizinin yaşandığı bir arenada, krizler ile karşı karşıya gelmenin hiç bir öneminin olmadığını da söylemek durumundayım. Kâfirlerin icat ettikleri, Münafıkların destekledikleri, Müşriklerin de finanse ettikleri krizler değildir kastım. Bizzat ellerimizle icat ettiğimiz krizlerden mütevellit birbirimize selam bile vermediğimiz olaylardan bahsediyorum.</p>

<p>Hâkim ve Kerim olan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği Ramazan ayındayız. Mübarek ve sayılı günlerin içinden geçiyoruz. Manevi havayı doyasıya teneffüs etmemiz gerektiğine inanıyorum. Ancak bu manevi atmosferi olması gereken vechiyle solumaz isek beyhude bir yaşamı sürdürmekle kalmaz eli boş da kalakalırız bayram gününde. Ömrümüzün hızla geçtiği gibi bu günler de çabucak geçecek, şüphe yok bunda. Kıymetini bilmeye çalışalım, zamanımızı Kur’an ile kıymetlendirelim ki bayrama arınmış, durulanmış, hafiflenmiş ve günahlardan azade olmuş bir vaziyette ulaşalım. </p>

<p>Dünya Müslümanları olarak Ramazan ayına aynı günde başlamayı ve aynı günde bayram etmeyi çok istiyordum. Ancak bu olmadı. Hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da ayrılık ve farklılık yaşandı. Kimi ülkeler Çarşamba günü oruca başladı kimi ülkeler de Perşembe günü niyet etti oruca. Bolluk içinde yokluğu yaşamanın tipik örneğinin bu olduğunu düşünüyorum.</p>

<p>Ramazan’a başlarken sancılı, sıkıntılı ve çetrefilli bir süreci yaşadığımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Suudi Arabistan Salı günü Ramazan hilalini gördüğünü ilan etmesi üzerine çarşamba günü kutsal topraklarda orucun ilk günü olarak idrak edildi. Bu durum gayet normal… Onlar hesap, kitap, rasathane işinden çok, Ramazan hilalini gözlemleyerek tespit etme usulu ile işlerini yürüttüklerini hepimiz biliyoruz. “Yevmi şek” günlerini isimlendirme yapmadan hilali gözetlemeye devam ederler. Bu işlemlerde fıkhi kurallara aykırı bir durumun olduğunu da söyleyemeyiz. İsteyen onlara tabi olur isteyen de bizzat kendisi Ramazan hilalini gözetleyerek oruca başlayabilir. Bu da fıkhi kurallara ters bir durum olmayacaktır. Gözleri ile hilali gözetleyenlere söz söyleme hakkımızın olmadığı gibi rasathanede hilali (birkaç yıl öncesinden) tespit ettiklerini söyleyenlere tabi olanlara da söz söyleme hakları olmamalıdır. Buraya kadar herşey normal. Olması gereken de bu. </p>

<p>Şimdi sıkı durun size önemli bir soru sormak istiyorum. Suudi Arabistan, hilalin görülebilecek günleri açık bırakıyor. Hilali gözetliyorlar gördüklerinde tamam diyorlar, görülmediğinde de devam diyorlar. Peki, rasathane de böyle açık bir gün bırakıyor mu? Ya da rasathanenin yaptığı hesaplamaya aykırı olarak hilal görülecek olursa (ki az da olsa bu durum gerçekleşiyor) Diyanet İşleri Başkanlığı ramazana başlama veya bayram etme gününü değiştirecek mi? Yoksa “önceden böyle hesapladık” mı diyecek?</p>

<p>Hilal’in görülmüş olması, laiklik (yani dini emirlerin yansıtılmadığı veya karıştırılmadığı kanunlar) ile yönetilen Türkiye’de yer yerinden oynamasına sebep oldu. Daha önceki yıllarda böyle bir telaşa rastladığımı söyleyemem. Bu vesileyle Diyanet İşleri Başkanlığı tabiri caiz ise alarm durumuna geçti. Filistin ve Gazze için hiçbir paylaşımda bulunmayan birçok insanın, laikliğe tabi rasathanenin verdiği verileri savunmaya geçtiğine şahitlik ettik. Bu veriler doğru da olabilir yanlış da… Asıl garibime giden, bir başka ifadeyle zoruma giden şey Suudi Arabistan’ı yalancılıkla suçlamaları oldu. Dikkat ederseniz rasathane “İslami Usuller” ile çalışan, iş ve işlemlerini Şeriat’a dayandıran bir kurum olduğunu kimse iddia edemez. Hatta bu kuruma, dini kaygısı yüksek, İslam’ı içselleştirmiş, hafız ve kurra mühendislerin atandığını söylemek de mümkün olmayacaktır. Bu kurumda her inançtan insanın çalıştığını bilmeyenimiz yoktur. </p>

<p>Diyanet işleri Başkanlığı bünyesinde çalışan memurların ekseriyeti, bu konuda Diyaneti tek yetkili olduğunu vurgulayan paylaşımlarını ve açıklamalarını ardı sıra dizdiler. Bu yapılanları tarif edemediğim, anlam veremediğim bir telaşın en bariz ifadesi olarak gördüğümü de özellikle vurgulamak durumundayım. </p>

<p>Niçin? </p>

<p>Bu sorunun cevabını ben şimdilik bilmiyorum, bilen olursa, bana da haber ederlerse sevinirim.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı bu işi sühulet ile yönetebilirdi, ancak yapmadı. “İhtilaf’i Metali” meselesini izah ederek dileyen vatandaşların dilediği fetvaya göre hareket edebileceğini dile getirebilirdi. Ramazan ayında oruç tutmayan insanlara bir şey söylemedikleri gibi Çarşamba günü oruç tutanlara da bir şey söylememeleri gerekiyordu. İstediğimiz ve beklediğimiz buydu. Diyanetin bağlı olduğu laiklik kuralının getirisi de bu değil mi? <br />
Hele bir de Suudi Arabistan’ı yalancılıkla suçlamaya kalkmaları akıl alır cinsten değildi. Bu yapılanları Milliyetçilik kokan bir durum olarak değerlendirdiğimi de antiparantez ifade etmek istiyorum. Bunu dile getirirlerken rasathanenin ileri sürdüklerini “Şer’i” hükümlere dayandırma girişimlerini de henüz anlayabilmiş değilim. </p>

<p>Sadece “Hangi Şeriat” diye sormak istiyorum?</p>

<p>Bunu da İmam Hatipler aracılığıyla halka yansıtmaya çalıştıklarına da bizzat şahitlik etmiş olduk. Kendilerini doğru konumda olduklarını ileri sürdüler. Hatta hızını alamayarak hilalin görülmemiş olmasını “Şer’i Ölçüler” esas alınarak ortaya konulduğunu da özellikle vurguladılar. Halbûki Türkiye laik bir devlet olduğunu hiçbir kural ve kaidesine (özellikle de İslam dininin hükümlerinin) kurallarının karıştırılamayacağını onlar da çok iyi biliyorlardı. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan personelin tamamı şeriat usullerine göre atanmış ve görev yapan insanlar olduğunu söyleyemeyiz. Buradan yola çıkarak, Müslüman halkı laik (İslam’ın karışmadığı) sisteme enteğre etme görevinin onlara düştüğünü görmüş olduk. Bir adım daha ileri gittiler ve bu fetva üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığını “Emir el-Mü’minin” olarak deklare ettiler, bu fetvaya uyulmasının vacip olduğunu da ileri sürdüler.</p>

<p>Bu yapılanlara baktığımızda yalanlanabilen rasyonel bilgiyi dini bilgiden daha üstün, daha güvenilir, daha doğru ve daha değerli olduğu fikrini Müslümanların zihinlerine kazımayı da başarmış oldular.<br />
Türkiye’de “Rü’yet-i hilal” konusunda ortaya çıkan sonuç bunun en bariz göstergesi oldu.<br />
Şimdi bir soru daha sormak istiyorum. Herkesin bu soruya içinden cevap vermesini diliyorum. Açıktan cevap vermeleri sakıncalı olabileceğini de vurgulamak istiyorum.<br />
Ramazan orucuna başlarken büyük bir çekişmenin ve ihtilafın yaşandığına hep beraber şahitlik ettik. Kurban Bayramı’nda da aynı ihtilafın yaşanması muhtemel gibi görünüyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Kurban Bayramı’nda da Suudi Arabistan’a muhalefet edecek mi? </p>

<p>Peki, ya Diyanet İşleri Başkanı, yeni edindiğimiz bilgi çerçevesinde “Emir el-Mü’min” Suudi Arabistan'a gider de Türkiye’deki bayram tarihinden bir gün önce Arafat’a çıkmak zorunda kalırsa otelde kalarak diğer günü mü bekler yoksa yalan söyleyen Suudi Arabistan’ın gördüğü Hilal’e uyarak haccını eda eder? Diyanet İşleri Başkanlığı personeli bu durumda ne yapacak, nasıl davranacak, kime uyacak? “Diyanet İşleri başkanının haccı olmadı” diyebilecekler mi? </p>

<p>Bunu çok merak ediyorum. Hep beraber bekleyip göreceğiz.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ru-yet-i-hilal-meselesi-ve-diyanet-isleri-baskanligi/1046/</link>
<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 15:29:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>CAHİLLER </title>
<description><![CDATA[<p>  Ne  yazık ki,   isteseniz de  istemeseniz de  Dünya  hayatında   cahillerle  karşılaşmak   zorunda  kalırsınız. Hatta  bunların  sayıları  çok  fazla  olduğu için  karşılaşmamanız  neredeyse  imkansızdır. Aslında  onlar    sizin    en  büyük  sınavlarınızdan  biridir.<br />
 </p>

<p> Cahillerle  iş  yapmak  zorunda  kalırsanız,     en  önemli  mesele    şudur ki,  cahiller,  yapılacak  işleri,  olduğundan  basit   ve  kolay   görürler,  her şeye  yüzeysel  bakarlar,  işlerin  derinliğini  ve  kapsamını   göremezler,  anlayamazlar.  Bu  yüzden  eğer    bu  gibi  kişilerle  iş  veya  işbirliği  yaparsanız,  onların  sizi  de  kendileri  gibi    zannettiklerini  unutmamanız  gerekir.  Onların  göremediği,    sizin   görebildiğiniz    derinlik  ve  kapsamdan  da  siz   sorumlu  olursunuz.  Onların  yapması  gereken  bir  çok  işi  de  sizin  üstlenmeniz  gerektiğini  hesaba  katınız.  Zaman  kayıpları,  maliyet  artışları  v.b  hep  sizin  sırtınıza  yüklenecektir.  Onların  yaptığı  ve  yapacağı  hataları da  sizin  telafi  etmeniz  hatta  üstlenmeniz  gerekecektir.   Özellikle  bu  cahiller  yetkili,  kibirli  ve  yaptırım  gücüne  sahiplerse  yapılacak  tek  şey  onlardan  mümkün  olduğunca  uzak  durmaktır.<br />
 <br />
“Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”(Araf, 199)<br />
 <br />
 Cahillerin en  bariz  özelliklerinden  birisi de  şudur ki  onlar  terminoloji  bilmezler. Yani  bir  bilime  dair  gerekli  terimleri,  istilâhları  târif  ve  tanımları  bilmezler.  Örneğin  matematikteki  çarpma  işlemini,  üzerinde  sayılar  yazılı  iki  tahtayı  birbirine  çarpmak  zannedebilirler.  Bir  büyüğümüz,  “cahilin  ne  dini  ne de  mezhebi  olmaz”  demişti. El hak  haklıymış,  günümüzde,  namaz  kılan,  oruç  tutan,  faiz  yiyen,  yalan  söyleyen, haksızlık  yapan,   şirke  batmış  ve  hala  kendisini  müslüman  zanneden   milyonlarca  insan  yok mudur?<br />
 <br />
 <br />
    Şimdi   daha  iyi  anladık mı, <br />
 <br />
 “Kesinlikle Allah (CC) size; emanetleri (devlet yönetimi ve milletin idaresiyle ilgili görevleri), mutlaka ehil ve emin kimselere (oylarınızı  liyakat  sahiplerine,  Hakkın kurallarını ve halkın yararını gözetenlere) vermenizi ve insanlar arasında (karar verirken ve tercih yaparken) hükmettiğiniz zaman ise adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emretmektedir. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, (her şeyi tüm ayrıntılarıyla) İşitendir, Görendir.” (Nisa,  58) <br />
 <br />
Ayeti  kerimesi    ne  diyor?<br />
 <br />
    “Ehil  ve  Emin  kimseler”  cahiller,  kibirliler  veya  sadık  ahmaklar    değildir.   Bunların  namaz  kılanları  hiç  değildir.  Akılsız  umut  sahipleri   değildir.  Eş  dost  ve  akraba   da   değildirler.   Bunlara  yetki  ve  görev  verenler  de  değildirler.<br />
 <br />
O  halde  bütün  bunlardan  ne  sonuç  çıkıyor?<br />
 <br />
1)     Asla  cahiller  ve  kibirliler  sınıfından  olmamak  gerekir.<br />
2)     Asla  bu  sınıftan  insanlarla  beraber  olmamak  gerekir.<br />
3)     En  önemlisi,  işlerin  bu   sınıftan  insanlara  kalmaması  için,   ilim,  ahlak   ve  cesaret  sahibi  insanlar  yetiştirmek,  onların  sayısını  çoğaltmak ,  “Allah  sayılarınızı  arttırsın “ diye  dua  ile  geçiştirmek  değil,  bu  sayıyı  arttırmak  için  fiilen,    manen  ve    özellikle  maddeten  çalışmak  gerekir.<br />
 <br />
 <br />
    “Biz bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman, varlıklı şımarıklarını idareci yapar, iktidara getiririz. İlâhi-İslâmî emirleri uygulamayı emrettiğimiz halde, onlar orada, doğru ve mantıklı düşünmeyi (bilimi  ve  ahlakı) terk ederler, hak dine itaat dışına çıkarlar, günah, isyan, inkâr bataklığına dalarlar. Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur'ân'a itibar etmedikleri için, o memleket halkı gerekçeli olarak cezaya  müstehak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz.” (İsra,  ayet16,  Ahmet  Tekin)<br />
 <br />
“Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah buna hakkıyla gücü yetendir.” (Nisa, 133)<br />
 <br />
Abdullah b. Amr b. As -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir: «Şüphesiz Allah, ilmi insanlardan çekip almakla değil, alimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle kaldıracaktır. Nihayet hiç bir alim bırakmayınca insanlar kendilerine cahil bir takım kimseleri öncüler edinirler. Bunlara (soru) sorulur, onlar da ilimsiz fetva verirler de hem kendileri saparlar, hem halkı saptırırlar.»    [Sahih Hadis] - [Muttefekun Aleyh]<br />
 <br />
"Bir topluluk günah işlemekte ısrar ederken yine de Allah'ın onlara istedikleri şeyleri verdiğini görürseniz, bilin ki bu bir istidrâcdır.(Allahın onları  derece  derece  helȃka  götürmesidir)"<br />
 (bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/145).<br />
 <br />
Ayet  ve  hadislerini  düşünmek,   anlamak  ve    gereğince  amel  etmek  gerekir.</p>

<p>Ramazan - ı Şerifin hayırlar getirmesini dilerim</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//cahiller/1045/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:50:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GAZZE: TÜM PEYGAMBERLERİN ÇİLESİNİ YAŞAYAN ŞEHİR</title>
<description><![CDATA[<p>Dünyanın gözü önünde ekranlarda yıllardır süren bir acı ve direniş varsa, o acının adı Filistin’dir, Gazze'dir. Bu acı yalnızca işgal edilen bir vatanın, yakılıp yıkılan evlerin, bombalanan şehirlerin, yetim kalan çocukların, parçalanan cesetlerin acısı değildir; bu acı aynı zamanda adaletsizliğin, ihanetin, soysuzlugun, suskunluğun acısıdır. Filistin direnişi bunca kalleşlik ve karanlığın içinde doğan bir onur mücadelesidir. Çünkü direniş, sadece silahla değil; sabırla, inançla, ahlakla, adaletle ve kimliği koruma azmiyle verilen bir varoluş mücadelesidir.</p>

<p>Filistinli çocukların ve kan çanağına dönmüş annelerin gözlerine bakıldığında savaşın ne demek olduğu anlaşılır. Oyuncakları enkaz altında kalmış, bedenleri yıkıntılar arasında kaybolmuş, okulu yıkılmış, bir yanı değil her yanı yetim kalmış, gökyüzünü uçurtmalarla değil savaş uçaklarıyla tanımış bir neslin hikâyesidir bu. Anneler evlatlarını kefenlerken beyaz gelinlik giydirir gibi vakur durur; babalar yıkılmış evlerinin taşları üzerinde nasırlı ellerle umut inşa etmeye devam eder. Çünkü onlar için vatan, sadece üzerinde yaşanan bir yer değil; hatıraların, kimliğin, inancın ve tarihin emanetidir. Etrafı mübarek kılınmış, nice peygambere ev sahipliği yapmış, haklı bir davanın zemini olmuştur. </p>

<p>Filistin direnişinin haklılığı, en temelde bir insanın en doğal hakkı olan “yaşama ve yurdunda özgür olma” talebine dayanır. Hiçbir halk, kendi vatanında mülteci olmayı kabul etmez. Hele ki bu vatan nice peygambere ev sahipliği yapmış, nice şehitlerin kanlarıyla sulanmış, nice âlimleri bağrında yesertmis bir diyar ise bedeli ağır olur, anlamı derin olur. <br />
Hiçbir anne, çocuğunu korku içinde büyütmek istemez. Hiçbir toplum, kutsallarının çiğnenmesine razı olmaz. Bu yüzden Filistin’deki direniş, sadece bir toprak savunması değil; insan onurunun savunulmasıdır. Zalimlere karşı direnmenin sınavıdır. Yeryüzünde fitneyi hakim kılmaya çalışanlara karşı nesli korumanın adıdır. </p>

<p>Bu direnişin en güçlü tarafı, imkânsızlıklar içinde bile tükenmeyen umutlarıdır. Malik bin Nebi'nin ifadesiyle " imkansızın çalışmaya nasıl mümküne" döndüğünün en bariz ispatıdır. Elektriksiz gecelerde yakılan bir mum ışığında ders çalışan çocuklar, yıkıntıların arasında ezan okumaya devam eden müezzinler, her türlü korku ve zorluğa rağmen saf saf namaza duran mücahitler, şehadete koşan yiğitler… Hepsi dünyaya şunu haykırır: “Biz buradayız ve var olmaya devam edeceğiz. Bu tertemiz topraklar asla işgalcilere yurt olmayacaktır." İşte bu ses, tanklardan daha güçlü, duvarlardan daha yüksektir. İşte bu iradedir Emperyalizm ve Siyonizmin korkulu rüyası. </p>

<p>Filistin, bugün yalnız bir coğrafyanın adı değil; vicdanın adıdır. Orada yaşananlar karşısında susan her dil, lal olur; görmezden gelen her göz, hakikate kör olur. Çünkü Filistin meselesi, bir halkın özgürlük mücadelesi olduğu kadar insanlığın evrensel vicdani ve  imtihanıdır. Bu imtihanı sadece Filistinlilerin çileli omuzlarına, kısıtlı imkanlarına yüklemek de zulümdür. Herkes sorumluluk almadıkça Filistini zulümden kurtarmak bir tarafa Filistini zulmü maruz bırakma vebalinin altında olacağız. </p>

<p>Sonuç olarak Filistin direnişi; acının sabra, sabrın direnişe, direnişin ise izzete dönüştüğü bir destandır. Bu destanı övmek yerine bu destanda yer almak, sorumluluk üstlenmek, bedel yüklenmek mecburiyetindeyiz. </p>

<p>Bu destan bize şunu öğretir: Zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikat ve adalet er ya da geç galip gelecektir. Ve o gün geldiğinde, bugün gözyaşıyla sulanan topraklar özgürlüğün çiçeklerini açacaktır. Zalimler tarafından savaş yurduna dönüşen bu topraklar yeniden barış yurduna dönecektir. Bu dönüşün miladı ve mekanı Gazze'dir.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//gazze-tum-peygamberlerin-cilesini-yasayan-sehir/1044/</link>
<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:49:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şehr-i Ramazan</title>
<description><![CDATA[<p><span style="font-size: 20px;">Rahmet ayı Ramazan,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">İnzal olmuştur Kur’an,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ruhlara veriyor can,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Furkan ayı Ramazan.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">İlk on günde var rahmet,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Orta on gün mağfiret,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Ya Rab, bizleri affet,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Sofrada var bereket.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Oruç tutsa azalar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Şeytan karalar bağlar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Nefsin yüreği dağlar,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Terakki eder kullar.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Bin ayın hayırlısı,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Gelir gece yarısı,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yakalar meraklısı,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bol selam alır hası.</span></p>

<p> </p>

<p><span style="font-size:20px;">Nefsini vursan geme,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bir gün, bir öğün yeme,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Okursan bir hatime,</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Bayram olur mümine.</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Siz çok değerli okurlarımın ve tüm Müslüman kardeşlerimin mübarek Ramazan-ı</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Şerifini tebrik eder, bu Ramazan-ı Şerifin ümmetin dirilişine vesile olmasını Yüce</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Allah’tan niyaz ederim. Selam ve dua ile…</span></p>

<p><span style="font-size:20px;">Yasin YILDIZ</span></p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//sehr-i-ramazan/1043/</link>
<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AİLE YILI – RAMAZAN ÖZEL: NAMAZDAN EVE TAŞAN TESBİHAT BİLİNCİ</title>
<description><![CDATA[<p>Ramazan, yalnızca bireysel ibadetlerin yoğunlaştığı bir zaman dilimi değildir. O, <strong>toplumu ve aileyi yeniden inşa eden ilahi bir eğitim mevsimidir.</strong> Bu yönüyle Ramazan, “Aile Yılı” vurgusunun en anlamlı zemini, en sahih başlangıç noktasıdır. Çünkü İslam’da kulluk bilinci, önce kalpte, sonra evde, ardından toplumda kök salar.</p>

<p>Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati açıkça ilan eder:</p>

<p><strong>“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.”</strong> (Tahrîm, 6)</p>

<p>Bu ayet, ibadetin sadece bireysel bir sorumluluk değil; <strong>ailesel ve kuşaklar arası bir emanet</strong> olduğunu bildirir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Ramazan ve Namaz: Bilincin Ayağa Kalktığı An</strong></p>

<p>Ramazan’da kılınan namaz, yalnızca vakit ibadeti değildir. O, insanın gün içindeki dağınıklığını toplayan, yönünü yeniden Allah’a çeviren bir duruştur. Namazın ardından yapılan tesbihatlar ise bu duruşun hayata taşınan devamıdır.</p>

<p><strong>“Beni anın ki Ben de sizi anayım.”</strong> (Bakara, 152)</p>

<p>Zikir, Allah’ı hatırlamak kadar, <strong>kendini unutmamaktır.</strong> Ramazan’da bu bilinç daha da derinleşir.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Subhanallah”: Ailede Tevazu ve Sınır Bilinci</strong></p>

<p>“Subhanallah” zikri, Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederken, insana da haddini öğretir. Aile içinde bu bilinç son derece belirleyicidir. Çünkü ailede yaşanan birçok kriz, <strong>insanın kendini merkeze koymasından</strong> kaynaklanır.</p>

<p>Kur’an şöyle buyurur:</p>

<p><strong>“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.”</strong> (Şûrâ, 11)</p>

<p>Bu cümle, ebeveyne de çocuğa da şunu öğretir: <strong>Mutlak olan Allah’tır, biz ise sınırlıyız.</strong> Bu idrak, ailede merhameti ve anlayışı doğurur.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Elhamdülillah”: Ramazan Sofrasında Şükür Eğitimi</strong></p>

<p><strong>Ramazan, nimetin fark edildiği aydır.</strong> Açlık, şükrü öğretir; sofra ise hamdi dillendirir. “Elhamdülillah” diyen bir aile, nimeti sahiplenmez; <strong>emanet bilir.</strong></p>

<p>Resûlullah (sav) buyurur: <strong>“Şükreden kul, nimeti artırır.”</strong> (Ahmed b. Hanbel)</p>

<p><strong>Şükürle</strong> kurulan evler, <strong>kanaat ve huzur</strong> üretir.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Allahu Ekber”: Evde Kurulan İlahi Ölçü</strong></p>

<p>“Allahu Ekber”, yalnızca namazda değil; <strong>ailedeki otorite anlayışında da belirleyicidir.</strong> <strong>Evde kimin sözü büyüktür?</strong> Güç mü, para mı, öfke mi? Yoksa <strong>Allah’ın ölçüsü mü?</strong></p>

<p><strong>“Büyüklük yalnızca Allah’a aittir.”</strong> (Câsiye, 37)</p>

<p>Bu bilinçle büyüyen çocuk, beşerî otoriteler karşısında ezilmez; <strong>kul olmaktan kurtulur.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>“Estağfirullah”: Ailede Tevbe Kültürü</strong></p>

<p><strong>Aile içinde hata kaçınılmazdır.</strong> Ancak önemli olan hatada ısrar değil; <strong>istiğfar bilincidir.</strong> <strong>“Estağfirullah”</strong> diyen bir anne-baba, çocuğuna kusursuzluk iddiasını değil; <strong>tevbe ahlâkını</strong> öğretir.</p>

<p><strong>“Allah, tevbe edenleri sever.”</strong> (Bakara, 222)</p>

<p>Bu sevgi, evin atmosferine huzur olarak yansır.</p>

<p> </p>

<p><strong>Tesbihat ve Çocuklar: Sessiz Ama Kalıcı Eğitim</strong></p>

<p>Çocuklar en çok söyleneni değil, <strong>yaşananı</strong> öğrenir. <strong>Namazdan sonra yapılan tesbihatlar, çocukların zihninde silinmeyen izler bırakır.</strong></p>

<p>Resûlullah ﷺ buyurur: <strong>“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”</strong> (Buhârî)</p>

<p><strong>Ailede zikir</strong> varsa, çocukta <strong>vicdan</strong> gelişir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Salavat: Ailenin Ortak Rol Modeli</strong></p>

<p>Peygamberimize getirilen salavat, inancın teoride kalmamasını sağlar. <strong>Aileye ortak bir ahlâk modeli sunar.</strong></p>

<p><strong>“Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için güzel bir örnek vardır.”</strong> (Ahzâb, 21)</p>

<p><strong>Sünnet, evde yaşandıkça toplumda kökleşir.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Sonuç: Ramazan, Ailede Başlar</strong></p>

<p>Aile Yılı’nda Ramazan’ı doğru anlamak istiyorsak şunu bilmeliyiz: <strong>Namaz camide, tesiri evde başlar.</strong> Tesbihatla yoğrulan bir aile, ahlâkla ayakta duran bir toplumun çekirdeğidir.</p>

<p><strong>Dua:</strong></p>

<p>Allah’ım! Ramazan’ı ailelerimiz için diriliş vesilesi eyle. Evlerimizi namazla, dillerimizi zikirle, kalplerimizi imanla mamur eyle. Nesillerimizi salih kullarından eyle. Âmin.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//aile-yili-ramazan-ozel-namazdan-eve-tasan-tesbihat-bilinci/1042/</link>
<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>RAMAZAN AYI ÖZGÜRLÜKTÜR</title>
<description><![CDATA[<p>On bir ayın sultanı olan Ramazan ayını sayılı günler kala şimdiden Ramazan ayının rahmetini merhametini semadan sağanak sağanak yağdığını hissetmeye başladık. Dünya hayatının tüm zorluklarının içinde bir Rahmet pınarı olan Ramazan Ayı hakkıyla ihya edenlerin hissettiği bir huzur iklimidir. Kimilerinin Ramazan ayı mü’minlerin bir ayda kazanılan manevi birikimlerini tüm seneye yayarak tüm ömrü Ramazan huzurunda, Ramazan bereketinde geçirmesine vesile olan mübarek bir aydır.</p>

<p>  Ramazan aylar içinde sadece bir ay iken, Allah Resulü efendimizin Hira Mağasında Hz. Cebrail (a.s.) aracılığıyla ilk vahiyle değer kazandı. Ramazan Ayı ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi, bu aya ve geceye bu değeri veren Hz. Kur’an’dır. Gönüllere inmeye başlayan Kur’an insanı bir beşer olmaktan çıkarır onu eşrefi mahlûk olan ‘’Hz. İnsan’’ yapar…</p>

<p>  Kur’an-ı Kerim nazil olduğu zaman cahiliye döneminin en karanlık zaman dönemlerini yaşıyordu. İnsanın her dönemde her çağda bir cahiliye zamanı oluyor mu? Evet… Oluyor. Ve ilahi kelam eğer kalplere girerse cahiliye dönemi saadet dönemine dönüşüyor ve Ramazan insanı dönüştürüyor.</p>

<p>Ramazan Ayı özgürlük ayıdır aslında. Dünyanın bize dayattığı tüm alışkanlıklara inat Allah’ın emri ile yemeye, içmeye ve her türlü kötü alışkanlıklarımızın bizi köle haline getirmesine değil de bizim irademize sahip çıkıp onları yönete bilme becerisini kazandırıyor.</p>

<p>İnsan maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçlar ile de donatılmıştır. Maddi ihtiyaçlar olmadan da yaşanabileceğinin ve insanın tahammül sınırlarının farkına varıyor aslında. Fani olan her şeye kafa tutmaktır. Bu manevi iklimi hissedeceğimiz Ramazan ayında manevi gücün ne kadar önemli olduğunu da hissederiz.</p>

<p>  Merhametin, paylaşmanın, Allah için vermenin mutluluğunu idrak ederiz. Bizi sarmalına alan benciliğimizin cimriliğimizin kimsesizliğimize, bölünmüşlüğümüze, ahir zamanın felaketlerine tek çaredir Ramazan. Ramazan ibadetiyle Allah’ın emrini yerine getirerek nefsin kölesi olmaktan kurtuluruz.</p>

<p>  Bu ayda yapılan ibadetlerin ne kadar sevap olduğunu çoğumuz az çok biliyoruz. Ama unutmamak gerek ki cahillik her dönemde aynı ve reçetesi Kur’an ve Allah Resul’ünün tebliğ ettiği dine ve bu dinin temellendirdiği medeniyete sahip çıkmayla olacak.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ramazan-ayi-ozgurluktur/1041/</link>
<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İSLAM KONUŞULMAZ, YAŞANIR</title>
<description><![CDATA[<p> </p>

<p><strong>Bir Çim Biçme Makinesinin Öğrettiği Büyük Ahlâk</strong></p>

<p>Bazı anlar vardır; uzun vaazlardan, kalın kitaplardan, gür sesli nutuklardan daha tesirlidir. <strong>Bir söz değil, bir duruş; bir anlatı değil, bir ahlâk öğretir insana hakikati.</strong> İşte Amerika’da yaşanan ve dilden dile dolaşan bu hadise, tam da böyle bir andır. İslam’ı anlatan kelimelerle değil, İslam’ı yaşayan bir şahsiyetle karşılaşmanın hikâyesidir bu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Vakarlı Bir Giriş, Sessiz Bir Davet</strong></p>

<p>Bir alışveriş merkezinin sıradan kasasında, sıradan bir gün… <strong>Derken içeri tesettürüyle, vakarıyla, yorgun ama onurlu bir Müslüman hanım girer</strong>. Elinde ağır bir çim biçme makinesi. Ne bağırır, ne dikkat çekmeye çalışır. Gösterişsizdir ama iz bırakır. Çünkü <strong>tesettür yalnızca örtünmek değil; şahsiyeti, iffet ve vakar ile taşımaktır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Helâl Hassasiyeti: Görülmeyen Ama Hissedilen İman</strong></p>

<p>Hanım, kasiyere yaklaşır ve “Bu makinenin bedelini ödemek istiyorum” der. Oysa dün almıştır. Kimse fark etmemiştir. Kimsenin haberi yoktur. İşte tam bu noktada <strong>iman, kameraların olmadığı yerde konuşur. </strong>Çünkü <strong>helâl-haram hassasiyeti, yalnızca yakalanma korkusu değil, Allah’a hesap verme bilincidir. </strong>İki saatlik yol, işten alınan izin, taşınan ağır yük… Bunların hiçbiri onu durdurmaz. Çünkü <strong>parasını ödemediği bir şeyi kullanmayı imanına yakıştıramaz.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>“It Is AMANA” – Bir Kelime, Bir Medeniyet</strong></p>

<p>Kasiyerin şaşkın sorusu karşısında verdiği cevap kısa ama derindir:</p>

<p><strong>“It is AMANA… Bu bir emanettir.” </strong>Emanet… Bu kelime İslam’da yalnızca eşya değildir. <strong>Can, mal, makam, zaman, yetki ve hatta ahlâkın kendisi emanettir.</strong> <strong>Müslüman, emanet bilinciyle yaşar</strong>. Çünkü bilir ki <strong>her emanet, sahibine iade edilecektir; ya dünyada ya ahirette.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Kul Hakkı: Sessiz Ama Ağır Bir Sorumluluk</strong></p>

<p>Kadın, kasiyere kul hakkını anlatır. <strong>Helâli ve haramı…</strong></p>

<p><strong>Kul hakkı, affı en zor olan yüktür. İnsan hakkı ihlali, ibadetle örtülemez.</strong> İşte bu yüzden Müslüman, başkasına zarar vermeme konusunda son derece hassastır. Görülmese bile, bilinmese bile… Bu <strong>hassasiyet, İslam’ın sosyal hayattaki en güçlü tebliğ yöntemidir.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Tebliğin En Güçlü Hâli: Ahlâk</strong></p>

<p>Mağaza müdürü, çalışanları toplar ve bu olayı anlatır. İnsanlar sorular sorar:</p>

<p><strong>“İslam nedir?” “Bu ahlâk nereden gelir?”</strong></p>

<p>Kadın cevap verir; <strong>özgüvenli ama kibirsiz, tevazu sahibi ama ezik olmayan bir duruşla. Ne üstünlük taslar ne kendini gizler.</strong> Çünkü <strong>iman, insana dengeli bir şahsiyet kazandırır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Rıza Bilinci: Sevabı Gölgede Bırakmamak</strong></p>

<p>Müdür, hayranlıkla çim biçme makinesini hediye etmek ister. Ama Müslüman Hanım reddeder. Sebep nettir: <strong>“Bunu Allah rızası için yaptım. Sevabını istiyorum.”</strong> İşte burası <strong>yazının kalbidir</strong>.</p>

<p>Çünkü <strong>samimiyet, karşılık beklememektir</strong>.</p>

<p>Çünkü fedakârlık, <strong>menfaatle kirlenmediğinde ibadettir.</strong></p>

<p>Çünkü <strong>Allah rızası hedeflenmişse, dünya nimetleri gölge bile olmamalıdır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Konuşan Müslümanlar Değil, Yaşayan Müslümanlar</strong></p>

<p>Bu olay bize şunu haykırıyor:</p>

<p><strong>İslam, anlatıldığında değil; yaşandığında ikna eder.</strong></p>

<p><strong>En güçlü davet, ahlâktır.</strong></p>

<p><strong>En etkili tebliğ, hal ile olandır.</strong></p>

<p>Bugün dünya, <strong>çok konuşan Müslümanlardan</strong> yoruldu.</p>

<p>Ama bir emaneti yerine getirmek için dört saat yol giden bir Müslüman, binlerce kelimeden daha fazla şey anlatır.</p>

<p> </p>

<p><strong>Sonuç: Sessiz Bir Kadın, Gür Bir Hakikat</strong></p>

<p>O gün orada bir vaiz yoktu.</p>

<p>Bir kürsü yoktu.</p>

<p>Ama İslam vardı.</p>

<p>Canlıydı.</p>

<p>Ayaktaydı.</p>

<p>İkna ediciydi.</p>

<p>Tesettür vardı; ama bezden ibaret değildi.</p>

<p>İffet vardı; ama yalnızca bedende değil, niyetteydi.</p>

<p>İman vardı; ama slogan değil, sorumluluktu.</p>

<p>Ve geriye şu hakikat kaldı:</p>

<p><strong>İslam konuşulmak için değil, yaşanmak içindir.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>DUA</strong></p>

<p>Allah’ım!</p>

<p>Bizi konuşanlardan değil, yaşayanlardan eyle…</p>

<p>Emanete riayet eden, kul hakkından titreyen, Helâli az da olsa tercih eden, harama yaklaşmaktan haya eden kullarından eyle.</p>

<p>Kalplerimizi ihlâsla doldur, amellerimizi rızanla güzelleştir.</p>

<p>Tesettürümüzü edep, edebimizi şahsiyet, şahsiyetimizi imanla kemale erdir.</p>

<p>Bizi kibirden, gösterişten ve riya kokan hayırlardan muhafaza buyur.</p>

<p> </p>

<p>Ya Rabbi!</p>

<p>İslam’ı sözlerimizle değil, ahlâkımızla anlatmayı nasip et.</p>

<p>İnsanların kalbine, senin dinini sevdiren duruşlar lütfet.</p>

<p>Yaptığımız her iyiliği yalnız Senin için yapmayı, Karşılığını yalnız Sen’den beklemeyi bize öğret. Bizleri emanet bilinciyle yaşayan, Hayatı bir imtihan, ahireti bir hedef bilen kullarından eyle.</p>

<p>Son nefesimizi imanla, hesabımızı kolay,Rızanı daim eyle Allah’ım.</p>

<p>Âmin.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//islam-konusulmaz-yasanir/1040/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KEDER KADER Mİ?</title>
<description><![CDATA[<p>Kur’an kursu hocalığı yaptığım bir dönemde, ortak kaderi paylaşan iki talebem vardı. İkisinin de çocuğu olmamıştı ve hemen hemen aynı yaşlardaydılar.</p>

<p>Benim dikkatimi çeken, hayata karşı bakış açılarıydı.</p>

<p>Biri çocuk konusunu kesinlikle açmıyor, üzerinde konuşmuyor; kendini temizlik, yevmiye usulü çapaya gitmek gibi işlerle oyalıyordu. Temizliğe öyle takmıştı ki, onu görmeden sınıfa geldiğini üzerindeki yumuşatıcı kokusundan anlardım. Bir keresinde:</p>

<p>“Bu kadar fazla kullanman baş ağrısı yapar,” dediğimde,<br />
“Öyle zaten hocam, çok başım ağrıyor ama ne yapayım, yumuşatıcı ve deterjan kokusunu seviyorum,” demişti.</p>

<p>Genel tavrı hep aynıydı: “Ne yapayım…”</p>

<p>Diğeri ise kendini adeta çevresine vakfetmiş gibiydi. Özellikle akrabalarının çocuklarına yardım etmek, onları sevindirmek ona büyük mutluluk veriyordu. Güler yüzlü ve cömertti.</p>

<p>Bir gün ders sonunda herkes gitmişti. Onunla uzun uzun konuştuk. Çocuk konusuna değindik. Bu konudaki en büyük hayalini sordum.</p>

<p>“Bayram öncesi bir çocuğu alıp bir mağazaya götürerek tepeden tırnağa her şeyini almak,” dedi.</p>

<p>İçim “cız” etti. Çünkü hemen her bayram bunu yapıyor ama kaç kere şükredebiliyorduk ki?</p>

<p>“Sen cömert birisin, imkânın da var, bunu yapabilirsin,” dedim.<br />
“Evet, yaptım yapmasına…Yeğenlerime aldım ama içimdeki duygu bitmiyor, yeri dolmuyor,” dedi.</p>

<p>Gözlerine o an hüzün çöktü. Sonra bir hatırasını anlattı: Yıllar önce bir fabrikada çalışırken patronu, onun çocukları sevdiğini bildiği için her Ramazan Bayramı öncesi yanına çağırır, “Al şu parayı, kaç çocuğa yeterse bayramlık al ve uygun gördüklerine ver,” dermiş.</p>

<p>“Yaptım ama ben kendi paramla, kendi çocuğuma yapmak isterdim,” dedi.</p>

<p>Ona, “Madem bu kadar istiyorsun, evlatlık alın. Senden güzel bir anne olur,” dedim. Eşini ikna etmeye çalıştığını söyledi. Küçük, kimsesiz bir bebek istiyordu.</p>

<p>“Olursa bana haber ver, bebek görmeye gelirim,” dedim. Bu sözüm onu çok mutlu etti.</p>

<p>Kurs tatile girdi. Aradan birkaç ay geçti. Bir salı günü beni aradı:</p>

<p>“Hocam, bu cuma bana gelir misin?”<br />
“Hayırdır?”<br />
“Hocam, kızım bir yaşına girdi. Evde okuma günü yapmak istiyorum. Hem sohbet de yaparsın.”</p>

<p>Sevinçten şok olmuştum.</p>

<p>“Demek aldınız?” dedim.<br />
“Aldık hocam. Çocuk yuvasında iki kardeş varmış. Büyüğünü bir akrabam aldı, küçüğü de bize nasip oldu. Arada bir yan yana gelmelerini sağlıyoruz,” dedi.</p>

<p>Cuma günü söz verdiğim gibi hediyemi alıp gittim. Pembe odasında, karyolasında mışıl mışıl uyuyan o sevimli ve talihli kızı seyrettim. Annesi kimbilir ona kaç bayram tepeden tırnağa kıyafet alacaktı…</p>

<p>Evde kalabalık bir komşu ve akraba grubu vardı. Okumamı yaptım. Sohbette, talebemi bu örnek davranışından dolayı kutladım. Çevresindekilere de çocuğun evlatlık olduğunu marifet gibi her yerde söylememelerini, özellikle çocuğa karşı dikkatli olmalarını rica ettim. Talebemin başını onaylar şekilde salladığını gördüm. Belli ki bu onun da endişesiydi.</p>

<p>Sonradan öğrendiğim bir başka güzellik daha vardı: Çocuğu yeni aldıkları sırada, birkaç aylık bebeği olan görümcesi onu da emzirmişti. Böylece hem hukuken hem süt bağıyla aileye daha güçlü bağlanmıştı.</p>

<p>O gün, bebeğini kucağına aldığında gözlerindeki ışıltıyı unutamam.<br />
Zaman zaman profilinde fotoğrafını görüyorum. Çok güzel bir kız olmuş.</p>

<p>Yazının başına dönersek…</p>

<p>İki kadının da çocuğu yoktu. Ama biri su gibi akıyordu. Önüne taş geldiğinde bir süre duruyor, düşünüyor; sonra ya taşın üstünden atlıyor ya da çevresinden dolanarak akmaya devam ediyordu.</p>

<p>Diğeri ise taşı engel sayıp orada kalıyordu. “Ne yapayım?” diyerek yerinde sayıyordu. Mücadele etmiyor, kabullenemiyor; adeta temizlik kokusuna sığınarak kendini oyalıyordu.</p>

<p>İmtihan gereği herkesin hayatına bazen yokluk, bazen varlık gelebilir. Durum ne olursa olsun, insanın tercihi ve çabası belirleyicidir. Sonraki adımlar çoğu zaman bu gayrete göre şekillenir.</p>

<p>Kaderi kedere çevirmek de, onu hayra veya sevince vesile kılmak da bazen bizim elimizde olabilir.</p>

<p>Kulak ardı etmeyelim.</p>

<p>Allah’ım! Hakkımızda hayırlı olanı gönlümüze sevdir. Gönlümüzün sevdiğini de hakkımızda hayırlı eyle.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//keder-kader-mi/1039/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YENİ BAKANLARA CHP NEDEN KAYIŞ ATIYOR?</title>
<description><![CDATA[<p>Soralım bakalım…</p>

<p>Ey CHP, sen iktidarda olmuş olsaydın bakanlarını değiştirme yetkin ve hakkın olmayacak mıydı? O halde, İçişleri ile Adalet bakanı değişti diye neden hop oturup hop kalkıyorsun? Demek ki huyun öyle, ne kadar daha muhalefette kalsan müzminleşmiş huyundan vazgeçmeyeceksin.</p>

<p>Şu eşittir <strong>Müsavat</strong> beyefendinin dediğine bakın, <strong>“Davayı açan kişi davayı yürüteceklerin başına geçiyor.”</strong>  Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı! Doğrusu bayıldım ne anlayış, mahkemeleri nüfus müdürlükleri zannediyor, “Başına geçmiş” diyor, yanı amiri!</p>

<p>Hanı hukuk devletiydik, amirlik da nereden çıktı?</p>

<p>Ekranlara bakmaya utanıyoruz, Millet Meclisinde ilk defa bir bakanın yemin etmesine CHP’nin fedaileri saldırıyor.</p>

<p>Bu ne cesaret?</p>

<p>Neden diğerleri değil de <strong>Akın Gürlek? </strong></p>

<p>Çünkü İstanbul’u yağmalamak isteyenlerin üzerine cesaretle giden bir başsavcı. Hırsızların teröristlerin korkulu rüyası. Şimdi de Adalet Bakanı olunca daha keskin olacağını bildiklerinden kuduruyorlar.</p>

<p>Gel gör ki korkunun ecele faydası yoktur.</p>

<p>Akın Gürlek, şu anda resmen adalet bakanıdır.</p>

<p>AK parti iktidarı beklide Adalet Bakanlığına mesleğin içinden gelen birisini ilk defa görevlendirmekle isabet kaydetmiştir.</p>

<p>Gürlek, yargı teşkilatının Adalet bakanı Yardımcılığında, Ağır Ceza mahkemesi başkanlıklarında, İstanbul gibi bir şehrin başsavcılık görevlerinde bulunduğu için deneyimli mesleğin ıcığını ciciğini biliyor.</p>

<p>Özgür Özel, Cumhurbaşkanına darbe yaptın diye çatarken kendinden olana da, <strong>“İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez”</strong> diyor.</p>

<p>Hanginiz düzgün tohum?</p>

<p>Akın Gürlek’i de yüce divanla tehdit ediyor.  </p>

<p>Dikkat çeken husus, alelacele yeni Adalet Bakanı’nın CHP tarafından saldırılara uğramasıdır. Hele bir durun sabredin bakalım, yerine otursun, kalemi eline alsın yapsın görelim. Hırsızın başında arı oynarmış. Her birisi panikte. Giderek ucunun birilerine dokunacağından korkuyorlar. Yoksa, bu ülkede hiç mi Adalet bakanı görevlendirilmedi?</p>

<p>CHP’nin bakanlarını da gördük.</p>

<p>Mustafa Kemal’in Adalet Bakanı <strong>Mahmut Esat Bozkurt,</strong> “Türk vatanında Türk olmayanın bir hakkı vardır köle veya hizmetçi olmak” dediğinde Kürt halkını dışlayarak devletin başına elli yıllık bela açamadı mı? CHP iktidarında o bakanlığın imam hatip kökenlidir diye hâkimlik mesleğine kabul etmeyenleri de bizzat yaşayarak gördük. Beş yüz kişilik hâkimlik imtihanında iki kişi elekten kaçabilmiştik, diğerlerini elediler.</p>

<p>Tarihin sayfaları henüz silinmedi.</p>

<p>Yunan’ı denize dökükten(!) bir yıl sonra hanımını katil Yunan Başbakanı <strong>Venizelos’un</strong> koluna veren genel başkanınızı da bu millet unutmadı. Kanlı darbeleri de gördük. Şimdi de İçişleri Bakanı hafızdır diye laiklik lekesi sürmeye kalkışıyorlar. Cumhurbaşkanımız da imam hatipli, yıllarca bu ülkeye hizmet eden birisi olarak ben de hafızım ne olmuş yanı?  Ayrıştırmak, kışkırtmak CHP zihniyetine ittihatçılardan miras kalan bir duygu, bir maraz. Tedavisi oldukça zor bir hastalık. </p>

<p>Adamın birisi kendini arpa zannedince horozdan sürekli kaçıp saklanırmış. Tedaviler fayda vermemiş, sabahlara kadar arpa olmadığını anlatmışlar olmamış, o yine de kendini arpa zannedermiş. Yaşı yıllanınca oturmuş düşünmüş, “Yahu” demiş. “Arpa olmadığımı artık ben de anlıyorum ancak bunu çilli horoza nasıl anlatacağız?”</p>

<p>Yıllarca yargı teşkilatında görev yapan birisi olarak, Gürlek’in başarılı olacağından eminim. Orası tamam da bunu sürekli kayış atan CHP’nin horozlarına nasıl anlatacağız?</p>

<p> İşte asıl sorun burada düğümleniyor…</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//yeni-bakanlara-chp-neden-kayis-atiyor/1038/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Üşüyorum Baba!</title>
<description><![CDATA[<p>Sana Yazıyorum Baba çünkü çok üşüyorum.</p>

<p>Sen gittiğinden beri Şubat daha soğuk, yürekler daha buruk, duygular daha sönük, dünya daha da anlamsız baba…</p>

<p>2018’in Şubat’ında ayrıldın aramızdan. Takvim yaprağı koptu sandım oysa içimden bir parça koptu. O günden beri şubat ayı her geldiğinde, içimde aynı yer üşüyor, aynı parça sızlıyor baba. Ayaz dışarıda değil baba, eksikliğinde.</p>

<p>Her 12 Şubat’ta daha çok hissediyoruz yokluğunu. Anılarımız canlanıyor gözümde, boğazım düğümleniyor, göz yaşıma hakim olamıyorum baba… Erkek adam ağlar mı demeyin babanız yanınızda değilse ağlarsınız. Anılarınız gözünüzde canlanıyorsa ve o doyumsuz günlere özlem duyuyorsanız ağlarsınız. Hem de hüngür hüngür ağlarsınız.</p>

<p>Sesine, susuşuna, yokluğuna ağlıyorum baba…</p>

<p>Seninle geçen günler çoğaldıkça değil, azaldıkça ağırlaşıyor. İnsan bazı şeyleri zamanla unutmazmış baba. Zaman geçtikçe daha iyi anlarmış neyi kaybettiğini. Şubat geldi mi, bunu yeniden yeniden öğreniyorum baba…</p>

<p>Şubat şehitlerin ayı derler ya, işte bu beni bir nebze de olsa teselli ediyor baba.</p>

<p>Bu ay, hakikat uğruna can verenlerin ayı…</p>

<p>Hasan el-Benna’yı, Seyyid Kutub’u, Malcolm X’i, Metin Yüksel’i anarlar. Onlar bir davanın şahidi olarak gittiler.</p>

<p>Sen ise sessizce gittin baba.</p>

<p>Ne slogan vardı ardından.</p>

<p>Ne kalabalık…</p>

<p>Ama yokluğun, en gürültülü ayrılık oldu baba.</p>

<p>Bazen düşünüyorum:</p>

<p>Şehadet sadece kurşunla mı olur?</p>

<p>Yoksa ardında bu kadar derin bir boşluk bırakan her gidiş, bir şahitlik midir?</p>

<p>Sen gittin, bana sabır kaldı, ağır sorumluluk kaldı.</p>

<p>Her Şubat’ta yeniden öğrenilen bir sabır bir sorumluluk.</p>

<p>Ayaz içimdeki kör ateşi söndüremedi baba.</p>

<p>Ama o ateş zamanla duaya dönüştü.</p>

<p>Her 12 Şubat’ta dilimden aynı dua dökülüyor.</p>

<p>Ya Rabb! Şubat ayının şehitleri hürmetine babamı affet…</p>

<p>Onların şahitliğine seni de ortak etsin.</p>

<p>Bu dünyada içimi üşüten ayrılığı, ahirette bir kavuşmaya çevirsin.</p>

<p>Şubat çok soğuk baba.</p>

<p>Ama senin yokluğun daha fazla üşütüyor.</p>

<p>Rahmetle…       </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//usuyorum-baba/1037/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÖZELEŞTİRİYİ ÖNCELLEMEK</title>
<description><![CDATA[<p>Günümüzde Müslümanlar olarak yaşadığımız sorunlar karşısında çözümü sürekli siyasal bir dil kullanarak konuşuyoruz. Oturup kalkıp İslam’ın siyasallığını gündeme alıyoruz. Oysaki siyasallıktan öte bugün Müslümanların kendi inanç değerlerini sosyalleştirme problemi vardır. Sosyal programlarla, sosyal yapılarla kendi inanç ve ilkelerini sosyalleştiremeyenler siyasallıklarını hangi söylem ve yapılar üzerine oturtuyorlar. Sosyalleşme noktasındaki en büyük sorun, İslam’ı hareketin ideolojik sol formatlar gibi bir vakte kadar sürekli kapalı örgüt mantığına büründürülmesidir. Bir vakte kadar dedikleri o vakit Türkiye örneği başta olmak üzere birçok ülkede ister sistemlerden kaynaklı ister Müslümanların kendi iç sistemlerini kuramamaktan kaynaklı sıkıntılarından dolayı hiçbir zaman gelmemiştir. Oysaki tüm Risalet önderleri -bazı baskı dönemleri hariç- kendi dönemlerinde mesaj ve yapı olarak hiçbir zaman kapalı kalmamıştır. Vahyin gelişiyle birlikte vahye karşı olan tüm şahıslar vahyin mesajını da vahyin yapılanmasını da görüyordu. Bu anlamda İslami düşüncenin doğruluğunu mahzenlerde değil mahallelerde, kendi aramızda değil halkın arasında yaşayarak, yayarak insanları sosyal ve dinamik din olan İslam ile buluşturabiliriz. Müslümanlar olarak sürekli İslam sosyal bir dindir dedik fakat sosyal alanlarda genelde görülmedik. Yaşadığımız toplumun acı, sıkıntı ve sorunlarını konuşmadan, paylaşmadan, kuşanmadan toplumu kuşatamayız. Ali Şeriat’inin ifadesiyle <strong>“Soyut bir din algısı egemenlerin din anlayışıdır.”</strong></p>

<p> </p>

<p>Tevhidi Müslümanların sosyal hayatta olmaması insanları Müslümanların doğru mesajlarına bile mesafeli yaklaşmalarına sebep oluyor. Doğruların sosyal hayatta olmaması yanlışları güç veriyor. Vahyin doğrularını kendi yanlışlarıyla yalnızlaştıranlar, doğrularla da yalnızlıklarını meşrulaştırma gayreti içerisinde ya tarihe sığınarak ya da “zaten her vakit doğruların müntesipleri az olmuştur” gibi ifadelerle kendilerini temize çıkarmaktadırlar. Bu hal iyi bir hal değildir. Kendimizden başlamak üzere çok ciddi özeleştiri yapmamız gerekiyorken sürekli geçmişe sığınarak veya mazeretler üreterek sorunlarımızla yüzleşmiyoruz. Yüzleşmediğimiz her sorun maalesef tekrar tekrar yüreğimizi yakıyor; gelecek nesillerin yükümlülüklerini artırıyor. Müslümanlar olarak geçmişin mutluluğuna sığınmaktan kurtulup geleceğin zorluklarına atılmalıyız.</p>

<p> </p>

<p>Yaşanan yanlışlar karşısında içimizdeki dünyayı düzenlemeden dışımızdaki dünyayı düzenlemek doğru bir kalkış noktası değildir. Hepimiz aziz İslam’ın muvaffakiyeti ve muzafferiyeti için özeleştiri yapmak zorundayız. Bunu yapmadan başka adresleri sorgulamak doğru sonuca götürmez. Yenilgilerimizin çoğu yanılgılarımızdandır. Müslümanlar olarak psikolojik yenilgi ve yılgınlık durumundan kurtulup cesur ve özgün başlangıçlar yapabilmemiz, mevcudiyetimizdeki yetenekleri geliştirip kapasitemizi harekete geçirmeliyiz. İmanımızı da öfkemizi de en güzel şekilde en güzel yöntemle ifade etmeliyiz. Akıl ve ahlakı birlikte kuşanmalıyız. Birbirimizi anlayamadığımız için gittikçe birbirimize yabancılaşıyor ve uzaklaşıyoruz. Rabbani bir yolu seçenler rahmani bir ilişki kurmakla sorumludurlar. Rabbani yolda rahmani ilişki kuramadığımız için birbirimize karşı sertleşiyoruz. Birbirimize kolay zulmettiğimiz için kolayca zulme uğruyoruz.</p>

<p> </p>

<p>Müslümanlar olarak şunu bilmeliyiz ki biz sömürülmeye müsait olduğumuz için sömürüye uğruyoruz. Sömürülmeye müsait olma durumundan çıkmadan sömürenler bizden umut kesmeyecektir. En büyük sömürü ise fiziksel değil fikirsel olanıdır. Aslında işgalciler kadar korkak kimseler yoktur. Lakin işgale müsait olan zihinler, yürekler ve topraklarda kolay barınabilir işgalciler. Ve çoğu zaman korkaklıklarını mazlumların müsaitliğinden faydalanarak cesarete dönüştürürler. İşgale direnmenin en iyi yolu müsaitlikten kurtulmaktır...</p>

<p>Müslümanlar olarak varlığımızı binalarla, niceliklerle değil insanlarla ve niteliklerle hesaplamalıyız. Bugün en büyük problemimiz NITELIK problemidir. Bu anlamda yatırımları binalara değil insanlara yapmalı ve binaları insana İslam’ı anlamda hizmet ediyorsa anlamlı kılmalıyız. Yürekten sözcüklerle kalplere yatırım yapmalıyız. Anlık değil asırlık düşünebilmeliyiz. Sürekli kulluk ruhuyla hayatımızı hareketli kılmalıyız. Dinamik ve duyarlı bir dinin müntesipleri hareketli bir hayata talip olmalılardır. Hareketli hayatlardan dolayı uğradığımız hakaretler bizi yıldırmamalıdır. Azimden, ihlâstan, samimiyetten, her türlü pislikten arınmış bir ruh ve kalpten, kahramanlık duygusundan ve sağlam bir inançtan kaynaklanmayan bir mücadelenin başarı ile sonuçlanması düşünülemez. Bütün davalar; hiçbir şeyden korkmayan, uğruna canını, malını feda etmeye hazır olan inançlı, davasına bağlı, yolu sabit, görüşü kararlı, zorlukta sabırlı kişilerle ilerler. Böyle fedakâr insanlara sahip olan bir dava ile hedefe varılır…</p>

<p>Varlığımızı, düşüncelerimizi, inançlarımızı kısıtlayan güçlerle mücadele etmemiz kulluğumuzun bir gereği olmalıdır. İslam bir mücadele gerektirir. Mücadelesiz bir din inşa etmek isteyenler kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için böyle bir din tasarlıyor ve tasarıyı da insan hakları, demokrasi ve özgürlükler gibi okşayıcı kelimelerle gündemselleştirip dayatıyorlar. Bu anlamda kulluktan arınmış mücadelelerin süreç içerisinde ideolojik bir çatışmaya dönüştüğünü bilmeliyiz.</p>

<p> </p>

<p>Müslümanlar geçmişi “inkâr” ile “tekrar” arasındaki uçlardan sakınmalı. Bugün kimi Müslümanlar geçmişini inkâr ederken kimisi sürekli geçmişi tekrar ediyor. Bize düşen davamızı inkâr ve tekrardan sakındırıp “ikrar” etmektir. Miadını doldurmuş kimi sorunların tartışmalarını yapmak yerine bugün elimizden kayan insanın kurtuluşu için neler yapmalıyız. Vahyin ilkeleriyle yenilenme bilinciyle sorunlara yeni çözümlemeler getirmeli, çabalar ortaya koymalıyız. Kopyacı ve taklitçi tarzlarla sayılar ve alanlar çoğaltılabilir fakat evrensel ve kalıcı mücadele bu tarzlarla verilemez.</p>

<p>Özne kılabilecek bilinçler inşa etmeliyiz. Nesne olacak zihinler her zaman işgal zeminine müsaittir. Özne olabilmenin yolu inanmak ve düşünmektir.</p>

<p> </p>

<p>Müslümanlar istedikleri yönetim, yaşam ve geleceğin niteliklerine, hayız olmadan salt istemekle bir yere varılamayacağını bilmeliler. İstediğimiz geleceğin özelliklerini, kendimizde barındıramıyorsak samimiyetimizi sorgulamalıyız. Yaşadığımız zaman ve zeminde “İslami davet” için seferber olmayanların “İslami devlet” hayalleri rüyadan ibarettir. Davet çalışmalarımız insanın gerçekliğini ve güncelliğini ıskalamamalıdır. İslam anlatılırken insan unutulmamalıdır.</p>

<p>Zihin, yürek ve ilişkilerimizde ümmet olma olgunluğuna erişmediğimiz sürece ümmeti yakalayamayız. Ve ümmet tekliği değil birliği esas alarak okunulmalıdır. Ümmet; inanç, fikir ve eylemlerle yaşarken; taklitçilik, ümitsizlik ve ataletten dolayı yıkılır. Ümmet inşasında kendilerini sorumlu hissedenler ilk olarak kendisininde ümmetin bir ferdi olduğunu ve kendisinde başlaması gerektiğini idrak etmelidir. İslam; inanç ve eylemden oluşan büyük bir inkilabî hareketti. Yanlış insanların elinde güce ve kültüre dönüştükten sonra ise en kutsal maske oldu... Bu maskeliler bir müddet sonra putlaştı... İslami ilkeler çerçevesinde bu maskeli putları ifşa etmek için çok ciddi okumalıyız, düşünmeliyiz, üretmeliyiz.  Okuma, düşünme ve üretmenin sancısını çekmeyenler zulmün, cehaletin acısını çekmeye mahkûm olurlar.</p>

<p>Allah’ım; bizi söz erlerinden değil sözünün erlerinden kıl. Bizi yolunda düşünüp yoluna düşenlerden kıl. Bizi yolundan düşenlerden kılma. Aczimizi azmimizle yenebilmeyi lütfeyle...</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ozelestiriyi-oncellemek/1036/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DUA İBADETİ</title>
<description><![CDATA[<p>Dua etmek başlı başına bir ibadettir.<br />
Allah Teâlâ duaya üç şekilde icabet eder:<br />
Ya kulun istediğinin aynısını verir,<br />
Ya ondan daha hayırlısını nasip eder,<br />
Yahut da dünyada hiç vermez; ahirette öyle güzel makamlarla mükâfatlandırır ki kul hayret eder ve:<br />
<strong>“Yâ Rabbi! Ben bu makama ulaşmak için ne yaptım?” </strong>diye sorar.<br />
Lütfu ve inayeti sonsuz olan Rabbimiz buyurur ki:<br />
<strong>“Sen dünyada Bana şu şekilde dua etmiştin. Ben onu kabul etmemiştim. İşte o duana karşılık bunları verdim.”</strong><br />
Bunun üzerine kul sevinçle:<br />
<strong>“Yâ Rabbi! Keşke dünyada hiçbir duam kabul olmasaydı!” </strong>der.</p>

<p>Demek ki er ya da geç, dilimizden çıkan hatta gönlümüzden geçen dualar mutlaka karşılık bulacaktır. Yeter ki dua etmekten vazgeçmeyelim. Allah, boyun bükerek, tevazu ile yapılan; hele ki gönülde hüzün, gözde yaş varsa edilen duayı sever.</p>

<p>O, kuluna karşı sağır değildir. Bilakis Semî’dir, her şeyi işitir. O aynı zamanda Samed’dir; hiçbir şeye muhtaç değildir ama bütün kullar O’na muhtaçtır. Hâl böyle olunca, tek ihtiyaç kapımız olan Rabbimiz; çok bağışlayan, nimetleri bolca veren ve kullarına lütfuyla muamele edendir. Dolayısıyla kul, Rabbinden istemekten asla vazgeçmemelidir.</p>

<p>Duanın makbul olduğu zamanlar:<br />
Hüzünlü anlarda<br />
Yağmur yağarken<br />
Oruç açmadan önce<br />
Seher vakitlerinde<br />
Cuma günü<br />
Misafirlikte iken<br />
Hastalık hâlinde<br />
Namaz sonlarında<br />
Duası Makbul Kimseler<br />
Anne ve baba (özellikle babanın duası)<br />
Hocanın talebesine duası<br />
Misafirin duası<br />
Hastanın duası<br />
Bir Müslümanın, din kardeşine gıyabında yaptığı dua<br />
Mazlumun duası<br />
Yolcunun duası<br />
Peygamber Efendimiz (sav), mazlumun duası ile Allah arasında perde olmadığını bildirmiştir.<br />
Dua da beddua da ok gibidir; hedefini bulur. Bu hem müjde hem de uyarıdır. Ağızdan çıkana dikkat etmek gerekir; söylenen söz dönüp sahibini de bulabilir.</p>

<p>Allah Teâlâ buyurur:<br />
“Kullarım Sana Beni sorarlarsa, de ki: Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiklerinde dua edenin duasına mutlaka icabet ederim.”<br />
Bu, ilahî bir vaattir ve Allah vaadinden dönmez.<br />
Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurur:<br />
<strong>“Dua ederken çekinmeyin, bol bol isteyin. Çünkü istediğiniz hiçbir şey Allah’a zor gelmez.”</strong></p>

<p>Dua ederken dikkat edilmesi gerekenler:<br />
Dua ederken kesin bir dil kullanılmalı;<br />
“Eğer istersen ver” yerine “Yâ Rabbi, bana ver” denmelidir.<br />
Aşırı, gereksiz ve hikmetsiz isteklerden kaçınılmalıdır.<br />
En güzeli, her şeyin hayırlısını istemektir. Çünkü bize hayır gibi görünen şer, şer gibi görünen ise hayır olabilir.<br />
Nitekim Rabbimiz buyurur:<br />
<strong>“İnsan, hayrı ister gibi şerri de ister.”</strong> (İsra/11)<br />
Bazen bir şey için çok dua ederiz; fakat gerçekleşmeyince üzülürüz. Sonra öyle hâller yaşarız ki: “İyi ki o duam kabul olmamış!” deriz.<br />
Özellikle evlilik, mal ve evlat konusunda sadece “hayırlısı” demek en güvenli yoldur.</p>

<p>Kur’an’da bizim için öğretilen pek çok dua vardır. “Rabbena…” diye başlayan dualar bunlardandır.<br />
Örneğin: <strong>“Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle birlikte al.”</strong> (Âl-i İmran /193)</p>

<p>Peygamber Efendimizin duaları da çok kapsamlıdır:<br />
<strong>“Allah’ım! Senden sağlık, afiyet, emanete riayet, iffet, güzel ahlâk ve kadere rıza diliyorum.”</strong><br />
Sahabeden İbn Mes’ud’un (ra) duası da şöyledir:<br />
“Allah’ım! Senden sarsılmaz bir iman, tükenmez nimet, kesintisiz rızık ve cennetin en güzel yerinde Peygamberine komşu olmayı isterim.”</p>

<p>O buna layıktı ama biz de ümitle isteyebiliriz. Çünkü hiçbir şey Allah’a zor değildir.</p>

<p>Rahmeti sonsuz, merhameti sınırsız olan Rabbim; hayra vesile olacak dualarımızı kabul, hayallerimizi hayırlısıyla nasip eyle. Âmin.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//dua-ibadeti/1035/</link>
<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ya Epstein Müslüman Olsaydı?</title>
<description><![CDATA[<p>Geçmişi çok önceye dayanan, daha önce “Pizza Gate” ismiyle gündeme gelen “şer adası” skandalı şimdi yeniden gündeme geldi. Büyük ihtimalle şer çetesinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklar sebebiyle bu skandal patlamıştır. Ancak öyle görünüyor ki, yıllar içinde bu bataklığa çekilen birçok devlet adamı, siyasetçi, uluslararası şirketler ve dünyada söz sahibi birçok insan rehin alınmış durumdadır. Bu sebeple de toplu bir temizlik gündemde bile değil. Büyük ihtimalle bir müddet etrafında dönüp dünya halklarının öfke gazlarını aldıktan sonra işi kapacaklardır.</p>

<p>Bu olay daha önce “Pizza Gate” skandalı olarak patladığında konuyla ilgili birçok yazı yazmıştım. Sonraki dönemlerde de defalarca yazılar yazdım. Ancak bizim sesimiz duyulacak kadar gür olmadığından pek bir netice olmadı. Şu andaki gündeme gelişi daha farklı olduğundan işin üzerine yeterince gidilirse zalimlerden kısmi olarak hesap sorulması gibi bir sonuç alınabilir.</p>

<p>Şimdi bir düşünelim. Eğer Epstein Müslüman olsaydı; dünya böyle sessiz kalır mıydı? İslam’a fobiayı köpürtmek için tüm medya aydınlar sanatçılar koro halinde bağırırlardı. İslam terör ve tüm Müslümanlar terörist ilan edilirdi. Bununla da kalınmaz, 11 Eylül bahanesi gibi bağlantılı tüm İslam ülkeleri işgal edilirdi. Ama şimdi batının neredeyse tüm ülkelerinde idareciler, sanatçılar zenginler gırtlaklarına kadar bu pisliğe bulaşmış ama hareket yok. Şimdi bu cürüm yerde mi kalacak. Nasıl olsa Epstein öldü cezasını çekti deyip geçecek miyiz?</p>

<p>Dünyayı sarsan Epstein skandalı, sadece bir suç dosyası değil; aynı zamanda küresel ahlâkın, medyanın ve siyasetin çifte standartlarını gözler önüne seren bir turnusol kâğıdıdır. Çocuk istismarı, insan ticareti ve güç–para ilişkileriyle örülü bu karanlık ağ, yıllarca dünyanın en güçlü çevreleriyle iç içe yaşadı. Peki, şu soruyu sormadan geçebilir miyiz: Epstein Müslüman olsaydı dünya yine bu kadar sessiz mi kalırdı?</p>

<p>Bugün varsayımsal bir senaryo düşünelim. Eğer böylesi korkunç suçlarla anılan bir isim Müslüman kimliğiyle öne çıksaydı, muhtemelen küresel medya günlerce değil aylarca “İslam ve şiddet” başlıkları atardı. Stüdyolar dolup taşar, yorumcular İslam’ı tartışmaya açar, bir kişinin suçu milyonlara, tüm İslam ümmetine mal edilirdi. Akademisyenler, sanatçılar ve kanaat önderleri koro halinde açıklamalar yapar; “radikalleşme”, “dini motivasyon” ve “küresel güvenlik tehdidi” gibi kavramlar gündemin merkezine yerleşirdi. Daha önce de benzer olaylarda görüldüğü gibi, bireysel suçların tüm bir inanç topluluğuna fatura edildiği örnekler hafızalardadır.</p>

<p>Ne yazık ki, Epstein dosyasında tablo farklı. Batı’nın en güçlü siyasetçileri, milyarderleri, sanat dünyasının parlak isimleri bu skandalın çevresinde anıldı. Uçuş listeleri, gizli buluşmalar, yıllarca süren suskunluk… Bütün bunlar kamuoyuna yansıdı; ancak beklenen ölçekte bir hesaplaşma ve sorumlulardan hesap sorulması hala gündemde değil. Büyük medya kuruluşlarının dili çoğu zaman temkinli; bazı çevreler ise konunun üzerine gitmekte isteksiz. Bu durum, “güç sahipleri söz konusu olunca adalet yavaşlar mı?” sorusunu kaçınılmaz kılıyor.</p>

<p>Elbette hiçbir suç, failin dini veya etnik kimliği üzerinden genellenemez. Bir insanın suçu, milyarlarca insanın inancına mal edilemez. Ancak sorun tam da burada başlıyor: Dünyanın bazı kesimleri söz konusu olduğunda bireysel sorumluluk vurgulanırken, Müslümanlar söz konusu olduğunda kolektif suçlama refleksi devreye giriyor. İşte eleştirilmesi gereken çifte standart budur. “Güçlünün adaleti” değil “adaletin gücü” öne alınmalıdır.</p>

<p>Şimdi asıl meseleye gelelim: Bu cürüm yerde mi kalacak? Bu vahşi, vampir güruhundan hesap sorulmayacak mı? Epstein’in ölümüyle dosyanın kapanması, mağdurlar için gerçek bir adalet anlamına gelir mi? Yoksa sistem, güçlü bağlantıları olanları koruyarak “fail öldü, konu kapandı” rahatlığına mı sığınacak? Hukukun evrensel ilkesi nettir: Suç ağı varsa, sorumluların tamamı ortaya çıkarılıp cezalandırılmalı; mağdurların sesi bastırılmamalıdır.</p>

<p>Bugün dünya kamuoyu için en büyük sınav, failin kimliği değil adaletin kendisidir. Eğer gerçekten evrensel değerlerden söz ediyorsak, güç ve servet sahibi kim olursa olsun hesap vermelidir. Aksi hâlde “adalet” sadece zayıflara işleyen bir mekanizma, güçlüler için ise aşılması kolay bir formaliteye dönüşür.</p>

<p>Sonuç olarak mesele yalnızca Epstein değil; küresel vicdanın samimiyetidir. Dünya, suçun karşısında failin kimliğine göre değil, işlenen zulmün büyüklüğüne göre tavır almadıkça bu tartışmalar bitmeyecektir. Adalet, kimliklere göre değişen bir refleks değil; herkes için aynı ölçüde işleyen bir ilke olmalıdır. Ancak o zaman mağdurların yarası sarılabilir ve insanlık gerçekten “sessiz kalmadı” denilebilir.</p>

<p>Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//ya-epstein-musluman-olsaydi/1034/</link>
<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 15:58:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KADINI VE  ÇOCUĞU KATLEDİLEN BİR ÜLKE OLDUK</title>
<description><![CDATA[<p>Günümüzün magazin sorunu haline gelen kadın ve bebek cinayetleri, her türlü kirliliğe hürriyet tanıyan kutsanmış demokrasi anlayışının çarpıklığıdır.</p>

<p>Bu Antik Yunan tezgahından düzgünü çıkmaz.</p>

<p>Cumhuriyeti ithal mantığı ile kuranlar öyle istemişlerdi öyle oldu.</p>

<p>Kimse kimsenin özel yaşantısına karışamayacakmış.</p>

<p>Karışmıyor amma ortalık karışıyor…</p>

<p>Karnındaki çocuk ona ait değil mi? İsterse doğurur, isterse çöpe atar!</p>

<p>Gazze de çocukları diri diri toprağa gömen İsrail vahşeti neyse çöplüklere atılan, tandırlarda yakılan  bebeklerin dramı da aynıdır.</p>

<p>Vahşetin milliyeti olmaz.</p>

<p>…</p>

<p>Beynimize laiklik çivisi saplanınca mahremi ayıbı kalmayan bir toplum olduk.</p>

<p>Yüzsüzlük pirim ediyor.</p>

<p>Evlenme çağındaki kız ve erkekler Bekâr Evlerinde bir arada kaldıkları halde  soran eden yok. Hoş görülü çağdaş anaları babalar salmışlar ortalığa.</p>

<p> Ankara’da Bahçelievler’e yakın oturuyorum. Hacettepe, ODTÜ, Bilkent de okuyan öğrencilerin yoğun olduğu bir semt. Bazıları  arkadaş diye aynı evlerde kalınca demokrasinin kirliliğe tanımış olduğu hürriyeti yaşamış oluyorlar.</p>

<p>Kuralına göre, bekar da olsa evli de olsa yedekte  sevgilisi olacak..</p>

<p>Televizyon ekranlarındaki sorumsuz aile dizilerini de işin içine katarsak giderek tolumun ar damarının yırtılmakta olduğunu  görürüz.</p>

<p>Kirli çamaşırlar ortalıklarda, sevgi saygı diye bir şey kalmadı.</p>

<p>Karı koca karşı karşıya.</p>

<p>Anne baba evlat karşı karşıya…</p>

<p>Sevgililerin yüzleşmesi…</p>

<p>Sanat desen sanat değil, bilim desen bilim değil. Çağdaşlık adı altında karanlık bir odağın aile yapısına yönelik saldırısı.  Bakın işte böyle oluyor, siz de yapabilirsiniz.</p>

<p>Dürtü, teşvik, kışkırtma, özendirme.</p>

<p>…</p>

<p>Gayrimeşruluk geçerli günah işlemek moda..</p>

<p>Eski sevgili yeni sevgili adı altında öldürülen kadın sayısı  yıllara göre:</p>

<p>2021'de 280, 2022'de 334, 2023'te 315,. 2024 yılında 394,  2025 yılında 391.</p>

<p>Bu acı yaraya bakan yok karışan yok.</p>

<p><strong>RTÜK</strong> denilen kurumun da gözü arizalı, kulağı sağır, görmüyor duymuyor.</p>

<p>Benim zamanımda  Ankara’da tek bir aile mahkemesi(Asliye hukuk) varken şu anda otuz bir oldu, Hakimler yine de yetiştiremiyorlar.</p>

<p>Manevi derinliği olmayan evlilikler  pamuk ipliği ile tutturulmuş, çoğunun yedek sevgilisi var ya,  en ufak bir tartışmada, haydı boşanalım. Vahim olan, boşanmalar genelde cinayetle sonuçlanıyor, ortada kalan çocuklar geleceğin en büyük sorunu.</p>

<p>…</p>

<p><strong>1976 </strong>özentinin tırmanmaya başladığı yıllar.</p>

<p>Adalet Bakanlığı’nın tıkanan giderlerini ne yaptıysak açamıyorduk.. Görev icabı sorumluluk benim üzerimdeydi.  Zorunlu olarak  lavaboları, tuvaletleri, yemekhaneyi kapatınca bakan dahil tuvalet ihtiyacı yakındaki Yargıtay binasından gideriliyordu. Bakanlığın ana akarına yol üzerindeki lagardan girmek zorunda kalmıştık. Çetin bir işti. Cumartesi iş makinelerini yığmıştım oraya. Cadde üzerindeki lagarın beton kapağını kaldırınca ne görelim,  suyun üzerinde kedi yavrusu büyüklüğünde yüzen çocuk cesetleri. Hukuk diliyle ceninler. Az da değildi, doğurmuşlar tuvaletlere atmışlar. Ziyaretime gelen zamanın Ankara suçüstü savcısı rahmetli Mehmet İçağasıoğlu’na konuyu söylediğimde yüzünü ekşiterek, “Aman ben duymamış olayım, soruşturmaya girişirsem yer yerinden oynar” demişti. Açtığımız ana lagara Yargıtay, Başbakanlık, Milli Eğitim Bakanlığı kanalları bağlıydı. Çoklarının hanımı kızı o kurumlarda çalıştığı için zan şüphe uyandırmasın diye kimselere duyurmadan kapatınca bir devre mahsus günah çükürü kaynadı gitti..</p>

<p>Aradan kaç yıl geçti bugün gayri meşruluk hat safhada.</p>

<p>Ne diyorlar? Bu yaşantımızı Atatürk’e borçluyuz.</p>

<p>Onun çağdaş eseri.</p>

<p>Yunan’ı patates çuvalları gibi denize dökünce kazanımlarımız!</p>

<p>…</p>

<p>Daha yeni…</p>

<p>Isparta’da orta okulun tuvaletlerine kamera yerleştiren okul müdürü görevden alınmış. .Demek oluyor ki bir şeyler bilmiş olan müdür takip için tuvaletlere kamera yerleştirmiş. Çocuklar orta okul seviyesinde, tuvaletlerinde kamaralar.</p>

<p>Fransa da hastalık yayılmasın diye lise çağındakilerin tuvaletlerine bakanlık prezervatif koyuyormuş. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron uygulamayı, "Bu küçük bir korunma devrimi" şeklinde açıkladı.</p>

<p>O gavur aklı ya bizim aklımız!</p>

<p>Kemalizm’in taklit   ettiği ülke Fransa.</p>

<p>Böyle giderse ondan da beter olur muyuz diye düşünüyorum.</p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//kadini-ve-cocugu-katledilen-bir-ulke-olduk/1033/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BATI ŞAKLABANLARI</title>
<description><![CDATA[<p>Gelişmiş dünyânın, müthiş medeniyetine sâhip  Batı entelektüellleri.</p>

<p>Preh preh preh.</p>

<p>    Şu mecrada öyle entelektüel fikir sâhipleri gördüm ki; onları okudukça çıldırıyorum.<br />
Kahkaha mı atsam? Kafamı mı duvara vursam? Sinir krizi geçirip sağa, sola mı saldırsam bilemiyorum.</p>

<p>    O şapkalı beyfendiler, Filistin'de Hamas kendi nâmûslarını koruyunca terör derler, Afganistan Taliban emperyalistlere karşı cihâd ederken terör, Suriye'de Şara Esad zâlimini devirince ABD uşağı, Mısır'da İhvan Sisi'ye karşı durunca fitne ehli diyorlar.<br />
Burunları kıvırıp "ayol bu Pakistanlılarda pek bir kirli " diyenlerde onlar.<br />
"Efendim orta doğu eskiçağ gericiliğinde" diyenler de onlar.<br />
     Sonra tıpkı bir tilki gibi Müslüman halkların açığını arayan buldukları en ufak şeyde "gördünüz mü bak" diye yaygarayı koparan da onlar.</p>

<p>     Kabûl binlerce hataları var, oturup islâmi esaslar üzerine bunu münazara edebiliriz, lâkin yok efendim yok onların derdi başka.<br />
 <br />
  Çok uzak değil şu sosyal medyada sürü ile deng geliyorum.<br />
Mamafi "Batı çocukların kanını emer, siyonizme hizmet eder, ufacık kızlara tecavüz eder, insan etini yer, insan eti kokar, kanını emer kendilerinde ses yok.</p>

<p>Sizi gidi sizi ne olduğu belli olmayan sözde entelektüel, akademisyenler sizi...<br />
Sizi gidi sizi edebiyatçılar sizi.</p>

<p>   Ama bildim sizin sorununuz "Müslümanız demenize rağmen İslam iledir".<br />
Kininizde boğulun.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//bati-saklabanlari/1032/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Epstein Dosyası Ve İslam</title>
<description><![CDATA[<p>Evvela şunu vurgulamak istiyorum. Uhrevi ve dünyevi tüm meselelerimize Müslümanca bakmak zorundayız. İslam’ın bak dediği yerde durmamız, yürü dediği sokaklarda yürümemiz bir zorunluluktur. Olayları sahip olduğumuz dinimize göre tahlil etmeyi bilmiş olsaydık, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yanlışlığını veya doğruluğunu bu minvalde ortaya koymamız dini bir zorunluluktur. <br />
Ancak hiç şaşmadığımız; ABD, Avrupa ve özellikle de İsrail ile ilgili iş ve işlemlere tam anlamıyla birer Avrupalı (İngiliz) gözüyle bakmayı sürdürüyor olmamız en büyük handikapımızdır. Önümüze sürülen olaylara İngiliz aklıyla bir değerlendirme yapmak medeniyet olarak lanse edildi bize. Haliyle ulaştığımız sonuçlar da hep yanlış çıkıyor, elde ettiğimiz bulguların tamamı bizi yansıtmıyor. Hem biz; bize benzemiyoruz hem bize ait argümanları kullanmıyoruz hem de İslam’ın bak dediği yerde duramıyoruz.</p>

<p>Uhrevi ve dünyevi tüm sorunlarımızın temelinde iman gibi son derece önemli ve manidar bir meselenin yattığını söylersem kimseler kızmasın bana, ne alakası var diyerek de yırtınmasın. Şayet bizler iman konusunu Yüce Allah’ın istediği gibi yüreğimize yerleştirebilseydik, imanın gereklerini olması gereken vechiyle sürdürebilseydik yeryüzünde var olan sorunların ekseriyeti ortadan kalkacaktı. Fitne kalkıncaya kadar savaşması gereken bizler, fitneye adapte oluncaya hatta savununcaya kadar bağlandık Siyonist Yahudilere ve dinsiz İngilizlere. Eksen kayması bizi değiştirmekle ve dönüştürmekle kalmadı olmadık yerlere savrulduk. Kur’an’dan uzaklaşınca olayları olması gereken veçhiyle değerlendiremez, olması gereken sonuçlara ulaşamaz olduk. İmanımız bize; fikirlerimiz ile düşüncelerimiz ile söylem ve eylemlerimiz ile Kur’an’ın önüne geçilmemesi gerektiğini öğütlerken Kur’an’ı yok saymaya, indirilmemiş gibi bir bütün olarak davranmaya evrildik. Kur’an her konuda olduğu gibi fikir, düşünce, söylem ve eylem konusunda da önümüzde bulunmalıydı, önünüzde yürümeliydi. Her olayda olduğu gibi bu Epstein meselesine de Kur’an çerçevesinde bakmamız gerektiğini bilmemiz gerekiyordu. </p>

<p>Her konuda olduğu gibi bu Epstein dosyasına da Kur’an gözlüğü ile bakamadık. Hristiyan âleminin baktığı pencere ile yetinmeye, Siyonist Yahudilerin açtıkları kapıdan bakmaya, ateistlerin elimize tutuşturdukları ip ile tutunmaya çalıştık. Hatta ABD’ye, Yüce Allah’ın bildirdiği ayetlerden daha fazla değer vermeye başladık. İşte o zaman hem İslam âleminde hem de dünya sathında işler ters gitmeye başladı. Karamsar bir tablo çizmek istemiyorum ama etrafınıza Kur’an gözlüğü ile bakın, düzgün giden bir işin var olduğunu göremezsiniz.<br />
İnsanlarımızın her işte olduğu gibi Hristiyanlara özellikle de Siyonist Yahudilere Kur’an’ın gözüyle bakmaları gerekiyor. Müslümanlar, İslam gözüyle bakmayı başarabilseler, söz konusu bu milletlerin ne mel’em insanlar olduklarını anlamakla kalmayacak İslam medeniyetinin ne kadar üstün, eşsiz ve mükemmel bir medeniyet olduğunun da farkına varmış olacaklardır.</p>

<p>“Jeffrey Edward Epstein” dosyaları birbir açılıyor. Açıldıkça da hayrete düşüyor insan. Dünya çapında üst düzey yöneticilerinin sergiledikleri ahlaksızlıklar pazara çıkarılıyor. Bu ahlaksızlıklar dünya düzenini ellerinde tutmak için koz olarak kullanılıyor. Kirli ve ahlaksız insanların kirli çamaşırları dünya sahnesinde savaşlara yol açtığını da söyleyebiliriz.</p>

<p>Bunlar bu dünyada açılan dosyalardan sadece birkaçı. Bir de ahiret gününde açılacak her bir insana ait dosyaları getirin gözlerinizin önüne. Her insana ait dosyaların açıldığını, gizli kapaklı bir saniyesinin bile kalmadığının görüldüğünde yer yerinden oynar, öyle değil mi? Hem de iyi kötü, küçük büyük, gizli açık, gece gündüz demeden her şeyi yazan bir defterden bahsediyorum. “Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf/49)<br />
Şeytan eskiden işlerini kendisi yürütürdü. Ancak modern ve medeni(!) dünyada şeytan; kul ve köle edindiği kişiler aracılığıyla işlerini halletmeye çalışıyor. Epstein dosyasına baktığımız vakit şeytanın artık ihale usulü ile çalıştığını görememek kör olmanın en büyük göstergesi olacaktır.</p>

<p>Şeytan’dan ihale alan insanlar ve devletler; onu taşeron yapmışlar, bunu kukla olarak kullanmışlar, şuna para, silah ve her türlü lojistik destek vermişler, bunları da kul köle olarak örgüt süsü vererek yıllar boyu başımıza salmışlar… Sonra da ayak, ayak üstüne atarak “Ortadoğu’da (dünyada) kan niye dinmiyor.” diye ortalığı vaveylaya veriyorlar. Tam manasıyla şeytanlık bir iş…</p>

<p>Daha kötüsü nedir biliyor musunuz? Yakasını bunlara kaptıran, insanlıktan çıkmış bu şeytanlara kul köle olan kişilerin, dünya arenasında yürüyen düzenin ve intizamın olmayışından yakınıyor olmaları da son derece manidar olduğunu söyleyebilirim. Dünya düzenini önce bozacaklar, ifsada uğratacaklar, kan ve gözyaşıyla sulayacaklar ki kendi düzenlerini sürdürebilsinler, kendi borazanlarını öttürebilsinler. Unutmayın her çeşit pislik, pis yerlerde, pis insanların eliyle hayat buluyor.  </p>

<p>Şahsen Epstein projesi İsrail’in bir numaralı projesi olduğunu söyleyebilirim. Çünkü yeryüzünde insanlıktan çıkmış, şeytanların tüm ihalelerini alarak liderliğe oynayan, her taşın altına koydukları pisliğin yegane sahibi Siyonist Yahudilerden başka bir insan topluluğunun olduğunu bilmiyorum. Bu pislik adamlar, bugünü düzenlerlerken yarının planlarını da beraberinde çizdiklerini söyleyebilirim. </p>

<p>İlerleyen zamanlarda işlerinin düşme ihtimali olduğunu bildikleri insanların başına bugünden bir çorap örmeye başlıyorlar. (Bu konuda Deniz Baykal’ı da düşünmedim değil) O yüzden Siyonist ve Sapkın Yahudiler, kişileri önce tuzaklarına düşürüyorlar sonra da destek vererek her alanda olduğu gibi devletlerin yönetim makamlarında da yükselmelerine yardımcı olmak adına maddi desteği esirgemiyorlar. Dünya arenasında meşhur olan ve devletlerin üst düzey makamlarına getirilen kişilere dikkatle bakın, Siyonist ve Sapkın Yahudilere göbekten bağlı olduklarını hemen fark edeceksiniz. Bu vesileyle pisliğe bulaşmış pislik kişiler, Sapkın Yahudilere yok diyebilecek gücü kendilerinde bulamıyorlar. Her türlü gayr- İslami ve gayr-i insani isteğe hemen evet diyorlar.<br />
Şunu asla unutmayın! Dünyanın neresinde olursa olsun ortaya çıkan bir pisliğin altında mutlaka Siyonist bir Yahudi ya da onlara destek veren bir İngiliz’in olacağını gözden ırak tutmayın. Hatırlarsanız iki yıl önce NewYork’ta bir Sinagog’un altından foseptik çukurunu andıran tüneller haber bültenlerine yansımıştı. Burada her türlü pislik ayyuka çıkmıştı. Cinayetten fuhuşa, çocuk pedofilinden her türlü ahlaksızlığa kadar enva-i çeşit pislik akıyordu. Pisliğin üstü kısa sürede örtüldü. Sinagog ile ilgili olarak hiç kimse yargılanmadı hiç kimse idama da mâhkum edilmedi. Çünkü pis kokan bu foseptik tünellerin tamamı Sinagog’a çıkıyor ve bu pislikler ile ayakta duruyordu. Pislik üzere kurulmuş olan bu Sinagoga göbek bağıyla bağlı olan kurumlar bu suçlar ile ilgili her hangi bir yargılama yapmadıklarını, açtıkları dosyaları hemen kapattıklarını biliyorum.</p>

<p>Bu tünellerin işlevi ile Jeffrey Epstein aynı işin sağlı sollu, geceli gündüzlü görevlileri olduğunu düşünüyorum. Unutmayın, her foseptik pisliğin altında mutlaka Siyonist Yahudilerin inşa ettiği bir Sinagog vardır.<br />
Tuvalet logarları bile bu Epstein pislikleri kadar pis ve tiksindirici koktuğunu, burun direklerini kırdığını söyleyemem.</p>

<p>Hemen şunu da vurgulamak durumundayım. Dünyanın her tarafında İslam’a göre yaşam sürdürmeye çalışan Müslümanların tamamının tertemiz insanlar olduğunu söyleyebilirim. Kur’an ile yol yürümek isteyen insanların (Sinagog ve Epstein gibi) pislik çukurlarına düşeceklerini hiç sanmıyorum. Şayet Epstein vak'ası halkı Müslüman olan bir ülkede, Müslümanlar eliyle vuku bulmuş olsaydı başta ABD ve İsrail olmak üzere medeni(!) geçinen ülkelerin tamamı demokrasiyi transfer etmek üzere çoktan harekete geçtiklerine şahitlik edecektik. Ancak söz konusu Siyonist Yahudilerin işledikleri pislikler olunca herkes lal, herkes kör ve herkes sağır kesiliyor.  <br />
Bağlandıkları ve sığındıkları tek argüman demokrasi. Şayet demokrasi, söylediklerine göre bu kadar iyi ve mükemmel olsaydı evvela kendi ülkelerinde ithal etmeleri ve ellerinden geldiği oranda uygulamaları gerektiğini düşünüyorum. Kendi ülkelerinde uygulamadıklarına göre söyledikleri gibi iyi olduğunu söyleyemem. Peki, yok mu ABD ve İsrail’e demokrasi götürecek bir insan, bir ülke?</p>

<p>Söz konusu İslam ve Müslümanlar olunca kırmızı görmüş boğaya dönen bir güruh var Dünya arenasında. Bu güruh şeytan başına... Kendilerini temize çıkarmak adına İslam’ı kötülemek, Müslümanları kötü göstermek, Kur’an’ı yok saymak, şeytanlaşmak ve şaytan gibi davranmaları gerekiyor. Bunun için de ellerinden gelenini ardına koymuyorlar. Kurdukları pislik düzenlerini sürdürmek için de başta yalan olmak üzere iftira, hile, şeytanlık, karalama, entrika, sahtekârlık, kurnazlık, desise, dalavere, düzenbazlık ve şarlatanlık gibi iş ve işlemleri çerez olarak kullanıyorlar. </p>

<p>Boğazına kadar pisliğe batmış bu insanların pisliğe bulaşmak istemeyen Müslümanlara karşı kullandıkları bir sözü, takındıkları bir tavrı Yüce Kitabımız şöyle dile getirdiğini buyurun beraber okuyalım; “Kavminin cevabı ise sadece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu.” (A'râf/82)</p>

<p>Son olarak şunu söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum. Yapılanlar bize bir kez daha Dünya’nın İslam’a muhtaç olduğunu öğretmiş oldu.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//epstein-dosyasi-ve-islam/1031/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GÖRÜNMEYENİN HESABI: İHLAS VE İHSAN</title>
<description><![CDATA[<p><strong>Allah İçin Yapılanın Gölgesi Olmaz</strong></p>

<p><strong>İslam, şekiller dini değildir; niyetlerin ve kalplerin dinidir</strong>. Amelin değeri, büyüklüğünde değil; kimin için ve nasıl yapıldığındadır. <strong>Nice küçük işler vardır ki ihlasla yapılınca dağları aşar; nice büyük işler vardır ki riyaya bulaşınca bir tüy kadar bile gelmez.</strong> İşte bu yüzden <strong>Kur’an ve Sünnet, bizi sürekli iki kavrama çağırır: İhlas ve ihsan.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>İhlas: Amelin Kalbi</strong></p>

<p>İhlas, yapılan her işi <strong>yalnızca Allah rızası için yapmaktır.</strong> Ne alkış, ne takdir, ne menfaat…</p>

<p>Kur’an bu hakikati net bir şekilde bildirir: <strong>“Oysa onlara, dini yalnızca Allah’a has kılarak O’na kulluk etmeleri emredilmişti.”</strong> (Beyyine, 5)</p>

<p>Bir başka ayette ise niyetin yönü belirlenir: <strong>“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” </strong>(En‘âm, 162)</p>

<p>Bu ayet, <strong>ihlasın yalnız ibadette değil; hayatın tamamında olması gerektiğini öğretir.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Hadislerde İhlas: Amelin Ölçüsü</strong></p>

<p>Resûlullah (sav), İslam’ın terazisini ilk cümlede kurmuştur: <strong>“Ameller niyetlere göredir.”</strong> (Buhârî, Müslim) Bu hadis, <strong>tüm amellerin kaderini belirleyen bir anahtardır</strong>. Aynı amel, birini <strong>Allah’a yaklaştırırken</strong>, diğerini <strong>helake sürükleyebilir</strong>. Farkı belirleyen şey <strong>niyettir.</strong></p>

<p>Bir başka hadiste ise riyanın tehlikesi açıkça uyarılır:</p>

<p><strong>“Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir.”</strong>Sahabe sorar: <strong>“Küçük şirk</strong> nedir?”<strong> “Riyadır.” </strong>(Ahmed b. Hanbel)</p>

<p> </p>

<p><strong>İhsan: Allah’ı Görüyormuşçasına Yaşamak</strong></p>

<p><strong>İhsan, imanın zirvesidir.</strong> Cibril Hadisi’nde Resûlullah (sav),  ihsanı şöyle tanımlar: <strong>“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” </strong>(Müslim)</p>

<p><strong>İhsan, sadece namazda değil; alışverişte, ailede, sokakta, yalnızlıkta da Allah’ın huzurunda olma bilinciyle yaşamaktır</strong>. İhsan sahibi kul, <strong>kimse görmese bile doğru olandır.</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Sahabenin Hayatında İhlas ve İhsan</strong></p>

<p><strong>Hz. Ebû Bekir</strong> (r.a.), gizlice sadaka verir, kimse bilmesin isterdi. Bir gün, yardım ettiği kişinin kör bir dilenci olduğu anlaşılmıştı. <strong>Kendisine “Niçin gizliyorsun?”</strong> denildiğinde şu cevabı vermişti:<strong>“Sağ elim verdiğini sol elim bilmesin diye.”</strong></p>

<p><strong>Hz. Ömer</strong> (r.a.), geceleri sırtında un çuvallarıyla fakirlerin kapısını çalar, kendini tanıtmazdı. Ona “<strong>Bu yük sana ağır değil mi?”</strong> dendiğinde şu sözü söylemişti: <strong>“Beni kıyamet günü taşıyacak olan bu yüktür.”</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Âlimlerin Diliyle İhlas</strong></p>

<p><strong>Hasan-ı Basrî</strong> rahimehullah der ki: <strong>“İhlas, amelin korunmasıdır; riya ise onun felaketidir.”</strong></p>

<p><strong>İmam Gazâlî</strong>, ihlası şöyle tarif eder: <strong>“İhlas, kulun Allah’tan başka hiçbir şeyi hedeflememesidir. Cennet bile olsa…”</strong></p>

<p><strong>Cüneyd-i Bağdâdî’ye</strong> ihlas sorulduğunda şu veciz cevabı verir: <strong>“İhlas, kul ile Rabbi arasında bir sırdır; ne melek bilir yazar, ne şeytan bilir bozar.”</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Çağımıza Seslenen Bir Hakikat</strong></p>

<p><strong>Bugün en büyük tehlikelerden biri, hayrın gösteriye dönüşmesidir</strong>. Paylaşılan iyilikler, sergilenen ibadetler, alkış bekleyen fedakârlıklar… <strong>Oysa ihlas, sessizdir. İhsan, reklamsızdır. Allah için yapılan iş, etiket taşımaz.</strong></p>

<p>Mevlânâ bu hakikati ne güzel özetler: <strong>“Gösteriş için yapılan ibadet, saman çöpü gibidir; ihlasla yapılan ise altın.”</strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Sonuç: Kalbi Düzeltmeden Yol Düzelmez</strong></p>

<p><strong>İhlas ve ihsan, imanın süsü değil; bel kemiğidir.</strong> Kalp düzelmeden amel düzelmez. Niyet temizlenmeden yol açılmaz. Rabbimiz bizden çok iş değil; sahih niyet ister.</p>

<p>Bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: <strong>“Bunu gerçekten Allah için mi yapıyorum?”</strong></p>

<p><strong>DUA</strong></p>

<p><strong>Allah’ım!</strong></p>

<p>Kalplerimizi ihlasla arındır, amellerimizi riyanın gölgesinden koru.</p>

<p>Bizi, seni görüyormuşçasına yaşayan ihsan ehli kullarından eyle. Âmin</p>

<p> </p>

<p><strong>Ya Rabbi!</strong></p>

<p>Az amelimizi samimiyetle bereketlendir,</p>

<p>Çok amelimizi gösterişle heba etme.</p>

<p>Bizi insanların değil, Senin rızanın peşinde koşturanlardan eyle.</p>

<p>Son nefesimizi ihlasla, Hesabımızı ihsanla, Buluşmamızı cemalinle nasip eyle Allah’ım. Âmin.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//gorunmeyenin-hesabi-ihlas-ve-ihsan/1030/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şubat ayı, Şehitlerin Ayı</title>
<description><![CDATA[<p>Takvimde Şubat ayı yılın en kısa ayıdır. Ama bizim hafızamızda en uzun cümleler bu ayda kurulmuştur.</p>

<p>Şubat, sadece soğuğun arttığı, zemheri soğukların olduğu bir zaman dilimi değildir. Bu ay, fikrin bedelinin hatırlatıldığı bir aydır. Aynı çağrının farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ama aynı bedelle yankılandığı bir zaman dilimi…</p>

<p>Şubat ayı demek, Hasan El Benna, Seyit Kutup, Şeyh Şamil demektir. Şubat ayı demek, İskilipli Atıf hoca, Necmettin Erbakan, Metin Yüksel demektir.</p>

<p><strong>Hasan</strong> <strong>el</strong>-<strong>Benna</strong>, İslâm’ın hayattan sürülmesine razı olmadı. Teşkilat kurdu ama asıl tehlikeli olan bu değildi. O, Müslümanlara yeniden “ayağa kalkmayı” hatırlattı. Bu yüzden susturulmak istendi.</p>

<p><strong>Seyit</strong> <strong>Kutup</strong> kalemle başladı, darağacında tamamladı hayatı. Yazdıkları bir rejimi değil, bir zihniyeti rahatsız etti. Onu asanlar bir adamı değil, bir çağrıyı yok edeceklerini sandılar.</p>

<p><strong>Malcolm</strong> <strong>X</strong>, Amerika’nın kalbinde siyah öfkeyi İslâmî bilinçle buluşturdu. Irkçılığın ürettiği nefreti, adalet arayışına dönüştürdü. Dönüşümü, onu tehlikeli kıldı. Çünkü uyanan bir insan, silahlı bir düşmandan daha korkutucuydu.</p>

<p>Bu topraklarda <strong>Metin</strong> <strong>Yüksel</strong> vardı. Gençti, temizdi ve cesurdu. Şehadet, onunla birlikte bu coğrafyada romantik bir kavram olmaktan çıktı, gerçek ve yerli bir hakikat hâline geldi.</p>

<p>Ve bazıları şehadeti kurşunla değil, ömürle yaşadı. <strong>Mehmet</strong> <strong>Emin</strong> <strong>Saraç</strong>, ilmiyle; <strong>Necmettin</strong> <strong>Erbakan</strong>, siyasetiyle tüketildi. Hayatları boyunca yalnızlaştırılmak, itibarsızlaştırılmak istediler ama onlar  direndiler. Şehadet bazen bir anda olur, bazen bir ömür boyu sürer.</p>

<p>Şubat ayı bu yüzden şehitler ve şahitler ayıdır. Çünkü bu ayda ölenler, aslında çoktan yaşamayı göze almışlardı. Onlar için şehadet bir son değil, bir şahitlikti.</p>

<p>Asıl soru şudur;</p>

<p>Şehitlerin ardından biz neye şahitlik ediyoruz?</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//subat-ayi-sehitlerin-ayi/1029/</link>
<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>HUZURDAN HUZURSUZ OLANLAR VAR</title>
<description><![CDATA[<p>Farklı din, dil, ırk, gelenek ve hasılı tüm farklılıklara tahammül, dinimizin, insanlığımızın geleneğidir</p>

<p>Bu Türkiye sınırları içinde yaşayan biz bütün halklar; huzursuzluğa yol açmamak, şiddet olaylarının yaşanmaması için hep beraber elimizi taşın altına koymalı ve ne yapmamız gerekiyorsa yapmalıyız.</p>

<p>Hiç kimsenin huzurumuzu bozmaya, mutluluğumuza gölge düşürmeye hakkı yoktur, olmamalıdır. Dünya tarihinden günümüze kadar şiddet ve kanla beslenen güçlerin bir yere varamadığını bilmemiz lazım. Devletimizin, halkımızın huzurunu bozacak, bizi birbirimize kırdıracak, iç ve dış güçlerin, vampirlerin oyunlarına karşı uyanık olmalı ve gerekli cevabı vermeliyiz.</p>

<p>Bu ülkenin toprakları üzerinde yaşıyor ve geçimimizi bu topraklar üzerinde yapıyorsak bu vatanı, koruma ve kollamak hepimizin görevi olmalıdır.</p>

<p>Üzerinde yaşadığımız bu ülke toprakları üzerinde yaşanan olumsuz bir gelişme, maddi kriz, kan, yâda bir gözyaşı hepimizi derinden üzer ve bu üzüntü hepimizin ortak üzüntüsü olur. Buna bağlı olarak; refah düzeyi yüksek, huzur ortamının sağlandığı, olumlu gelişmeler de hepimizi sevindirir. Ve bu sevinç de hepimizin ortak sevinci olur.</p>

<p>Ülkemizin huzur ortamını bozmak isteyen, gerginliklere yol açan, ülkeyi karanlık günlere geri getirmek isteyen azınlık güçler, Allah’ın izniyle amaçlarına ulaşamayacaklar ve ulaşmak isteseler bile kendilerinin de bu karanlık günlerin içinde yer alacaklarını bilmelidirler.</p>

<p>Yıllardır birlik beraberliğimizden hoşnut olmayan parçalanıp, bölünmemizi isteyen dış güçlerin oyunlarını bozalım. Birileri devamlı çıkar ortayı alevlendirecek bir ateş parçası atar ve ortadan kaybolur. Ve bu ateş parçası her tarafa yayılır, hoş olmayan görüntüler ortaya çıkar. Bundan kim karlı çıkar? Tabii ki açık bir şekilde birlik ve beraberliğimizin bozulmasını isteyen kişiler amacına ulaşır. Bunların ekmeğine yağ sürmeyelim, oyunlarını boşa çıkaralım, sevinçleri kursağında kalsın.</p>

<p>Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:<strong> “Allah’a ve resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” </strong>Enfal  Süresi</p>

<p>Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: <strong>“Birbirinize kin tutmayın! Birbirinizi kıskanmayın! Birbirinize sırt çevirmeyin! Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.</strong></p>

<p>Şunu iyice bilmeliyiz ki; ülkemizde huzursuzluk olursa hepimiz huzursuz oluruz. Açlık olursa hepimiz aç, yurtlarımızdan olursak hepimiz oluruz. KARDEŞLİĞİN, DOSTLUĞUN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ BİR DÜNYA DİLEĞİYLE… Allah’a emanet olun.</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//huzurdan-huzursuz-olanlar-var/1028/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SUS GÖNLÜM!</title>
<description><![CDATA[<p>Sessizlik! Kalabalıklar arasında, kaosa dönüşmüş dünyanın ortasında, insanın geleceğini karartan bütün korkuların altında, neredeyse gök kubbeyi çatlatacak kadar olan gürültünün altında ezilen, bir dem sessizliğe hasret yüreklerimiz!</p>

<p>Dış dünyanın sesinin duyulmaması iç dünyamızla konuşmaya başladığımız andır. Gürültüler, dikkat dağıtan sesler, dayatılan kimlikler çekildikçe, içimizde bir yerden ses gelir. O ses bazen bir sızı, bazen bir nefes, bazen de bir çağrıdır. Bu çağrıyı duymaya başladığımızda, büyümeye başlarız.<br />
Peki nedir sessizlik?</p>

<p>Sessizlik, sadece sesin olmaması değil; iç mekânımızın yankısız kalmasıdır. Sessizlik, “olmamız”a izin verendir. Çünkü sürekli konuşan, yorumlayan, karşılaştıran bir zihin; kendi hakikatini bastırır. Sessizlikte benliğin kabuğu çatlar, öz açığa çıkar. Öz güven, öz merhamet, öz saygı ve dahi öz muhabbet bu şekilde oluşur. Artık dış seslere meydan okunmuş, iç sesle muhatap olunmuştur.<br />
Kur’an’da Hz. Meryem’e şöyle buyrulmuştur:</p>

<p><strong>“Eğer bir insana rastlarsan de ki: Ben Rahman’a oruç adadım. Artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”</strong> (Meryem, 26) Bu ayet, sadece sözsüzlüğe değil, içsel bir arınmaya davettir. Sessizlik, Rabbe yönelme farkındalığının habercisidir.</p>

<p><strong>Sus gönlüm!</strong></p>

<p>İç sesimiz, fıtratımıza kodlanmış hakikat bilgisidir. Ancak bu sesimiz anne babalarımızın beklentileriyle, toplumun bize dayattığı kimliklerle, içinde bulunduğumuz kitlenin alkışına ya da yargılarına maruz kalmakla, travma haline getirdiğimiz acı hatıralarla, bastırılmış duygularla edindiğimiz değersizlikle toprak altına gömülmüştir. Üstüne o kadar toprak atılmıştır ki adeta taştan bir duvar olmuştur. Artık o iç ses duyulmaz olur. <br />
Tüm bunlar, iç sesimizi boğan çevresel gürültülerdir. Ama iç sesimiz asla ölmez, sadece sesi kısılır. Derin bir farkındalıkla ona yeniden kulak verebiliriz. Celalettin Rumi şöyle der:</p>

<p><strong>“Kendi sesini değil, içindeki sesi dinle. Çünkü o ses Hak’tandır.”</strong></p>

<p>İçimizdeki ses hakikatin habercisidir. Nefs, yani can, ruh, tin kavramları islamın ana temalarındandır. Karıştırılmamalıdır. O halde kavramlar yerli yerince olmalıdır.<br />
Can (nefs): Bizi hayatta tutan yaşamsal güç. Nefes alan varlık. Ruh: Allah’ın insana üflediği ilahi sır. <strong>"Ve ona ruhumdan üfledim" </strong>(Sad, 72) Tin: Ruhun anlam ve yönelim katmanı, tohumdur. Tinsel varlık yani manevi farkındalık taşıyan benliktir.</p>

<p>Ben: Dünyevi algıların ve deneyimlerin toplamıdır. Ancak bu “ben” ilahi kaynağı unutursa kibirle bulanır. Oysa hakiki “ben” benliğin arkasındaki O’nun sesini duymakla, içindeki tohumuna yani fıtratına kodlanmış hakikat bilgisini, yüklenen potansiyeli ortaya çıkarmakla layık olduğu makama ulaşır. </p>

<p>Benliğin layık olduğu makama gelmesi, Hak üzere yaratılan insanın  asıl beniyle buluşmasıyla, içindeki sese kulak vermesiyledir. Bu durum bir başlangıçtır. Artık herşeyin farkında oluruz. Yüce yaratcının adıyla okuruz.Yaşanan her şeyi olduğu gibi kabul ederiz. Yaşadıklarımızı anlamlandırırız. Dönüştürür sonra da bütün parçalarımızla yan, geçmişimizle bütünleşiriz. </p>

<p>Psikolojide bu; travma iyileşmesinin temelidir. İlk özce inkar, sonra öfke, pazarlık, depresyon ve nihayet kabuldür. Kabulle birlikte dinginleşmeye geçilir. Kur’an bu dönüşümü şöyle anlatır:</p>

<p><strong>“Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön, O’ndan razı olmuş, O da senden razı olmuş olarak!”</strong> (Fecr, 27-28)</p>

<p>Ves-Selam</p>
]]></description>
<link>https://muslumandunya.com.tr/yazarlar//sus-gonlum/1027/</link>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>